KOOPERATİF KURULUŞU İÇİN GEREKLİ İŞLEMLER–KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

KOOPERATİF KURULUŞU İÇİN GEREKLİ İŞLEMLER
Bakanlığımızca, yasal formaliteleri yerine getirmiş kooperatiflerden, kuruluş için aşağıdaki belgeler istenilmektedir:
– Başvuru dilekçesi,
– En az yedi kurucu tarafından düzenlenip imzalanarak Noterce onaylanan beş adet anasözleşme,
– Bilgi formu,
– Sermayenin kurucu ortaklardan birinin adına yatırıldığını gösterir beyanın kuruluş dilekçesinde belirtilmesi,
gerekmektedir.
Bunların haricinde;
Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifleri ile Küçük Sanat Kooperatiflerinin kuruluşlarında;
– Kurucu ortakların anasözleşmelerinin ilgili maddelerinde belirtilen ortaklık şartlarını taşıdıklarını belirtir ilgili esnaf odası veya sanayi ve ticaret odaları ile vergi dairelerinden verilmiş belgelerin,
Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi kuruluşunda;
– Kurucuların taşıyıcılığı fiilen meslek edinmiş şoför esnafı olduklarına dair ilgili esnaf odasından verilmiş belge ile vergi dairelerinden verilmiş belgenin,
– Kurucuların sahip oldukları araçların İl Trafik Şubesine kayıt yaptırdıkları sicil cüzdanlarının noterden tasdikli birer suretinin,
Deniz Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi kuruluşunda;
– Motorlu taşıyıcılar kooperatifinden farklı olarak kuruculara ait deniz motorlarının, deniz trafiğine elverişli olduğuna dair ilgili Liman Müdürlüğünce verilmiş denize elverişlilik belgelerinin noter tasdikli birer suretinin,
– Kurucu ortakların limana kayıtlı olduklarına dair Liman Müdürlüğünden verilmiş belgenin,
Üretim ve Pazarlama Kooperatifi kuruluşunda;
– Kooperatif kurucularının, kooperatifin konusu ile ilgili üretimde bulunduklarına dair ilgili Ziraat Odasından ve Vergi Dairesinden verilmiş belgelerin,
Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi kuruluşunda;
– 50 esnaf ve/veya 25 sanatkar olmak üzere 75 kişiyle kurulan bu kooperatif kurucularının, esnaf ve sanatkar olduklarına dair kayıtlı oldukları oda tarafından verilmiş belge ile esnaf sicili ve vergi dairesince verilmiş esnaflık faaliyetini devam ettirdiklerine dair belge ve ilk yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında Cumhuriyet Savcılığında verilmiş olan adli sicil kaydının aranması,
gerekmektedir.

kooperatif kuruluşu örnek kooperatif kuruluşu için gerekli evraklar kooperatif kuruluşu için gerekli işlemler kooperatif kuruluşu için gerekli işlemler 2010 kooperatif kuruluşu 2014 kooperatif kuruluşu 2013 forum kooperatif kuruluşu kooperatif kuruluşu için gerekli işlemler 2009

kooperatif nedir kooperatif nasıl kurulur kooperatif muhasebesi kooperatif ana sözleşmesi kooperatif ne demek kooperatif ile ilgili kompozisyon kooperatif merkez bankası kooperatif kuruluşu

kooperatif muhasebe uygulamaları kooperatif muhasebesi muhasebe yeni kooperatif muhasebesi kooperatif muhasebesi nedir kooperatif muhasebesi 2010 kooperatif muhasebesi forum apartman kooperatif muhasebesi kooperatif işlemlerinin muhasebeleştirilmesi

kooperatif muhasebe kayıtları- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

YAPI KOOPERATİFLERİNDE MUHASEBE UYGULAMALARI T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Ali SELÇUK Aydın BAZİN Hüseyin TAŞ Başmüfettiş Müfettiş Müfettiş Aralık 2012, Ankara 12 Hesap Adı BORÇ ALACAK 501-ÖDENMEMİŞ SERMAYE X 500-SERMAYE X 1) Kuruluş Muhasebesi: 1) Kuruluş Muhasebesi: a) Sermaye Taahhüdü:3 Hesap Adı BORÇ ALACAK 102-BANKALAR X 501-ÖDENMEMİŞ SERMAYE X 1) Kuruluş Muhasebesi: b) Sermaye Taahhüdünün ¼’nün Tahsil Edilmesi:4 Hesap Adı BORÇ ALACAK 100-KASA veya 102-BANKALAR X X 501-ÖDENMEMİŞ SERMAYE X 1) Kuruluş Muhasebesi: c) Ortağın Sermaye Taahhüdünü Ödemesi:5 Hesap Adı BORÇ ALACAK 770-GENEL YÖNETİM GİDERLERİ X 331-ORTAKLARA BORÇLAR X 1) Kuruluş Muhasebesi: d) Kuruluş Giderlerinin Muhasebesi:6 Hesap Adı BORÇ ALACAK 131-ORTAKLARDAN ALACAKLAR (Bir yıl içerisinde ödenecek olanlar) 231-ORTAKLARDAN ALACAKLAR (Bir yıldan daha uzun sürede ödenecek olanlar) X X 440-ALINAN SİPARİŞ AVANSLARI X 2) Aidatların (Ödentilerin) Muhasebesi: Ortakların arsa, alt yapı ve inşaat katılım payı vb. olarak ödeyeceği aidatlar belirlendikten sonra aşağıdaki tahakkuk yapılır.7 Hesap Adı BORÇ ALACAK 100-KASA veya 102-BANKALAR X X 131-ORTAKLARDAN ALACAKLAR X 440-Alınan Sipariş Avansları Hesabının bakiyesi (ALACAK BAKİYESİ) ile 131-Ortaklardan Alacaklar Hesabının bakiyesi (BORÇ BAKİYESİ) arasındaki fark ortağın kooperatife yapmış olduğu toplam ödeme miktarını gösterir. 3) Ortaklardan Tahsil Edilen Aidatların Muhasebesi:8 Hesap Adı BORÇ ALACAK 131-ORTAKLARDAN ALACAKLAR X 679-DİĞER OLAĞAN DIŞI GELİR VE KARLAR X 4) Gecikme Faizlerinin Muhasebesi: Kooperatif ortaklarından zamanında yapılmayan ödemeler için tahsil edilen gecikme faizleri kooperatif açısından faiz geliri olarak nitelendirilmemektedir. Bu nedenle gecikme faizleri 642-Faiz Gelirleri Hesabı yerine 679-Diğer Olağan Dışı Gelir ve Karlar Hesabına kaydedilmektedir.9 Hesap Adı BORÇ ALACAK 100-KASA veya 102-BANKALAR X X 131-ORTAKLARDAN ALACAKLAR X 5) Gecikme Faizlerinin Ortaklardan Tahsilinin Muhasebesi:10 Hesap Adı BORÇ ALACAK 100-KASA veya 102-BANKALAR X X 602-DİĞER GELİRLER veya 649-DİĞER OLAĞAN GELİR VE KARLAR X X 6) Kaydiyelerin ve Bağışların Muhasebesi: Kooperatife ortak olmak için kayıt esnasında alınan para geri ödenmeyip inşaatta kullanılacak ise alınan para kooperatif açısından gelir niteliğindedir. Aynı şekilde kooperatife yapılan bağışlar da gelir niteliğini taşır. Bu nedenle gerek kaydiyeler gerek se bağışlar aşağıdaki şekilde muhasebeleştirilir.11 7) Konut Yapı Kooperatiflerinde Maliyet: Konutun üretilmesi için yapılan harcamaların tamamıdır. Konut yapı kooperatifleri kar amacı taşımadıklarından, yapılan genel giderler de maliyetlere dahil edilir. Bu nedenle, kooperatifin kuruluşundan tasfiyesine kadar yapılan tüm harcamalar maliyetleri oluşturur. Konut yapı kooperatiflerinde inşaat maliyetleri şu şekilde sınıflandırılabilir. a) Direkt Malzeme Maliyetleri: İnşaat malzemeleri giderleri. b) Direkt İşçilik Maliyetleri: Kalıp yapma, demir örme, duvar örme, hasır atma, sıva, vb. isler için yapılan isçilik giderleri. c) Taşeronlara Yaptırılan İşlerin Maliyetleri d) Diğer Maliyet ve Giderler: -Endirekt Maliyetler: İnşaatta kullanılan çivi, tel, vida vb. malzemeler, mühendis, tekniker ve makine operatörlerinin ücretleri, arazinin emlak vergisi, inşaatla ilgili haberleşme giderleri vb. -Genel Yönetim Giderleri: Konut inşaatı ile doğrudan ve dolaylı olarak ilgili olmayan, kooperatifin faaliyetlerini sürdürebilmesi için yapılan giderler.12 Hesap Adı BORÇ ALACAK 150-İLK MADDE VE MALZEME X 100-KASA veya 102-BANKALAR X X 8) Alınan Malzemenin Muhasebesi:13 Hesap Adı BORÇ ALACAK 710-DİREKT İLK MADDE VE MALZEME GİDERLERİ 730-GENEL ÜRETİM GİDERLERİ (Endirekt Malzeme) X X 150-İLK MADDE VE MALZEME X 9) İnşaat Yapımında Kullanılan Malzemelerin Muhasebesi:14 Hesap Adı BORÇ ALACAK 720-DİREKT İŞÇİLİK GİDERLERİ (Brüt Ücret) 730-GENEL ÜRETİM GİDERLERİ (Endirekt İşçilik) (SSK İşveren ve İşsizlik İşveren Payları 730 Hesaba Kaydedilir.) X X 100-KASA veya 102-BANKALAR 360-ÖDENECEK VERGİ VE FON (Gelir Vergisi, Damga Vergisi) 361-ÖDENECEK SOSYAL GÜV. KES. (SSK Kesintisi-İşçi ve İşveren Payları) X X X X 10) İşçilik Giderlerinin Muhasebesi:15 Hesap Adı BORÇ ALACAK 179-TAŞERONLARA VERİLEN AVANSLAR X 100-KASA veya 102-BANKALAR 360-ÖDENECEK VERGİ VE FON (Gelir Vergisi, Damga Vergisi) X X X 11) Taşerona Verilen Avansın Muhasebesi:16 Hesap Adı BORÇ ALACAK 151-YARI MAMULLER X 711-DİREKT İLK MAD. VE MALZ. YANSITMA 721-DİREKT İŞÇİLİK GİDERLERİ YANSITMA 731-GENEL ÜRETİM GİDERLERİ YANSITMA 250-ARAZİ VE ARSALAR 580-GEÇMİŞ YILLAR ZARARLARI 591-DÖNEM NET ZARARI X X X X X X 12) Geçici Maliyetlerin Çıkarılması: Anasözleşmenin 61. maddesi gereğince konutların geçici maliyetleri hesaplanır. Buna göre geçici konut maliyetlerinin belirlenmesinde; arsa bedeli, her türlü inşaat gideri, su, elektrik, yol gibi ortak ve temel yapı giderleri, gazino, okul, kütüphane, genel bahçe vb. tesisler için yapılan giderler ile kooperatifin karşılanmayan genel ve yönetim giderlerinin maliyetlere dahil edilmesi gerekmektedir. a) Geçici maliyetlerin çıkarılmasında yapılması gereken muhasebe kaydı:17 Hesap Adı BORÇ ALACAK 711-DİREKT İLK MAD. VE MALZ. YANSITMA 721-DİREKT İŞÇİLİK GİDERLERİ YANSITMA 731-GENEL ÜRETİM GİDERLERİ YANSITMA X X X 710-DİREKT İLK MADDE VE MALZEME GİDERLERİ 720-DİREKT İŞÇİLİK GİDERLERİ 730-GENEL ÜRETİM GİDERLERİ X X X Konut inşaatına ilişkin yapılan tüm inşaat harcamaları ve genel giderlere ait harcamalar ile arsa bedeli konut maliyetine yansıtıldıktan sonra hesaplanan toplam maliyet inşa edilen konut sayısına bölünmek suretiyle birim maliyet hesaplanır. 12) Geçici Maliyetlerin Çıkarılması: b) Daha sonra yansıtma ve gider hesapları karşılıklı olarak kapatılır.18 Hesap Adı BORÇ ALACAK 131-ORTAKLARDAN ALACAKLAR veya 134-ORTAKLARDAN ŞEREFİYE ALACAKLARI X X 331-ORTAKLARA BORÇLAR veya 334-ORTAKLARA ŞEREFİYE BORÇLARI X X 13) Şerefiyelerin Muhasebesi: a) Şerefiye paylarının ortaklara tahakkuk ettirilmesi:19 Hesap Adı BORÇ ALACAK 100-KASA veya 102-BANKALAR X X 131-ORTAKLARDAN ALACAKLAR veya 134-ORTAKLARDAN ŞEREFİYE ALACAKLARI X X 13) Şerefiyelerin Muhasebesi: b) Şerefiye payları ortaklardan tahsil edildiğinde:20 Hesap Adı BORÇ ALACAK 331-ORTAKLARA BORÇLAR veya 334-ORTAKLARA ŞEREFİYE BORÇLARI X X 100-KASA veya 102-BANKALAR X X 13) Şerefiyelerin Muhasebesi: c) Ortaklara şerefiye payı ödendiğinde:21 Hesap Adı BORÇ ALACAK 170-YILLARA YAYGIN İNŞAAT VE ONARIM MALİYETLERİ X 100-KASA veya 102-BANKALAR 360-ÖDENECEK VERGİ VE FON (Gelir Vergisi, Damga Vergisi) X X X 14) Hakediş Ödemelerinin Muhasebesi:22 Hesap Adı BORÇ ALACAK 151-YARI MAMULLER X 170-YILLARA YAYGIN İNŞAAT VE ONARIM MALİYETLERİ 250-ARAZİ VE ARSALAR 580-GEÇMİŞ YILLAR ZARARLARI 591-DÖNEM NET ZARARI X X X X 15) Kooperatif İnşaatının İhale Yöntemi İle Yapılmasında Geçici Maliyetlerin Çıkarılması:

YAPI KOOPERATİFİ GENEL KURUL İŞLEMLERİ -KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

YAPI KOOPERATİFLERİNİN (KONUT YAPI KOOPERATİFİ, TOPLU İŞYERİ YAPI KOOPERATİFİ, KÜÇÜK SANAYİ SİTESİ YAPI KOOPERATİFİ) İŞ VE İŞLEMLERİNDE UYULACAK ESASLAR, BAŞVURU ŞARTLARI VE GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI 13.06.2010 tarihli ve 27610 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 03.06.2010 tarihli ve 5983 sayılı Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesi ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunun Ek1. Maddesinde değişiklik yapılarak, Yapı Kooperatifleri ve üst kuruluşları için ilgili Bakanlık olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığı belirlenmiştir. Aynı Kanunun 5. Maddesi ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa Geçici 3. ve 4. maddeler eklenmiş olup, yapı kooperatifleri ve üst kuruluşları ile ilgili Bakanlığınca başlatılmış iş ve işlemler ile bunlara dair kuruluştan tasfiyeye kadar her türlü hak, yetki ve görevler 13.12.2010 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mülga Bayındırlık ve İskan Bakanlığına verilmiştir. Bakanlığımız, yapı kooperatifleri ile ilgili görevleri 13.12.2010 tarihinden itibaren yerine getirmeye başlamış olup Kanunla verilen yapı kooperatifleri hakkında, kayıt, tescil, denetim, genel kurullarda temsilci bulundurma, tasfiye işlemleri gibi görevler Bakanlığımızın taşra teşkilatları olan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Mülga Bayındırlık ve İskan Müdürlükleri aracılığı ile yerinden yürütülecektir. Bu bağlamda Yapı Kooperatifleri ve üst kuruluşlarının aşağıda belirtilen muhtelif iş ve işlemlerinde idareye (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne) sunacakları başvuru evrakları, ek belgelere ilişkin standart formalar ve uyulması gereken kurallar şunlardır : YAPI KOOPERATİFLERİ VE ÜST KURULUŞLARININ GENEL KURUL TOPLANTILARINDA BAKANLIK TEMSİLCİSİ GÖREVLENDİRİLMESİ Yapı kooperatifleri ve üst kuruluşlarınca, genel kurul toplantıları için Bakanlık Temsilcisi görevlendirilmesi isteminde bulunulması zorunludur. 1) Bakanlık Temsilcisi Görevlendirilmesi Başvuru için; Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçe ekinde; a) Çağrı için alınan kararın örneği (yönetim kurulu, denetim kurulu veya tasfiye memurları, üst birlik yönetim kurulu kararı ya da kesinleşme şerhli mahkeme kararı), b) Çağrıyı yapanların yetkili olduklarını gösteren belge (Başvuru sahipleri, ticaret sicil memurluğundan kooperatifi temsile yetkili son yönetim kurulu üyeleri olduklarını gösterir yazı alacaklardır. Ticaret sicil memurluklarınca verilecek bu yazıda, başvuru sahiplerinin kooperatifin temsili konusunda yetkili oldukları, yetkilerinin başlangıç tarihi, yetki süreleri dolmuşsa yetkinin bitiş tarihi vb. hususlara yer vereceklerdir. Azlık tarafından çağrı yapılmakta ise çağrı iznini veren kesinleşme şerhli mahkeme kararı), c) Toplantı gündemi ç) Bakanlık Temsilcisi ücreti makbuzu ASLI d) Posta veya Elden Tebliğ Listesi e) En son seçilen Yönetim Kurulunun yayınlandığı(Tescil Edildiği) Ticaret Sicil Gazetesi f ) Yevmiye ve Yönetim kurulu karar Defterlerinin genel kurul yılı tasdikli kapanışı Genel kurul toplantı tarihinden en az 15 gün önce Düzce Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne teslim edilmesi gerekmektedir. 2) Diğer yandan, Kooperatifler Kanununun 47.Maddesine göre yapılan Genel kurul toplantıları için de Bakanlık Temsilcisi görevlendirilmesi hususunda başvuruda bulunulması zorunlu olup, bu tip toplantılar için yapılacak başvurularda yukarıda belirtilen 15 günlük süre şartı aranmayacaktır. Ancak bu durumda Yönetim Kurulu kararı alınması ve müracaat dilekçesinde Genel Kurul Toplantısının 47. maddeye göre yapılacağı hususunun belirtilmesi gerekmektedir. 3) Genel kurul toplantılarını üç yıl üst üste yapmayarak kanunen dağılmış sayılan kooperatiflerin veya üst kuruluşlarının genel kurul toplantısı için Bakanlık Temsilcisi müracaatında bulunmaları halinde, toplantı gündeminde münhasıran tasfiye kararı alınması yönünde madde bulunması zorunludur. Söz konusu durumu içeren bir gündem maddesi yoksa temsilci görevlendirilmeyecek, ancak faaliyetlerinin devam ettiğine dair mahkemece verilmiş karar bulunması halinde temsilci görevlendirilebilecektir. GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI Genel kurul toplantı tutanağının, toplantının yapıldığı yerde yazılıp imzalanması zorunlu olup tutanağın toplantı yerinde, genel kurul divanınca düzgün ve okunaklı biçimde yazılması gerekmektedir. (Mümkünse bilgisayar ortamında) Yanlış yazılan kelime, rakam ve satırlar karalanmamalı, okunacak biçimde ortasından tek çizgiyle iptal edilmeli, yanına parantez içinde (çizildi) denilerek doğrusu yazılmalıdır. Ay adları, bir ve iki basamaklı sayılar, rakamla değil yazıyla yazılmalı; tutanakta sonradan ilaveler yapılmasına imkân verebilecek boşluklar olmamalı ve çıkıntı yapılmamalıdır. Tutanağın başlangıç kısmına, genel kurul toplantısının başlama saati ve tutanağın son kısmına da genel kurul toplantısının bitiş saati mutlaka yazdırılmalıdır.Toplantı tutanağında yer alan formata uygun olarak hazırlanmalıdır. Tutanağın giriş bölümü, her bir gündem maddesine ilişkin genel kurul kararı, tutanağın bitiş bölümü, sırasıyla genel kurulca görüşülüp belirlendikçe, genel kurul başkanınca katiplere yüksek sesle okutularak yazdırılacak, biri yazdırılıp bitirilmedikçe sonraki bölüm ya da gündem maddesinin görüşülmesine geçilmeyecektir. Genel Kurul tutanağında,görüşmelerin içeriği, söz alanların kimler olduğu, kimlerin alınan kararlara karşı muhalefet şerhi düştükleri ve muhalefet sebepleri lehte,aleyhte ve çekimser oyların sayıları açıkça belirtilmelidir.Toplantı sırasında önerge verilmesi durumunda, önergelerden özetle söz edilip alına kararlar açıkça yazılmalıdır. Önergeler Divan Üyeleri ve Bakanlık Temsilcisi tarafından imzalanmalı ve tutanağa ek yapılmalıdır. GENEL KURUL TOPLANTI SONRASI BAKANLIK TEMSİLCİSİNE TESLİM EDİLECEK BELGELER Toplantı sonrasında; – Gündem, – Gazete ilanı (varsa), taahhütlü davet mektubu listesi ve/veya elden imza karşılığı teslim listesi, – Toplantı tutanağı, – Ortaklar Listesi(Hazirun Cetveli), – Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu, – Denetim Kurulu Faaliyet Raporu, – Bilanço, Gelir-Gider Tablosu ve Damga Vergisi Makbuzu, ( Bilanço ve GelirGider Cetveli için o yıl yatırılması gereken miktar.) – Genel Durum Bildirim Formu – Mal Bildirimi (Seçim varsa) – Gelir-gider tablosunun düzenlendiği hesap dönemine ilişkin yevmiye defterinin ve yönetim kurulu karar defterinin son kayıt ve noterce yapılan kapanış tasdikini içeren sayfasının fotokopisi, birer adet olmak üzere Bakanlık temsilcisine teslim edilecektir. Yönetim kurulunca hazırlanacak yıllık çalışma raporları ile denetim kurulunca hazırlanacak raporların, 11.06.2008 tarih ve 26903 sayılı Resmi Gazetede ilgili Bakanlığınca yayımlanan “Kooperatifler ve Üst Kuruluşları Yönetim Kurulu Üyelerinin Genel Kurul Toplantılarına Sunacakları Yönetim Kurulu Yıllık Çalışma Raporunun Usul ve Esaslarına İlişkin Tebliğ” ile “Kooperatifler ve Üst Kuruluşları Denetim Kurulu Üyelerinin Genel Kurul Toplantılarına Sunacakları Denetim Kurulu Raporunun Usul ve Esaslarına İlişkin Tebliğ” hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekmekte olup, bu Tebliğlerdeki esaslara uygun olarak düzenlenmeyen raporlar genel kurulda görüşülemeyecek ve kabul edilemeyecektir. Tebliğ hükümlerine uygun olmayan, bir iki cümle ya da paragraftan ibaret genel ve soyut bilgiler ihtiva eden raporlarla ilgili olarak, Kooperatifler Kanununun 86. Maddesinin 5.Fıkrası hükmüne uygun olarak görevli ve yetkili merci olan Bakanlığımızın yürürlüğe koyduğu düzenlemeye aykırı olduğu kabul edilerek, görevli Bakanlık Temsilcilerince toplantı tutanağına gerekli şerhler düşülecektir.Ayrıca, yönetim ve denetim kurulu faaliyet raporlarının söz konusu Tebliğ hükümlerine uygun olmaması nedeniyle görüşülememesi, yönetim ve denetim kurullarının ibra edilmedikleri anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla, bu durumda ibraya ilişkin menfi veya müspet bir genel kurul kararının varlığı söz konusu olmayacağından, mevcut yönetim ve denetim kurulu üyelerinin aynı organlara tekrar seçilmeleri de mümkün bulunmaktadır. Yevmiye defterinin son kaydı ve noterce yapılan kapanış tasdikinin fotokopisinin tetkikinde, Türk Ticaret Kanununun 70/son maddesine uygun olarak ilgili dönem yevmiye defterinin noter kapanış tasdikinin bulunmadığının tespiti halinde, Türk Ticaret Kanununun 67. maddesi hükmü gereğince ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır. EKLER: EK-1) Başvuru sırasında kullanılacak yazı örneği (1 sayfa) EK-2) Temsilci görevlendirilmesi bildirim yazısı (1 sayfa) EK-3) Genel kurul toplantı tutanağı formatı (2 sayfa) EK-4) Genel kurul toplantısı yapacak kooperatif ve üst kuruluş tarafından doldurularak Bakanlık Temsilcisine verilecek form (1 sayfa) EK-5) Yönetim Kurulu yıllık çalışma raporu (11.06.2008 tarih ve 26903 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Kooperatifler Ve Üst Kuruluşları Yönetim Kurulu Üyelerinin Genel Kurul Toplantılarına Sunacakları Yönetim Kurulu Yıllık Çalışma Raporunun Usul Ve Esaslarına İlişkin Tebliğ” hükümlerine uygun) EK-6) Denetim Kurulu raporu (11.06.2008 tarih ve 26903 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Kooperatifler Ve Üst Kuruluşları Denetim Kurulu Üyelerinin Genel Kurul Toplantılarına Sunacakları Denetim Kurulu Raporunun Usul Ve Esaslarına İlişkin Tebliğ” hükümlerine uygun) EK-7) Bakanlık Temsilcisi raporu (1 sayfa) EK-8) Kooperatif ve üst kuruluşları genel durum bildirim formu (2 sayfa) EK-9) Hazirun Cetveli Örneği (1 sayfa) EK-10) Mal Durumu bildirim formu (2 sayfa) GENEL KURUL TOPLANTI ZAMANI Genel kurul olağan ve gerektiğinde olağanüstü olarak toplanır. Olağan toplantının her hesap devresi sonundan itibaren 6 ay içinde ve en az yılda bir defa yapılması zorunludur. Yapı kooperatiflerinin genel kurul toplantılarında ortakların en az 1/4’ünün şahsen veya temsilen hazır bulunmala ÇAĞRIYA YETKİSİ OLANLAR: Yönetim kurulu veya anasözleşme ile bu hususta yetkili kılınan diğer bir organ ve gerektiğinde denetçiler kurulu, ortağı olduğu üst birlik ve tasfiye memurları genel kurulu toplantıya çağırma yetkisine sahiptirler. Ancak genel kurul yukarıda belirtildiği şekilde toplanamadığı takdirde ilgili bakanlık genel kurulur toplantıya çağırma yetkisine sahiptir. GÜNDEM: Toplantı çağrısına ve ilana gündem yazılır. Anasözleşmenin değiştirilmesi bahis konusu ise, yapılacak ilanda değiştirilecek maddelerin numaralarının yazılması ile yetinilir. Dörtten az olmamak üzere ortakların en az 1/10’u tarafından genel kurul toplantısından en az 20 gün önce yazılı olarak bildirilecek hususların gündeme konulması zorunludur. Gündemde olmayan hususlar görüşülemez. Ancak, kooperatife kayıtlı ortakların en az 1/10’unun gündem maddelerinin görüşülmesine geçilmeden önce yazılı teklifte bulunmaları halinde; “hesap tetkik komisyonunun seçilmesi, bilanço incelemesinin ve ibranın geriye bırakılması, çıkan veya çıkarılan ortaklar hakkında karar alınması, genel kurulun yeni bir toplantıya çağrılması ve kanun, anasözleşme ve iyiniyet esasları ile genel kurul kararlarına aykırı olduğu ileri sürülen yönetim kurulu kararlarının iptali, yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin azli ve yerlerine yenilerinin seçilmesi ile ilgili hususlar” genel kurula katılanların yarıdan bir fazlasının kabulü ile gündeme alınır. BÜTÜN PAY SAHİPLERİNİN HAZIR BULUNMASI HALİ: Kooperatifin bütün ortakları toplantıda hazır bulunduğu sürece ve bir itiraz olmadığı takdirde Genel Kurul toplantılarına dair olan diğer hükümler saklı kalmak şartiyle toplantıya çağrı hakkındaki hükümlere uyulmamış olsa dahi kararlar alınabilir. Bu gibi kararların, ortaklar veya ortakların toplantıda oy birliği ile seçecekleri temsilciler tarafından imzalanması gereklidir.OY HAKKI: Genel Kurulda her ortak yalnız bir oya sahiptir. Anasözleşmede açıklama bulunduğu takdirde, bir ortak yazı ile izin vermek suretiyle Genel Kurul toplantısında oyunu ancak başka bir ortağa kullandırabilir. Bir ortak Genel Kurulda birden fazla ortağı temsil edemez. Üye sayısı 1000 in üstünde olan kooperatiflerde anasözleşme ile her ortağın en çok 9 olmak üzere birden fazla başka ortağı temsil edebileceği öngörülebilir. Eş ve birinci derecede akrabalar için temsilde ortaklık şartı aranmaz. OYA KATILAMAYACAKLAR: Kooperatif işlerinin görülmesine herhangi bir suretle katılmış olanlar Yönetim Kurulunun ibrasına ait kararlarda oylamaya katılamazlar. Bu hüküm denetçiler hakkında uygulanmaz. Ortaklardan hiçbiri kendisi veya karı ve kocası yahut usul ve füruu ile kooperatif arasında şahsi bir işe veya davaya dair olan görüşmelerde oy hakkını kullanamaz. KARARLAR: Kanun veya anasözleşmede aykırı hüküm bulunmadıkça Genel Kurul kararlarında ve seçimlerde oyların yarıdan bir fazlasına itibar olunur. Kooperatifin dağılması veya diğer bir kooperatifle birleşmesi ve anasözleşmenin değiştirilmesi kararlarında fiilen kullanılan oyların 2/3’ü çoğunluğu gereklidir. Anasözleşme, bu kararların alınması için oy çoğunluğu hakkında daha ağır hükümler koyabilir. Ortakların şahsi sorumluluklarının ağırlaştırılması veya ek ödeme yükümleri ihdası hakkında alınacak kararlar için bütün ortakların 3/4’ünün rızası gereklidir. Ancak, kamu kuruluşlarından kredi alan kooperatiflerin kredi miktarının artırılmasından yararlanmak üzere alacakları kararlarda bu şart aranmaz ve Kanunun 51 inci maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Kararlar, ilandan başlayarak üç ay içinde kooperatiften çıktıklarını bildirmeleri halinde bunlara katılmayan ortakları bağlamaz. Bu takdirde kooperatiften çıkma beyanı, kararın yürürlüğe girdiği tarihten başlamak üzere hüküm ifade eder. KARARLARIN BOZULMASI VE ŞARTLAR: Aşağıda yazılı kimseler kanuna, anasözleşme hükümlerine ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiası ile Genel Kurul kararları aleyhine, toplantıyı kovalıyan günden başlamak üzere bir ay içinde, kooperatif merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurabilirler. 1. Toplantıda hazır bulunup da kararlara aykırı kalarak keyfiyeti tutanağa geçirten veya oyunu kullanmasına haksız olarak müsaade edilmiyen yahut toplantıya çağrının usulü dairesinde yapılmadığını veyahut gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini yahut da Genel Kurul toplantısına katılmaya yetkili olmıyan kimselerin karara katılmış bulunduklarını iddia eden pay sahipleri; 2. Yönetim Kurulu; 3. Kararların yerine getirilmesi Yönetim Kurulu üyeleri ile denetçilerin şahsi sorumluluklarını mucip olduğu takdirde bunların her biri; GENEL KURUL AŞAĞIDAKİ YETKİLERİNİ DEVİR VE TERK EDEMEZ. 1. Anasözleşmeyi değiştirmek, 2. Yönetim Kurulu ve Denetçiler Kurulu üyeleriyle gerektiğinde tasfiye kurulunu seçmek, 3. İşletme hesabiyle bilanço ve gerektiğinde gelir gider farkının bölüşülmesi hakkında karar almak, 4. Yönetim ve denetçiler kurullarını ibra etmek, 5. Kanun veya anasözleşme ile Genel Kurula tanınmış olan konular hakkında karar vermek. 6. Gayrimenkul alımında ve satımında takip edilecek usul ile alınacak gayrimenkulün niteliğini, yerine ve azami fiyatını, satılacak gayrimenkulün asgari fiyatını belirlemek. 7. İmalat ve inşaat işlerinin yaptırılma yöntemini belirlemek. 8. Yapı kooperatiflerinde; kooperatifin ortak sayısı ile yapılacak konut veya işyeri sayısını tesbit etmekYÖNETİM KURULU SAYISI, GÖREV SÜRESİ, SEÇİLME ŞARTLARI Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır ve en çok 4 yıl için seçilebilirler. Anasözleşmede aksine hüküm yoksa tekrar seçilmeleri caizdir. Yönetim kurulu üyelerinde aşağıdaki şartlar aranır. I. Türk vatandaşı olmak. 2. Aynı türde başka bir kooperatifin yönetim kurulu üyesi olmamak. 3. Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından ya da bu Kanun hükümlerine göre mahkum olmamak. Üyelik şartları denetçiler tarafından araştırılır. Bu şartları taşımadıkları halde seçilenler ile sonradan kaybedenlerin görevlerine yönetim kurulunca son verilir. Haklarında yukarıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davası açılmış olanların görevleri ilk genel kurul toplantısına kadar devam etmekle beraber, yönetim kurulunca bu durumdaki üyelerin genel kurulca azli veya göreve devamı hakkında karar alınmak üzere yapılacak ilk genel kurul gündemine madde konulur. DENETÇİ SAYISI, GÖREV SÜRESİ VE SEÇİLME ŞARTLARI Genel kurul, denetleme organı olarak en az bir yıl için bir veya daha çok denetçi seçer. Genel kurul yedek denetçiler de seçebilir. Denetçilerin ve yedeklerinin kooperatif ortaklarından olması şart değildir. Denetim kurulu üyelerinde aşağıdaki şartlar aranır. I. Türk vatandaşı olmak. 2. Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından ya da bu Kanun hükümlerine göre mahkum olmamak. KOOPERATİFİN ACZİ HALİNDE YAPILACAK İŞLER: Kooperatifin aczi halinde bulunduğunu kabul ettirecek ciddi sebepler mevcut ise yönetim kurulu piyasada cari fiyatlar esas olmak üzere, derhal bir ara bilançosu tanzim eder. Son yılın bilançosu veya daha sonra yapılan bir tasfiye bilançosu veyahut daha yukarda sözü geçen ara bilançosu kooperatif mevcudunun, borçlarını artık karşılamayacağını belirtiyorsa yönetim kurulu, Bakanlığa keyfiyeti bildirir ve genel kurulu derhal olağanüstü toplantıya çağırır. Pay senetleri çıkarılmış olan bir kooperatifte son yılın bilançosunda kooperatif varlığının yarısı karşılıksız kalırsa yönetim kurulu derhal genel kurulu toplantıya çağırarak durumu ortaklara arz eder. Aynı zamanda ilgili mahkemeye, Bakanlığa da bilgi verir. Ancak, ortakları ek Ödemelerle yükümlü olan kooperatiflerde, bilançoda tespit edilen açık, üç ay içinde ortakların ek ödemeleriyle kapanmadığı takdirde Ticaret Bakanlığı ve yapı kooperatiflerinde İmar ve İskan Bakanlığı da haberdar edilir. Mali durumun düzeltilmesinin mümkün görülmesi halinde mahkeme yönetim kurulunun veya alacaklılardan birinin isteği üzerine iflasın açılmasını erteleyebilir. Bu takdirde, mevcutlar defterinin tutulması, yönetim memuru atanması gibi kooperatif varlığının korunmasına ve devamına yarayan tedbirleri alır. DAĞILMA SEBEPLERİ: Kooperatif: 1. Anasözleşme gereğince, 2. Genel Kurul kararı ile, 3. İflasın açılmasıyla, 4. Kanunlarda öngörülen diğer hallerde, ilgili bakanlığın mahkemeden alacağı karar üzerine, 5. Diğer bir kooperatifle birleşmesi veya devralınması suretiyle, 6. Üç yıl olağan genel kurulunu yapmaması halinde, 7. Amacına ulaşma imkanının bulunmadığının ilgili Bakanlıkça tespiti halinde mahkemeden alacağı kararla, Dağılır. Konut yapı kooperatifleri, anasözleşmede gösterilen işlerin tamamlanması ve ferdi mülkiyete geçilip konutların ortaklar adına tescil edilmesiyle amacına ulaşmış sayılır ve dağılır. Ancak tescil tarihinden itibaren 6 ay içerisinde usulune uygun şekilde anasözleşme değişikliği yapılarak kooperatifin amacının değiştirilmesi halinde dağılmaya ilişkin hüküm uygulanmaz. Konut kooperatiflerinde yapı kullanma izninin alınmasını müteakip en geç bir yıl içinde ortakların Kat Mülkiyeti Kanununa göre ferdi münasebet işleri sonuçlandırılır.BİRLEŞME SURETİYLE DAĞILMA: Bir kooperatif bütün aktif ve pasifleriyle diğer bir kooperatif tarafından devralınmak suretiyle dağıldığı takdirde aşağıdaki hükümler uygulanır: 1. Devralan kooperatifin yönetim kurulu, dağılan kooperatifin tasfiye hakkındaki hükümlere göre alacaklarını bildirmeye çağırır. 2. Dağılan kooperatifin mameleki, borçları tediye veya teminata bağlanıncaya kadar ayrı olarak idare edilir. Yönetimi devralan kooperatifin yönetim kurulu üyeleri üzerine alır. 3. Devralan kooperatifin yönetim kurulu üyeleri alacaklılara karşı yönetimin ayrı olarak yürütülmesinden şahsan ve zincirleme sorumludurlar. 4. Mameleki ayrı olarak yönetildiği süre içinde, dağılan kooperatife karşı açılacak davalara dağılmadan önceki yetkili mahkeme bakar. 5. Dağılan kooperatif alacaklılarının devralan kooperatif ve onun alacaklıları ile olan münasebetlerinde, devralınan mallar aynı süre içinde dağılan kooperatife ait sayılır. Devralan kooperatifin iflası halinde ise bu mallar ayrı bir masa teşkil eder. Gerekirse yalnız dağılan kooperatifin borçlarının ödenmesinde kullanılır. 6. Her iki kooperatifin mameleki, ancak dağılan kooperatifin malları üzerinde tasarruf etmek caiz olduğu andan itibaren birleştirilebilir. 7. Kooperatifin dağılmasının tescili Ticaret Sicili memurluğundan istenir. Borçları ödendikten veya teminata bağlandıktan sonra kooperatifin kaydı sildirilir. 8. Kooperatifin dağılmasının tescili ile ortakları da bütün hak ve borçları ile birlikte devralan kooperatife katılmış olurlar. 9. Mameleki ayrı idare edildiği sürece dağılan kooperatifin ortakları yalnız onun borçları için ve o zamana kadar sorumluluklarının bağlı olduğu esaslar dairesinde takip olunabilirler. 10. Aynı süre esnasında, dağılan kooperatifin ortaklarının sorumlulukları veya ek ödeme yükümlülükleri birleşme neticesinde hafiflemeye uğradığı ölçüde, bu hafifleme dağılan kooperatifin alacaklılarına karşı ileri sürülemez. 11. Birleşme neticesinde dağılan kooperatifin ortakları için şahsi sorumluluk veya ek ödeme yükümlülüğü doğduğu veya ağırlaştığı taktirde birleşme kararı, ancak bütün ortakların 3/4 ünün çoğunluğu ile verilebilir. Sorumluluğa ve ek ödeme yükümlülüğüne mütedair hükümler birleşme kararına katılmamış olan ve bundan başka kararın ilanı tarihinden başlamak üzere üç ay içinde kooperatiften çıkacağını bildiren ortaklara uygulanmaz. BİR KAMU TÜZEL KİŞİLİĞİ TARAFINDAN DEVRALINMAK: Bir kooperatifin varlığı, belediye, ekonomik bir Devlet kuruluşu, kamu müessesesi veya kamuya yararlı dernek veya cemiyetler tarafından da devralınabilir. Bu takdirde genel kurulca alınacak kararın dağılmaya ait hükümlere göre tescil ve ilan ettirilmesi gerekir. Bu gibi kooperatif varlığının, Devlete ait ekonomik kuruluş veya herhangi bir ekonomik kuruluş veya herhangi bir dernek veya cemiyet tarafından devralınması hallerinde genel kurul tasfiye yapılmamasına karar verebilir. Devir kararının ilan edildiği tarihten itibaren kooperatifin aktif ve pasifi devralana intikal etmiş olur. Dağılan kooperatifin adı ticaret sicilinden sildirilir. Bu husus ayrıca ilan ettirilir. Birleşen müessese ile kooperatifin alacaklılarından her biri ilan tarihinden itibaren üç ay içinde yetkili mahkemeye başvurmak suretiyle birleşmeye itiraz edebilir. İtiraz hakkından vazgeçilmedikçe yahut bu husustaki itirazın reddine dair mahkemece verilen karar kesinleşmedikçe veyahut mahkemece takdir edilecek teminat, müessese veya kooperatif tarafından verilmedikçe birleşme hüküm ifade etmez.

KOOPERATİF TAPU GENELGE- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

GENELGE NO: 2014/7 (1759) İlgili Dağıtım Yerlerine İlgi: a) 07/06/2012 tarihli ve 2012/06 (1728) sayılı Genelge,         b) 20/05/2014 tarihli ve 2014/3 (1755)  sayılı Genelge.   Bilindiği üzere; taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı, cinsiyeti, doğum tarihleri gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür taleplerde kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici birinci maddesi gereğince “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir. Bu tür kayıt düzeltme veya tespit taleplerinde, mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı, kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Kayıt düzeltilmesi davaları, kaynağını Türk Medeni Kanunu’nun 1027. (önceki Medeni Kanunun 935.) maddesinden almaktadır. Bu madde hükmüne göre; ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, Tüzük kuralları uyarınca re’sen düzeltilmesi mümkün olan basit yazı yanlışlıkları (adi yazım hataları) dışında, mahkeme kararı olmadıkça, hiçbir düzeltmede bulunamaz. Taşınmazın aynına ilişkin bulunan bu davaların, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması gerekir. Tapu kaydında   düzeltim davaları, 6100 sayılı Kanun’un 382 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince çekişmesiz yargı işleri kapsamında hüküm altına alınması ve Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 12/03/2012 tarihli ve E.2012/2846/-K.2012/3570 sayılı kararının da  bu şekilde olması sebebiyle söz konusu davalar sulh hukuk mahkemesinde, eğer taşınmaz kadastro mahkemesinde davalı ise kadastro mahkemesinde açılır. Böyle bir davayı da kural olarak tapu maliki ile mirasçıları açabilir. Bunun yanı sıra 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 702 nci maddesinin son T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği Sayı :85254071-010.06.02[010.06]/48280 05/08/2014 Konu :Tapu kaydında düzeltim davaları 1 / 5 Dikmen Cad. No:14-06100 Bakanlıklar Çankaya/Ankara Tel: 3125514164 Faks: 3124136202 www.tkgm.gov.tr Ayrıntılı bilgi için: G.AKDOĞAN Hukuk Müşaviri Not: 5070 sayılı elektronik imza kanununun 5.maddesi gereği bu belge elektronik imza ile imzalanmıştır.fıkrası uyarınca, ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden, elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan herhangi biri de tek başına tapuda miras bırakanla ilgili düzeltme isteyebilir. 17.08.2013 tarih ve 28738 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tapu Sicili Tüzüğünün 75. ve 76. maddeleri ile getirilen yeni uygulamalar nedeniyle Tapu sicili üzerinde yapılmış hataların resen düzeltilmesi ve tapu sicilindeki bilgilerin güncellenmesi hususları ilgi (b) Genelge ile düzenlenmiştir.   Tapu Sicili Tüzüğü hükümleri ve özellikle 75 inci maddesi nazara alındığında, tapu müdürlüklerine oldukça geniş yetkiler verilerek tapudaki hataların daha kısa bir sürede, idari yoldan düzeltilmesine imkân verildiği görülmektedir. Yine bu maddenin son fıkrasında ise “Bu madde hükümleri uyarınca kayıt düzeltmeleri için müdürlüklere başvuru yapılması zorunludur.” hükmü bulunmaktadır.  Yine aynı Tüzüğün 26 ıncı maddesine göre ise mevzuat ve bu Tüzükte yer alan hükümlere uygun olmayan ve 4721 sayılı Kanunun 1011 inci maddesine göre geçici tescil şerhine de imkân bulunmayan istemlerin geciktirilmeden, gerekçesi, itiraz yeri ve süresi de belirtilmek suretiyle reddedileceği, ret kararının, istem sahibine elden veya 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği ve ret kararına, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde müdürlüğün bağlı bulunduğu bölge müdürlüğüne, bölge müdürlüğünün kararına karşı da tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Genel Müdürlüğe itiraz edilebileceği belirtilmektedir.   Tapu Sicili Tüzüğünün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği 17.8.2013 tarihinden sonra, davacının, mahkemeye müracaat etmeden, öncelikle ilgili tapu müdürlüğüne yukarıda açıklanan prosedüre uygun şekilde başvurması, eğer bu talebinde istediği sonucu alamazsa daha sonra mahkemeye başvurması gerekir.    Tapu Sicili Tüzüğü gereğince davacının öncelikle tapu müdürlüğüne başvurma zorunluluğu getiren yasal prosedürü izlemeden doğrudan dava açılması halinde ise, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği hususu Tapu Müdürlüğünce yazılı ve davayı takiple yetkili personel tarafında sözlü olarak mahkemesinden talep edilmelidir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.04.2014 tarihli ve E.2014/7135, K.2014/8359 sayılı kararı da bu yöndedir.   Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2013 tarihli ve   ve E.2013/7596, K.2013/10645 sayılı kararında da belirtildiği üzere Tapu Müdürlüğüne yöneltilerek açılan tapu kaydında düzeltim davalarında, ilgili Müdürlükçe;  1-Tapu Sicili Tüzüğü gereğince davacının öncelikle tapu müdürlüğüne başvurma zorunluluğu getiren yasal prosedürü izleyerek doğrudan dava açılıp açılmadığına, T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği Sayı :85254071-010.06.02[010.06]/48280 05/08/2014 Konu :Tapu kaydında düzeltim davaları 2 / 5 Dikmen Cad. No:14-06100 Bakanlıklar Çankaya/Ankara Tel: 3125514164 Faks: 3124136202 www.tkgm.gov.tr Ayrıntılı bilgi için: G.AKDOĞAN Hukuk Müşaviri Not: 5070 sayılı elektronik imza kanununun 5.maddesi gereği bu belge elektronik imza ile imzalanmıştır.  2- Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilip getirtilmediğine,   3- Nüfus Müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfusta kayıtlı olup olmadıkları araştırılarak mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak talep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığının kendilerinden sorulup sorulmadığına,  4- Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla, taşınmazın bulunduğu mahalde kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişiler bulunup bulunmadığına ilişkin gerekli araştırmanın yapılıp yapılmadığı, çevrede dava konusu taşınmazı kimin kullandığının sorularak, taşınmazın kime ait olarak bilindiğinin araştırılıp araştırılmadığına, 5-  İstem konusunda tanık dinlenip dinlenilmediğine, 6- Tüm bu araştırmalar sonucu hala kesin bir kanaat oluşmamış ise, tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri de taşınmaz başında dinlenerek keşif yapılıp yapılmadığına,  7- Mülkiyet aktarımından şüpheleniyor ise mahkeme tarafından bu kişilere davanın ihbar edilip edilmediği, bu kişilerin mahkeme tarafından dinlenip dinlenilmediğine, 8- Açıklanan bu hususlar çerçevesinde inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlanıp sağlanmadığına veya bu hususlara ilişkin mahkemesince eksik inceleme yapılıp yapılmadığına, dava takibi sırasında özenle dikkat edilmesi gerekmektedir. Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında mahkeme tarafından talebin kabulü yoluna gidilmelidir. Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden (ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden) sorumlu tutulmamalıdır. Yani, yasal hasım (davalı) olan İdaremizin yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması hukuken mümkün değildir. Aksi bir durum kanun yoluna  gitme gerekçesidir.  İlgi (a) Genelge ile 659 sayılı KHK’nin “Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılması” başlıklı 6 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında, “5 inci madenin birinci ve ikinci fıkralarında belirlenen usullere göre muhakemat hizmeti temin edilemeyen hallerde” hükmü gereğince, muhakemat hizmeti temin edilemeyen tapu kaydında düzeltim davaları ve 3402 sayılı Kanunu’nun uygulanmasından kaynaklanan davalarla sınırlı olmak üzere (3402 sayılı T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği Sayı :85254071-010.06.02[010.06]/48280 05/08/2014 Konu :Tapu kaydında düzeltim davaları 3 / 5 Dikmen Cad. No:14-06100 Bakanlıklar Çankaya/Ankara Tel: 3125514164 Faks: 3124136202 www.tkgm.gov.tr Ayrıntılı bilgi için: G.AKDOĞAN Hukuk Müşaviri Not: 5070 sayılı elektronik imza kanununun 5.maddesi gereği bu belge elektronik imza ile imzalanmıştır.Kanun’un 31 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne de uygun olarak); Genel Müdürlükten yeni bir yetki almaya gerek olmaksızın söz konusu davaların takip yetkisi ilgili birim amirlerine devredilmiş ve ayrıca ilgili birim amirlerine de sınırlarını açıkça belirtmek suretiyle bu yetkisini alt kademelere devredebilme yetkisi verilmişti. Bu güne kadar olan uygulamada, tapu kaydında düzeltim davalarında Tapu Müdürlüklerince temyiz süresinin kısalığı, mahkeme dosyasındaki tüm belgelerin edinilip Müşavirliğimize süresinde tam ve eksiksiz gönderilmesinin güçlüğü ve maliyeti gibi nedenlerle genellikle Müşavirliğimize sadece mahkeme kararların gönderilmesi ile yetinilmesi durumunda kalınmıştır. Bu kadar kısa süre içinde de Hukuk Müşavirliğince değerlendirme yapılıp Tapu Müdürlüğüne talimat verilmesinde sıkıntılar  yaşama ihtimali olup bu durumun da temyiz süresinin kısalığı, belge göndermedeki yetersizlikler vs. hususlar göz önüne alındığında giderilmesi mümkün görülmemektedir. Belirtilen nedenlerle  tapu kaydında düzeltim davaları ile sınırlı olmak üzere, mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına gitmekten vazgeçme yetkisi Tapu Müdürüne devredilmiştir. Bu kapsamda tapu kaydında düzeltim davalarında davayı takip yetkisi Tapu Müdürü tarafından sınırları açıkça belirtmek suretiyle bir personele devredilecek ve bu personel tarafından dava, duruşmalara girilerek takip edilecek, bu Genelge ve mevzuat kapsamında, verilen mahkeme kararları incelenecek ve temyiz yoluna gidilmesinde fayda görülmeyen mahkeme kararları, ekteki örnek vazgeçme yazısına uygun olarak yukarıda 8 (sekiz) madde halinde belirtilen hususları mahkeme kararının ihtiva ettiği tek tek belirtilmek ve mahkeme kararı bu maddeler yönüyle irdelenerek temyiz yoluna gidilmesinden vazgeçilmesi hususu birim amiri olan Tapu Müdürünün onayına sunulacaktır. Tapu Müdürü tarafından mahkeme kararının işbu Genelgeye ve mevzuata uygun olduğuna kanaat getirilirse tapu kaydında düzeltim davasında temyiz yoluna gidilmesinden vazgeçilecektir. Tapu Müdürü tarafından vazgeçilmesi uygun görülmeyen hallerde yasal süresi içinde kanun yollarına başvurulacaktır. Uygulamada en çok dikkat edilmesi gereken hususların başında ise tapuda isim tashihi, tapu kaydında düzeltim davası vs. adı altında tapu iptal ve tescil davalarının açılması, hak sahibi olmayanlar tarafından dava açılması, mülkiyeti ihlal edilen kişiler hasım mevkine alınmaksızın Tapu Müdürlüğü husumeti ile davaların açılıp görülmesi gibi hususlardır. Bu tür davaların, konusu tapu kaydında düzeltim ya da isim  tashihi davası olsa bile  süre geçirilmeksizn takibi için Hazine Avukatlığına bildirilmesi veya Muhakemat hizmeti temin edilemiyor ise Hukuk Müşavirliğinden temsil yetkisi alınması ve muhakkak mahkeme kararlarının temyiz edilmesinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Tapu kaydında düzeltim davalarının ad, soyad, baba adı, cinsiyet, doğum tarihleri gibi kimlik bilgilerinin tapu siciline eksik ya da hatalı işlenmesinden doğan basit yazım hatalarından kaynaklanan  bir dava olduğu asla gözden kaçırılmamalıdır. T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği Sayı :85254071-010.06.02[010.06]/48280 05/08/2014 Konu :Tapu kaydında düzeltim davaları 4 / 5 Dikmen Cad. No:14-06100 Bakanlıklar Çankaya/Ankara Tel: 3125514164 Faks: 3124136202 www.tkgm.gov.tr Ayrıntılı bilgi için: G.AKDOĞAN Hukuk Müşaviri Not: 5070 sayılı elektronik imza kanununun 5.maddesi gereği bu belge elektronik imza ile imzalanmıştır.Tapu kaydında düzeltim davalarının 659 sayılı KHK ve diğer mevzuat ile bu Genelge hükümlerine göre özenle takibinin sağlanmasını, hak kayıplarına, mülkiyet aktarımına, hazine zararına  neden olunmaması için azami dikkat ve  özenin gösterilmesini  ve bu Genelgenin tüm birimlere duyurulmasını önemle rica ederim. Davut GÜNEY Genel Müdür Ek : Olur örneği Dağıtım: Gereği: Bilgi: -Bölge Müdürlüklerine -Merkez Birimlere T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği Sayı :85254071-010.06.02[010.06]/48280 05/08/2014 Konu :Tapu kaydında düzeltim davaları 5 / 5 Dikmen Cad. No:14-06100 Bakanlıklar Çankaya/Ankara Tel: 3125514164 Faks: 3124136202 www.tkgm.gov.tr Ayrıntılı bilgi için: G.AKDOĞAN Hukuk Müşaviri Not: 5070 sayılı elektronik imza kanununun 5.maddesi gereği bu belge elektronik imza ile imzalanmıştır.

KOOPERATİF YÖNETİM KURULU ZİMMET SUÇU- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y5CDEsas : 2010/948Karar : 2012/9856Tarih : 04.10.2012 ZİMMET
KOOPERATİF YÖNETİM KURULUNUN TÜZEL KİŞİLİK KAZANMASINDAN SONRA KAMU GÖREVLİSİ GİBİ CEZALANDIRILMALARI MÜMKÜN OLABİLİR

bir kooperatifin düzenlenecek ana sözleşmesi noterce onaylanıp ilgili Bakanlıktan alınacak izinden ve Ticaret Siciline tescil edildikten sonra tüzel kişilik kazanacağı ve ancak tüzel kişilik kazanmış kooperatiflerin yönetim kurulu başkan, üye ve memurlarının, kamu görevlisi gibi cezalandırılmalarının mümkün olabilir.

DAVA VE KARAR:

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ KARARI:1163 sayılı Kooperatif Yasasının 2, 3 ve 7 nci maddelerinde açıklandığı üzere bir kooperatifin düzenlenecek ana sözleşmesi noterce onaylanıp ilgili Bakanlıktan alınacak izinden ve Ticaret Siciline tescil edildikten sonra tüzel kişilik kazanacağı ve ancak tüzel kişilik kazanmış kooperatiflerin yönetim kurulu başkan, üye ve memurlarının, kamu görevlisi gibi cezalandırılmalarının mümkün bulunmasına göre, kooperatifin tüzel kişilik kazanıp kazanmadığı tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ:

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 s. Kanunun 8/1 inci maddesi gözetilerek CMUK`nın 321 inci maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ),  oybirliği ile karar verildi.

 

65 YAŞ ÜSTÜ KOOPERATİF ORTAĞI DEVİR İŞLEMİ YAPARKEN SAĞLIK BELGESİ İSTENECEK MİDİR ?-KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y23HDEsas : 2012/5720Karar : 2012/7271Tarih : 10.12.2012 KOOPERATİF ORTAKLIĞININ TESPİTİ
HİSSE DEVRİNİN YAPILDIĞI KİŞİNİN FİİL EHLİYETİNE HAİZ OLMAMASI
ADLİ TIP KURUMUNDAN ALINAN RAPOR

Dava, kooperatif ortaklığının tespiti istemine ilişkindir. Davacının,kooperatif hissesini kendisine devrettiğini iddia ettiği M… N… A…`in, devir tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olmadığına ilişkin dosya içerisinde Adli Tıp Kurumu raporu bulunmaktadır.

DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki üyeliğin tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ KARARI:Davacı vekili, müvekkilinin, M… N… A…`e ait olan A Blok 1 nci kat 2 numaralı dairenin tahsis edildiği kooperatif hissesini, 04.08.2006 tarihinde devraldığını, müvekkilince, devir sözleşmesi ile davalı kooperatife başvuru yapılmışsa da müvekkilinin üyeliğinin davalı kooperatifçe kabul edilmediğini ileri sürerek, müvekkilinin, davalı kooperatifin üyesi olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacının, kooperatif üyesi M. N. A.`den hisseyi satın aldığı sözleşmenin geçerli olduğu, davacının kooperatif üyelik koşullarını yerine getirdiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı M… A… `in davalı kooperatifin üyesi olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1) Dava, kooperatif ortaklığının tespiti istemine ilişkindir. Davacının, kooperatif hissesini kendisine devrettiğini iddia ettiği M… N… A…`in, devir tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olmadığına ilişkin dosya içerisinde Adli Tıp Kurumu raporu bulunmaktadır. İşbu dosyada verilecek karar, kooperatif hissesini devrettiği ileri sürülen M… N… A…`in hukukunu etkileyecektir. Anılan kişinin yokluğunda görülen davada verilen kararın ona karşı infaz edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Davada taraf olmayanın durumu tartışılarak onun leh veya aleyhine bir karar verilemez. Bu durumda, davacıya öncelikle M… N… A…`e dava açması için süre verilmesi, açtığında M… N… A…`in varsa savunması ve delillerinin özellikle Adli Tıp Kurumu`nun anılan raporunun değerlendirilmesi, kooperatif ortaklığının davacıya devrinin geçerli olmadığı sonucuna varıldığı taktirde davanın reddine karar verilmesi, aksi halde yani devrin geçerli olduğu sonucuna varılırsa ve sonradan aynı payı davacıdan devralan kişiler varsa onlar hakkında da dava açmak üzere davacıya süre verilmesi, dava açıldığında davanın bu dosya ile birleştirilmesi ve devir alan kişilerin varsa savunma ve delilleri de değerlendirilerek oluşacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.

2) Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ:

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün (BOZULMASINA), (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.
Y23HD 10.12.2012 E.2012/5720 – K.2012/7271

KOOPERATİFTEN KONUT ALINMADAN KOOPERATİF TASFİYE OLABİLİR Mİ?- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y23HDEsas : 2012/5064Karar : 2013/439Tarih : 25.01.2013 KOOPERATİF TASFİYESİ İÇİN TÜM ORTAKLARIN HAKLARI VERİLMELİDİR
KOOPERATİF ÜYELİĞİNİN TESPİTİ

Üyelik tesbiti davasının yargılaması devam ederken, 1995 yılındakooperatifin tasfiye edildiği ve 17.07.1995 tarihinde Ticaret sicilinden terkin edildiği anlaşılmakta ise de, davacının kooperatife bir miktar aidat ödemesi yaptığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. 1163 sayılı Yasa’nın 83. maddesine göre tüm ortakların hakları verilmeden tasfiye sona erdirilemez.

DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ KARARI:Davacı vekili, müvekkilinin, dava dışı S.S….İnan Sosyal Sigortalılar Yapı Kooperatifine 1982 yılında üye olduğunu, parasal yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen kooperatifçe kendisine bir konut verilmediğini, kooperatif yöneticileri tarafından usulsuz ve sahte işlemlerle üyeliğinin ketmedildiğini, kooperatif tarafından davacının bilgisi dışında üyeliğinin bir başkakooperatife aktarıldığını, bu nedenle üyeliğinin sona erdiğinin bildirilmesi üzerine, üyelik tesbiti için açtıkları …Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1992/917 esas sayılı davanın da karar aşamasında iken kooperatifin tüzel kişiliğinin sona erdiği gerekçesiyle reddedildiğini, kooperatifin borçlarından 5 yılı süreyle ortakları olan davalıların sorumlu olması gerektiğini ileri sürerek, müvekkiline verilmeyen konuta karşılık fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak şartıyla şimdilik 2.000,00 TL tazminatın davalılardan tahsilini, 30.09.2002 tarihli ıslah dilekçesiyle de tazminat alacağına dava tarihinden itibaren reeskont faizi işletilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan Mehmet Kocatepe ve Şeref Üstün, 17.04.1993 tarihinde kooperatifin tasfiyesinin tescil o edildiği halde davacının alacak talebi yönünden müracatta bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiş, davalılardan Müjgan Allar, Türkan Allar, Bilal Çorbacı, Sabri Alınca, Çetin Alınca, kendilerine yönelik davanın husumet yokluğu nerdeniyle reddini istemiş,davalılar Suha Durutaş ve Mustafa Kocabaş ise kendilerinin de kooperatife üye olmalarına rağmen daire alamadıklarını savunarak davanın reddini istemiş, davalı Aras Apak, kooperatif üyeliğini 1993 yılında başkasına devrettiğini bildirmiş, davalı Yılmaz Gökdemir, kooperatif yöneticiliği yaptığı sırada ve sair zamanlarda davacıyı hiç görmediğini ve davacının üyelik vecibelerini de yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiş, davalılar Osman Ongun, Kazım Babaoğlu, Erkan Yiyici ise hiç bir toplantıya katılmayan davacıyı tanımadıklarını savunarak davanın reddini istemişler, diğer davalılar davaya cevap vermemişler, yargılamalara katılmamışlardır.

Mahkemece, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre, davacının kooperatife karşı açtığı 1992/617 esas sayılı davanın yargılaması sırasında 17.07.1995 tarihinde kooperatifin tasfiyesinin tescil edilmesi üzerine davalının hükmi şahsiyetinin sona erdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği,gerek bu dava dosyasının gerekse de S.S. …İnan Sosyal Sigortalılar Yapı Kooperatifi’nin tüm belge ve defterlerine ulaşılamadığı, bu nedenle davacı delillerinin de denetlenemediği, 1992/617 esas-1996/520 karar sayılı üyelik tesbiti davasının da kesinleşmediğinden davacının kooperatife üye olduğu hususunda kesin hüküm ve delil teşkil etmeyeceği, davacının üyeliğini ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, üyelik iddiasına dayalı olarak üyeye verilmeyen konut karşılığında maddi tazminat istemine ilişkindir. 1163 sayılıKooperatifler Kanunu’nun 98. maddesi uyarınca kooperatiflerde de TTK’nın anonim şirketlere ait hükümlerin uygulanması zorunludur.

Davacının verilmeyen konut karşılığında tazminat istemi, üye olduğunu iddia ettiği kooperatif tüzel kişiliğine karşı ileri sürülebilir. Bu nedenle, kooperatif üyeleri olan davalıların yasal olarak husumet ehliyetleri yoktur. Taraf ehliyeti dava şartı olduğundan mahkemece re’sen gözetilmesi gerekir.

Davacının, kooperatif aleyhine …Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1992/617-Esas sayılı dosyası ile açtığı üyelik tesbiti davasının yargılaması devam ederken, 1995 yılında kooperatifin tasfiye edildiği ve 17.07.1995 tarihinde Ticaret sicilinden terkin edildiği anlaşılmakta ise de, davacının kooperatife bir miktar aidat ödemesi yaptığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. 1163 sayılı Yasa’nın 83. maddesine göre tüm ortakların hakları verilmeden tasfiye sona erdirilemez.

Bu durumda, mahkemece, davacı yana uygun bir süre verilerek, tasfiye kurulu ile Ticaret Sicil Memurluğuna da husumet yöneltilmesi suretiyle kooperatifin tüzel kişiliğinin ihyası için dava açılmasının sağlanması ve dava açıldığı takdirde sonucunun beklenmesi, kooperatifin yeniden ihyası durumunda bu tüzel kişiliğin huzuru ile davanın görülmesi gerekirken, bu hususun gözden kaçırılması doğru görülmemiştir.

2-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ:

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulu ile hükmün davacı yararına ( BOZULMASINA ), (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere   oybirliğiyle karar verildi.

Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hal, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir.-KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y15CDEsas : 2012/9311Karar : 2014/3090Tarih : 19.02.2014 DOLANDIRICILIK SUÇU
HİLE
KOOPERATİF YÖNETİCİLERİNİN KOOPERATİFİN FAALİYETİ KAPSAMINDA DOLANDIRICILIK SUÇU İŞLEMESİ

Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hal, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir.

DAVA VE KARAR:

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ KARARI:Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;

Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Ticari faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK`nın 158/1-h bendinde nitelikli hal kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.

Türk Ticaret Kanunun madde 14 de, tacir;

“(1) Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmi bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır,” denilmektedir.

Ticaret şirketleri, aynı yasanın madde 124 de

“(1) Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.

(2) Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır.

Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hal, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanunun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Madde 55-Yönetim Kurulu, kanun ve anasözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatifortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir.

Bu suçun oluşabilmesi için, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.

1- E…İnşaat Mobilya Dekorasyan Sanayi ve Ticaret Limited Şirketini temsil ve ilzama yetkili olan sanığın, şirket adına hareket ederek A… Ç… Ö…. Mah. 28139 ada 2 parselde yapılacak olan binanın 30 no`lu dairesinin katılana satışı konusunda anlaşarak 27/09/2005 tarihli satış sözleşmesini imzalayıp 150.000 TL peşin olarak aldığı halde daireyi devretmeyip aynı daireyi bu kez 19/11/2007 tarihinde H…A… ve  M…A…`ya satmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın savunmasında söz konusu daireyi katılandan aldığı borca karşılık teminat olarak verdiğini, ayrıca satış sözleşmesinde belirtildiği gibi teminat senedi verdiğini, borcunu ödediğini fakat daha sonra yeniden borç alıp karşılığında 250.000 TL bedelli senet verdiğini, senedin icra takibine konulduğunu, katılandan almış olduğu borca karşılık Y… 2. Bölge 43763 ada 6 ve 7 numaralı parseldeki arsa üzerinde bulunan B blok 14 numaralı daireyi resmi senetle devrettiğini belirtmesi ile satış konusu 30 numaralı dairenin H…A… ve  M…A..`ya  A–A— tarafından tapuda devre-dildiğinin anlaşılması karşısında maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açığa çıkarılması bakımından H…A…, M…A… ve  A—A.—“in tanık olarak dinlenmesi ile söz konusu dairenin kendilerine kim tarafından satıldığı hususunun sorulması, sanık tarafından katılana teminat senedi verilip verilmediği ile verilmiş ise akıbetinin araştırılması, son olarak Y…2. Bölge 43763 ada 6 ve 7 numaralı parseldeki arsa üzerinde bulunan B blok 14 numaralı dairenin katılana sanık tarafından devredilip devredilmediği, devrin hangi borca yönelik olduğu hususunun araştırılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabule göre de;

Hapis cezasının alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının belirlenmesi sırasında, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeye dayanarak tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle sanığa fazla ceza tayini,

SONUÇ:

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun`un 8/1. maddesine isti

SEBEBPSİZ ZENGİNLEŞMEYE DAYALI ALACAĞIN TAHSİLİ İÇİ YAPILAN TAKİP İTİRAZIN İPTALİ- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y19HDEsas : 2014/9519Karar : 2014/14543Tarih : 02.10.2014 SEBEBPSİZ ZENGİNLEŞMEYE DAYALI ALACAĞIN TAHSİLİ İÇİ YAPILAN TAKİP
İTİRAZIN İPTALİ
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞİLMEDİĞİNİN İSPATI

Dava, ciro yoluyla hamil davacının keşideciye karşı açmış olduğu sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacağın tahsili için yapılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır.

Takip ve dava konusu edilen çeklerin keşidecisi sebepsiz zenginleşmediğini bir başka deyişle lehtara karşı borçlu olmadığını ya da davacıdan önceki cirantalara bu borcu ödediğini kanıtlamak zorundadır. Somut olayda davalının bu yönde dosyaya ibraz etmiş olduğu yasal bir delil bulunmamaktadır. jct

DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ KARARI:Davacı vekili, müvekkilinin zamanaşımına uğramış 27.12.2010 keşide tarihli 70.000,00 TL bedelli 4 adet çekin tahsili için yapılan icra takibinin davalının haksız itirazı nedeniyle durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, çeklerin yabancı ülkedeki finans kurumundan kredi alabilmek için ödenmesi gereken sigorta bedelinin teminatı amacıyla müvekkili tarafından lehdara verildiğini, teminat çeki olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere göre davalının sebepsiz zenginleşmediğini kanıt yükü altında olduğu, bilirkişi raporu ve Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi`nde yargılanan cirantanın beyanından da çeklerin teminat çekleri olduğunu beyan etmesi dikkate alındığında, dava konusu çeklerin teminat amacı ile verildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, ciro yoluyla hamil davacının keşideciye karşı açmış olduğu sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacağın tahsili için yapılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır. Takip ve dava konusu edilen çeklerin keşidecisi sebepsiz zenginleşmediğini bir başka deyişle lehtara karşı borçlu olmadığını ya da davacıdan önceki cirantalara bu borcu ödediğini kanıtlamak zorundadır. Somut olayda davalının bu yönde dosyaya ibraz etmiş olduğu yasal bir delil bulunmamaktadır. Bu durum gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine,  oybirliğiyle karar verildi.

KİRALANAN YERE ZARAR VERME- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y6HDEsas : 2014/8978Karar : 2014/11470Tarih : 23.10.2014 KİRALANAN YERE ZARAR VERME
HOR KULLANMA TAZMİNATI
ÖZENLE KULLANMA VE KOMŞULARA SAYGI GÖSTERME BORCU

Dava, hor kullanım sebebiyle kiralanana verilen zarar ve erken tahliye sebebiyle mahrum kalınan kira bedellerinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece alınacak bilirkişi raporu ile tespit edilen hasar ile ilgili olarak hor kullanım ve olağan kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasar ayrımı yapıldıktan sonra kullanım süresi ile orantılı olarak yıpranma payının hesap edilip alacaktan düşülmesi gerekir.

DAVA VE KARAR:

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ KARARI:Dava, hor kullanım sebebiyle kiralanana verilen zarar ve erken tahliye sebebiyle mahrum kalınan kira bedellerinin tahsiline ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne, 3.500 TL`nin davalıdantahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı davaya konumeskenin, davalı tarafından 20.07.2013 tarihinde boşaltılacağı vaadinde bulunmasına rağmen, bu tarihten önce 20.4.2013 tarihinde kiralananı tahliye ettiğinden bahisle, mahrum kaldığı üç aylık kira paraları toplam 1350 TL ile kiralananı temiz ve boyalı olarak davalıya teslim etmesine rağmen, aynı şekilde kiralanana teslim almadığından ve davalının hor kullanım sebebiyle kiralanana vermiş olduğu hasarlara ilişkin bulunan tadilat bedelleri toplamı 2150 TL`nin davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı yargılamaya katılmamış, mahkemece talep doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

Olayımızda davaya dayanak yapılan ve taraflar arasında düzenlenen 20.07.2011 başlangıç tarihli bir yıl süreli yazılı kira sözleşmesinin varlığı, davalının adi yazılı taahhütnamedeki kiralananı boşaltmayı taahhüt ettiği dönem sonu 20.07.2013 tarihinden önce 20.04.2013 tarihinde kiralananı tahliye ettiği taraflar arasında uyuşmazlık söz konusu değildir. Davalı kiracı kural olarak taahhüt tarihi yeni dönem sonuna kadar ki kira paralarından sorumludur. Ancak zararın artmaması için davacı kiralayanında bu yeri bir an evvel kiraya vermek için kendisinden beklenen özen ve gayreti göstermesi gerekir. Bunun bir sonucu olarak taşınmazın aynı şart ve koşullarda yeniden kiraya verilebileceği makul sürenin belirlenmesi, davalı kiracının da bu süreye ilişkin kira parası ilesorumlu kılınması gerekir. Mahkemece bilirkişi aracılığıyla belirlenecek olan bu süre tespit edilmeden talep edilen üç aylık kira bedelinin tamamının davalıdan tahsili doğru değildir.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı B.K.’nun 256(1.7.2012 de yürürlüğe giren 6098 sayılı T.B.K.’nun 316) maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı tam bir özenle kullanmak ve aynı Kanunun 266. (6098 sayılı TBK`nun 334) maddesi gereğince sözleşme sonunda aldığı hali ile kiralayana teslim etmekle yükümlüdür. Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla oluşan eskime ve bozulmalardan sorumlu olmayıp, münhasıran kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasardan sorumludur. Davalının kiralananı kullandığı süre ve kullanma amacı gözetildiğinde olağan kullanımdan kaynaklanan yıpranma ve eskimelerin olacağı kuşkusuzdur.

O halde mahkemece alınacak bilirkişi raporu ile tespit edilen hasar ile ilgili olarak hor kullanım ve olağan kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasar ayrımı yapıldıktan sonra kullanım süresi ile orantılı olarak yıpranma payının hesap edilip alacaktan düşülmesi gerekir.

Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen hasarın hor kullanmadan mı, yoksa olağan kullanımdan mı kaynaklandığı açık bir şekilde belirlenmediği gibi, hasar bedeli tespit edilirkenkullanım süresi ile orantılı olarak yıpranma payının hesap edilip alacaktan mahsup edilip edilmediği anlaşılamamıştır. Bu nedenle mahkemece, Yargıtay denetimine elverişli, yukarıda açıklandığı şekilde bilirkişiden yeniden rapor alınarak gerçek zararınbelirtilen şekilde tespit edilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmesi de doğru değildir.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün (BOZULMASINA), bozma nedenlerine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine,   oybirliği ile, karar verildi.
Y6HD 23.10.2014 E.2014/8978 – K.2014/11470

İŞÇİNİN BİNDİĞİ UÇAĞIN DÜŞMESİ-İŞVEREN SORUMLULUĞU-KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

YHGKEsas : 2013/21-102Karar : 2013/1456Tarih : 09.10.2013 İŞVERENİN İŞCİSİNİ YETERSİZ UÇAK İLE GÖNDERMESİ ( Uçak Kazası İle İşverenin Fiili Arasında İlliyet Bağı ve Kusur İncelemesi )
İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM ( Uçak Kazası – İşverenin Eylemi İle İlliyet Bağı )

İş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahibinin işverenden maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davada:
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, sigortalının ölümü ile sonuçlanan olayda illiyet bağının kesilip kesilmediği, dolayısıyla işverenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yöntemince kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta:
Zararlandırıcı olayın uçak kazası sonucu meydana geldiği gözetilmek suretiyle özellikle havacılık ve uçak mühendisliği, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzmanlarından oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetinden, İş Kanunu`nun 77.maddesinin öngördüğü koşullar da gözetilerek olayın niteliğine göre işverenin alması gerekli veya alabileceği önlemlerin olup olmadığı;
varsa bunlardan hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı;
alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar belirtilerek;

İşverene atfedilebilecek bir kusur veya üçüncü kişi olarak pilot hatasının bulunup bulunmadığı hususları ile, olayda mevcut ise kusurun aidiyeti ve oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirleneceği bir rapor alınıp irdelenerek, sonucuna göre karar verilmelidir.fk

DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Adana 1. İş Mahkemesi`nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.01.2012 gün ve 2007/908 E. 2012/12 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi`nin 05.04.2012 gün ve 2012/4197 E. 2012/5290 K. sayılı ilamı ile;

( … Dava 09.01.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölüm nedenine dayalı olarak hak sahibinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulü ile davalı K… İnş Taah Tic San İth İhr AŞ`den tahsiline karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı K… İnş Taah Tic San İth İhr AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yerel mahkemenin davalı K… İnşaat AŞ`nin hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu olduğuna ilişkin kararı aşağıda açıklanan nedenlerle isabetli değildir.

Davacı murisinin davalı Ku… İnşaatın Irak`taki şantiyesinde çalışmak üzere işyerinde olay tarihinde işveren tarafından temin edilen uçakla toplu olarak Adana`dan Bağdat`a gidişi sırasında içinde bulunduğu uçağın Bağdat`ın kuzeyindeki Balad hava alanına inişi sırasında tespit edilemeyen bir nedenle düşmesi sonucu öldüğü, ölüm olayı nedeniyle davalı işverenliğin ve ölen işçinin bir kusurun bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık kusuru bulunmasa bile işverenin tazminattan sorumlu tutulmasının mümkün olup olmadığına ilişkindir.

İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği sorunu, öğretide ve uygulamada zaman içerisinde farklı görüş ve uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Yargıtay`ın önceki kararlarında da benimsediği bir görüşe göre, işverenin bu açıdan sorumluluğu kusura dayanmaktadır. Çünkü İsviçre ve Türk Hukuk Sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur.

Sanayiinin gelişmesi ve yurt düzeyine yayılması sonucunda işyerlerinde kullanılan teknik ve motorlu araçların her geçen gün daha fazla artması ve bu nedenle de alınabilecek her türlü önlemlerle dahi önüne geçilmesi olanağı bulunmayan tehlikelerin ortaya çıkması, dolayısıyla iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük artışlar göstermesi karşısında kusura dayanan sorumluluk ilkesinin yetersiz kaldığı modern toplum hayatının ihtiyaçlarına cevap vermediği görülmüştür. İşte son zamanlarda kendisini yoğun bir biçimde hissettiren teknik ve teknolojik alanlardaki bu gelişmeler, kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu kavramına ortaya çıkarmıştır. Tehlike sorumluluğunu savunanlar işverenin özen borcunu ideal ölçüler içinde yerine getirmesi halinde dahi, meydana gelen zarardan yine de sorumlu tutulması gerektiğini savunmaktadır.

Yargıtay uygulamasında, ilk kararlarda işverenin iş kazalarından doğan sorumluluğunun haksız fiile dayandığını kabul etmişken, zamanla işçinin daha yararına olan, akdi sorumluluk esasını benimsemiştir. Sosyal, ekonomik ve kültürel alanda meydana gelen gelişmeler nedeniyle akdi sorumluluğun da yetersiz kalması üzerine Yargıtay uygulamalarında istikrarlı şekilde tehlike sorumluluğu görüşünü kabul etmektedir.

Tehlike sorumluluğu, en ağır kusursuz sorumluluk halini oluşturmaktadır. Az öncede değinildiği gibi, işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa dahi, meydana gelen kazadan dolayı sorumluluktan kurtulma olanağı yoktur. Bu anlamda tehlike sorumluluğu mutlak bir sorumluluk olarak nitelendirilebilir. Bununla beraber belirtmek gerekir ki tehlike sorumluluğu bir “sonuç sorumluluğu” da değildir. Gerçekten zarar işletmeye özgü bir tehlikeden doğmamış, yani araya giren bir başka nedenden dolayı meydana gelmişse, işverenin bu zarardan sorumlu tutulmaması gerekir. Başka bir deyişle işyerinin işletilmesi veya bundan doğan tehlikeler ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı bulunmuyorsa, işverenin sorumluluğundan söz edilemez.

Öteki sorumluluk hallerinde olduğu gibi, tehlike sorumluluğunda da üç halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir neden, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu içinde geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Yargıtay uygulamasında illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumluluktan değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için zorunlu olduğu kabul edilmektedir. İlliyet bağının kesilmesine neden olan bu çeşitli durumların öncelikle tehlike sorumluluğu içerisinde kabul edilmesi gerekir. Çünkü kusurlu olmadığı gibi, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirmiş olan bir işvereni, işyeri ya da işletmeyle uzaktan, yakından ilgili bulunmayan mücbir nedenlerden sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 18.3.1987 tarih ve 1986/9-722 Esas, 203 Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır.

Somut olaya gelince: Davacı murisinin içinde bulunduğu uçakta önceden var olan bir arızanın tespit edilemediği, her hangi bir uçuş yapı hatasına veya çalışma eksikliğine rastlanılmadığı, kazanın başka bir kalkış denemesi yapılmadan alana zamanından önce inilmek istenmesinden kaynaklandığı, pilotların uçağı riske atabilecek durumlardan kurtulmak için eğitilmeleri gerektiği Irak Sivil Havacılık Dairesi Uçuş Güvenliği Departmanının dosya içerisinde bulunan kaza sonrası nihai raporlarından anlaşılmaktadır. Nitekim hükme esas alınan kusur bilirkişi raporunda da uçağın hava şartları ve pilotaj hatasından düşmüş olabileceği vurgulanmıştır. Hal böyle olunca işverenin kusurunun bulunmadığı, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirdiği, kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı, pilotaj hatasının da kusursuz sorumluluğun tüm halleri için gerekli illiyet bağını keseceği göz ardı edilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle işverenin alacağı bir önlemin bulunmadığı gibi işveren açısından illiyetin kesildiği göz ardı edilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı K… İnş Taah Tic San İth İhr AŞ vekilinin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:Dava, iş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahibinin işverenden maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı K.Ö. vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin oğlu Ö.Ö.`ın davalı yanında jeneratör kullanıcısı olarak çalışmakta iken, şirketin işi için yine davalı şirket tarafından kiralanan uçakla Irak`a giderken, uçağın düşmesi ile 09.01.2007 tarihinde hayatını kaybettiğini,
davalının maliyeti düşürmek için daha önce birçok kez arıza yapmış ve uçması sakıncalı bir uçağı kiraladığını ve üstelik uçmanın tehlikeli olduğu, savaş bulunan Bağdat`a gönderdiğini, buna göre şirketin uçağın düşmesinde davacıya karşı ağır kusuru bulunduğunu,
oğlunu kaybetmesi nedeniyle davacının ağır ve derin acılara düştüğü ve ciddi ruhsal ve bedensel sorunlar nedeniyle sürekli tedaviye başlandığını belirterek, maddi ve manevi tazminatın faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı K… İnşaat Tic. Ve San. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; dava iş kazasına dayalı olarak açıldığından iş mahkemelerinin görevli olduğunu, ayrıca kaza yeri Irak olup, uçak ve mürettebatı yabancı uyruklu olduğundan ve MÖHUK 25. madde uyarınca Türk Mahkemelerinin davaya bakmaya yetkili olmadığını, uçak kazasında işverenin kuşum ve eylemi ile sigortalının ölümü arasındaki illiyet bağının ve ölenin kendisine bakıp yardımda bulunduğunun davacı tarafından kanıtlaması gerektiğini, sırf işçiler için daha güvenli olması nedeniyle havayolu ile taşıma olanağının sağlandığını beyanla, ölüm ile şirket arasında illiyet bağı olmaması, şirketlerinin olayda kusur veya ihmalinin bulunmaması, ölenin yüksek riskli bölgede çalışacağını bilerek ve kabul ederek gitmesi nedenleriyle, davanın reddini savunmuştur.

Davanın açıldığı Asliye Hukuk Mahkemesinin; ölen ile davalı arasında hizmet sözleşmesinin bulunması nedeniyle iş mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, dosyanın gönderildiği İş Mahkemesince
“davalı işverenin risk nazariyesi kapsamında sorumlu olduğu ve olayda mücbir sebep, üçüncü kişinin veya zarara uğrayanın ağır kusurları gibi illiyet bağını kesen nedenlerin davalı tarafından kanıtlanamadığı”                          gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, sigortalının ölümü ile sonuçlanan olayda illiyet bağının kesilip kesilmediği, dolayısıyla işverenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yöntemince kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle konuya ilişkin yasal mevzuatta meydana gelen değişikliklere kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, insan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu`nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun`un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu`nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.

Buna göre, 6331 sayılı Kanun`un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesinde:
“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a )Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b )İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c )Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç )Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d )Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.”            hükmü düzenlenmiştir.

Aynı Kanun`un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede,
“İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a )Risklerden kaçınmak,
b )Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c )Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç )İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d )Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e )Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f )Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g )Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ )Çalışanlara uygun talimatlar vermek.”                              hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu`nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir ( Prof. Dr. Tankut Centel, İşverenin İşyerinde Sağlık ve Güvenliği Sağlama Yükümü, Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası, cilt: 27 sayı: 3 Mayıs 2013 ).

Anılan düzenlemeler uyarınca davanın yasal dayanağı; 6331 sayılı Kanun`un 37`nci maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılan ancak zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği 09.01.2007 tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu`nun 77`nci maddesidir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, 4857 sayılı Kanun`un 77. maddesi uyarınca, işverenler iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alman her türlü önleme uymakla yükümlüdürler, işverenler alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumluluklar konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Anılan madde ile, işverenlere, işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramından kapsamlı olarak, her türlü önlemi almak yanında, bir anlamda objektif özen yükümlülüğü de öngörülmektedir. Bu itibarla işverenin, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı takdirde gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan sarfınazar etmesi kabul edilemez.

Diğer taraftan, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler

Tazminat davalarının özelliği gereği İş Kanunu`nun 77. maddesinin öngördüğü koşullar gözönünde tutularak ve özellikle zararlandırıcı olayın niteliğine göre, İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, zararlandırıcı sigorta olayı yönünden alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle işveren ve işçi yönünden kusurun aidiyeti ve oranı, olayın meydana gelmesinde üçüncü kişinin eyleminin bulunup bulunmadığı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalıdır.

Belirtilmelidir ki, hükme esas alınacak kusur raporlarının da 4857 sayılı İş Kanunu`nun 77. ve işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.

77. maddede anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.

Öte yandan, Hukuk Genel Kurulu`nun 20.03.2013 gün 2012/21-1121 E. 2013/386 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, illiyet bağının mücbir sebep, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilmesi halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.

Somut olayda, davalı şirkette çalışan sigortalının Irak`da bulunan işyerine giderken meydana gelen uçak kazasında öldüğü, uçağın işveren tarafından temin edildiği, Irak Sivil Havacılık Dairesi Uçuş Güvenliği Departmanının raporunda; uçakta önceden var olan bir arızanın tespit edilemediği, her hangi bir uçuş yapı hatasına veya çalışma eksikliğine rastlanılmadığı, kazanın başka bir kalkış denemesi yapılmadan alana zamanından önce inilmek istenmesinden kaynaklandığı, pilotların uçağı riske atabilecek durumlardan kurtulmak için eğitilmeleri gerektiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.

Hükme esas alman kusur bilirkişi raporunda, uçağın hava şartları ve pilotaj hatasından düşmüş olabileceği, olayın meydana gelmesinde işverenin veya işçinin kusurunun bulunmadığı belirtilmiş ise de, anılan raporu düzenleyen bilirkişiler olayın niteliğine göre yeterli olmadığı gibi, tahmine dayalı olarak düzenlenen raporda; olayın meydana gelmesini önleme yönünden işverenin alması gerekli veya alabileceği önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alman önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı ile özellikle olayın meydana gelmesinde üçüncü kişi pilotun ağır kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarının duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmadığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanunu`nun 77.maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği ve hükme dayanak alınabilecek nitelikte olduğu söylenemez. Bu nedenle, yetersiz rapora itibar edilerek, davalı işveren şirketin sorumlu tutulmaması usul ve yasaya aykırıdır.

Somut uyuşmazlıkta, pilotun üçüncü kişi olduğu ve pilotaj hatasının da sorumluluğun tüm halleri için gerekli illiyet bağını keseceği gözetilmek suretiyle Mahkemece, öncelikle maddi olguya ilişkin tüm deliller toplanarak, dinlenen tanık beyanları da gözetilmek suretiyle uçak kazasının oluşumuna ilişkin maddi olguların eksiksiz biçimde saptanması, sorumluluğu gerektiren her koşulun, kendi özelliği çerçevesinde araştırılıp irdelenmesi ve sonrasında, zararlandırıcı olayın uçak kazası sonucu meydana geldiği gözetilmek suretiyle özellikle havacılık ve uçak mühendisliği, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzmanlarından oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetinden, İş Kanunu`nun 77.maddesinin öngördüğü koşullar da gözetilerek olayın niteliğine göre işverenin alması gerekli veya alabileceği önlemlerin olup olmadığı, varsa bunlardan hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar belirtilerek, işverene atfedilebilecek bir kusur veya üçüncü kişi olarak pilot hatasının bulunup bulunmadığı hususları ile, olayda mevcut ise kusurun aidiyeti ve oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirleneceği bir rapor alınıp irdelenerek, sonucuna göre karar verilmelidir.

O halde, yetersiz kusur raporuna dayalı olarak olayda illiyet bağının kesildiğinin yöntemince kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalı işverenin sorumluluğuna dair kararda direnilmesi isabetsizdir.

Direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ile bozulmalıdır.

SONUÇ:

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı  ( BOZULMASINA ), 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun 8/3. fıkrası uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

ARSA SAYILMA NİTELİKLERİ – KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

YİBGKEsas : 1996/3Karar : 1998/1Tarih : 17.04.1998 ARSA SAYILMA NİTELİKLERİ
NAZIM İMAR PLANI KAPSAMINDAKİ TAŞINMAZLAR
ARSA
KAMULAŞTIRMADA ARSA SAYILMA NİTELİKLERİ
KAMULAŞTIRMADA ARSANIN KIYMET TAKDİRİ
KAMULAŞTIRMADA ARSA-TARIM ARAZİSİ AYIRIMI
ARSA-TARIM ARAZİSİ AYIRIMI

Belediyelerce, yapılıp usulünce onaylanarak yürürlüğe konulan nazım imar planı kapsamındaki taşınmazlar, kamulaştırma hukuku yönünden arsa sayılabilir ise de, bu nitelendirmede; nazım imar planının ait olduğu idari birim ( büyükşehir, il, ilçe, köy ), belediye ve mücavir alan sınırları içindeki yerleşim ve nüfus yoğunluğu, ulaşım ve altyapı hizmetleri ve yerleşim merkezine olan mesafe ile taşınmazın plandaki konumu ve kullanım biçimi gibi unsurlar da gözönünde bulundurulabilir.

DAVA VE KARAR:

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 27.6.1996 gün ve 56/3 sayılı kararı üzerine 13 Mart 1998 tarihinde toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, nazım imar planı içinde yer alan taşınmazların salt bu nedenle arsa sayılacağına dair Beşinci Hukuk Dairesi kararları ile böyle bir taşınmazın arsa olarak nitelendirilebilmesi için, taşınmazın fiilen meskun halde bulunan ve belediye hizmetlerinden faydalanmakta olan yerler arasında bulunması gerektiğine dair Onsekizinci Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararları arasında içtihat aykırılığının bulunduğu kabul edilmiştir.

Kamulaştırma Kanununun 11. maddesi, kamulaştırılan taşınmazların kıymet takdir esaslarını belirlerken arazilerde, taşınmaz veya kaynağın kamulaştırma tarihindeki mevki ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirinin, arsalarda ise, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara ait değerlerin dikkate alınacağını hükme bağlamıştır.

Kamulaştırma Kanununda, arsanın tanımı yapılmamış olduğundan arazi ile arsa arasındaki ayırım, Emlak Vergisi Kanunu`nun 12. maddesi, bu maddeye dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı ve uygulamada belirlenen esaslara göre yapılmaktadır Emlak Vergisi Kanununun 12 maddesi, “belediye sınırları içinde, belediyece parsellenmiş araziyi” arsa saymış parsellenmemiş araziden hangilerinin arsa sayılacağını bu konuda çıkarılacak Bakanlar Kurulu Kararına bırakmıştır.

Bakanlar Kurulu bu konuda en son çıkarılan 28.2.1983 gün ve 83/6122 sayılı kararında, emlak vergisi yönünden parsellenmemiş araziden hangisinin arsa sayılacağını belirlemiş olup, kamulaştırma bedel arttırımına ilişkin davalarda bu konudaki ilkelerin bazıları Yargıtay`ca benimsenerek uygulanmıştır. Uygulamada tevhidi içtihat konusu ve sınırları bakımından bu genelgede sözü edilen imar planı, İmar Kanununda öngörülen “nazım imar planı” ve “uygulama imar planın ayırım yapılarak ele alınmış, uygulama imar planında yer alan taşınmazlar, anılan Kanuna göre tabi bulundukları işlemler itibarı ile arsa olarak değerlendirilmiş iken, nazım imar planı konusundaki taşınmazlar yönünden uygulamada sözü edilen aykırı görüşler doğmuştur.

Yargıtay Onsekizinci Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu bu taşınmazların ayrıca meskun ve belediye hizmetlerinden yararlanan yerler arasında bulunması şartını ararken Beşinci Hukuk Dairesi böyle bir şarta yer vermemiş bu taşınmazları salt bu nedenle ( nazım imar planı içinde olduğu için ) arsa saymıştır.

İlk oturumda bu ayırım dikkate alınarak yapılan müzakereler sonunda yapılan oylamada her iki görüş yeterli çoğunluğu bulamamış, her iki görüşün de arsa-tarım arazisi ayırımında tatmin edici bir çözümü ifade etmediği düşüncesinden hareketle,

İkinci oturumda, birinci oturumdaki görüşmelerden çıkan sonuç gözönünde bulundurularak Beşinci ve Onsekizinci Hukuk Dairelerinin uygulamalarını dikkate almakla beraber, her iki Dairenin arsa değerlendirmesi konusundaki görüşlerine esneklik getiren bir öneri Genel Kurula sunulmuştur. Genel Kurul bu öneriyi, Yargıtay Kanununun 45. maddesinin son fıkrası hükmü kapsamında değerlendirmiştir. Bu öneri dikkate alınarak yapılan müzakerelerde Belediyelere ait usulüne uygun alarak onaylanıp yürürlüğe konulan nazım imar planı kapsamındaki taşınmazların arsa sayılabileceği ancak nazım imar planlarının çok geniş alanları içine alabilecek tarzda da düzenlenebildiği ve özellikle beldeler için yapılan nazım imar planlarının beldenin idari sınırlarının tamamını içine alabildiği, yerleşim yerlerine ve belediyece hizmet getirilen bölgelerin çok uzağında bulunan ve bölgedeki yerleşim yerinin genişliği ve nüfus artışı ile nüfus yoğunluğuna göre yakın zamanda iskan açılması mümkün olmayan yerlerin de nazım imar planı sınırları içine dahil edildiği ve yerleşim yerlerinden uzakta olan bir kısım taşınmazların da sırf kamulaştırmayı sağlamak amacıyla plan kapsamında gösterilebildiği gözetilerek belirtilen durumlarda taşınmaz, belediye nazım imar planı içinde ol sa dahi arsa olarak kabul edilemeyeceği görüşü benimsenmiştir.

Varılan bu genel sonuç doğrultusunda, tevhidi içtihat yönünden nazım imar planı`ndan yalnız belediyelerce yapılanlarının dikkate alınması, nazım imar planında yer alan taşınmazların arsa olarak nitelendirilmelerinde yalnız bu durumlarının değil, ait oldukları belediyelerin yerleşim ve nüfus yoğunluğunun, ulaşım ve alt yapı hizmetlerinden yararlanma olanak ve olasılıklarının yerleşim merkezlerine uzaklıklarının nazım imar planı içindeki konumları ve kullanım biçimleri, planlanan kapsamda ve süre içinde yerleşim alanlarına dönüşme olasılıklarının da gözönünde bulundurulacağı öngörülmüştür.

Buna göre, belediye nazım imar planında yer alan bir taşınmaz arsa sayılabilecek ise de, onun arsa olarak nitelendirilip buna göre değerlendirilmesine esas olmak üzere, nazım imar planının ait olduğu belediyenin yerleşim alanının devamında, uzantısında yer alması alt yapı hizmetlerine henüz kavuşmamış olsa bile, istendiğinde imara açılabilecek ve bunlardan yararlanabilecek konumda, belediyenin nüfus ve yapılaşma yoğunluğundaki artış itibariyle uygulama imar planının düzenlenebileceği aşamaya gelinmiş olması gibi hususlarının da araştırılıp gözönünde bulundurulacağı öngörülmekte, buna karşılık taşınmaz belediye nazım imar planı içinde olmasına rağmen bu plandaki konumu itibariyle iskanının yasaklanmış bulunması, nazım imar planının ait olduğu beldenin nüfusu, gelişmesi, yapılanma yoğunluğu ve taşınmazın yerleşim merkezine uzaklığı gibi nedenlerle uygulama imar planı hazırlanmasının yakın bir olasılık olmadığı ve daha önce planda yer almadığı halde, yürürlükteki mevzuat gereği kamulaştırılabilmesi amacıyla ve hemen kamulaştırma kararından önce nazım planı düzenlenmiş veya mevcut nazım plan kapsamına alınmış olması gibi haller de arsa değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulacaktır.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Kamulaştırma hukuku uygulamasında hangi koşulları taşıyan taşınmazların arsa sayılması gerektiği, içtihadı birleştirmenin konusunu oluşturmaktadır. 1982 tarihli Anayasanın 46. maddesinin 1. fıkrası devlet ve kamu tüzel kişiliklerinin, kamu yararının gerektirdiği hallerde karşılıklarını ödeyerek özel mülkiyette bulun taşınmazları kamulaştıracağı veya üzerinde irtifak hakkı kurabileceği hükmünü taşımaktadır.

Aynı maddenin 2 fıkrası kamulaştırma bedelini hesaplama tarz ve usullerini belirlemek amacı ile çıkartılacak yasada;

a ) Vergi beyanının,

b ) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerinin,

d ) Taşınmaz malların birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarının,

d ) Diğer objektif ölçülerin, dikkate alınacağı öngörülmüştür:

İşte Anayasanın 48/2 maddesinde belirtilen amaca uygun olarak çıkartılan özel Kamulaştırma Yasası 8.11.1983 günlü Resmi Gazete`de yayınlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.

Sözü edilen yasanın “Kıymet takdiri esasları” başlığını taşıyan 11. maddesi hükmüne göre:

( ……… )

d ) Varsa vergi beyanı,

e ) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdiri

f ) Arazilerde; taşınmaz mal veya kaynağın kamulaştırma tarihindeki mevki ve şartlarına göre olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri,

g ) Arsalarda; Kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlarına göre satış değeri,

i ) Bedelin tesbitinde etkili olacak diğer objektif ölçüler,

Esas tutularak kamulaştırmanın idari ve yargı evresinde kamulaştırma bedeli takdir edilecektir.

Kamulaştırma yasasında, arazi ve arsa niteliğini taşıyan taşınmazların kamulaştırma karşılığının takdirind ayrı yöntemler belirlendiği halde; arazi ve arsa tanımına yer verilmemiştir Meydan Laruse ansiklopedisinde arsa; “Bina yapılacak boş yer” biçiminde tanımlanmıştır. Yüksek Yargıtay, kamulaştırma hukuku uygulaması bakımından hangi taşınmazların arsa sayılması gerektiği sorununu, yürürlükte bulunan diğer yasalardaki arsa tanımlarından harekette çözmeye çalışmış ve bu konuda çıkartılan içtihatlar Yüksek Hukuk Genel Kurulu ile Beşinci ve Onsekizinci Hukuk Daireleri tarafından 1993 yılına kadar kararlılıkla uygulanmıştır. O tarihten sonra Beşinci Hukuk Dairesi başka bir koşul aramadan salt nazım imar planı içinde kalan taşınmazları ( bu planın belediye yada valilik tarafından yapılmasını ayırmadan ) arsa kabul etmesi üzerine içtihat aykırılığı doğmuştur ( İçtıhadı Birleştirmeye konu olan Beşinci Hukuk Dairesi`nin 19.4.1993 gün,1253/7653 sayılı, 30.1.1995 gün,22191/1662 sayılı 6.2.1995 gün,1601/2139 sayılı,17.1.1995 gün,21502/264 sayılı kararları ).

1319 sayılı Emlak Vergi Yasasının 12/2 maddesinde “Belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş arazi arsa sayılır” tanımından sonra, aynı maddenin 3 fıkrasında “Belediye sınırları içinde veya dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu kanuna göre arsa sayılacağı Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edilir” denmiştir. Bakanlar Kurulunun bu yasa hükmüne uygun olanak son çıkardığı 28.2.1983 gün ve 6122 sayılı kararının 1. maddesinde yasanın arsa tarifine ilişkin hükmü imar mevzuatından alıntılar yapılarak daha geniş tanımlanmıştır.

1319 sayılı Emlak Vergi Yasasının 12/2. maddesinde söz edilen “Belediyece parsellenmiş arazi” sözcüğü ile amaçlanan o taşınmazın 3194 sayılı imar Yasasının 5. maddesinde tanımı yapılan “uygulamalı imar planı” içine alınmış olmasıdır. Uygulama imar planı içine alınan taşınmaz imar yasası hükümlerine göre kullanım biçimi, ile üzerine yapılacak inşaatın her türlü niteliği ( inşaat alanının ne alacağı, resmi yada özel bina olarak kaç kat yapılacağı, bitişik cadde ya da sokakların genişliğinin ne kadar olacağı gibi…. ) belirlenmektedir. İşte bu tür taşınmazlar için sahipleri tarafından arazi vergisine göre daha yüksek olan arsa vergisi ödenmektedir. Belediyece parsellenmiş ( uygulamalı imar planı içine alınmış ) taşınmazların kamulaştırılması halinde vergi hukukunda olduğu gibi arsa niteliği gözönünde bulundurularak değer takdiri yapılmaktadır. Bu konuda içtihat aykırılığı bulunmamaktadır.

1319 sayılı Emlak Vergi Yasasının 12/3 maddesine göre çıkartılan Bakanlar Kurulu Kararnamesinin 1/a maddesinde “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde imar planı ile iskan sahası alarak ayrılmış yerlerde bulunan parsellenmemiş arazilerin zirai faaliyette kullanılmaması koşulu ile arsa sayılacağı” Kararlaştırılarak bu niteliği taşıyan taşınmazlarda da, yine arsalara göre belirlenen değer üzerinden vergi alınacağı,1/b maddesinde imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmamış olmakla beraber fiilen meskun halde bulunan ve belediye hizmetlerinden faydalanmakta olan yerler arasında kalan arazilerinde zirai faaliyette kullanılmaması halinde” arsa vergisine tabi olacağı hükmü getirilmiştir.

Bakanlar Kurulu kararnamesinin 1. maddesinin ( a ) ve ( b ) bentlerinde sözü edilen “imar planı sözcüğü 3194 sayılı İmar Yasasının 5. maddesinde tanımlanan “Nazım imar planı” anlamında kullanılmıştır. Çünkü nazım imar planlarında ileriye yönelik olarak arazi parçalarının genel kullanış biçimleri, başlıca bölge tipler bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunlukları, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme ve büyüklükleri gibi hususlar gösterilmektedir.

Kararnamenin 1/a ve b maddesinde nitelikleri gösterilen taşınmazların zira faaliyette kullanılması halinde arsa sayılamayacağı, dolayısıyla arsa vergisine değil arazi vergisine tabi olacağı hükmü bulunmaktaysa da, Yargıtay`ın yıllardan beri kararlılıkla uyguladığı içtihatlarına göre kararnamenin 1/a ve b bendlerindeki diğer koşulları taşıyan taşınmazların zira faaliyette kullanılıp kullanılmadığına bakılmaksızın kamulaştırm hukuku uygulamasında “arsa” sayılmaktadır. Bu konuda içtihat aykırılığı bulunmamaktadır.

Bakanlar Kurulu kararnamesinin 1/a maddesinde nazım imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış yerlerde bulunan parsellenmemiş araziler vergi hukuku yönünden arsa sayıldığı gibi kamulaştırma hukuku yönünden de arsa olarak kabul edilmesi gerekir. Çünkü nazım imar planında iskan sahası olarak ayrılan taşınmazlar geleceğe yönelik de olsa önemli bir değer kazanmış, yanı rant getirmiştir. Aslında kararnamenin 1/a bendinde nitelikleri sayılan taşınmazlar eldeki içtihadı birleştirmenin konusu da değildir.

İçtihat aykırılığı, Kararnamenin 1/b maddesinde nitelikleri sayılan taşınmazlar yönündedir. Yüksek Hukuk Genel Kurulu ile Onsekizinci Hukuk Dairesi, vergi hukukun da olduğu gibi taşınmazların kamulaştırma hukuku uygulamasındanda arsa sayılabilmesi için kararnamenin 1/b maddesinde yazılı tüm koşulları ( zirai faaliyette kullanılma ya da kullanılmama koşulu hariç ) taşıması gerektiği görüşünde olduğu halde, Beşinci Hukuk Dairesi, taşınmazın hangi amaçla nazım imar planı içine alınmış olması, fiilen meskun bulunması ve belediye hizmetlerinde yararlanması koşullarını aramadan, sadece nazım imar planı içinde olmasını yeterli görmektedir.

Kararnamenin 1/b maddesinde sözü edilen nazım imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmamış ( tarımsal niteliği korunacak alan, özel mahsul alanı heyelan bölgesi olduğu için yapılaşma yasağı olarak ayrılan alan, ağaçlandırılacak alan, günü birlik piknik alanı, baraj gölü su toplama havzası olarak belirlenen alan gibi… ) taşınmazlar salt nazım imar planı içine alınmış olmakta her hangi bir değer kazanmamaktadır. Başka bir anlatımla bu tür taşınmazların sadece nazım imar planı içine alınmış olmaları önceki durumlarında ve değerlerinde değişiklik yapmamakta, sahibine her hangi bir rant getirmemektedir. Bu nedenle sadece nazım imar planı içine alınan ve bu planda iskan sahası olarak ayrılmayan taşınmazlar vergi hukuku yönünden arsa sayılmadığı gibi kamulaştırma hukuku yönünden de arsa olarak değerlendirilmesi düşünülemez. Ancak bu tür taşınmazlar fiilen meskun halde bulunuyor ve belediye hizmetlerinden yararlanan yerler arasında kalıyorsa, vergi hukuku yönünden arsa sayıldığı gibi kamulaştırma hukuku yönünden de arsa sayılması gerekir. Çünkü bu koşullar o taşınmaza önemli bir değer kazandırmaktadır.

Kamulaştırma Yasasında, arsa nitelendirmesi konusunda Emlak Vergi Yasasındaki arsa tanımının gözönünde bulundurulacağına ilişkin bir hüküm yoksa da kamulaştırma bedelinin vergi beyan değeri ile yakın ilişkisi vardır. Yıllarca bu ilişki gözönünde bulundurularak uygulama yapılmıştır. Bunun içindir ki, emlak vergisi mevzuatındaki arsa tanımı kamulaştırma mevzuatında da nazara alınması gerekir. 1956 yılında 6830 sayılı eski kamulaştırma yasası çıkartılırken geçici komisyon raporunda “bu konuda objektif unsurun vergi bildirgesinde yazılı miktar alacağı, ancak memleketimizde bu konuda verilen bildirimlerin gerçeğe aykırı ve yetersizliğine” değinilmiştir.

22 Eylül 1971 gün,1488 sayılı Yasa ile 1961 Anayasası`nın 38. maddesinin 2. fıkrası değiştirilerek “ödenecek karşılık, taşınmazın tamamının kamulaştırılması halinde o malın malikinin yasada gösterilecek usul ve şekle uygun olarak bildireceği vergi değerini; kısmen kamulaştırmalarda da vergi değerinin, kamulaştırılan kısma düşen değerini aşamaz” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm, Anayasa Mahkemesi`nin 12.10.1976 gün,38/46 sayılı kararı ile iptal edilinceye kadar uygulanmıştır.

1319 sayılı Emlak Vergi Yasasına 21.1.1982 gün ve 2587 sayılı Yasa ile eklenen geçici 2. maddesi ile; “Kamulaştırma karşılıklarının kamulaştırma tarihinden önce bildirilen ve emlak vergisine esas olan son vergi beyan değerini geçemez” hükmü getirilmiş ise de daha sonra 2942 sayılı Yasanın 40. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, Anayasanın 46/2 ve 2942 sayılı Yasanın 11/d maddesine diğer unsurların yanında “vergi beyanının” da değer biçme öğelerinden biri olarak gözönünde bulundurulmasına dair, hüküm konmuştur. Bu nedenle vergi hukuku uygulamasında arsa olarak değerlendirilen taşınmazların kamulaştırma hukuku yönündende arsa olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum “her nimetin bir külfeti, yada her külfetin bir nimeti vardır” özdeyişindeki düşünce ile Anayasa ve yasaya konulmuştur. Yıllarca ve halen arazi niteliği ile vergisi ödenen taşınmazın kamulaştırılması halinde değerinin arsa olarak belirlenmesi, yada arsa niteliği ile vergisi ödenen taşınmazın arazi olarak değerlendirilmesi, Anayasa ve yasa koyucunun iradesine uygun olduğu düşünülemez.

Hemen şunu da belirtelimki; bildirilen vergi beyan değeri ve resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirleri kamulaştırılan taşınmazla gerçek değeri olduğu, Anayasa ve Kamulaştırma Yasasınca kabul edilmemiştir. Bilirkişiler bu değerler üzerinde durup tartışacak Yasanın 11. maddesinde yazılı diğer öğeleri de nazara alarak vergi beyan değeri yada resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerinin altında yada üstünde kamulaştırma karşılığını hesaplayacaklardır.

YARGITAY İÇTİHATI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU KARARI:

Yüksek Kurulun sayın çoğunluğu, belediyelerce yakılan nazım imar planı içindeki taşınmazların arsa sayılabileceğini kabul etmekle bir taraftan Beşinci Hukuk Dairesi`nin görüşünü benimsemiş, diğer taraftan yerleşim ve nüfus yoğunluğu, Ulaşım ve alt yapı hizmetleri ile plandaki konumu gibi koşullarında gözönünde bulundurulabileceğini belirterek Hukuk Genel Kurulu kararlarındaki görüşe uymuş, böylece sorunu deyim yerinde ise karmaşık, içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Şöyleki; bilirkişi heyeti ( İçtihatı Birleştirme Kararı “diğer unsurların gözönünde bulundurulabileceği” kabul edilmiştir. Bu emredici bir kural değildir, karşı kavramından “gerektiğinde diğer unsurların gözönünde bulundurulmayacağı” anlamı da çıkar. Öyle ise taşınmaz belediye tarafından yapılan nazım İmar planı içindedir ve arsa olarak; değerlendiriyoruz. Diğer koşulları aramaya gerek yoktur ) biçiminde Beşinci Hukuk Dairesi`nce benimsenen görüş gibi, yada bunun aksi olarak ( içtihadı birleştirme kararında; belediyelerce yapılan nazım imar planı içinde kalan taşınmazların arsa sayılabileceği de, sayılmayabileceği de kabul edilmiştir. Taşınmaz nazım imar planı içinde ise de biz şu nedenlerle bu taşınmazı arsa olarak kabul etmiyoruz ) veya ( içtihadı birleştirme kararında belediyelerce yapılan nazım imar planı içinde kalan taşınmazlar ancak nüfus yoğunluğu ( meskun olma ), ulaşım ve alt yapı hizmetlerinde ( belediye hizmetlerinden ) faydalanması halinde arsa sayılabilir, taşınmaz bu nitelikleri taşıyor, öyle ise arsadır ) Hukuk Genel Kurulu`nun benimsediği görüş gibi, ya da ( taşınmaz nazım imar planı içindedir, ancak bu yerde nüfus yoğunluğu azdır, ulaşımı iyi değildir, alt yapı hizmetlerinın tümünden faydalanmıyor, yerleşim yerine uzaktır, planda tarımsal niteliği korunacak alan olarak gösterilmiştir. Bu nitelikleri ile arsa sayılamaz ) biçiminde görüş açıklayarak raporlar vereceklerdir.

Yüksek Kurulda yapılan görüşmeler sırasında taşınmaz maliklerinin mağdur edilmemesi bakımından esnek bir uygulamaya yer verilmesi için böyle bir görüşün benimsenmesi gerektiği ifade edilmişse de gerek Anayasanın 46/2. maddesi, gerekse Kamulaştırma Yasasının 11/i madde ile “bedelin tesbitinde etkili olacak diğer objektif ölçülerin” gözönünde bulundurulacağı hükmüne göre, kamulaştırılan taşınmaza yasa ve kararname hükümlerine göre arsa sayılma olanağı bulunmadığı için arazi niteliği ile hesaplanacak değerden “diğer objektif ölçüler” gözönünde bulundurularak belli oranda artırma yapılarak, yada arsa niteliği ile bulunacak değerden, belli oranda azaltma yapılarak Anayasa ve Yasanın öngördüğü gerçek kamulaştırma karşılığı belirlenecektir Aslında bu güne kadarki uygulamalarda bu doğrultudadır.

Yüksek Kurulun sayın çoğunluğu tarafradan kabul edilen metin, kesin net ve yorumdan uzak bir görüşü yansıtmamaktadır. Muhtemeldir ki, uygulamadaki çelişkiler nedeniyle aynı konu bir süre sonra Yüksek Kurulun önüne tekrar gelecektir. Bu durumda yargıya güven ilkesini sarsar.

2797 sayılı Yargıtay Yasasının 16.maddesinin son fıkrasında; “Yargıtay Büyük Genel Kurulunun kararlarının kesin olduğu 45. maddesinin 5. fıkrasında, İçtihadı Birleştirme Kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurallarını, Dairelerini ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı” yönünden hükümler taşıdığından, İçtihadi Birleştirme Kararları uygulanacağı konular bakımından yasa kuvvetindedir. Şu farkla ki; Yasalar, T.B.M.M. kararları ve içtihatlarla yorumlanabilir. İçtihadı Birleştirme Kararları Yasaların yorumu olduğundan başka bir kurum tarafından da yorumlanamaz.

Bu nedenlerle, belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunupta nazım imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmamış olan taşınmazlar vergi hukuku uygulamasında olduğu gibi kamulaştırma hukuku uygulamasında da arsa sayılabilmesi için, Bakanlar Kurulunun 28.2.1983 gün,6122 sayılı Kararnamesinin 1/b bendinde sayılan “fiilen meskun halde bulunma ve belediye hizmetlerinden faydalanmakta olan yerler, arasında olma” koşullarını da taşıması gerektiğinden İçtihat aykırılığının Hukuk Genel Kurulu kararları doğrultusunda birleştirilmesi düşüncesindeyim.

Açıklanan nedenlerle Yüksek Kurulun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum. Ali ÖZÇELİK

17. Hukuk Dairesi Üyesi

SONUÇ:

“Belediyelerce yapılıp usulünce onaylanarak yürürlüğe konulan nazım imar planı kapsamındaki taşınmazlar, kamulaştırma hukuku yönünden arsa sayılabilir ise de, bu nitelendirmede; nazım imar planının ait olduğu idari birim ( büyükşehir, il, ilçe, köy ), belediye ve mücavir alan sınırları içindeki yerleşim ve nüfus yoğunluğu, ulaşım ve altyapı hizmetleri ve yerleşim merkezine olan mesafe ile taşınmazın plandaki konumu ve kullanım biçimi gibi unsurlar da göz önünde bulundurulabilir” biçiminde birinci toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamadığından,17.4.1998 gününde yapılan ikinci toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verilmiştir.YİBGK 17.04.1998 E.1996/3 – K.1998/1

KOOPERATİF ÜYELİĞİNİN TESPİTİ MÜLKİYETİN TESPİTİ VE TESCİL TALEBİ- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y23HDEsas : 2012/3923Karar : 2012/6276Tarih : 30.10.2012 KOOPERATİF ÜYELİĞİNİN TESPİTİ
MÜLKİYETİN TESPİTİ VE TESCİL TALEBİ

Dava, mülkiyetin tespiti ve tescil istemine ilişkindir. Tapuda kayıtlı taşınmazların mülkiyetinin devrine yönelik sözleşmelerin, 818 sayılı BK`nun 213 ncü, TMK`un 706/1 nci, Tapu Kanunu`nun 26 ncı ve Noterlik Kanunu`nun 60 ncı madde hükümleri uyarınca Tapu Sicil Müdürlüğünde şeklinde ya da noterde şeklinde yapılması gereklidir. Türk hukukunda tapuda kayıtlı taşınmazların harici satışı (ayrık durumlar hariç) geçerli değildir. Ancak, davacı salt dava dışı M. D. ile davalı kooperatif arasında yapılan harici satım sözleşmesine dayanmamış, davalı kooperatif ortaklığına dayanarak, ortaklığı nedeniyle hak kazandığını iddia ettiği taşınmazın mülkiyetinin tespitini ve adına tescilini talep etmiştir. Daire satımında üyelik kendiliğinden alıcıya satım ile birlikte geçmez. Satıcının üye olması ve üyeliğinin alıcı tarafından ayrıca devir alınması gerekmektedir. Üyelik ayrıca devredilmedikçe satıcının üyeliği kooperatif nezdinde devam eder. Harici satım sözleşmesi mülkiyetin naklini sağlamayacağından, salt bu geçersiz sözleşmeye dayalı olarak davacının davalı kooperatifi tescile zorlaması mümkün değildir. Satıcının üye olması, alıcı davacının bu üyeliği ayrıca devir alması, davacının kooperatif üyelik koşullarını taşıması halinde kooperatifin davacıyı 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 14/3 ncü maddesi uyarınca ortaklığa kabul etmesi zorunludur. Davacının istemi özünde devir aldığını iddia ettiği üyeliğin tespiti olarak ele alınıp, değerlendirilmelidir. Davacının üyeliği devir aldığının belirlenmesi halinde, ferdileşmeye geçilmemişse üyeliğe bağlı dava konusu dairenin davacıya ait olduğunun tespitine, ferdileşmeye geçilmiş ise tesciline karar verilmesi gerekir.

DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki mülkiyetin tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ KARARI:Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu taşınmazı dava dışı M. D.`dan satın aldığını, davacı tarafından dairenin içinin yapımı sürdürülürken kooperatif yönetim kurulu başkanı Y. T. tarafından zorla kendisine ait daireden çıkarılarak daireye girmesinin engellendiğini, Y. T. tarafından davacının daireyi devraldığı M. D. ile asansörlerin yapılması ve dairenin mülkiyetinin M. D.`ya geçilmesi ve üçüncü şahsa devredilmesi için üç şartın gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığını ve bu hususun kooperatifin karar defterinde de yer aldığının cevabı ihtarla bildirildiğini, kooperatif yönetim kurulu tarafından da devir işleminin kabul edildiğini ileri sürerek, dava konusu dairenin mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespiti ile tapuya şerh verilerek kat mülkiyetine veya kat irtifakına geçildiğinde dairenin davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, kooperatifi temsile yetkili kişilerin şahsi sorumluluklarının bulunmadığını, davanın kooperatif başkanı Y. T. ve ikinci başkan E. G. yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının, kooperatifin asansör işlerini üstlenen M. D. isimli şahıstan daireyi satın aldığını, dairenin asansörlerin yapılıp kooperatife çalışır vaziyette 28.02.2010 tarihine kadar teslimi ile takdir komisyonunun onayının akabinde hak sahibi olacağı koşuluyla M. D. isimli şahsa devredileceğinin yönetim kurulunun karar defterine işlendiğini, karardan bir gün sonra davacının M. D. ile anlaşarak daireyi mevcut şartlar doğrultusunda ve bu şartları bilerek satın aldığını, ancak M. D.`nun varılan anlaşma çerçevesinde taahhütlerinin hiçbirini yerine getirmediğinden dairenin davacıya verilmediğini savunarak, davanın Reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, satış sözleşmesinin resmi şekilde yapılmadığı, geçersiz satışa dayanılarak herhangi bir talepte bulunulamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, mülkiyetin tespiti ve tescil istemine ilişkindir. Tapuda kayıtlı taşınmazların mülkiyetinin devrine yönelik sözleşmelerin, 818 sayılı BK`nun 213 ncü, TMK`un 706/1 nci, Tapu Kanunu`nun 26 ncı ve Noterlik Kanunu`nun 60 ncı madde hükümleri uyarınca Tapu Sicil Müdürlüğünde şeklinde ya da noterde şeklinde yapılması gereklidir. Türk hukukunda tapuda kayıtlı taşınmazların harici satışı (ayrık durumlar hariç) geçerli değildir. Ancak, davacı salt dava dışı M. D. ile davalı kooperatif arasında yapılan harici satım sözleşmesine dayanmamış, davalı kooperatif ortaklığına dayanarak, ortaklığı nedeniyle hak kazandığını iddia ettiği taşınmazın mülkiyetinin tespitini ve adına tescilini talep etmiştir. Daire satımında üyelik kendiliğinden alıcıya satım ile birlikte geçmez. Satıcının üye olması ve üyeliğinin alıcı tarafından ayrıca devir alınması gerekmektedir. Üyelik ayrıca devredilmedikçe satıcının üyeliği kooperatif nezdinde devam eder. Harici satım sözleşmesi mülkiyetin naklini sağlamayacağından, salt bu geçersiz sözleşmeye dayalı olarak davacının davalı kooperatifi tescile zorlaması mümkün değildir. Satıcının üye olması, alıcı davacının bu üyeliği ayrıca devir alması, davacının kooperatif üyelik koşullarını taşıması halinde kooperatifin davacıyı 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 14/3 ncü maddesi uyarınca ortaklığa kabul etmesi zorunludur. Davacının istemi özünde devir aldığını iddia ettiği üyeliğin tespiti olarak ele alınıp, değerlendirilmelidir. Davacının üyeliği devir aldığının belirlenmesi halinde, ferdileşmeye geçilmemişse üyeliğe bağlı dava konusu dairenin davacıya ait olduğunun tespitine, ferdileşmeye geçilmiş ise tesciline karar verilmesi gerekir.

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 2/2. maddesinde hükmüne yer verilmiştir. Davacı tarafça üyelik devrine bağlı olarak talepte bulunulduğuna göre mahkemece, kooperatifler konusunda uzman bir bilirkişi heyetine kooperatif defter, kayıt ve belgeleri üzerinde inceleme yaptırılarak davacının ve üyeliğini devraldığını iddia ettiği M. D.`nun kooperatif üyesi olup olmadığı, devir edenin üyeliğinin peşin bedelli ya da normal statüde üyelikten hangisi olduğu, davacının hangi tür üyeliği devir yoluyla aldığı hususlarında açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması, M. D.`nun daha önce üye olduğunun tespiti halinde bu kişinin bu dava ile hukukunun etkileneceği gözetilerek, bu kişi aleyhine dava açması için davacıya süre verilmesi, açtığında işbu dava ile birleştirilerek, davanın birlikte görülmesi ve açıklanan esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılıp, oluşacak uygun sonuç dairesinde hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeye dayalı, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere  oybirliği ile karar verildi.

KOOPERATİFTEN İHRAÇ ( Aidat Borcunun Ödenmemesi – Aidat borcuna Karşılık Kooperatiften Alacağının Mahsubu Talebi ) KOOPERATİFE AİDAT BORCUNA KARŞILIK ALACAĞININ MAHSUBU TALEBİ MAHSUP TALEBİ ( Kooperatif Aidat Borcuna Karşılık Koopetiften Ücret ve Kira Alacağı )-KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y23HDEsas : 2013/38Karar : 2013/703Tarih : 11.02.2013 KOOPERATİFTEN İHRAÇ ( Aidat Borcunun Ödenmemesi – Aidat borcuna Karşılık Kooperatiften Alacağının Mahsubu Talebi )
KOOPERATİFE AİDAT BORCUNA KARŞILIK ALACAĞININ MAHSUBU TALEBİ
MAHSUP TALEBİ ( Kooperatif Aidat Borcuna Karşılık Koopetiften Ücret ve Kira Alacağı )

Kooperatif ortaklığından ihraç kararının iptali istemine ilişkin davada;

Parasal yükümlüklerini yerine getirmeyen ortak hakkında çıkarma kararı verilebilmesi için gerçek borç durumunu yansıtan iki ihtar tebliğ edilmeli, kanun ve anasözleşmede yazılı süreler içinde ortak tarafından borç ödenmemelidir.

Davacı, hakkı olan müdürlük ücretinin ödenmediğini ve bu alacağının mahsubunu talep ettiğine göre;
Davacının aidat borcunun ne kadar olduğu, müdürlük hizmeti ve kira iddiaları nedeniyle koopeatiften alacaklı olup olmadığı, bu nedenlere dayalı olarak davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı;
Davacının da alacaklı olduğu takdirde alacağının mahsubu ile bu durumda ihraç kararının dayanağı olan ihtarnamelerdeki borcun gerçek borcu yansıtıp yansıtmadığı hususlarında bilirkişi raraporu alınmadan, eksik inceleme ile ihraç kararının iptali davasının kabulü isabetsizdir.fk.

DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki kooperatif üyeliğinden ihraç kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ KARARI:Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olduğunu, aidatları ödemediği gerekçesiyle yönetim kumlunun 16. 05. 2011 tarih ve 3 sayılı kararı ile ortaklıktan çıkarıldığını, 1995 yılından 2001 yılına kadar kooperatifte müdürlük yaptığını ve kendisine hiç ücret ödenmediğini, sahibi olduğu şirkete ait büronun kullanıldığını ve kirasının ödenmediğini, kendisine ödenmesi gereken ücretin ve kira alacağının borcundan mahsubunu istediğini, borcunu inkar etmediğini ve üyelikten çıkarma kararı verme yetkisinin genel kurula ait olduğunu ileri sürerek, ihraç kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, ihraç kararının yasa ve anasözleşme hükümlerine uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece,
tarafların iddia ve savunmaları, toplanan kanıtlar, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının kooperatif üyesi olduğu, iki ayrı ihtara rağmen borcunu ödemediği, ihtarnamede bildirilen borcun bilirkişi tarafından hesaplanan gerçek borçtan daha düşük olduğu ve davacının mahsup iddialarının açılacak ayrı bir davanın konusu olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, kooperatif ortaklığından ihraç kararının iptali istemine ilişkindir.

Davacının parasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle 16. 05. 2011 tarih ve 3 sayılı yönetim kurulu kararı ile ortaklıktan çıkartılmasına karar verilmiştir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 27. maddesine ve davalı Kooperatif Anasözleşmesi`nin 14. maddesine göre parasal yükümlüklerini yerine getirmeyen ortak hakkında çıkarma kararı verilebilmesi için gerçek borç durumunu yansıtan iki ihtar tebliğ edilmeli, kanun ve anasözleşmede yazılı süreler için ortak tarafından borç ödenmemelidir.

Davacı vekili, müvekkilinin kooperatifte müdürlük yaptığını, müdürlük ücretinin ödenmediğini, ayrıca kooperatifin ofis olarak kullandığı taşınmazın müvekkiline ait şirketin olduğunu ve bu yerin kirasının da ödenmediğini iddia ederek, bu alacaklarının kooperatif alacağından mahsup edilmesini istemiştir.
Müdürlük ücretinin tahsili istemiyle de 15. 10. 2012 tarihinde Antalya 6. İş Mahkemesi`nin 2012/426 esasında kayıtlı alacak davasını açtığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda kooperatifin tüm kayıt ve defterleri, genel kurul ve yönetim kumlu kararları, banka kayıtları, davacı tarafından açılan alacak davasına ilişkin dava dosyası getirtilerek, kooperatif uygulamaları konusunda uzman bir bilirkişi veya bilirkişi heyetinden, davacının aidat borcunun ne kadar olduğu, müdürlük hizmeti ve kira iddiaları nedeniyle koopeatiften alacaklı olup olmadığı, bu nedenlere dayalı olarak davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı, Davacının da alacaklı olduğu takdirde alacağının mahsubu ile bu durumda ihraç kararının dayanağı olan ihtarnamelerdeki borcun gerçek borcu yansıtıp yansıtmadığı hususlarında açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor alındıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yanılgılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Öte yandan,
davacıya çıkartılan ihtarnamelerde borç, kooperatif genel kurullarında alman kararlar uyarınca gecikme zammı ilave edilerek hesaplanmıştır. Kooperatif genel kurullarında aidat ödemelerinin geciktirilmesi halinde alınması kararlaştırılan gecikme zammı temerrüt faizi niteliğindedir. 01. 07. 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu`nun 120/2. maddesine göre, sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faiz oranı, birinci fıkrada belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.: 6101 sayılı Kanun`un 7. maddesine göre Türk Borçlar Kanunu`nun temerrüt faizine ilişkin 120. Maddesi görülmekte olan davalarda da uygulanır. Bu yön gözetilmeksizin, kooperatif genel kurullarında kabul edilen faiz oranlarına göre hesaplama yapan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması da doğru olmamıştır.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına (BOZULMASINA), kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.

KOOPERATİF ÜYELİĞİNDEN KAYNAKLANAN BORÇ TEMERRÜT FAİZİ- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y23HDEsas : 2013/3455Karar : 2013/3910Tarih : 07.06.2013 KOOPERATİF ÜYELİĞİNDEN KAYNAKLANAN BORÇ
TEMERRÜT FAİZİ

Dava, parasal yükümlülüklerin geç yerine getirilmesinden doğan temerrüt faizi alacağının tahsili istemine ilişkindir.Somut olayda, aidat miktarı kooperatif genel kurul kararlarıyla belirlendiğinden ve genel kurul kararları da sözleşme niteliğinde olduğundan davacının takip konusu alacak kalemlerine uygulaması gereken azami faiz oranı T.B.K.nun 120/2. maddesinde düzenlenmiş yıllık temerrüt faiz oranı olup, davacı kooperatifin genel kurullarında kabul edilmiş temerrüt faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuata yani 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun`un 2/1. maddesine göre belirlenen yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır.

Mahkemece, karar verilmeden önce yürürlüğe giren anılan yasal düzenleme bu açıklamalar çerçevesinde somut olay bakımından değerlendirilerek, davaya konu temerrüt faiz alacağı konusunda gerektiğinde bilirkişiden denetime elverişli bir rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ KARARI:Davacı vekili, davalının, müvekkili kooperatife 5.6.2007 tarihinde, daha önce üyelikten ayrılan eşinin üye olduğu daire için üye olarak kabul edildiğini, yasaya ve anasözleşmeye göre kooperatife üye olan bir kişinin önceki üyenin borçlarından da sorumlu olduğunu, buna göre davalının, 4.870,00 TL aidat faizi ve elektrik aboneliği bedeli için 476,00 TL borcu bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya dair haklarını saklı tutarak toplam 5.346,00 TL`nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş. ıslah yoluyla talebini 7.870,50 TL`ye çıkarmıştır.

Davalı vekili, müvekkilinin davacı kooperatife borcu bulunmadığını, ödemelerini zamanında yaptığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Sulh Hukuk Mahkemesi`nin görevsizlik kararıyla dosyanın gönderildiği mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 2004 yılından 31.12.2008 tarihine kadar toplam 75.370,00 TL ödeme yapması gereken davalının, fazladan 12.460,00 TL ödeme yaparak toplam 87.830,00 TL ödeme yaptığı, buna karşılık 20.330,50 TL gecikme faizi borcu bulunduğu, fazladan yaptığı ödemelerin gecikme faizi borcundan mahsup edilmesi sonucunda, davacı kooperatife geriye 7.870,50 TL borcu kaldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüyle 7.870,50 TL`nin davalıdan tahsiline. 476,00 TL tutarındaki elektrik aboneliği borcu yargılama esnasında ödendiğinden davanın bu kısmına yönelik olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararı, davalı temyiz etmiştir.

1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.

2) Dava, parasal yükümlülüklerin geç yerine getirilmesinden doğan temerrüt faizi alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Davalı kooperatif anasözleşmesinin 17/3. maddesinde hükmüne yer verilmiştir.

Davalının kooperatife yeni üye olarak mı? kabul edildiği, yoksa üyeliği eşi Ş. D.`tan devir mi? aldığı konularında yeterli araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Dosya kapsamından, davalının eşi Ş. D.`ın 5.2.2007 tarihinde ihraç edildiğine dair yönetim kurulu ihraç kararıyla davalının yeni ortak olarak kabulüne dair 5.6.2007 tarihli kooperatif ortaklık senedi bulunmaktadır.

İhraç kararı alınmadan önce ortağın üyeliği devam ederken, devir sözleşmesi yapılmış ise böyle bir devir, davalı kooperatif bakımından da geçerlidir ve tanınması gerekir. Zira, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 16/son madde hükmünde ihraç kararı kesinleşmeyen ortak yerine yeni ortak alınamayacağına dair hüküm, ihraçtan önce yapılan devrin geçersiz olmasını gerektirecek bir düzenleme değildir. Üyenin ihracı kesinleştikten sonra devir sözleşmesi yapılmış ise sona eren üyeliğin devrinin de mümkün olamayacağı gözetilmelidir. Ortaklığın devir biçimi yasada gösterilmemiştir. Ancak pay devri alacağın temliki yoluyla yapılmaktadır ki, bu devrin B K`nın 163. maddesi uyarınca yazılı olması gerekmektedir. Eğer ortak pay yönünden borçlu ise, borcun nakli hükümleri uygulanır (B.K.173 vd). Ancak, pay devri için resmi şekle bile gerek bulunmamaktadır. Her ne kadar yapı kooperatifinde, ortakları mal sahibi yapmak amacı olsa bile, pay devri, bir satış vaadi de değildir. Bu nedenle, adi yazılı devir dahi geçerlidir. Devredenin borçları, devre ve devrin kabulüne engel değildir, devredenin borçları devir alana geçer ve ödemediği takdirde devralanın ihraç edilme olacağı da her zaman vardır.

Ortaklıktan ihraç edilen ortak hakkındaki ihraç kararı kesinleşinceye kadar, ortaklıktan kaynaklanan hak ve borçları devam edeceğinden, ortaklık haklarını başkasına devredebilecekleri, devir alanın da bu kişiler hakkındaki ihraç kararlarının iptalini sağlamak suretiyle ortak olduğunun tespiti davası açabileceği tabiidir. Ancak davanın, ihraç kararının kesinleşmesinden önce açılması gerekir. Öncelikle, ihraç kararlarının geçerli şekilde tebliğ edilip edilmediği incelenmelidir.

Daire satımında üyelik kendiliğinden alıcıya satımla birlikte geçmez. Satıcının üye olması ve üyeliğinin alıcı tarafından ayrıca devir alınması gerekmektedir. Üyelik ayrıca devredilmedikçe satıcının üyeliği kooperatif nezdinde devam eder. Satıcının üye olması, alıcının bu üyeliği ayrıca devir alması, devir alanın kooperatif üyelik koşullarını taşıması halinde kooperatifin bu kişiyi 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 14/3. ve anasözleşmenin 17/2. maddesi uyarınca ortaklığa kabul etmesi zorunludur. 17/1. madde hükmünde yer alan yazılı başvuru koşulu, devrin geçerliliğine dair olarak değil, devrin kooperatife iletilmesi ve kabulü için ispat bakımından sevk edilmiştir. Kooperatif ortaklığı, kooperatif yetkili organlarının açık bir kabulüyle gerçekleşebileceği gibi bu hususta açıkça alınmış bir karar olmasa da, kooperatifin kişi ile bu sıfatla yazışmalar yapması, onu genel kurullara çağırması, belirli miktarda ödeme kabul etmesi veya konut tahsisi ve teslim etmesi ve tadilata izin vermesi şeklinde zımnen de gerçekleşebilir.

Bu durumda mahkemece, davacı tarafça, dava dilekçesinde, davalının eşi Ş. D.`ın kooperatiften ihraç edildiğinin belirtilmiş olduğu da göz önünde bulundurularak, davalı kooperatifin anasözleşmenin 76. maddesi uyarınca tutulması zorunlu olan defterleri, genel kurul tutanakları, hazirun cetvelleri, varsa banka kayıtları ve diğer ödemeye belgeler üzerinde kooperatif konusunda uzman bir bilirkişiye inceleme yaptırılarak, davalının üyeliği eşinden devir alıp almadığı, devir almış ise davacıya devir sözleşmesinin ulaşıp ulaşmadığı, devir sonrasında davacı kooperatifin davalı ya da onun eşinden hangisini açıkça ya da zımnen üye olarak benimsediği, diğer anlatımla devir alanın üyeliğinin benimsenip benimsenmediği değerlendirilmeli, benimsenmiş ise davalının devir edenin borçlarından da sorumlu tutulması, kooperatifin zımni bir benimsemesi olmadığı takdirde ve sadece devrin ulaştığına dair bilgi veya belgeye rastlanması halinde, davalının ortaklık koşullarını taşıyıp taşımadığı değerlendirilip, ortaklık şartlarını taşıdığının belirlenmesi halinde davalının devren üye olduğunun kabul edilmesi ya da devren üyelik koşulları oluşmamışsa, yönetimce bir karar alınmak ya da zımni olarak benimsenmek suretiyle yeni üye olarak kabul edilip edilmediği hususlarında ek rapor alınarak, davalının, davaya konu alacağın ne kadarından sorumluğu olduğunun tespiti açısından, kooperatife hangi şekilde üye olduğunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bilirkişinin, davalı vekilinin cevap dilekçesindeki devir yoluyla ortak olunduğu yönündeki beyanını esas alarak, davalının devir yoluyla kooperatife üye olduğunu kabul eden görüşüne itibar ederek, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

3) Kabule göre; mahkemece karar verilmeden önce 1.7.2012 tarihinde 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiş olup, Türk Borçlar Kanunu`nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunu`nun 7. maddesinde aynen hükmüne yer verilmiştir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu`nun 88. maddesinin hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine dair 120. maddesinde de aynen; düzenlemesine yer verilmiştir.

Kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranının anılan yasal düzenlemedeki yerine gelince; para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 42. maddesine göre genel kurul bütün üyeleri temsil eden en yetkili organ olup, kanun veya anasözleşmeyle genel kurula tanınmış olan konular hakkında karar verme yetkisini haizdir. Konut Yapı Kooperatifi Tip Anasözleşmesi`nin 23/1. maddesinin 6. bendi uyarınca ortaklardan tahsil edilecek taksit miktar ve ödeme şartlarıyla gecikme halinde uygulanacak esasları tespit etmek genel kurulun yetkisi dahilindedir.

Genel kurulca, ödeme günü belirlenerek, (belirlenmemişse ayın sonu ödeme günü olup) aidat bedelinin süresinde ödenmesine, süresinde ödenmemesi halinde ise temerrüt faizi uygulanmasına dair alınan kararın kesinleşmesi halinde, bu kararın tüm ortakları bağlayacağı açıktır. Genel kurul kararları, üyelerle kooperatif arasında yapılmış bir sözleşme niteliğinde olup, kooperatif ve üyeler arasında ayrıca faiz oranlarıyla ilgili sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Ayrıca genel kurullarca kararlaştırılan faiz oranları daha sonraki yıllarda değiştirilmediği ve iptal edilmediği sürece genel kurula katılmasa dahi tüm üyeleri bağlar.

Bu durumda, 818 Sayılı B.K.nın 101/2. (6098 Sayılı T.B.K.nun 117.) maddesi hükmü karşısında, genel kurulun belirlediği tarih kesin vade olup, üyenin bir ihtarla ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek kalmadan, borcun ifasının istenebileceği kuşkusuzdur. Anapara faizi ise, borçlunun henüz temerrüde düşmeden ödemesi gereken sözleşmeyle kararlaştırılan faizdir. Bu durumda, kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranı, T.B.K. nın 88. maddesinde düzenlenen anapara faizi olmayıp, 120. maddede düzenlenen temerrüt faizine ilişkindir. Kooperatifle üyesi arasında ticari ilişki bulunmadığından yasal oranda temerrüt faizi uygulanmalıdır. 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun`un 2/1. maddesi gereğince, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşmeyle aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen yasal faiz oranına göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Maddenin açık ifadesinden de anlaşılacağı üzere temerrüt faizinin, yasal faiz oranından fazla alınması taraflarca kararlaştırılabilir. Anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde kooperatif genel kurulunca belirlenen aidatların ödenmesinde gecikme durumunda alınacak temerrüt faizinin yasal temerrüt faiz oranından daha fazla miktarda kararlaştırılabileceği anlamı çıkmaktadır. Ancak taraflar, uygulanacak temerrüt faizi oranını belirlerken, yukarıdaki paragrafta belirtilen 6098 Sayılı T.B.K.nın 120/2. maddesinde öngörülmüş olan sınırlamayı dikkate alınmak zorundadırlar.

Somut olayda, aidat miktarı kooperatif genel kurul kararlarıyla belirlendiğinden ve genel kurul kararları da sözleşme niteliğinde olduğundan davacının takip konusu alacak kalemlerine uygulaması gereken azami faiz oranı T.B.K.nun 120/2. maddesinde düzenlenmiş yıllık temerrüt faiz oranı olup, davacı kooperatifin genel kurullarında kabul edilmiş temerrüt faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuata yani 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun`un 2/1. maddesine göre belirlenen yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır.

Mahkemece, karar verilmeden önce yürürlüğe giren anılan yasal düzenleme bu açıklamalar çerçevesinde somut olay bakımından değerlendirilerek, davaya konu temerrüt faiz alacağı konusunda gerektiğinde bilirkişiden denetime elverişli bir rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan yasa değişikliği gözden kaçırılarak, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması da bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, davalı yararına ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,   oybirliği ile karar verildi.

TOPLU YAPI ORTAK YERLER- KEMAL ÖZMEN DANIŞMANLIK

Y18HDEsas : 2014/4064Karar : 2014/8132Tarih : 05.05.2014 TOPLU YAPI
ORTAK YERLER

DAVA VE KARAR:

Dava dilekçesinde, trafonun kaldırılması istenilmiştir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ KARARI:1-Dava konusu anataşınmazın birden fazla parsel üzerinde kurulu olup olmadığı, kurulu ise diğer parsellerin ada ve parsel numarası tarafların açıklamalarına başvurulmak suretiyle düzenlenecek tutanakla tespit edilip sözü edilen sitenin üzerinde kurulduğu parsel ya da parsellerde kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulup kurulmadığı, birden fazla parselde kurulu ise 5711 sayılı Yasa ile değişik 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası hükümlerine göre toplu yapı yönetimine geçilip geçilmediği, geçilmiş ise tarihi, 5711 sayılı Yasa ile değişik Kat Mülkiyeti Yasası`nın 66 ve 67. maddeleri gereğince toplu yapıyı oluşturan imar parselleri ve ortak yerlerin tapuda birbirleriyle bağlantıları sağlanmak suretiyle irtibatlandırılıp irtibatlandırılmadığı sorularak buna ilişkin tapu kayıtlarının ve toplu yapı yönetim planı örneğinin, toplu yapı kurulmamış ise ilgili  ada ve parsellere ait tapu kayıtları ile yönetim planları örneklerinin tapu müdürlüğünden,

2-Dava dışı TEDAŞ`a ait C Blok 15 nolu bağımsız bölümün tapu kaydının tapu müdürlüğünden,

SONUÇ:

Getirtilip dosyaya konulmasından sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere iadesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 05.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.