Kooperatif Sayısına Göre Kooperatif Türlerinin Dağılımı

Ortak sayısı bakımından da yine konut yapı kooperatifleri ilk sıradadır. Toplam 8.109.225 kişiden 1.985.076 kişi konut yapı kooperatifi ortağıdır. Kooperatif ve ortak sayıları ile ilgili ayrıntılı analizler yapıldığında, tarımsal amaçlı kooperatiflerde kooperatif başına düşen ortak sayısının daha fazla, tarım dışı kooperatiflerde ise daha az olduğu görülmektedir. Ülkemiz kooperatifçiliğinin genel karakteristiği, az ortaklı kooperatif yapısının hâkim olmasıdır. Örneğin; en fazla kooperatif sayısına sahip olan konut yapı kooperatiflerinde kooperatif başına düşen ortalama ortak sayısı 50’nin altındadır.

Türkiye’de Kooperatifçilik

Çağdaş kooperatifçiliğin Türkiye’deki ilk uygulamasının, 1863 yılında devlet eliyle kurulan “memleket sandıkları” ile (tarım kredi kooperatifçiliği benzeri bir yapı) başladığı kabul edilmektedir. Ancak, kooperatifçiliğimizde ilk esaslı gelişme Cumhuriyet dönemine rastlamaktadır.

Türkiye’de, 1920 ile 1938 yılları arasında kooperatiflere yönelik yapılan tüm hukuki düzenlemeler, ATATÜRK’ün önderliğinde gerçekleştirilmiştir.[1]

Diğer taraftan, Planlı Dönem sonrasının en önemli gelişmelerinden birisi şüphesiz, kooperatifçiliğin Anayasa’da yer almasıdır. 1961 Anayasasının 51. maddesinde “Devlet, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır.” ifadesinin yer alması kooperatifçiliğin gelişmesi için devleti daha aktif ve sorumlu duruma getirmiştir.

İlk olarak, o zamanki toplumsal ve ekonomik faktörler nedeniyle, kooperatifçilik tarımsal alanlarda ortaya çıkmış, uzun yıllar tarımsal alanda yoğunlaşmıştır. Daha sonra, ekonomik ve sosyal yapıda meydana gelen değişimler ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar sebebiyle, başta konut/işyeri inşaatı olmak üzere taşımacılık, tüketim, kredi-kefalet gibi alanlara da yayılmıştır.[2]

Günümüzde GTB, GTHB ve ÇŞB’nin görev ve sorumluluk alanında faaliyet gösteren 26 ayrı türde 84.232 kooperatif bulunmakta olup, bunların ortak sayıları toplamı ise 8.109.225’tir[3].

 

Tablo 6- Türlerine Göre Kooperatifler ve Ortak Sayıları

İlgili   Bkn. Kooperatif Türleri Kooperatif Birlik Merkez Birliği
Sayısı Ortak Sayısı Sayısı Ortak K.* Sayısı Sayısı Ortak B.* Sayısı
Gıda , Tarım ve Hayvancılık  Bkn. Tarımsal Kalkınma Koop. 8.173 842.563 82 4.939 4 77
Sulama Koop. 2.497 295.984 13 733 1 10
Su Ürünleri Koop. 522 29.972 14 202 1 12
Pancar Ekicileri Koop. 31 1.638.981 1 31
Tarım Kredi Koop. 1.767 1.082.978 16 1.767 1 16
ARA TOPLAM 12.990 3.890.478 126 7.672 7 115
Çevre ve   Şehir.  Bkn. Konut Yapı Koop 54.996 1.985.076 338 10.525 3 62
Küçük San. Sit.Yapı Koop. 1.052 127.098 5 142
Toplu İşyeri Yapı Koop. 1.810 103.536 7 116
ARA TOPLAM 57.858 2.215.710 350 10.783 3 62
Gümrük ve Ticaret   Bakanlığı Tarım Satış Koop. 322 602.248 17 322
Bağımsız TSK 22 2.245
Tütün Tarım Satış Koop. 66 23.414
Yaş Sebze Meyve Koop. 37 2.886
Tüketim Koop. 2.970 288.063 17 155 1 9
Motorlu Taşıyıcılar Koop. 6.734 199.220 42 754 1 15
Esnaf ve Sanat. Kef. Koop. 993 685.105 32 894 1 32
Küçük Sanat Koop. 331 10.043 5 14
Temin Tevzi Koop. 344 24.497
Turizm Geliştirme Koop. 391 17.448 3 33
Üretim Pazarlama Koop. 483 22.491 5 429
Tedarik Kefalet Koop. 7 599
Yayıncılık Koop. 31 767
Hamallar Taşı. Koop. 11 586
İşletme Koop. 585 98.769 1 7
Sigorta Koop. 3 15
Yardımlaşma Koop. 24 22.160
Eğitim Koop. 30 2.481
ARA TOPLAM 13.384 2.003.037 122 2.608 3 56
  GENEL TOPLAM 84.232 8.109.225 598 21.063 13 233

Kaynak: GTB, GTHB  ve ÇŞB (*Kooperatif, *Birlik.)

Kooperatifleri tarımsal amaçlı ve tarım dışı amaçlarla kurulanlar olarak ikiye ayıracak olursak; ülke genelindeki yaklaşık 84.000 kooperatiften, 13.000’inin tarımsal amaçlı, 71.000’inin tarım dışı amaçlarla kurulmuş olduğu görülmektedir.

Kooperatifler içinde sayıca en fazla sayıya sahip olan tür ise konut yapı kooperatifleridir. Toplam 54.996 konut yapı kooperatifi bulunmaktadır ki, bu rakam toplam kooperatif sayısı içinde yüzde 65’lik bir payı ifade etmektedir.



[1]Ferhat ERÇİN. Türk Hukuku’nda Kooperatif Tüzel Kişiliğinin Ayırıcı Özellikleri, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2002, s. 44-45.

[2]ORHON ÖZCAN, Türkiye’de Kooperatifçiliğin Tarihi Gelişimi ve Cumhuriyet Dönemi Kooperatifçiliği, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme Anabilim Dalı, Kooperatifçilik Bilim Dalı, İstanbul 2007, s. 108.

[3] Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, 08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer Resmi Gazete yayımlanan 640 sayılı “Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,  08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer Resmi Gazete yayımlanan 639 sayılı “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı; Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, 04.07.2011 tarih ve 27984 sayılı mükerrer Resmi Gazete yayımlanan 644 sayılı “Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmuştur.

Erdoğan, ’Kooperatifçilik eylem planını açıkladı

Erdoğan, ’Kooperatifçilik eylem planını açıkladı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) ’Kooperatifçilik Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nı toplantısında bir konuşma yaptı. 17 Ekim 2012 Çarşamba, 17:18:59 Başbakan Erdoğan, “Kooperatifler kanunu başta olmak üzere konu ile ilgili bütün kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelgeler ihtiyaçlar doğrultusunda yenilenecek” dedi. Başbakan Erdoğan, “Yeni kooperatifçilik stratejimizin odağında daha elverişli bir ortam sağlama bulunuyor. İmajını olumlu yönde güçlendirmek bulunuyor. Sürdürülebilirlik, rekabet edebilirlik, yenilikçilik ilkeleri çerçevesinde, kooperatiflerin ekonomik kalkınmaya ve gelirin daha adil dağılımını artırmak amacındayız. Bu strateji ile vizyonumuzu güvenilir, verimli, etkin ve sürdürülebilir girişimler niteliğini kazandırmış bir kooperatifçilik yapısına ulaşmak olarak belirledik. Birinci hedefimiz, kamu teşkilatlanmasını ve kooperatiflere hizmet sunum biçimini yeniden yapılandırmak. Bu kapsamda kooperatif yönetim ve denetim birimi oluşturacağız. İkinci stratejik hedefimiz eğitim, bilgilendirme ve araştırma geliştirme faaliyetlerini geliştirmek. Bu çerçevede kooperatif yönetim ve denetim birimlerine eğitim ve sertifika zorunluluğu getireceğiz. Üçüncü stratejik planımız ise kooperatiflerin örgütlenme ve iş birliğini artırmak. Dördüncü stratejik hedefimiz, kooperatiflerin sermaya yapılarını, kredi ve finansmana erişim olanaklarını geliştireceğiz. Beşinci stratejik hedefimiz daha işlevsel bir iç ve dış denetim sistemi kurmak. Altıncı stratejik planımız kooperatiflerimizi profeyonel yönetim kapasitelerini artırmak. Yedinci stratejik planımız ise kooperatiflerimizin mevzuat alt yapısını uluslararası esaslara ve ihtiyaçlara göre yeniden şekillendirmek. Kooperatifler kanunu başta olmak üzere konu ile ilgili bütün kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelgeler ihtiyaçlar doğrultusunda yenilenecek” diye konuştu. “KAT ETMEMİZ GEREKEN ÇOK YOL VAR” Ülkemizde faaliyet gösterek kooperatifler hakkında bilgi de veren Başbakan Erdoğan, “Ülkemizde 8 milyon 100 bin vatandaşımızın ortağı oldu 84 bin kooperatif bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin kooperatifler yoluyla örgütlenme konusunda oldukça ileri bir düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Ancak Avrupa Birliği (AB)’de ki 250 bin kooperatifi ve 163 milyon kooperatif ortağını dikkate aldığımızda henüz kat etmemiz gereken çok yol olduğunu görüyoruz. “

Kooperatifçilikte yeni dönem başlıyor

Kooperatifçilikte yeni dönem başlıyor

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Avrupa Birliği’nde (AB) nüfusun yüzde 25’inin kooperatif ortağı konumunda iken Türkiye’de bu oranın yüzde 10 olduğunu belirtti…
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Avrupa Birliği’nde (AB) nüfusun yüzde 25’inin kooperatif ortağı konumunda iken Türkiye’de bu oranın yüzde 10 olduğunu belirterek, ”Ülkemizde kooperatifçiliğin ekonomik kalkınmaya daha güçlü katkı sağlayabilmesi için kooperatifçilik politika ve stratejilerini yeniden düzenledik” dedi.

Bakan Yazıcı, 17 Ekim’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklanacak Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı ile kooperatiflerin, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi eğitim, sağlık, sigorta ve enerji sektörlerinde de daha çok faaliyete geçeceğini, böylece ülkede kooperatiflerle ekonomik faaliyetlere katılım oranının artırılacağını bildirdi.

Yazıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eylem planında, kooperatifçiliğin dinamik bir yapıya kavuşturularak daha verimli ve etkin olması için stratejik hedeflerin ortaya konulduğunu, bu çalışmada 8 milyondan fazla kooperatif ortağını ilgilendiren çok önemli yeniliklerin yer alacağını belirtti.

Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı’nın bakanlığın koordinasyonunda; kooperatifçilik hizmetlerinden sorumlu bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, kooperatif üst kuruluşları, üniversiteler ve ilgili uluslararası kuruluşların katkılarıyla hazırlandığını anlatan Yazıcı, bu planla ülkede kooperatifçilik sektörünün sorunlarının çözümünde kamu kuruluşlarına, sektöre ve diğer aktörlere ne gibi görevler düştüğünün ortaya konulduğunu kaydetti.

Kooperatifin tasfiye olmasi icin iskan alinmasi zorunlu mudur?-Kemal Ozmen

Detayli bilgi icin [email protected]

Iskan alinmadan Isletme kooperatifine donusulebilir mi?-kemal Ozmen

Uygulama ve yasal mevzuat icin
[email protected]

Iskan alamamis Kooperatif nasil tasfiye edilir-Kemal Ozmen

Uygulama ve yasal mevzuat icin bize ulasin [email protected]

işletme kooperatifi nasıl kurulur-Kemal ÖZMEN

iŞLETME KOOPERATİFİ KURMAK VEYA ÇEVİRMEK İÇİN BİZE ULAŞIN

0216 352 29 61

İ[email protected]

Diğer hizmetlerimiz

 

1-Kooperatiflerin kuruluşu, organizasyonu, muhasebe   hesap planı ve  belge düzeninin oluşturulması,

2-Kooperatifle ortakları arasında ve kooperatifle   yüklenici veya taşeronları arasındaki anlaşmazlıkların çözümü,

3-Genel kurulların hazırlanması ve   sonuçlandırılması,

4-Kooperatifin iş ve işlemleri ile ilgili rapor   hazırlanması,

5-İhale dosyasının hazırlanması,

6-İnşaat yapım  sözleşmesinin   hazırlanması,

7-Şerefiye Raporunun hazırlanması ve kesinleşme   prosedürünün yerine getirilmesi, Ferdileşme süreci

8-Kur’a Yönetmeliğinin hazırlanması ve kur’a işleminin   gerçekleştirilmesi,

9-Kat irtifakı ve/veya kat mülkiyeti tapuları ile   ortakların ferdileştirilmesi,

10-Yapı kooperatiflerinin işletme kooperatifi olarak   amaç ve tür değiştirmesi,

11-Yapı kooperatiflerinin anonim şirket olarak amaç ve   tür değiştirmesi,

12-Kooperatiflere ve sitelere özel Toplu Yapı Yönetim   Planı hazırlanması,

13-Kooperatifin muhasebe hesap planı ve muhasebe   yönetmeliğinin hazırlanması, defter ve belge düzeninin   oluşturulması,

14-Kooperatifin vergiler karşısındaki mükellefiyet ve sorumluluklarının belirlenmesi, vergi sorunlarının çözümlenmesi,

15-Yapı kooperatiflerinde iskan belgesi (yapı kullanma   izin belgesinin) şartlarından biri olan sigortadan ilişiksizlik belgesinin   alınması,

16-Kooperatifçilik konularında diğer danışmanlık   hizmetlerinin verilmesi

Birden fazla gayrimenkulün bedelsiz olarak kardeşlere bırakılması durumunda vergi ve harç alınıp alınmayacağı hk.-Kemal ozmen

Başlık Birden fazla gayrimenkulün bedelsiz olarak kardeşlere bırakılması durumunda vergi ve harç alınıp alınmayacağı hk.
Tarih 07/09/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.18.01-140[57-2012/3.1.25]-2740
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.18.01-140[57-2012/3.1.25]-2740

07/09/2012

Konu

:

Birden fazla gayrimenkulün bedelsiz olarak kardeşlere bırakılması durumunda vergi ve harç alınıp alınmayacağı

İlgi’de kayıtlı özelge talep formu ve ek dilekçede, tapu kaydı üzerinizde olan bir adet arsanın dört kardeş olarak ortak alındığı, arsa üzerine altı adet daire ve bir dükkan olmak üzere bina inşa edildiği ve cins değişikliğinin 04/05/2000 tarihinde yapıldığı, binanın bütün hukuki işlemlerinin bir elden yürütülmesi için tapu kayıtlarının şahsınız adına düzenlendiği, tapu kaydı bulunan söz konusu gayrimenkullerin kardeşler arasında bedelsiz olarak paylaşımının yapılacağı belirtilerek, bedelsiz olarak devredilen gayrimenkullerin vergiye tabi olup olmayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmaktadır.

I. 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş, söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde ise gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.

Ticari faaliyet bir tür emek sermaye organizasyonuna dayanmakta olup kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticari faaliyet” olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak, bir faaliyetin ticari faaliyet sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan, anılan Kanunun değer artışı kazançlarının düzenlendiği mükerrer 80 inci maddesinde, ”Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

6. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70 inci maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak tarihinden geçerli olmak üzere 04.04.2007)kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.).

Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.”

Söz konusu gayrimenkullerin aynı kişiye farklı tarihlerde veya farklı kişilere aynı tarihte veya birbirini izleyen tarihlerde satılması durumunda yapılan satışlar devamlı olarak gayrimenkul alım-satım işiyle uğraşıldığına karine teşkil edeceğinden, elde edilen kazancın Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesine göre ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, gayrimenkullerin bir bedel karşılığı olmaksızın bağış yoluyla kardeşlere devredilmesi halinde ise Gelir Vergisi Kanunu açısından vergilendirilme söz konusu olmayacaktır.

II. 7338 SAYILI VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu, aynı Kanunun 2’nci maddesinin (d) fıkrasında ise ivazsız intikal tabirinin, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade ettiği belirtilmiştir.

Kanunun 5’inci maddesinde; “Veraset ve İntikal Vergisinin mükellefi, veraset tarikiyle veya ivazsız bir tarzda mal iktisap eden şahıstır” denilerek veraset ve intikal vergisinin mükellefi tarif edilmiştir. 7’nci madde de veraset tarikiyle veya sair suretle ivazsız bir tarzda mal iktisap edenlerin iktisap ettikleri malları bir beyanname ile bildirmeye mecbur oldukları, 9’uncu maddenin 2’nci fıkrasında ise ivazsız intikallerde malların hukuken iktisap edildiği tarihi takip eden bir ay içinde beyanname verileceği hükme bağlanmıştır.

Bu hükümlere göre, malların veraset yoluyla veya her ne şekilde olursa olsun karşılıksız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikali veraset ve intikal vergisine tabi olup, verginin mükellefi veraset yoluyla veya karşılıksız olarak mal iktisap eden kişilerdir.

Bu itibarla, sahibi bulunduğunuz taşınmazdan kardeşlerinize yapacağınız bedelsiz hisse devri ivazsız bir intikal olup veraset ve intikal vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Dolayısıyla söz konusu bu intikalin mükelleflerince bir beyanname ile ilgili vergi dairesine beyan edilip veraset ve intikal vergisinin ödeneceği tabiidir.

III. 492 SAYILI HARÇLAR KANUNU YÖNÜNDEN

492 sayılı Harçlar Kanununun 57’nci maddesinde, bu Kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanların tapu kadastro harçlarına tabi olduğu; aynı tarifenin “I- Tapu işlemleri” başlıklı bölümünün 4’üncü maddesinde ise, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayri ayni hakların bağışlanmasında, kanuni mirasçılar dışında intifa hakkından, kuru mülkiyet sahibi lehine ivazsız feragat edilmesinde ve süreli intifa haklarında süre dolarak intifa hakkının sona ermesinde kayıtlı değer üzerinden harç alınacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu harç oranı 29/12/2009 tarih ve 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01/01/2010 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4 sayılı tarifenin I-4 maddesi için binde 59,4 olarak belirlenmiştir.

Öte yandan, aynı Kanunun 63’üncü maddesinde; “Bu Kanunda sözü edilen “kayıtlı değer” veya “emlak vergisi değeri” deyimi; 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 29’uncu maddesine göre belirlenen vergi değerini ifade eder.

Gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu ve kadastro harcı, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere, beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanır…” hükmü yer almaktadır.

Buna göre, gayrimenkullerin bağışlanması ile ilgili tapu işleminde, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin I-4’üncü maddesine göre kayıtlı değer üzerinden binde 59,4 oranında tapu harcı aranılması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

İnşası bittiği halde kat irtifakına göre de satışı yapılmayan veya alıcının kullanımına bırakılmayan daireler için fatura düzenlenmemesi ve bu dairelerin envanterde durumlarına göre mamul veya yarı mamul stoklar arasında gösterileceği hk. Tarih 09/08/2012-Kemal ozmen

Başlık İnşası bittiği halde kat irtifakına göre de satışı yapılmayan veya alıcının kullanımına bırakılmayan daireler için fatura düzenlenmemesi ve bu dairelerin envanterde durumlarına göre mamul veya yarı mamul stoklar arasında gösterileceği hk.
Tarih 09/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.63.15.01-213-19
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ŞANLIURFA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Vergi ve Anlaşmalar Uygulama Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.63.15.01-213-19

09/08/2012

Konu

:

Satılmamış Daireler İçin Fatura Düzenlenip Düzenlenmeyeceği Hk.

İlgide kayıtlı Özelge Talep Formunda ……… Vergi Dairesi Müdürlüğünün ……..vergi kimlik numarasında İnşaat Müteahhitliği faaliyetinden dolayı kayıtlı gelir mükellefi olduğunuzu, halen devam eden üç inşaat işinizden muhtemelen Haziran ayında bitecek olan binadan iki adet daireyi sattığınızı, kalanını satamadığınızı, diğer inşaat işlerinizden dolayı mükellefiyet kaydınız devam ettiği halde biten inşaattan satamadığınız daireler için fatura düzenleyip düzenlemeyeceğiniz hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı 3’üncü maddesinin “İspat” başlıklı (B) bölümünde; Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, “Vergiyi Doğuran Olay” başlıklı 19’uncu maddesinde; Vergi alacağının vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı, Kanunun 229’uncu maddesinde; fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış ve aynı kanunun 231/5’inci maddesinde ise, faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı,

Aynı Kanunun,”Fatura Kullanma Mecburiyeti” başlıklı 232’nci maddesinde ise; Birinci ve ikinci sınıf tüccarların, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin, birinci ve ikinci sınıf tüccarlara, serbest meslek erbabına, kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere ve vergiden muaf esnafa sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunların da fatura istemek ve almak mecburiyetinde oldukları,

hüküm altına alınmıştır.

Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

– 1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

– 2/1 inci maddesinde, teslimin, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcı veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu,

– 10/a maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile 10/b maddesinde, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geldiği

hükme bağlanmıştır.

Esas itibariyle gayrimenkul satışlarında mülkiyetin devri gayrimenkulün tapuda alıcı adına tescil edilmesi ile gerçekleşmektedir. Tapuda alıcı adına tescil yapılmadan önce gayrimenkulün alıcının fiili kullanımına bırakılarak alıcı tarafından malik gibi kullanılmaya başlanması halinde, KDV açısından vergiyi doğuran olay gayrimenkulün fiili kullanıma başlanması anında meydana gelmektedir.

Gayrimenkulün tapuda alıcı adına tescili veya fiili kullanımına bırakılmasından önce fatura veya benzeri belge düzenlenmesi halinde ise KDV açısından vergiyi doğuran olay bu belgenin düzenlenmesi sırasında meydana gelecektir.

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; inşaatı halen devam eden üç işinizden muhtemelen Haziran ayında bitecek olan binadan iki adet dairenin satıldığı, kalan diğer dairelerin ise mülkiyetinin tapuda devir edilmediği, herhangi bir şahsın fiili kullanımına da terk edilmediği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, inşaatı biten dairelerin bina iskan ruhsatları alınmadan ve cins tashihi işlemleri yapılmadan yeni malik adına tapuda kat mülkiyeti de tesis edilmesi mümkün değildir.

Ancak kat irtifakı tesisi üzerine verilen tapuya istinaden satış yapılmış veya alıcının kullanımına bırakılmış olması halinde teslim gerçekleşmiş olduğundan, bu dairelerin satışına ilişkin faturaların tapuya tescil tarihinden veya fiilen kullanıma başlandığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenlenmesi gerekmektedir.

Ancak, inşası bittiği halde kat irtifakına göre de satışı yapılmayan veya alıcının kullanımına bırakılmayan daireler için fatura düzenlenmemesi ve bu dairelerin envanterde durumlarına göre mamul veya yarı mamul stoklar arasında gösterilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme. -Kemal ozmen

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2683

27/08/2012

Konu

:

Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, bilanço esasına göre defter tutan gelir vergisi mükellefi olduğunuz, işyerinizi … yılında … m² olarak … TL. ye sanayi sitesini yapan müteahhitten satın alarak işletmenizin aktifine kayıt ettiğiniz, sitenin projesinde yapılan hata nedeniyle iş yeri m² sinin düştüğü, bu nedenle müteahhit tarafından aynı kattaki iş yerinin başka bir iş yeri ile değiştirilmesi ve bunun karşılığında her iki dükkanın rayiç bedelleri ile fatura düzenlenerek bu yanlışlığın giderilmesinin talep edildiği, bu değişiklik sonucu herhangi bir parasal tahsilatın söz konusu olmadığı belirtilerek, karşılıklı yapılan iş yeri satışının Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve KDV Kanunu hükümleri çerçevesinde Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde; “Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.”

Aynı Kanunun 38 inci maddesinde; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.” denilmiş olup,

Yine Gelir Vergisi Kanunun 39 uncu maddesinde de;

İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki müspet farktır.

(Elde edilen hasılat, tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları; giderler ise, tediye olunan ve borçlanılan meblağları ifade eder.)

Emtia alım ve satımı ile uğraşanlarda ticari kazancın bulunması için hesap dönemi sonundaki emtia mevcudunun değeri hasılata, dönem başındaki emtia mevcudunun değeri ise giderlere ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

hükümleri yer almaktadır.

Diğer taraftan, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun,

1/1 inci maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

2/1 nci maddesinde; teslimin bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu, bir malın alıcıya veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdiinin de teslim hükmünde olduğu,

2/5 inci maddesinde; trampanın iki ayrı teslim hükmünde olduğu,

10 uncu maddesinde; vergiyi doğuran olayın, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura ve benzeri belgelerin düzenlenmesi ile meydana geleceği,

27 nci maddesinin 1, 2 ve 3 üncü bentlerinde; bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin mal, menfaat, hizmet gibi paradan başka değerler olması halinde matrahın işlemin mahiyetine göre emsal bedeli veya emsal ücreti olduğu, bedelin emsal bedeline veya emsal ücretine göre açık bir şekilde düşük olduğu ve bu düşüklüğün mükellefçe haklı bir sebeple açıklanamadığı hallerde de, matrah olarak emsal bedeli veya emsal ücretin esas alınacağı, emsal bedel ve emsal ücretin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit olunacağı,

hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 269 uncu maddesinde; “İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir.”

262 nci maddesinde; “Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.”

hükümleri mevcuttur.

Mezkur Kanunun 227 nci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu, 229 uncu maddesinde faturanın; satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, 231 inci maddesinin 5 numaralı bendinde, faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içinde düzenlenmemiş olan faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı, 232 nci maddesinde ise, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek, satın aldıkları emtia ve hizmetler için de fatura istemek ve almak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun “Amortismana tabi malların satılması” başlıklı 328 inci maddesinde, satış ve elden çıkarma ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş olup, söz konusu maddede amortisman ayrılmış olan satışa konu sabit varlıkların net maliyet değerinin, amortisman ayırmadan önceki maliyet değerinden ayrılmış olan amortisman düşüldükten sonra kalan meblağ olduğu hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, gayrimenkullerde mülkiyet, Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi uyarınca, tapuya tescille kazanıldığından gayrimenkullerin el değiştirmesi yeni bir iktisap olarak kabul edilerek satış kapsamında değerlendirilecektir.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde;

-İşyerinizin satışının tapuya tescil edildiği tarihten veya tescil tarihinden önce fiilen teslim edilmiş ise bu tarihten itibaren yedi gün içinde ait olduğu oranda KDV’sini de içerecek şekilde inşaat firması adına fatura düzenlemeniz,

-İnşaat firmasının da işyeri satışını tapuya tescil ettirdiği tarihten, işyerinin tapuya tescil tarihinden önce firmanızın kullanımına bırakılmış olması halinde ise, fiilen kullanımınıza bırakıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde ait olduğu oranda KDV’sini de içerecek şekilde firmanız adına fatura düzenlemesi gerekmektedir.

Katma değer vergisine tabi gayrimenkul teslimlerinde katma değer vergisinin matrahı gerçek satış bedeli olduğundan düzenlenecek faturalarda söz konusu işyerlerinin tesliminden kaynaklanan katma değer vergisinin, yukarıda anılan Kanun hükümlerinde belirtilen emsal bedele ilişkin düzenlemelerde dikkate alınarak gerçek satış bedeli üzerinden hesaplanması gerektiği tabiidir.

Ayrıca, … yılında satın almış olduğunuz işyerinin inşaat şirketi tarafından başka bir işyeri ile değiştirilmesi ayrı ayrı teslim sayılacağından, düzenlenecek fatura bedellerinin; faturayı düzenleyen açısından gelir, faturayı alan açısından ise söz konusu gayrimenkulün maliyet bedeli olarak dikkate alınarak kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Yurt dışında mukim firma tarafından düzenlenen alacak ve borç notunun ‘credit note-edit note’ ispat edici belge olarak kabul edilip edilmeyeceği. -Kemal ozmen

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.99.16.01.0-vuk-229-189

14/08/2012

Konu

:

Yurt dışında mukim firma tarafından düzenlenen alacak ve borç notunun ‘credit note-edit note’ ispat edici belge olarak kabul edilip edilmeyeceği.

İlgide kayıtlı dilekçeniz ile yurtdışı, yurtiçi taşımacılık ve lojistik hizmetleri verilmesi ile iştigal etmekte olduğunuz, ticari faaliyetiniz kapsamında yapmış olduğunuz mal ve hizmet teslimleri için yurtdışındaki firmalarla karşılıklı olarak fatura düzenlediğiniz, ancak yurt dışında mukim olan müşteri ve tedarikçilerinizin zaman zaman ticari, lojistik, teknik talepler, fiyat düzeltmeleri, komisyon ve indirim gibi nedenlerle, şirketinizden karşılıklı olarak credit note (alacak notu) ve debit note (borç notu) düzenleme taleplerinde bulundukları belirtilerek; Yurt dışında mukim olan müşteri ve tedarikçilerinizin çeşitli nedenlerle yapılan iadeler için fatura düzenleme imkânı bulunmadığında müşterinin şirketinize debit note düzenleyip düzenleyemeyeceği veya şirketinizce iade edilen emtia için düzenlenen iade faturasını kabul etme imkânı bulunmadığında şirketinize credit note düzenlenip düzenlenemeyeceği ile bu belgelerin Vergi Usul Kanunu uyarınca ispat edici vesika olarak kabul edilip edilmeyeceği hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu kayıtların ise mezkûr Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu şeklindeki belgelerden herhangi birisi ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

Buna göre, üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait kayıtlar vesikalara dayanılarak tevsik edilecektir.

Diğer taraftan, 253 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Bedellerle İlgili İşlemler” başlıklı bölümünde, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri gider olarak defterlerine kaydedebildikleri belirtilerek, yurt dışındaki kişi veya firmalardan belge alan mükelleflerin, bu belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermeleri sırasında belgelerde yazılı bedelleri, belgelerin düzenlendiği günde Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevirerek kayıtlarında gösterecekleri, ancak inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükelleflerin bu belgelerini tercüme ettirmek zorunda oldukları açıklanmış bulunmaktadır.

Alacak ve borç notu “credit note-debit note” uluslararası ticaret yapan şirketlerce ticarette öngörülmeyecek şekilde ortaya çıkan maliyete ilişkin unsurları karşılıklı olarak dengelemek amacıyla kullanılan notlardır. Bu notlar, genellikle firmalar tarafından fiyat farklılıklarına ilişkin birer düzeltme aracı olarak kullanıldığı gibi, satıcı tarafından alıcıya ticari, lojistik, teknik talepler, komisyon ve indirim gibi nedenlerle de gönderilir.

Buna göre, bir mal veya hizmetin fiyatı azalmış veya mal kısmen veya tamamen iade edilmişse, alıcının borcu azalacak olup geliri artmış olacaktır. Bu durumda yurt dışındaki alıcı firma iade etmiş olduğu mal için yurt içindeki satıcıya fatura düzenlemesi gerekmektedir. Ancak, yurt dışındaki firmanın ülkesi mevzuatına göre fatura düzenlemesi mümkün değilse, ilgili ülke mevzuatına göre geçerli bir belge olması ve bu durumun gerektiğinde ispatı şartıyla, bu firmanın düzenleyeceği “debit note”un kayıtların tevsiki açısından ispat edici belge olarak kullanılması mümkündür.

Yurt içindeki alıcının mal iade etmesi durumunda ise alıcının yurt dışındaki satıcı adına fatura düzenlemesi zorunludur. Bu durumda yurt dışındaki müşterinin credit note düzenlemesi mümkün olmakla beraber kayıtların vergi mevzuatına göre tevsiki açısından faturanın düzenlenmesi zorunluluğu ortadan kalkmamaktadır.

Öte yandan, tüm tevsik edici belge ve yazışmaların muhafazasının ve gerektiğinde ibraz edilmesinin şart olduğu tabiidir.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Müşterilerden alınan çeklerin makbuz mukabili ciro edilmesi halinde ispat edici belge olup olmadığı hk.-Kemal ozmen

Başlık Müşterilerden alınan çeklerin makbuz mukabili ciro edilmesi halinde ispat edici belge olup olmadığı hk.
Tarih 23/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.55.15.02-2011-VUK-ÖZE-06-296
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

SAMSUN VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.55.15.02-2011-VUK-ÖZE-06-296

23/08/2012

Konu

:

Müşterilerden alınan çeklerin makbuz mukabili ciro edilmesi halinde ispat edici belge olup olmadığı

İlgide kayıtlı Özelge Talep Formunda … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numarasında mükellef olduğunuz, ihraç kayıtlı satışlarınız nedeniyle oluşan KDV terkin/iade işlemlerinde vergi dairesince mal ve hizmet satın aldığınız kişilere yapılan ödemelerin belgelerinin istendiği, müşterilerden alıp kayıtlarınıza intikal eden çekleri yine mal ve hizmet satın aldığınız kişilere makbuz mukabili ciro ederek verdiğiniz, bu belgelerin ispat edici ödeme belgeleri yerine geçip geçmediği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 1 seri nolu Vergi Usul Kanunu Sirkülerinde ”Banka sistemi içinde kaldığı müddetçe bir mal veya hizmet bedelinin müşterinin kendi çeki ya da ciro ettiği bir çek ya da beyaz ciro ile teslim ettiği bir çek ile ödenmesi imkan dahilindedir. Çekin tam ciro ve beyaz ciro ile devri mümkün bulunmaktadır.

Sattıkları mal veya hizmet bedellerini müşterilerinden aldıkları çeklerle tahsil eden ve ödemelerini de yine bu çeklerle yapan mükelleflerin çeklerini ciro etmelerinde uymaları gereken hususlar aşağıda açıklanmıştır.

Mal veya hizmet karşılığı alınan çekin tam ciro yapılması halinde çekin arkasında isim, unvan, vergi kimlik numarası ve adresinin yazılması yeterli olacaktır. Hamiline düzenlenen çekde aynı şekilde ciro edilebilecektir.

Mal veya hizmet bedellerini beyaz ciro ile tahsil edenler, bu çekleri için “çek alım bordrosu” düzenlemelidirler. Bu bordroda çeki düzenleyen yada çeki devredenin adı, soyadı, vergi kimlik numarası ile imza ve kaşesinin bulunması gerekmektedir.

Öte yandan, 82 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde açıklandığı üzere çekle yapılan ödemelerde müteselsil sorumluluk uygulamasına muhatap tutulmamak bakımından çekin tam ciro ile devri gerektiği tabiidir.

Çek alım bordrosu düzenledikten sonra bu çekler, satın alınan mal ve hizmet bedelleri karşılığı beyaz ciro ile verildiğinde ” çek teslim bordrosu” düzenlenecektir. Bu bordrolarda da kendisine ciro yapılan satıcının veya yetkilisinin adı,soyadı vergi kimlik numarası ile imza ve kaşesinin bulunması zorunludur.

Çek alım veya teslim bordrosunda birden fazla çekin bulunması halinde çeki keşide veya son ciro edenlerin isim ve unvanları ile çek tutarları bordroya ayrı ayrı yazılmalıdır.” denilmektedir.

Diğer taraftan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 32 nci maddesi hükmü kapsamında yer alan iade taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar muhtelif tarihli KDV Genel Tebliğleri ile belirlenmiş, 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin “Müteselsil Sorumluluk/İşleme Doğrudan Taraf Olanlar” başlıklı III/1.1. bölümünde ise mal alımlarına ait katma değer vergisi dahil toplam işlem bedelinin banka aracılığı ile yada çekle yapılmış olması halinde alıcıların müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulmayacakları açıklanmıştır.

Bununla beraber, söz konusu çeklerin kendi ödemelerinizde kullanıldığının yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen KDV iadesi tasdik raporunda izah veya tevsik edilmesi şartıyla, bu ödemelerin de 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin “III/1.1. bölümü kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır.

Buna göre mal ve hizmet satın aldığınız kişilere, müşterilerinizden aldığınız çeklerle ödeme yapılması halinde çeklerin 1 seri no.lu Vergi Usul Kanunu Sirkülerine uygun olarak düzenlenmesi halinde ödemeye ilişkin ispat edici belge olarak kabul edilmesi mümkündür.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

65 yaş ve tapu sicil müdürlüğü-Kemal özmen

Tapu ve Noter İşlemlerinde 65 yaş sınırı?

YÜKSEK SAĞLIK ŞURASI

Toplantı tarihi : 20-21 Şubat 2003-05-28

Toplantı sayısı : 229

Karar sayısı : Tavsiye Kararı (10642)

K A R A R

Ülkemizde akli meleke (hukuki işlem yapma ehliyeti) raporlarının düzenlenmesi ile ilgili olarak uygulamada karşılaşılan bazı tereddütler genel olarak değerlendirildi.

65 yaşın üstündeki kişilerin yapacakları hukuki işlemler ile ilgili olarak herkesten sağlık raporu istenmesi ve bunun rutin hale getirilmesi, bu yaşın üzerindeki kişilere yönelik haysiyet kırıcı, ayrımcı bir uygulama olarak görülmektedir. Nitekim, Avrupa Temel Haklar Şartnamesinin 21 inci maddesi yaş nedeni ile ayrımcılığı yasaklamaktadır.Ayrıca, Medeni Kanun” ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergen kişinin fiil ehliyetinin olduğu” genel kaidesini getirmiştir.Bunun aksini iddia eden, iddiasını ispat ile yükümlü bulunmaktadır.

Bu nedenle, tüm yaşlılardan istenilerek bu kişileri ek külfetlerle yormamak için, yalnızca yapılacak hukuki işlemle ilgili olarak işlemin yapıldığı anda kişinin işlem yapma ehliyeti veya akli melekesinin yerinde olmadığından ciddi şüphe duyulması ve/veya bu yolda bir iddia ve şikayetin bulunması halinde tabip raporu istenmelidir.

Diğer taraftan, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’ atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’ un 13 üncü maddesindeki, “Bir şahsın ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine münhasıran bu kanunla icrai sanata selahiyeti olan tabipler mezundur” hükmü ile tabiplere bu yetki verilmiştir.Bu kanun’ a göre sanatlarını icra etmeye yetkili olan tabipler; kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının tesbiti için, doğru algılama, kavrama ve buna göre hareket etme konusundaki ruhsal yetenekleri, bellek yapısı, zihinsel işlevleri, fiziksel vaziyeti, zaman ve mekan orayantasyonları gibi bir dizi davranış özelliklerini saptayarak, kişi hakkında sağlık raporu düzenlenmeye yetkilidir.Tabip gerek görürse, ilgili uzmana sevk ederek uzman tarafından karar verilip raporun düzenlenmesini isteyebilir.

Belirtilen sebeplerle;

a) 65 yaşın üzerindeki herkesten bila istisna rapor istenmesinin doğru olmadığına,

b) Hukuki işlemle ilgili olarak işlemin yapıldığı anda kişinin işlem yapma ehliyeti veya akli melekelerinin yerinde olmadığından ciddi şüphe duyulması ve/veya bu yolda bir iddia ve şikayetin bulunması halinde rapor istenilmesine,

c) 1219 sayılı Kanun uyarınca mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, akli meleke (hukuki işlem yapma ehliyeti) raporlarını düzenleme yetkilerinin kabulüne,

d) Bu tavsiye kararının ilgili mercilere bildirilmesi hususunun uygun olacağına,

Şuramızca oybirliği ile karar verildi…

Bunu beğen:

Beğen
Bunu beğenen ilk kişi olun.

Faturalara dahil edilen bahşiş bedellerinin KDV ye tabi olup olmadığı-Kemal ozmen

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.24-2486

09/08/2012

Konu

:

Faturalara dahil edilen bahşiş bedellerinin KDV ye tabi olup olmadığı

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketiniz bünyesinde mevcut otelinizde konaklayan turist gruplarını gönderen firmalara düzenlenen faturalara, otel konaklama bedeli ile otelde yapılan hizmetlere ilave olarak tahsil edilen bahşişlerin de paid out bedeli adıyla dahil edildiği belirtilerek, söz konusu bahşiş bedellerinin KDV matrahına dahil edilip edilmeyeceği hususunun bildirilmesi istenilmiştir.

Katma Değer Vergisi Kanununun;

– 1/1 maddesinde, ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

– 4/1 maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu ve bu işlemlerin; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği,

– 20 nci maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin ise, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği,

– 24/c maddesinde, vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin KDV matrahına dahil edilmesi gerektiği,

hükme bağlanmıştır.

Buna göre; teslim ve hizmet bedelinden ayrı olarak müşterileriniz tarafından bir memnuniyet ifadesi olarak ya da örf ve adet gereği bahşiş kutularına nakit olarak bırakılan bahşişler, herhangi bir teslim ya da hizmet bedeli olarak düşünülemeyeceğinden KDV ye tabi bulunmamaktadır.

Ancak, otelinizde konaklayan turist gruplarını gönderen firmalardan, otel konaklama bedeli ile otelde yapılan hizmetlere ilave olarak tahsil edilen bahşiş bedelleri de yapılan teslim ya da ifa edilen hizmetin matrahına dahil bir unsur olup Kanunun 24/c maddesi gereğince KDV matrahına dahil edilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Şehirler arası yolcu taşımacılığı ile D4 yetki belgesine sahip mükelleflerde belge düzeni -Kooperatif ve bağımsız otobüs sahiplerinin düzenleyeceği yolcu taşıma biletleri hk. Tarih 16/08/2012-Kemal ozmen

Şehirler arası yolcu taşımacılığı ile D4 yetki belgesine sahip mükelleflerde belge düzeni -Kooperatif ve bağımsız otobüs sahiplerinin düzenleyeceği yolcu taşıma biletleri hk.
Tarih 16/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.0.06.29-27-19-98
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

MANİSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri ve Usul Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.0.06.29-27-19-98

16/08/2012

Konu

:

Şehirler arası yolcu taşımacılığı ile D4 yetki belgesine sahip mükelleflerde belge düzeni

İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden, … arasında … Kooperatifi firması olarak yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunduğunuz, D1 ve D2 yetki belgeleri kullanmakta iken AB uyum sözleşmesine istinaden Ulaştırma Bakanlığı tarafından D4 yetki belgesi kullanma zorunluluğu getirildiği, D4 yetki belgesinin öz mal olan araçlar için verilmesi nedeniyle kooperatif üyelerinin sahibi bulunduğu otobüslere çıkartıldığı, Kooperatifinizin … ve … otogarlarında bulunan yazıhanelerinizden kooperatif adına düzenlenecek yolcu taşıma biletleri ile Ulaştırma Bakanlığının D4 yetki belgesi sahipleri olanlar adına düzenlenmesi istenen yolcu taşıma biletleri arasında tereddüt hasıl olduğundan Başkanlığımızdan görüş istenildiği anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere, 173 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin (C) bölümünün 5 inci bendinde, “Şehirlerarası yolcu taşıma işiyle uğraşan otobüs işletmecileri kullanacakları yolcu taşıma biletleri ve yolcu listelerini bağlı bulundukları vergi dairesinin bulunduğu ildeki anlaşmalı matbaalara bastıracaklardır.

Ancak, bir otobüs firmasının veya firmalarının biletlerinin komisyoncular tarafından satılması halinde, yolcu taşıma biletleri ve yolcu listelerini otobüs komisyoncuları kendi vergi dairelerinin bulunduğu ildeki anlaşmalı matbaalara kendi adlarına bastıracaklar ve bu şekilde bastırılacak biletlerin dış yüzü üzerinde, hangi firmanın biletinin olduğunu belirtir, ilgili firmanın, adı ve soyadı, varsa ticaret unvanı gibi bilgiler ile amblemi yer alacaktır.

Otobüs komisyoncuları, bu şekilde bastıracakları yolcu taşıma biletlerini, birbirini takip eden müteselsil seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettireceklerdir. Otobüs firmaları ise hizmet bedeli olarak komisyoncu adına düzenleyecekleri faturalarda satılan bilet miktar ve tutarını ayrıca göstereceklerdir.

Öte yandan, bir işletmenin kendi otobüsüyle yaptığı taşıma işi yanı sıra, bağımsız otobüs sahiplerine de taşıma yaptırması halinde, bağımsız otobüs sahipleri tarafından bu işletmeye yapılan taşıma hizmeti karşılığında fatura düzenlenecektir. Ancak, yolcu taşıma bileti ve yolcu listesinin gerek işletmeye bağlı otobüslere gerekse bağımsız otobüs sahiplerine yaptırılan taşımalarda işletme tarafından düzenleneceği tabiidir.

Bağımsız otobüs sahiplerinden maksat kendi otobüsüyle bir firmanın yolcularını taşıyan şahıslardır…” denilmektedir.

Öte yandan, 356 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde, şehirlerarası yolcu taşıma işiyle uğraşan otobüs işletmecilerinin, kendi otobüslerinde taşıyacakları yolcular için acentelere kendi biletlerini kullandırabilecekleri, bu durumda acentelerin, otobüs işletmecisi tarafından kendisine verilen yolcu taşıma biletinin her nüshasına kendi unvanını, adresini, vergi dairesini ve vergi kimlik numarasına ilişkin bilgileri içeren kaşeyi basmak suretiyle bilet düzenleyecekleri ve bunları yolculara, yolcu listelerini de otobüs işletmecisine bağlı otobüs yetkilisine verecekleri belirtilerek acentelik hizmeti dolayısıyla otobüs işletmecisi firma adına fatura düzenleyecekleri açıklamalarına yer verilmiştir.

Ayrıca anılan Tebliğde, yolcu taşıma bileti uygulamasında 173 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen veya bu Tebliğ ile getirilen usullerden herhangi birinin kısmen veya tamamen seçiminin mümkün olduğu açıklanmıştır.

Bu itibarla, vergi mevzuatına göre şehirlerarası yolcu taşımacılık faaliyetinizle ilgili olarak yukarıda belirtilen şekillerde yolcu taşıma bileti düzenlenmesi mümkün olmakla birlikte Ulaştırma Bakanlığınca yapılan düzenlemelere de riayet edilmesi ve mezkur Bakanlıktan da görüş alınması gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir\” ibaresi ile fatura bastırılıp bastırılamayacağı hk.-Kemal ozmen

Başlık \”Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir\” ibaresi ile fatura bastırılıp bastırılamayacağı hk.
Tarih 23/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.06.18.02-32230-8237-859
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.06.18.02-32230-8237-859

23/08/2012

Konu

:

“Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir” ibaresi ile fatura bastırılıp bastırılamayacağı hk.

İlgi özelge talep formunuzda; kurumlar vergisi mükellefi olmayan, Vergi Usul Kanunu uyarınca fatura vermek zorunda olan kurum kuruluşlar arasında da yer almayan Birliğinizin, iktisadi işletmenin konusuna girmeyen faaliyetleri nedeniyle alınan ücretlere ilişkin verilen belgeler için; “Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir” ibaresi ile fatura bastırıp bastıramayacağı ile söz konusu faturayı bastırabilmeniz halinde anlaşmalı matbaalara bastırılmasının veya noterden tasdikinin zorunlu olup olmadığı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep etmektesiniz.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 ve müteakip maddelerinde vergi mükellefleri tarafından kullanılacak belgeler sayılmış olup, konuyla ilgili olarak yayımlanan 164 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde; “… Genel ve Katma Bütçeli İdarelere, İl Özel İdarelerine, Belediyeler ve Köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2’nci maddesinde tanımı yapılan teşebbüs, teşekkül, kuruluş, müessese, bağlı ortaklık, iştirak ve işletmeler tasdik mecburiyetine tabi olmaksızın Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerine göre yukarıda sayılan belgeleri düzenleyeceklerdir.

Ancak bu kuruluşlar kullanacakları belgelerin üzerine, “Vergi Usul Kanunu Hükümlerine Tabi Değildir.” ibaresini kaşe ile basacaklar veya matbaa baskısı ile belirteceklerdir.” hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, bu kuruluşlardan kurumlar vergisinden muaf olanların kullanacakları belgelere “Kurumlar Vergisinden Muaftır” şerhi koymaları gerektiği 206 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde açıklanmıştır.

Yukarıda sayılan mükelleflerin kullanmak mecburiyetinde oldukları belgeleri anlaşmalı matbaalara bastırmaları veya 164 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca notere tasdik ettirmeleri şartı aranmamaktadır. Ancak, bu mükelleflerin kullanacakları belgelerde Vergi Usul Kanununda yer verilen asgari bilgilerin yer alması zorunludur.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, Birliğinizin 164 sıra no.lu Tebliğde sayılanlardan olması ve kurumlar vergisi veya katma değer vergisi mükellefiyetinin bulunması halinde, belgelerinizi notere tasdik ettirmeden veya anlaşmalı matbaalar dışındaki matbaalarda bastırarak kullanmanız mümkün olup, bu belgelerde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinde belirtilen bilgilerin yer alması gerekmektedir.

Ancak, kullanacağınız belgelerin üzerine “Vergi Usul Kanunu Hükümlerine Tabi Değildir.” ibaresini kaşe ile basmanız veya matbaa baskısı ile belirtmeniz, ayrıca kurumlar vergisinden muaf olmanız halinde belgelere “Kurumlar Vergisinden Muaftır” şerhi koymanız gerekmektedir.

Diğer taraftan, Birliğinizin kurumlar vergisi veya katma değer vergisi mükellefiyetinin bulunmaması halinde Vergi Usul Kanunu uyarınca belge düzenleme mecburiyetiniz bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme hk. Tarih 27/08/2012 Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2683 Kapsam -Kemal ozmen

Başlık Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme hk.
Tarih 27/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2683
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2683

27/08/2012

Konu

:

Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, bilanço esasına göre defter tutan gelir vergisi mükellefi olduğunuz, işyerinizi … yılında … m² olarak … TL. ye sanayi sitesini yapan müteahhitten satın alarak işletmenizin aktifine kayıt ettiğiniz, sitenin projesinde yapılan hata nedeniyle iş yeri m² sinin düştüğü, bu nedenle müteahhit tarafından aynı kattaki iş yerinin başka bir iş yeri ile değiştirilmesi ve bunun karşılığında her iki dükkanın rayiç bedelleri ile fatura düzenlenerek bu yanlışlığın giderilmesinin talep edildiği, bu değişiklik sonucu herhangi bir parasal tahsilatın söz konusu olmadığı belirtilerek, karşılıklı yapılan iş yeri satışının Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve KDV Kanunu hükümleri çerçevesinde Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde; “Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.”

Aynı Kanunun 38 inci maddesinde; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.” denilmiş olup,

Yine Gelir Vergisi Kanunun 39 uncu maddesinde de;

İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki müspet farktır.

(Elde edilen hasılat, tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları; giderler ise, tediye olunan ve borçlanılan meblağları ifade eder.)

Emtia alım ve satımı ile uğraşanlarda ticari kazancın bulunması için hesap dönemi sonundaki emtia mevcudunun değeri hasılata, dönem başındaki emtia mevcudunun değeri ise giderlere ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

hükümleri yer almaktadır.

Diğer taraftan, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun,

1/1 inci maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

2/1 nci maddesinde; teslimin bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu, bir malın alıcıya veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdiinin de teslim hükmünde olduğu,

2/5 inci maddesinde; trampanın iki ayrı teslim hükmünde olduğu,

10 uncu maddesinde; vergiyi doğuran olayın, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura ve benzeri belgelerin düzenlenmesi ile meydana geleceği,

27 nci maddesinin 1, 2 ve 3 üncü bentlerinde; bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin mal, menfaat, hizmet gibi paradan başka değerler olması halinde matrahın işlemin mahiyetine göre emsal bedeli veya emsal ücreti olduğu, bedelin emsal bedeline veya emsal ücretine göre açık bir şekilde düşük olduğu ve bu düşüklüğün mükellefçe haklı bir sebeple açıklanamadığı hallerde de, matrah olarak emsal bedeli veya emsal ücretin esas alınacağı, emsal bedel ve emsal ücretin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit olunacağı,

hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 269 uncu maddesinde; “İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir.”

262 nci maddesinde; “Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.”

hükümleri mevcuttur.

Mezkur Kanunun 227 nci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu, 229 uncu maddesinde faturanın; satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, 231 inci maddesinin 5 numaralı bendinde, faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içinde düzenlenmemiş olan faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı, 232 nci maddesinde ise, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek, satın aldıkları emtia ve hizmetler için de fatura istemek ve almak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun “Amortismana tabi malların satılması” başlıklı 328 inci maddesinde, satış ve elden çıkarma ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş olup, söz konusu maddede amortisman ayrılmış olan satışa konu sabit varlıkların net maliyet değerinin, amortisman ayırmadan önceki maliyet değerinden ayrılmış olan amortisman düşüldükten sonra kalan meblağ olduğu hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, gayrimenkullerde mülkiyet, Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi uyarınca, tapuya tescille kazanıldığından gayrimenkullerin el değiştirmesi yeni bir iktisap olarak kabul edilerek satış kapsamında değerlendirilecektir.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde;

-İşyerinizin satışının tapuya tescil edildiği tarihten veya tescil tarihinden önce fiilen teslim edilmiş ise bu tarihten itibaren yedi gün içinde ait olduğu oranda KDV’sini de içerecek şekilde inşaat firması adına fatura düzenlemeniz,

-İnşaat firmasının da işyeri satışını tapuya tescil ettirdiği tarihten, işyerinin tapuya tescil tarihinden önce firmanızın kullanımına bırakılmış olması halinde ise, fiilen kullanımınıza bırakıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde ait olduğu oranda KDV’sini de içerecek şekilde firmanız adına fatura düzenlemesi gerekmektedir.

Katma değer vergisine tabi gayrimenkul teslimlerinde katma değer vergisinin matrahı gerçek satış bedeli olduğundan düzenlenecek faturalarda söz konusu işyerlerinin tesliminden kaynaklanan katma değer vergisinin, yukarıda anılan Kanun hükümlerinde belirtilen emsal bedele ilişkin düzenlemelerde dikkate alınarak gerçek satış bedeli üzerinden hesaplanması gerektiği tabiidir.

Ayrıca, … yılında satın almış olduğunuz işyerinin inşaat şirketi tarafından başka bir işyeri ile değiştirilmesi ayrı ayrı teslim sayılacağından, düzenlenecek fatura bedellerinin; faturayı düzenleyen açısından gelir, faturayı alan açısından ise söz konusu gayrimenkulün maliyet bedeli olarak dikkate alınarak kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir

Gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi halinde belge düzeni ve vergilendirilmesi hk. Tarih 29/08/2012

Başlık Gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi halinde belge düzeni ve vergilendirilmesi hk.
Tarih 29/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-105[229-2012/VUK-1- . . .]–2700
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-105[229-2012/VUK-1- . . .]–2700

29/08/2012

Konu

:

Gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi halinde belge düzeni ve vergilendirilmesi.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … satışı faaliyeti ile iştigal ettiğiniz, bu faaliyetin dışında konut veya işyeri olarak kayıtlı gayrimenkulleri kiralamak ya da mülkiyetini satın almak suretiyle günlük veya haftalık olarak kiraya vereceğiniz, bu gayrimenkullere ait elektrik, su doğalgaz gibi tüm giderlerin tarafınızca karşılanacağı belirtilerek, söz konusu kiraya verme işlemine ilişkin vergilendirmenin ve belge düzeninin ne şekilde olacağı, kiralama faaliyetinden elde edilecek kazancın ticari kazanç olarak vergilendirilmesi durumunda katma değer vergisi oranının ne olacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu, 70 inci maddesinde ise arazi, binanın (döşeli olarak kiraya verilenlerde döşeme için alınan kira bedelleri dahil) sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu, söz konusu malların ve hakların ticari veya zirai bir işletmeye dahil bulunduğu takdirde bunların iratlarının ticari ve zirai kazancın tespitine müteallik hükümlere göre hesaplanacağı hükme bağlanmıştır.

Ticari faaliyet, emek ve sermaye unsurlarının bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım satımı, imalatı veya hizmet ifaları gibi faaliyetlerdir. Ticari faaliyet devamlılığı gerektirir. Ticari organizasyon ise sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartların tümü veya bir kısmının yerine getirilmesi ile oluşmaktadır. Bu organizasyonun kazanç sağlama amacı olmasa dahi işletmenin konusunun ve faaliyetinin her türlü mal ve hizmet satışı veya bunlara benzer şekilde olması, devamlı surette yapılması, kar elde etme potansiyelinin bulunması durumunda bu faaliyet ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu hükme bağlanmış ve vergiye tabi işlemlere uygulanacak KDV oranları, aynı Kanunun 28 inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak yayınlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 1, (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 8, listelerde yer almayan vergiye tabi işlemler için % 18 olarak belirlenmiştir.

Söz konusu Kararnameye ekli (II) sayılı listenin B bölümünün 25 inci sırasında; “Otel, motel, pansiyon, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerinde sunulan geceleme hizmeti (Konaklama tesislerinde geceleme hizmetinden yararlanmayanlara verilen tüm hizmetler ile geceleme hizmetiyle beraber verilen ancak ayrıca belgelendirilen ya da geceleme hizmetine ait belgede ayrıca fiyatlandırılan hizmetler bu sıra kapsamında yer almamaktadır. Ancak geceleme hizmeti kapsamında verilmesi ve geceleme bedeline dahil edilmesi mutat olan diğer hizmetler bu sıra kapsamında yer almakla birlikte bu şekilde belirlenen geceleme bedeli içinde sunulan alkollü içeceklere ilişkin yüklenilen katma değer vergisi tutarları, hizmeti sunanlar tarafından indirim konusu yapılamaz.)” ibaresine yer verilmiştir.

Buna göre, satın alınan veya kiralanan gayrimenkullerin üçüncü şahıslara kiraya verilmesi işlemi, Kanunun 1/1 inci maddesine göre ticari faaliyet kapsamında yapılan bir kiralama hizmeti olarak genel oranda (% 18) KDV ye tabi bulunmakta olup, bu şekilde verilen hizmetin otel, motel, pansiyon, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerinde sunulan geceleme hizmeti olarak değerlendirilmesi ve % 8 oranında KDV ye tabi tutulması mümkün değildir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Faturanın tarifi” başlıklı 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış, 231/5 inci maddesinde ise faturanın mal teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, kiralamak ya da satın almak suretiyle tasarrufunuzda bulunan gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya vermeniz karşılığında elde edeceğiniz kazanç Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanca ilişkin hükümlerine göre vergilendirilmesi ve bu kira gelirleri karşılığında kiralama hizmetinin ifa edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde fatura düzenlemeniz gerekmektedir.

Diğer taraftan, kiralamak ya da satın almak suretiyle tasarrufunuzda bulunan gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi hizmeti otel, motel, pansiyon, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerinde sunulan geceleme hizmeti olmaması nedeniyle günlük müşteri listesi düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.