Teknokentte bulunan firma kosgeb desteği alır ise kurumlar vergisine tabi midir ?

Sayı

:

50426076-125[5-2014/20-235]-102

17/06/2015

Konu

:

Teknoloji Geliştirme Bölgesinde faaliyette bulunan   şirkete KOSGEB tarafından, makine, teçhizat, donanım, ham madde, yazılım,   hizmet alımı için yapılan hibe desteğinin kurumlar vergisi matrahına dahil   edilip edilmeyeceği hk.

Ekran Resmi 2016-03-27 20.54.19

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 4691 sayılı Kanun kapsamında … Teknoloji Geliştirme Bölgesinde faaliyette bulunan şirketinize, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) tarafından, Ar-Ge İnovasyon Programı Projesi kapsamında makine, techizat, donanım, hammadde, yazılım, hizmet alımı için hibe desteği yapıldığı belirtilerek, hibe olarak alınan bu desteğin  vergiye tabi olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safı kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

 

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun 6170 sayılı Kanunla değişik geçici 2 nci maddesinde;

 

Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.”

 

hükümlerine yer verilmiştir.

 

1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2.4. İstisna kazanç tutarının tespiti” başlıklı bölümünde,

Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine, diğer kurumlardan geri ödeme koşuluyla sermaye desteği olarak sağlanan yardımlar, borç mahiyetinde olduğundan bu yardımların ticari kazanca dahil edilmesi söz konusu olmayacaktır.

            Diğer taraftan, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere, istisnadan yararlanan Ar-Ge projelerine ilişkin olarak, TÜBİTAK ve benzeri kurumlar tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde hibe şeklinde sağlanan destek tutarları ile diğer kurumların bu mahiyetteki her türlü bağış ve yardımları, kurum kazancına dahil edilecek ve istisnadan yararlandırılacaktır.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu çerçevede, 4691 sayılı Kanunda belirtilen şartların taşınması halinde Tebliğde yer alan açıklamalar çerçevesinde anılan istisna hükümlerinden faydalanılması mümkün bulunmaktadır.

Anılan Tebliğin “10.2.9.2.5” bölümünde de 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgesi Kanununun geçici 2 nci maddesinde yer alan istisnadan yararlanılması durumunda, istisna uygulanacak kazancın elde edilmesine yönelik olarak yapılan harcamaların Ar-Ge indirimi kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, KOSGEB tarafından hibe olarak verilen destek tutarlarının kurum kazancına dahil edilmesi ve bu tutarlarla ilgili olarak 4691 sayılı Kanunda yer alan şartlar dahilinde kurumlar vergisi kazanç istisnasından yararlanılması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesi rica ederim.

Kurumlar Vergisi Kanununun 19/1 maddesi kapsamında yapılan birleşmelerde, sermaye artırımında denkleştirme hesabı kullanılması ve azınlık pay sahipleri için ayrılma akçesi ödenmesi.

Sayı

:

64597866-125[19-2015]-18880

14/08/2015

Konu

:

Kurumlar Vergisi Kanununun 19/1 maddesi kapsamında   yapılan birleşmelerde, sermaye artırımında denkleştirme hesabı kullanılması   ve azınlık pay sahipleri için ayrılma akçesi ödenmesi.

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve ekinin incelenmesinden; Şirketinizin …  A.Ş. ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartlar dahilinde devir yoluyla birleşeceği ve Şirketinizin …  A.Ş.’yi bütün aktif ve pasifi ile birlikte devralacağı belirtilerek;

            a)i- Birleşme öncesinde …  A.Ş.’nin şirketinize aktarılacak varlıklarına karşılık olmak üzere rayiç bedel tespiti yapıldığı ve şirketiniz ile …  A.Ş.’nin mevcut ödenmiş sermayeleri ile her iki şirketin rayiç değerlerinin örnek olarak aşağıdaki gibi olduğu;

Mevcut   Ödenmiş Sermaye

Rayiç   Değer

… A.Ş.

200

370

37%

… A.Ş.

100

630

63%

Toplam

300

1.000,00

100%

 

            ii- Birleşme sonrasında şirket paylarının rayiç bedeller dikkate alınarak toplam rayiç bedel içerisinde oransal olarak belirlendiği, birleşme esnasında … A.Ş.’nin devralınan varlıklarına karşılık olmak üzere devralan şirketinizin sermayesinin 240,54 TL arttırıldığı, birleşme sonrasında da şirket rayiç bedelleri toplamına göre hesaplanan pay oranlarının değişmediği, sermaye artışı sonrasında şirketinizin ödenmiş sermayesinin 540,54 TL olduğu ve birleşme sonrası devralan şirketinizin sermaye yapısının aşağıdaki gibi olduğu;

… A.Ş.’nin Sermayesi

200,00

… A.Ş.’nin Sermayesi

100,00

Sermaye Artışı

240,54

Toplam Sermaye

540,54

 

            iii- Yapılan 240,54 TL tutarındaki sermaye artışının bilançonuzda şirket kayıtlarına “Denkleştirme Hesabı”na borç kaydı yapılmak suretiyle muhasebeleştirildiği ve devralan şirketinizin ödenmiş sermayesinde devralınan … A.Ş.’nin pay tutarı olarak dikkate alındığı, şirketlerin rayiç değerlerinin toplamına göre hesaplanan pay oranlarının değişmediği;

 

Şirketinizin   Birleşme Sonrası Sermayesi

Sermayedeki   Pay Oranı

Rayiç   Değer

… A.Ş.

200,00

37,00%

370,00

… A.Ş.

340,54

63,00%

630,00

Toplam Sermaye

540,54

100,00%

1.000,00

 

            iv- Denkleştirme Hesabı”nın gerçek bir aktif ya da pasif hesap niteliği taşımadığı, sadece bilançonun pasifini düzenleyici bir hesap niteliğinde olduğu belirtilerek sermayenin hesaplanan bu tutar kadar arttırılmasının ve söz konusu sermaye artışının düzenleyici bir hesap niteliğindeki “Denkleştirme Hesabı” kullanılarak şirket kayıtlarına borç kaydı yapılmak suretiyle intikal ettirilmesinin devir şartlarının ihlali anlamına gelip gelmediği;

            b- Devrolan şirketin azınlık payına sahip ortaklarının 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 141 inci maddesinin 2 nci fıkrasına göre ayrılma akçesi ödenerek ortaklıktan çıkarılmasının,

            c- Devir esnasında hesaplanan arttırılacak sermaye tutarından devralınan şirketteki azınlık paylarına isabet eden nominal sermaye tutarının indirilmesi suretiyle birleşilen şirketin sermaye tutarının azaltılmasının,

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrası uygulamasına aykırılık teşkil edip etmediği ve şartların ihlali olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği;

           ç) Azınlık pay sahiplerine rayiç bedel üzerinden ödeme yapılması durumunda oluşan gider tutarının kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı,

           d) Şirketinizin azınlık pay sahiplerine rayiç bedel üzerinden ödeme yaparak kendi hisselerini satın alması sırasında ödenen bu bedeller içinde enflasyon düzeltmesi olumlu farkları ve benzeri yedeklerin yer aldığı gerekçesiyle herhangi bir vergileme yapılıp yapılmayacağı

hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında, birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanuni ve iş merkezlerinin Türkiye’de bulunması ve münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerinin, birleşilen kurum tarafından bir bütün halinde devralınması ve aynen bilançosuna geçirilmesi şartıyla gerçekleşen birleşmelerin devir hükmünde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanunun “Devir, bölünme ve hisse değişimi hallerinde vergilendirme” başlıklı 20 nci maddesinde de, devirlerde maddede belirtilen şartlara uyulduğu takdirde münfesih kurumun sadece devir tarihine kadar elde ettiği kazançların vergilendirileceği; birleşmeden doğan kârların ise hesaplanmayacağı ve vergilendirilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “19” ve “20” numaralı bölümlerinde konu ile ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; birleşilen kurumun, münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerini bir bütün halinde devralması ve aynen bilançosuna geçirmesi şartı ile gerçekleştirilecek birleşme Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesi kapsamında devir olarak kabul edilecek ve söz konusu birleşme ile ilgili olarak aynı Kanunun 20 nci maddesinde belirtilen şartlara da uyulduğu takdirde birleşmeden doğan kârlar hesaplanmayacak ve vergilendirilmeyecektir. Ancak, bu şartların sağlanamaması halinde, Kurumlar Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde açıklanan hükümler çerçevesinde birleşme olarak değerlendirilmesi ve birleşme kârının kurumlar vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Özelge talep formundaki örnekte belirtildiği ve yukarıda da yer verildiği üzere, birleşmeye katılan şirket ortaklarının devralan kurumun sermayesinde birleşme öncesi rayiç bedellere göre belirlenen oranlarda pay sahibi olmaları ve birleşme sonrasında da hesaplanan bu pay oranlarının değişmemesini sağlayacak şekilde her iki şirketin birleşme öncesi ödenmiş sermayeleri toplamının artırılması; başka bir deyişle devralan şirketin birleşme sonrası ödenmiş sermayesinin, birleşmeye katılan şirketlerin rayiç bedellerine göre hesaplanan pay oranlarını koruyacak tutar kadar arttırılması ve söz konusu sermaye artışının şirket kayıtlarında ödenmiş sermaye hesabını düzenleyici “Denkleştirme Hesabı”na borç kaydı yapılmak suretiyle intikal ettirilmesi, bu hesabın daha sonra herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmemesi veya işletmeden çekilmemesi şartıyla Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrası hükümlerinde belirtilen şartların ihlali anlamına gelmeyecektir.

Ancak, birleşme sırasında kullanılacak olan “Denkleştirme Hesabı”nın başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi durumunda işletmeden çekilen tutarların öncelikle kurumlar vergisine sonra da kâr dağıtımına bağlı olarak tevkifata tutulacağı tabidir.

Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 140 ıncı maddesinde ortaklık payının ve haklarının korunması, 141 inci maddesinde ise ayrılma akçesi düzenlenmiş olup 141 inci maddesi hükmü uyarınca;

– Birleşmeye katılan şirketler, birleşme sözleşmesinde, ortaklara, devralan şirkette, pay ve ortaklık haklarının iktisabı ile iktisap olunacak şirket paylarının gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesi arasında seçim yapma hakkı tanıyabilirler.

– Birleşmeye katılan şirketler birleşme sözleşmesinde, sadece ayrılma akçesinin verilmesini öngörebilirler.

Yine Türk Ticaret Kanununun 141 inci maddesinde, ortağın şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiş, ayrıca şirket sözleşmesinde öngörülen ayrılma hakkı dolayısıyla, şirket sözleşmelerinin ayrılma akçesini farklı bir şekilde düzenleyebilmesine imkan tanınmıştır. Anılan Kanunun ayrılma akçesinin ödenmesini düzenleyen 142 nci maddesinde de; “Ayrılma akçesi;

            a- şirket kullanılabilir bir özkaynak üzerinde tasarruf ediyorsa,

            b- ayrılan kişinin esas sermaye payları devredilebiliyorsa,

            c- esas sermaye, ilgili hükümlere göre azaltılmışsa, ayrılma ile muaccel olur.” hükmüne yer verilmiştir. Mezkur maddenin gerekçesinde, öz sermayenin ayrılma payının ödenmesine yetmemesi durumunda işlem denetçisinin esas sermayeden ödenmesi gereken miktarı belirlediği ve bu miktarın esas sermayenin azaltılması yolu ile serbest hale geldiği belirtilmiştir.

Yukarıda yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda,  devrolan şirketin azınlık payına sahip ortaklarının Türk Ticaret Kanununun 141 inci maddesinin 2 nci fıkrasına göre ayrılma akçesi ödenerek ortaklıktan çıkarılması Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında öngörülen devir şartlarının ihlali anlamına gelmemektedir. Zira, söz konusu ayrılma akçesinin birleşme tarihinden önce veya sonra ödenmesi, özü itibariyle bu işlemin borç doğuran bir işlem olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

Öte yandan, Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise; ticari kazancın tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu 40 ıncı madde hükmünde işletme açısından bir giderin indirilebilmesi, yapılan giderin ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ve işle ilgili olması şartına bağlanmıştır.

Ayrıca, Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin A fıkrasında; mali tablolarda yer alan parasal olmayan kıymetlerin bu madde hükümlerine göre enflasyon düzeltmesine tabi tutulacağı; enflasyon düzeltmelerinin, ilgili kıymetlere ait fark hesaplarına ve enflasyon düzeltme hesabına kaydedileceği; pasif kalemlere ait enflasyon fark hesaplarının herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tâbi tutulacağı, ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farklarının düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebileceği veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebileceği; bu işlemlerin kâr dağıtımı sayılmayacağı ile enflasyon düzeltmesine tâbi tutulan değerlerin elden çıkarılması halinde, bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet addolunacağı, matrahın tespitinde, kanunen kabul edilmeyen giderler, istisnalar ve geçmiş yıl malî zararlarının enflasyon düzeltmesine tâbi tutulmuş tutarları ile dikkate alınacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu çerçevede, birleşme dolayısıyla ayrılma akçesi verilerek şirketiniz tarafından azınlık paylarının satın alınması sırasında rayiç bedel üzerinden ödeme yapılması durumunda, bu azınlık paylarına ilişkin hisselerin nominal değeri ile rayiç bedeli arasındaki fark, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı ve Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde sayılan giderler kapsamına girmediğinden, bu farkın kurum kazancının tespitinde gider yazılması veya zarar olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

Öte yandan, azınlık paylarının satın alınması dolayısıyla şirketinizce yapılacak sermaye azaltımında;

– Öncelikle, daha önce sermayeye eklenmiş olan enflasyon düzeltmesi olumlu farklarının şirketinizden çekildiğinin kabulü ile şirketinizden çekilen tutarların önce kurumlar vergisine ve vergi sonrası dağıtılan kazancın ise kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulması,

– Daha sonra, önceki yıllarda şirket sermayesine eklenmiş olan yasal yedeklerin işletmeden çekildiğinin kabulü ve çekilen tutarların elde edenin hukuki niteliğine göre kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulması,

– Son olarak ise işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek ayni ve nakdi sermayenin işletmeden çekildiğinin kabulü

gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Başka firma adına ödenen harçların gider yazılıp yazılamayacağı konusu-ÖZMEN DANIŞMANLIK-EVREN ÖZMEN

Sayı

:

62030549-125[8-2013/475]-84862

07/10/2015

Konu

:

Başka firma adına ödenen harçların gider yazılıp   yazılamayacağı

 Ekran Resmi 2016-06-17 08.36.10

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, gayrimenkul yatırım değerleme şirketlerine çözüm ortaklığı ve ekspertizlik hizmeti verdiğiniz, ekspertiz için işlem yaparken tapuya ve belediyeye gayrimenkul yatırım şirketi adına kendi kasanızdan harç ödediğiniz fakat dekontların gayrimenkul yatırım şirketi adına düzenlendiği, gayrimenkul yatırım şirketi adına yaptığınız harç ödemeleri için gayrimenkul yatırım şirketinin Şirketinizden bu giderlere ait yansıtma faturası talep ettiği belirtilerek, başka bir şirket adına yapılan harç ödemelerine istinaden düzenlenen dekontlarda yalnızca gayrimenkul yatırım değerleme şirketinin isminin bulunması halinde aradaki iş sözleşmesine istinaden kendi defterlerinize gider kaydedilip kaydedilemeceği ve bu olayın vergisel durumu hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

 

VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN

 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesinde;

 

“A)…

 

Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanır.

 

B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.

 

Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her
türlü delille ispatlanabilir. …”

 

hükmüne yer verilmiştir.

 

Mezkûr Kanunun 227 nci maddesinde; “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü yer almakta olup, söz konusu kayıtların aynı kanunun 229 uncu ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerden (fatura, gider pusulası, serbest meslek makbuzu vb.) herhangi biri ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

 

Diğer taraftan, Kanunun 242 nci maddesinde ise; “Tüccarlar evvelki maddelerin dışında kalan ve bir hüküm ifade eden veya icabında bir hakkın ispatına delil olarak kullanılabilen mukavelename, taahhütname, kefaletname, mahkeme ilamları gibi hukuki vesikalarla ihbarname, karar örnekleri, vergi makbuzları gibi vergi evrakını dosyada muhafaza etmeye mecburdurlar…”

 

hükmü yer almaktadır.

 

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi Kurum Kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

 

Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise;

 

Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

 

1.İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

 

2.İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

 

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

 

hükümlerine yer verilmiştir.

 

Buna göre, tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.

 

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup maddenin (6) numaralı bendinde işletme ile ilgili olmak şartıyla; bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçların safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

 

Dolayısıyla, şirketiniz ile gayrimenkul yatırım değerleme şirketi arasında bulunan iş sözleşmesine istinaden yapmış olduğunuz ekspertizlik hizmeti sebebiyle tapuya ve belediyeye gayrimenkul yatırım değerleme şirketi adına yaptığınız ödemeler, bu ödemeler karşılığında düzenlenen makbuzların gayrimenkul yatırım değerleme şirketi adına kesilmesi ve esas itibariyle doğrudan gayrimenkul yatırım değerleme şirketinin ticari kazancının elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili bir gider olması sebebiyle, şirketinizce kurum kazancının tespitinde doğrudan gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

 

Ancak, sunmuş olduğunuz ekspertizlik hizmeti sebebiyle gayrimenkul yatırım değerleme şirketi adına tapu ve belediyeye  yapılan harç ödemeleri esas itibariyle doğrudan gayrimenkul yatırım değerleme şirketinin ticari kazancının elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili bir gider olma niteliği taşıdığından, şirketinizce ödenen bu tutarların, hizmetten faydalanan gayrimenkul yatırım değerleme şirketi adına düzenlenecek bir fatura ile yansıtılmak suretiyle şirketinizce gelir olarak dikkate alınması durumunda, kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

 

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

 

3065 sayılı KDV Kanununun;

 

– 1/1 inci maddesinde ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin vergiye tabi olduğu,

 

– 20 nci maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan ya da bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği,

 

hüküm altına alınmıştır.

 

Buna göre, gayrimenkul yatırım şirketine verilen ekspertizlik hizmetine ilişkin olarak ortaya çıkan ve gayrimenkul yatırım şirketi adına ödenen aslı KDV’ ye tabi olmayan tapu ve belediye harçlarının herhangi bir bedel eklenmeksizin aynen yansıtılması işleminde KDV hesaplanmayacaktır. Ancak, aktarılan tutara ilaveten herhangi bir bedel alınması halinde ise bu bedel, Şirketinizce sunulan hizmetin karşılığını teşkil edeceğinden genel oranda KDV ye tabi tutulacaktır.

 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KAT MÜLKİYETİ KANUNUNA DAYALI UYUŞMAZLIK

KAT MÜLKİYETİ KANUNUNA DAYALI UYUŞMAZLIK ( Dosyanın Fiziken Görderilmesi Talebi – Dosyaya Eklenmesi gereken Belgeler ) )
UYAP ORTAMINDA GÖNDERİLEN DOSYANIN EKSİK TARANMASI
SİTEDE ORTAK YERLERİN TESPİTİ
DOSYANIN FİZİKEN GÖNDERİLMESİ

Dava dilekçesinde, itirazın iptali istenilmiştir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya elektronik ortamda Dairemize gönderilmiştir.Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı`nın 30.12.2013 tarih 9919 ve Yargıtay 1. Başkanlığının 14.01.2014 tarih, 80803665/2013/51/674 sayılı yazıları ile temyiz incelemesi için dosyaların fiziki olarak değil, dosyadaki bütün belgelerin yerel mahkemece taranarak sisteme aktarılacağı ve bu şekilde dosyanın elektronik ortamda Yargıtay`a gönderileceği, temyiz incelemesinin de elektronik ortamda yapılması gerektiği bildirilmiştir.

Elektronik ortamdan Dairemize gönderilen temyize konu yukarıda esas numarası yazılı dava dosyasının UYAP ortamında yapılan temyiz incelemesinde;

Dava dosyası içindeki bütün bilgi ve belgelerin elektronik ortama aktarılmadığı anlaşılmaktadır.

Sağlıklı bir temyiz incelemesinin yapılabilmesi dosyadaki bütün belgelerin mahkemece taranarak UYAP ekranına aktarılması suretiyle mümkündür. Temyize konu dosyada bulunan bir kısım evrakın elektronik ortamda bulunmaması ve türüne uygun okunaklı şekilde taranmaması halinde temyiz incelemesinin yapılması mümkün değildir.

İncelenmesi gereken;

1-Dava konusu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olup olmadığının,
kurulu ise diğer parsellerin ada ve parsel numarası tarafların açıklamalarına başvurulmak suretiyle düzenlenecek tutanakla tespit edilip sözü edilen sitenin üzerinde olduğu parsel ya da parsellerde kat mülkiyeti veya kat irtifakının bulunup bulunmadığı,
birden fazla parselde kurulu ise 5711 sayılı Yasa ile değişik 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası hükümlerine göre toplu yapı yönetimine geçilip geçilmediği geçilmiş ise tarihi,
5711 sayılı Yasa ile değişik Kat Mülkiyeti Yasası`nın 66 ve 67. maddeleri gereğince toplu yapıyı oluşturan imar parselleri ve ortak yerlerin tapuda birbirleriyle bağlantıları sağlanmak suretiyle irtibatlandırılıp irtibatlandırılmadığı sorularak buna ilişkin tapu kayıtlarının ve toplu yapı yönetim planı örneğinin,
toplu yapı kurulmamış ise ilgili ada ve parsellere ait yönetim planı örneklerinin ve tüm bağımsız bölümleri gösterir tapu kaydı,

2-Takibe konu alacaklarla ilgili kararların alındığı ve aidatların belirlendiği kat malikleri kurulu kararlarını içeren karar defterinin ilgili yönetimden,

3-Bakırköy 13. İcra Müdürlüğü’nün 2012/3912 Esas sayılı takip dosyasının,

Taranmadığı ve elektronik ortamdan gönderilen dosya içerisinde bulunmadığı anlaşılmaktadır.Bu nedenlerle, mahkemece dava dosyasının yapılacak dizi pusulasına göre hazırlanarak ve yukarıda bulunan eksikliklerde giderilmek suretiyle dosyanın kül halinde fiziken temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için yerel mahkemesine ( GERİ ÇEVRİLMESİNE ), oybirliğiyle karar verildi.

ŞİRKET ORTAĞININ KULLANDIĞI KREDİNİN FAİZİ ŞİRKETE GİDER YAZILIR MI ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN DANIŞMANLIK

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

62030549-125[8-2014/174]-1625

08/01/2016

Konu

:

Şirket ortaklarının şirketin finansmanını sağlamak   için aldıkları krediyi şirkete vermeleri halinde faiz ve giderlerin indirim   konusu yapılıp yapılamayacağı.

Ekran Resmi 2016-06-17 08.36.10           İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla şirket ortaklarının şahsi olarak ihtiyaç kredisi kullandıkları ve bu kredilerin tamamını şirketinize vermeleri nedeniyle kredilere ait faiz ve giderlerin kurum kazancından indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmış olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiş; aynı maddenin ikinci fıkrasında da, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce, işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı; ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır.

 

Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde ise safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hükmüne yer verilmiştir.

 

5520 sayılı Kanunun “Kabul edilmeyen indirimler” başlıklı 11/1-b maddesinde, örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı; aynı Kanunun “Örtülü Sermaye” başlıklı 12 nci maddesinin birinci fıkrasında, kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacağı; 6/b fıkrasında ise kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmaların örtülü sermaye sayılmayacağı hükmüne yer verilmiştir.

 

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğin “12.Örtülü Sermaye” başlıklı bölümünde konu ile ilgili ayrıntılı açıklamalar yer almakta olup anılan Tebliğin “12.2.2. Banka ve finans kurumlarından temin edilerek kullandırılan borçlar” başlıklı bölümünde;

 

Ortaklar vasıtasıyla kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.

 

            Buna göre, kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin banka veya finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla, yani kredi sözleşmesinin içerdiği vade, faiz oranı ve benzeri kullandırılma şartlarında herhangi bir değişiklik yapılmadan kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar, örtülü sermaye kapsamı dışında tutulmuştur. Buna göre, kredibilitesi olan grup şirketinin, anılan kaynaklardan temin edip ihtiyacı olan diğer grup şirketlerine aynı şartlarla kısmen veya tamamen aktardığı krediler örtülü sermaye tutarının tespitinde borç olarak dikkate alınmayacaktır. Dolayısıyla, grup şirketinin finans kuruluşlarından temin etmiş olduğu krediyi, aynı faiz ve vade ile birden fazla şirkete paylaştırması durumunda örtülü sermayeden söz edilemeyecektir.”

 

açıklamalarına yer verilmiştir.

 

Buna göre; kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin banka veya finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla (kredi sözleşmesinin içerdiği vade, faiz oranı ve benzeri kullandırılma şartlarında herhangi bir değişiklik yapılmadan) kullandırdıkları borçlanmalar örtülü sermaye dışında tutulduğundan; şirketinizin finansman ihtiyacını karşılamak üzere şirket ortaklarının bankadan kendi adlarına temin ettikleri kredileri, tamamen aynı şartlarla şirketinize kullandırmaları ve bu durumun ispat edici vesikalarla belgelendirilmesi halinde, söz konusu krediler dolayısıyla katlandığınız faizlerin ve masrafların şirketiniz tarafından kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Turist Rehberlerinin vergilendirilmesi-EVREN ÖZMEN

T.C.

GELİR İDARESİ   BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef   Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

62030549-120[65-2015/926]-57214

13/05/2016

Konu

:

Eylemli turist rehberinin vergilendirilmesi

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; eylemli turist rehberi olarak işveren nezdinde ücretli olarak çalıştığınızı ve aynı zamanda bireysel olarak faaliyette bulunduğunuzu, serbest olarak icra ettiğiniz faaliyet dolayasıyla elde ettiğiniz gelirlerden, ödemeyi yapan şirketler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapıldığı ve gider pusulası düzenlendiği belirtilerek, 289 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan serbest meslek kapsamında faaliyette bulunan rehberlerin serbest meslek makbuzu düzenlemesi gerektiği açıklamalarına göre,  ücretli olarak mesleğinize devam ederken, zaman zaman serbest olarak yapmış olduğunuz faaliyet dolayısıyla mükellef olarak serbest meslek makbuzu düzenleyip düzenlemeyeceğiniz hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;

61 inci maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.”

65 inci maddesinde, “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.”

66 ncı maddesinde, “Serbest meslek faaliyetini mütat meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır. Serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılması bu vasfı değiştirmez…”

82 nci maddesinde;   Vergiye tâbi arızi kazançlar şunlardır:

            ….

            Arızî olarak yapılan serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla tahsil edilen hâsılat…”

94 üncü maddesinde, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.

            1.Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61’inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104’üncü maddelere göre,

            2.Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden (Noterlere serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemeler hariç);

            a)18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden

            b)Diğerlerinden

96 ncı maddesinde, “Vergi tevkifatı, ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılır. Kesilmesi gereken verginin ödemeyi yapan tarafından üstlenilmesi halinde bu vergi, bilfiil ödenen miktar ile ödemeyi yapanın yüklendiği verginin toplamı üzerinden hesaplanır.”

hükümleri yer almaktadır.

Anılan Kanunun 85 inci maddesinde, mükelleflerin ikinci maddede yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verecekleri, bu kanuna göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanmasının zorunlu olduğu hüküm altına alınmış olup, 86 ncı maddesinin bir numaralı fıkrasının (b) bendinde, tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil) için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

Turist rehberlerinin vergilendirilmesine ilişkin olarak 19/11/2015 tarih 29537 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 289 No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde gerekli açıklamalar yapılmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, eylemli turist rehberliği faaliyetinin;

– Kendi nam ve hesabına mutat meslek olarak süreklilik arz edecek şekilde yapılması halinde, Gelir Vergisi Kanununun serbest meslek kazancının vergilendirilmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde,

– Süreklilik arz etmeyecek şekilde yapılması halinde, Gelir Vergisi Kanununun 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi kapsamında,

– Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde tanımlanan ücretin tüm unsurlarını taşıyacak şekilde bir hizmet sözleşmesine dayalı olarak faaliyette bulunmaları halinde, elde edilen gelirin, Gelir Vergisi Kanununun 61, 63, 94, 103 ve 104 üncü maddeleri uyarınca ücret olarak,

vergilendirilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, Gelir vergisi tevkifatı uygulaması açısından, serbest meslek kazancının devamlı veya arızi nitelikte ya da gelir vergisinden muaf olmasının herhangi bir önemi bulunmadığından. eylemli turist rehberliği faaliyetiniz dolayısıyla tarafınıza yapılan serbest meslek ödemeleri üzerinden tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin (b) alt bendi hükmüne göre %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

Ayrıca 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Makbuz Mecburiyeti” başlıklı 236 ncı maddesinde de; “Serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşteri de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetindedir.” hükmü yer almıştır.

Buna göre, hizmet sözleşmesine bağlı olmadan kendi nam ve hesabınıza yaptığınız serbest meslek faaliyetiniz nedeniyle, tarafınıza  yapılacak ödemeler karşılığında serbest meslek makbuzu düzenlemeniz gerekmektedir. Ancak, rehberlik faaliyetini arızi olarak yapmanız halinde ise faaliyete ilişkin ödemenin, ödemeyi yapan gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri tarafından gider pusulası ile belgelendirilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

kurumun hesap ve işlemlerinin, kurum kazancının doğru olarak saptandığını gösterecek şekilde düzenlendiği hallerde, bu kazancın dağıtıldığını kanıtlama yükü vergi idaresine aittir-ÖZMEN MALİ MÜŞAVİRLİK

Noksan kurumlar vergisi matrahı beyan eden davacı kurumun belirtilen nedenle ticari bilançosunun da gerçeği yansıtmadığı ve kurum kazancının ortaklara dağıtılabilir kısmının gizlendiği görülmektedir. Vergi Usul Kanunu’nun, vergilendirmede vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin esas olacağını ve bunun, yemin hariç her türlü kanıtla ispatlanabileceğini öngören 3. maddesinin (b) bendinin son fıkrasında yer alan, iktisadi, ticari ve teknik gereklere uygun düşmeyen ve olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun, iddia eden tarafından kanıtlanması gerektiği yolundaki kural gereğince,

olmakla birlikte, davacı şirketin hasılatının bir kısmını yasal kayıtları dışında bırakarak ve gerçekten yapmadığı harcamalara ait gider faturalarını kaydederek kurum kazancını gizlediği vergilendirme döneminde kayıt ve beyan dışı bırakılan kazancın dağıtılmayarak şirket tüzel kişiliği bünyesinde tutulduğunu kanıtlama yükünün vergi idaresine değil, davacıya düştüğü açıktır. Öte yandan, böyle bir kazancın dağıtılabilir hale gelmesi için dağıtım kararı alınmasına da olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda, kayıt dışı kazancın ortaklara dağıtılmadığı ve kurum bünyesinde kaldığı davacı tarafından hukuken geçerli kanıtlarla kanıtlanmaksızın ve ispat külfetinin idareye düştüğü kabul edilerek gelir (stopaj) vergisinin kaldırılmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Kaldı ki, dava konusu tarhiyatın matrahı yönünden bağlı olduğu kurumlar vergisinin kısmen kaldırılması yolundaki vergi mahkemesi ısrar kararı Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun kararıyla bozulduğundan ve sözü geçen bozma kararı uyarınca verilecek kararın sonucu, dava konusu tarhiyatı etkileyeceğinden, gelir (stopaj) vergisi hakkında kurumlar vergisine ilişkin davanın sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.

KATMA DEĞER VERGİSİ İSTİSNASI – İNDİRİMLİ KATMA DEĞER VERGİSİ UYGULAMASI İNŞAAT RUHSATININ MÜNHASIRAN KONUT YAPI KOOPERATİFİ ADINA DÜZENLENMİŞ OLMASI ŞARTI

VDDGKEsas : 2008/574Karar : 2009/449Tarih : 23.10.2009 SİRKÜLERİN DAVA KONUSU YAPILAMAYACAĞI (Katma Değer Vergisi İstisnası)
KATMA DEĞER VERGİSİ İSTİSNASI – İNDİRİMLİ KATMA DEĞER VERGİSİ UYGULAMASI
İNŞAAT RUHSATININ MÜNHASIRAN KONUT YAPI KOOPERATİFİ ADINA DÜZENLENMİŞ OLMASI ŞARTI (Katma Değer Vergisi İstisnası)

1. İdareye, ilgililerin bir hukuk normunun uygulanması konusunda düştükleri duraksamayı gidermek üzere açıklama yetkisi tanıyan bir yasal düzenleme uyarınca, sadece duraksamaya düşenler için değil, tüm ilgililere açıklama yapılması amacıyla hazırlanan metinlerin genel nitelikte olması, bu metinlere düzenleyici işlem olma niteliği kazandırmayacağından iptal davasına konu edilmelerine olanak yoktur. 2. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Geçici 15. maddesindeki katma değer vergisi istisnasından veya 2002/4480 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (I) sayılı listenin 12. sırasındaki indirimli oranda katma değer vergisi uygulamasından yararlanabilmek için inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş olması gerekmektedir.

İstemin Özeti: Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin 2. fıkrası ile Geçici 15. maddesinden doğan duraksamaları gidermek üzere duyurulan KDVK-5/2003-5 sayılı Katma Değer Vergisi Sirkülerinin “1-Giriş” başlıklı bölümünde yer alan “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Geçici 15. maddesindeki katma değer vergisi istisnasından veya 2002/4480 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (I) sayılı listenin 12. sırasındaki indirimli oranda katma değer vergisi uygulamasından yararlanabilmek için inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş olması gerekmektedir… İnşaat yapı ruhsatı münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmemiş ise yapılan inşaat taahhüt işlerinin istisnadan veya indirimli oranda katma değer vergisinden yararlanması mümkün değildir.” ibarelerinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Davayı inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi, 31.10.2006 günlü ve E: 2006/1452, K: 2006/2080 sayılı kararıyla; Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Geçici 15. maddesi ile söz konusu maddede düzenlenen istisnaya ilişkin açıklamaların yer aldığı 49 ve 66 sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerinde katma değer vergisinin istisna ve indirimli oran uygulamasından yararlanabilmek için taahhüde dayanan inşaat işinin konut yapı kooperatifine ait olması ve inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına alınması gerektiği yönünde herhangi bir şart getirilmediği halde, sirkülerde inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına alınması gerektiği, aksi halde istisna ve indirimli orandan yararlanılamayacağı yolunda yaptırım getirildiği; bu şart ve yaptırım nedeniyle sirkülerin, Vergi Usul Kanunu’nun 413. maddesinde kurala bağlanan açıklama niteliğini aşarak, mükellefler hakkında hukuki sonuç doğuran düzenleyici işlem niteliği kazandığı, dolayısıyla kanuna aykırı olmaması gereken sirküler ile kanunda aranmayan ve kanunun kapsamını daraltan yeni bir şart getirildiği gerekçesiyle davaya konu ibareleri iptal etmiştir.

Maliye Bakanlığının temyiz istemini inceleyen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 09.11.2007 günlü ve E: 2007/140, K: 2007/372 sayılı kararıyla; Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan KDVK-5/2003-5 sayılı Katma Değer Vergisi Sirkülerinin bir kısmına karşı açılan davanın, Gelir idaresi Başkanlığınca takip edilmesi ve Gelir İdaresi Grup Başkanı tarafından temyiz isteminde bulunulması nedeniyle Vergi Dava Daireleri Kurulu’nca verilen ara kararı ile; 5345 sayılı Kanun uyarınca Maliye Bakanlığına karşı açılan idari davalar ve bu davalarda verilen kararlara karşı başvurulan kanun yollarında Gelir idaresi Grup Başkanına, Maliye Bakanlığını temsil yetkisi verildiğine dair bir düzenleme yer almadığından, düzenleyici işlemlere karşı açılan davalarda, Maliye Bakanı adına temyiz isteminde bulunma konusunda yetki devrinde bulunulduğuna dair belgenin temyiz dilekçesine eklenmesi için onbeş gün süre verilerek, bu süre içinde eksiklik tamamlanmadığı takdirde, temyiz isteminde bulunulmamış sayılacağının duyurulmasına ilişkin ara kararı üzerine, Gelir İdaresi Başkan Vekili tarafından imzalanan cevap yazısında, şikayet başvuruları reddolunanların açtığı davalar için Maliye Bakanı tarafından verilen yetkinin, genel düzenleyici işlemlere karşı açılan davalarda da Maliye Bakanını temsile yetkili olması sonucunu doğuracağı, esasen kanunen de bu konuda yetkili oldukları belirtilmişse de, şikayet başvuruları reddolunanların açtığı davalar hakkında verilen yetki, genel düzenleyici işlemlere karşı açılan davaları kapsamayacağı gibi 5615 sayılı Kanunla değişik 5345 sayılı Kanunda, genel düzenleyici işlemler yönünden, Gelir İdaresi Başkanlığına Maliye Bakanını temsil yetkisi verildiğine ilişkin bir hüküm de yer almadığından, Maliye Bakanlığınca yayımlanan genel düzenleyici işlemlerin iptali istemiyle ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da açılan davalarda verilen kararlara karşı, Gelir İdaresi Başkanlığı grup başkanlarınca kanun yollarına başvurulabilmesi için Maliye Bakanı tarafından bu konuda yetki verilmiş olması gerekmesine karşın, yetki devri yapıldığını gösteren belgenin verilen sürede temyiz dilekçesine eklenmediği gerekçesiyle davalı idarenin, 2577 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrasına göre temyiz isteminde bulunmamış sayılmasına karar vermiştir.

Maliye Bakanlığı tarafından, Bakanlık aleyhine ve genel düzenleyici işlemlere karşı açılan dava dosyalarına, savunma, itiraz, temyiz, karar düzeltme ve benzeri her türlü dilekçenin “Bakan adına” Gelir İdaresi Grup Başkanı tarafından imzalanmasına yetki tanıyan 31.01.2008 tarihli Maliye Bakanı onayını taşıyan yetki belgesi eklenerek ve sirkülerin kesin ve icrai nitelikte genel bir düzenleyici işlem olmadığı ileri sürülerek kararın düzeltilmesi istenmiştir.

Maliye Bakanlığı tarafından, Danıştay Dördüncü Dairesinin, KDVK-5/2003-5 sayılı Katma Değer Vergisi Sirkülerinin davaya konu yapılan kısmını iptal eden kararına karşı temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin Kurulumuzun 09.11.2007 günlü ve E: 2007/140, K: 2007/372 sayılı kararının, dosyaya sunulan ve düzenleyici işlemlere karşı açılan davalarda Gelir İdaresi Grup Başkanına temyiz dilekçelerini “Bakan Adına” imzalama yetkisi tanıyan 31.01.2008 tarihli yetki belgesi karşısında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi gerektiğinden, 20.03.2008 tarihinde karar düzeltme isteminin kabulüne ve Kurulumuzun kararının kaldırılmasına karar verilip, tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra Maliye Bakanlığı tarafından Daire kararına karşı yapılan temyiz istemi incelenerek gereği görüşüldü.
KDVK-5/2003-5 sayılı Katma Değer Vergisi Sirkülerinin “1- Giriş” balıklı bölümünde yer alan “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Geçici 15. maddesindeki katma değer vergisi istisnasından veya 2002/4480 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (I) sayılı listenin 12. sırasındaki indirimli oranda katma değer vergisi uygulamasından yararlanabilmek için inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş olması gerekmektedir. İnşaat yapı ruhsatı münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmemiş ise yapılan inşaat taahhüt işlerinin istisnadan veya indirimli oranda katma değer vergisinden yararlanması mümkün değildir.” ibarelerinin iptali istemiyle açılan davada, Sirkülerin sözü edilen maddesini iptal eden Danıştay Dördüncü Dairesinin, 31.10.2006 günlü ve E: 2006/1452, K: 2006/2080 sayılı kararı temyiz edilmiştir.

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (d) bendinde dava dilekçelerinin idari davaya konu olarak kesin ve yürütülmesi gerekli bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği; Danıştay Kanunu’nun 24. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde ise Bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeye göre bir idari işleme karşı açılacak davanın ilk derecede Danıştay’da açılarak görülebilmesi için davaya konu yapılan idari işlemin, yürütülmesi gereken genel düzenleyici idari işlem niteliğini taşıması gerekir. İdare hukuku ilkelerine göre düzenleyici işlemler, kamu gücüne dayanılarak kurulan kesin ve yürütülmesi zorunlu yani etkili olan ve düzenleyici olma niteliğini kural koymasından aldığı için normatif değer taşıyan tek yanlı işlemlerdir.

Bir hukuk normunun uygulanmasına ilişkin açıklama içeren, idarenin bu norma ilişkin görüşlerini bildiren metinler, düzenleyici işlemlerin yukarıda değinilen ayırıcı özelliklerinden yoksun olmaları nedeniyle iptal davasına konu oluşturmazlar. Danıştay’ın yerleşik içtihatları da bu yoldadır. İdareye, ilgililerin bir hukuk normunun uygulanması konusunda düştükleri duraksamayı gidermek üzere açıklama yetkisi tanıyan bir yasal düzenleme uyarınca, sadece duraksamaya düşenler için değil, tüm ilgililere açıklama yapılması amacıyla hazırlanan metinlerin genel nitelikte olması, bu metinlere düzenleyici işlem olma niteliği kazandırmayacağından iptal davasına konu edilmelerine olanak bulunmamaktadır.

KDVK-5/2003-5 sayılı Katma Değer Vergisi Sirküleri, Vergi Usul Kanunu’nun 413. maddesinin 4962 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile değişik ikinci fıkrasının Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanmıştır. Sözü edilen maddede, mükelleflerin Maliye Bakanlığından veya Maliye Bakanlığının bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve tereddütü mucip gördükleri hususlar hakkında izahat isteyebilecekleri ve yetkili makamların izahat isteğini yazı ile veya sirkülerle cevaplamak mecburiyetinde olduğu kurala bağlanmıştır.

Bu düzenlemelerden, Maliye Bakanlığının Sirküler yayımlama konusunda verilen yetkinin amacının mükelleflerin vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından yeterince açık olmayan ve duraksama yaratan hususlarda istemiş oldukları açıklamaların, yazılı olarak her mükellefe ayrı ayrı yapılması yerine aynı durumda bulunan tüm mükelleflere duyurulmasını sağlamak olduğu açıktır. Kaldı ki, maddenin son fıkrasında duraksama bulunan konuda idareden alacakları yanıta göre hareket eden vergi yükümlülerinin bu hareketleri cezayı gerektirse dahi ceza kesilmeyeceği de kurala bağlanmakla, yasa yapıcının tanıdığı sirküler hazırlama yetkisiyle yapılmış açıklamanın vergi yükümlülerini bu açıklama ile bağlı kılmadığı, dolayısıyla sirkülerdeki açıklamaların, idari işlemlerin en temel niteliği olan etkili olma özelliğinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

İptal davasına konu yapılarak ilk derecede Danıştay’da dava açılabilmesi davaya konu yapılan sirkülerin genel düzenleyici işlem niteliği taşımasına bağlı olmasına karşın 213 sayılı Yasa’nın 413. maddesine dayanan ve bu nitelikleri taşımayan KDVK-5-2003-5 sayılı Sirkülere karşı açılan dava incelenerek verilen Daire kararının bozulması gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Dördüncü Dairesinin kararının ( BOZULMASINA ), oyçokluğu ile karar verild

KONUT YAPI KOOPERATİFLERİNDE İNŞAAT YAPI RUHSATI KOOPERATİF ADINA DEĞİL İSE KDV İSTİNASI-EVREN ÖZMEN DANIŞMANLIK-

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin 2. fıkrası ile Geçici 15. maddesinden doğan duraksamaları gidermek üzere duyurulan KDVK-5/2003-5 sayılı Katma Değer Vergisi Sirkülerinin “1-Giriş” başlıklı bölümünde yer alan “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Geçici 15. maddesindeki katma değer vergisi istisnasından veya 2002/4480 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (I) sayılı listenin 12. sırasındaki indirimli oranda katma değer vergisi uygulamasından yararlanabilmek için inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş olması gerekmektedir… İnşaat yapı ruhsatı münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmemiş ise yapılan inşaat taahhüt işlerinin istisnadan veya indirimli oranda katma değer vergisinden yararlanması mümkün değildir.” ibarelerinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Ekran Resmi 2016-06-17 08.36.10

Sirkülere karşı dava açılabilir mi ?-ÖZMEN DANIŞMANLIK-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

İdareye, ilgililerin bir hukuk normunun uygulanması konusunda düştükleri duraksamayı gidermek üzere açıklama yetkisi tanıyan bir yasal düzenleme uyarınca, sadece duraksamaya düşenler için değil, tüm ilgililere açıklama yapılması amacıyla hazırlanan metinlerin genel nitelikte olması, bu metinlere düzenleyici işlem olma niteliği kazandırmayacağından iptal davasına konu edilmelerine olanak yoktur.

Ekran Resmi 2016-05-24 22.50.14

LİMİTED ŞİRKET ORTAĞI MI YOKSA MÜDÜRÜ VERGİ BORCUNDAN SORUMLUDUR ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Ancak, vergi mahkemesinin kararı, vergi borcunun şirketten tahsilinin olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde vergilendirme ile ilgili ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerektiği ve şayet kanuni temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse ancak, bu aşamada ortağın takip edilmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle bozulmuş olduğundan, uyuşmazlığın esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmamış olup, bu incelemenin Kurulumuzca değil, ilk derece yargı yerince verilen kararları temyizen incelemekle görevli vergi dava dairesince yapılması gerekmektedir.Ekran Resmi 2016-06-17 08.36.10

KOOPERATİF ORTAKLIĞININ TESPİTİ-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Taraflar arasında görülen tespit davası sonucunda verilen hükmün onanmasına ilişkin Dairemizin 16.10.2014 gün ve 4960 Esas, 6334 Karar sayılı ilamının karar düzeltme yoluyla incelenmesi davacı vekilince istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü.Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi iken ortaklık haklarını dava dışı A.. Ö…e devrederek 1993 yılında ortaklıktan ayrıldığını,
aynı yıl ortaklığa yeniden alınması için yaptığı başvurunun kabul edildiğini, 1994 yılında yapılan genel kurula katıldığını, bu genel kurulda ortak sayısının 44`te dondurulduğu gerekçesiyle üyelik haklarından yararlandırılmadığını,
bu nedenle 1997 yılında dava dışı E…. E..`ten üyeliğini devraldığını ve 2002 yılına kadar ortaklık ilişkisini sürdürdüğünü,
1993 yılında kazanılan üyelik sıfatı bir başkasına devredilmediği halde müvekkilinin haklarının kullandırılmadığını ileri sürerek,
müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Kooperatif Tanımı
EVREN ÖZMEN


Davalı vekili,
09.04.1994 tarihli genel kurul kararı ile ortak sayısının 44 olarak dondurulduğunu, davacının dava açma hakkını yitirdiğini, 1998-2001 döneminde davacının müvekkili kooperatifin başkanlığını yaptığı halde, bu hisse ile ilgili iddiasını gündeme getirmediğini, sadece hazirun listesine sonradan adını yazdırmakla hak sahibi olduğunu iddia etmenin iyiniyetle bağdaşmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece,
davacının davalı kooperatife üç kez ortak olduğu,
ilk ortaklığın dava dışı A… Ö…`e devredildiği,
bundan sonra davacı adına yeniden ortaklık tesis edildiği, bu ortaklığın 09.04.1994 tarihli genel kurulda alınan kararla düşürüldüğü,
bu genel kuruldan sonra 26.06.1995-27.03.1996-15.06.1997 tarihli genel kurullara davacının davet edilmediği, davacının bu ortaklığa yönelik olarak aidat ödemesi yapmadığı, davacı ile davalı arasında ortaklığın kabullendiğini gösteren herhangi bir işlem veya yazışmanın olmadığı,
bu durumda davacının talebinin TMK`nın 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kurallarına aykırı olduğu,
davacının 1998-2001 döneminde davalı kooperatifin başkanı olmasına rağmen dava konusu hisseye ilişkin bir iddia gündeme getirmediği, davacının talep konusu üyelik sıfatını taşımadığı gerekçesiyle,
davanın reddine dair verilen karar; Dairemizin 16.10.2014 tarih ve 4960 E., 6334 K. sayılı ilamıyla onanmıştır.

Bu kez davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, HUMK`nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin ( REDDİNE ),   oybirliğiyle karar verildi.Y23HD 19.11.2015 E.2015/210 – K.2015/7418

İŞÇİNİN İSTEĞİ DIŞINDA ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARILMASI İŞE İADE HIRSIZLIK

İŞÇİNİN İSTEĞİ DIŞINDA ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARILMASI
İŞE İADE
HIRSIZLIK

Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.Somut uyuşmazlıkta davacının bir hırsızlık olayı sonrası apron kartının alındığı ve davacının ücretsiz izne çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Davalı da yargılama sırasında davacının iş sözleşmesinin feshedilmediğini ücretsiz izne çıkarıldığını savunmuştur. İşçinin talebi veya onayı olmaksızın ücretsiz izne çıkarılması işverenin iş sözleşmesini feshi olarak değerlendirilmelidir.


Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı dava dilekçesinde 01.01.2010-01.05.2014 tarihleri arasında bagaj hizmetleri şefliğinde çalıştığını, 23.02.2014 tarihinde bir yolcunun kendisini valizinden saat aldığı iddiası ile şikayet ettiğini, 01.05.2014 tarihinde işyerine gittiğinde Havalimanı İnfaz Büro Amirliği’nden çağrıldığını hırsızlık olayını kendisinin yaptığını söyleyip apron kartını aldıklarını, 01.05.2014 tarihinden beri işyerine gidemediğini belirterek işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir

B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili davacının görev tanımına uymayan davranışları sebebi ile amiri tarafından davacının apron giriş kartına el konulduğunu ,bu nedenle ücretsiz izinli olarak gösterilmek zorunda kalındığını, davacının halen davalının işçisi olduğunu, işe iade davası açma koşullarının bulunmadığını açıklayarak davanın reddini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davacının bir yolcunun valizinden sat alındığı iddiası ile apron kartına el konulduğu ve rızası dışında davalı tarafından ücretsiz izne çıkarıldığı, sigorta kayıtlarına göre davacının 2014 haziran ayı sigorta priminin yatırılmadığı, mayıs ayında 9 günlük ücret tahakkuk ettirildiği, davacı hakkında hırsızlık suçundan beraat kararı verildiği, davalının davacının iş sözleşmesini haklı ve geçerli nedenle sona erdirdiğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:
Somut uyuşmazlıkta davacının bir hırsızlık olayı sonrası apron kartının alındığı ve davacının ücretsiz izne çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Davalı da yargılama sırasında davacının iş sözleşmesinin feshedilmediğini ücretsiz izne çıkarıldığını savunmuştur. İşçinin talebi veya onayı olmaksızın ücretsiz izne çıkarılması işverenin iş sözleşmesini feshi olarak değerlendirilmelidir.

Davacı 01.05.2014 tarihinde işyerine gittiğinde apron kartının alındığını beyan ettiği, sigorta kayıtlarına ve davalının sunduğu bordrolara göre davacıya mart, nisan aylarında primlerinin 30 gün üzerinden tahakkuk ettirildiği, mayıs ayında 9 günlük ücret tahakkuk ettirildiği ve diğer günler için habersiz devamsızlık yazıldığı ancak 2014 yılı haziran ayındaki bordroda ise ücretsiz izinli gösterildiği görülmektedir. Sigorta kayıtları davacının beyanı davalı tarafından sunulan bordrolar değerlendirildiğinde davacının 01.05.2014 tarihinde ücretsiz izne çıkarılmak suretiyle iş sözleşmesinin fiilen sona erdirildiği kabul edilecektir.

Ancak dosya içeriğinden davacının yargılama sırasında tekrar işe başlatıldığı anlaşılmaktadır. Davalı da davacının apron kartının 05.11.2014 tarihinde geri verildiğini, davacının halen çalıştığını beyan etmiş, davacı vekilince de davacının 06.11.2014 tarihinde tekrar işe başlatıldığı kabul edilmiştir. İşe iade talepli dava devam ederken, davacının işe başlatılmış olması, davalı işverenin feshin geçerli bir sebebe dayanmadığını kabul ettiği şeklinde değerlendirilmelidir. İşçi işe başlatılmakla işe iade ve işe başlatmama tazminat talepleri konusuz hale gelir. 4857 sayılı İş Kanunun 21. maddesinin 3. ve 5. fıkralarına göre, boşta geçen süre ücreti, feshin geçersizliğine ilişkin karar verilmesi ve işe başlatılmak için işverene süresinde başvurulması şartına bağlıdır. Boşta geçen süre ücretine ilişkin bu şartların yargılama sırasında – davacının işe başlatılmasıyla – önceden gerçekleştiği kabul edilmelidir.Buna göre işe iade davası yargılaması sırasında davacının işe başlatılması işe iade ve işe başlatmama tazminatı taleplerini konusuz hale getireceği ancak çalıştırılmadığı süre 4 aydan fazla olduğundan en çok 4 aylık brüt ücreti ve diğer hakları tutarında boşta geçen süre alacağının hüküm altına alınması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.

4857 Sayılı Kanun’un 20/3. maddesi uyarınca yerel mahkeme kararının bozularak ortadan kaldırılması ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.

SONUÇ:
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
1-Yerel mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davalı işverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE
3-Davacının dava devam ederken davalı işverence işe başlatılması nedeniyle işe iade ve işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
4-Davacının geçersiz sayılan fesih bildiriminin tebliğinden işe başlatıldığı tarihe kadar çalıştırılmadığı en çok dört aylık süre için ücret ve diğer haklarının davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiğinin tespitine,
5-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.800 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 210.40 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
8-Temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, dair,
Kesin olarak oybirliği ile karar verildi.

Kooperatif aidatlarında kısmi ödemelerin durumu-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Y8HDEsas : 2016/587Karar : 2016/3553Tarih : 29.02.2016 KISMİ ÖDEME

Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. İcra Mahkemesi`nce yapılacak iş; gerektiğinde bilirkişi aracılığıyla yapılan ödemenin kısmi ödeme olması nedeniyle TBK 100. maddeye uygun olarak, bu ödemenin öncelikle dosyadaki faiz ve masraflara (avukatlık ücreti de dahil) mahsup edildikten sonra bakiye dosya alacağının belirlenmesinden ibarettir.

KEMAL ÖZMEN
kooperatif kuruluşu için gerekli işlemler 2015


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire`ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

6098 sayılı T.B.K`nun 100. (Eski 818 sayılı BK 84.) maddesinde, “Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. “ hükmü yer almaktadır.

İcra dosyasında 242.417,32 TL toplam alacak için takibe başlandığı, İcra Müdürlüğü`nce 03.12.2012 tarihinde yapılan dosya hesabında alacağın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi`ne göre vekalet ücreti de belirlendikten sonra 257.637,58 TL borç çıkarıldığı, bu tarihten sonra icra dosyasına 20.12.2012 tarihinde 226.961,30 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. İcra Mahkemesi`nce yapılacak iş; gerektiğinde bilirkişi aracılığıyla yapılan ödemenin kısmi ödeme olması nedeniyle TBK 100. maddeye uygun olarak, bu ödemenin öncelikle dosyadaki faiz ve masraflara (avukatlık ücreti de dahil) mahsup edildikten sonra bakiye dosya alacağının belirlenmesinden ibarettir. Anılan maddeye uymayan ve denetime açık olmayan hesaplama ve raporla sonuca gidilmesi doğru değildir.

Kooperatifler Hangi Kosgeb desteklerinden yararlanabilirler ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Kosgeb-Kooperatif-2016 Görüş

 

Kooperatiflerin kosgeb desteklerinden faydalanıp , faydalanamayacağı konusunda tereddütü sona erdiren görüşü yukarıda bulabilirsiniz.

Detaylı bilgi için [email protected]

Ekran Resmi 2015-11-21 18.56.29
EVREN ÖZMEN

8.5. NİTELİKLİ ELEMAN İSTİHDAM DESTEĞİ

 

8.5.1. Destek Unsurları

(1) Bu destek, en az fakülte veya dört yıllık yüksekokul mezunu yeni eleman istihdamı için verilir.

 

(2) Bu destek, işletmenin son 4 (dört) aylık SGK Sigortalı Hizmet Listesinde bulunmayan yeni istihdam edilecek eleman veya destek başvurusu tarihi itibarı ile son 30 (otuz) gün içinde istihdam edilmiş olan nitelikli eleman için verilir.

 

(3) İşletme, destek üst limiti dâhilinde aynı anda en fazla 2 (iki) eleman için bu destekten yararlanabilir. [1]

 

(4) Bu desteğin aylık üst limiti, istihdam edilecek her bir eleman için net ücret üzerinden hesaplanır ve her bir eleman için 1.500 (bin beş yüz) TL’yi geçemez. Asgari Geçim İndirimi net ücrete dâhil edilmez.

 

(5) Program süresince desteğin üst limiti 20.000 (yirmi bin) TL’dir.

 

8.5.2. Destek Başvurusu, Değerlendirme ve Onay

 

(1) Destekten yararlanmak isteyen işletme, www.kosgeb.gov.tr internet adresinden elektronik ortamda doldurarak çıktısını aldığı Nitelikli Eleman Desteği Başvuru Formu ve Tablo 2’de belirtilen belgeler ile ilgili Hizmet Merkezine başvuru yapar.[2]

 

(2) Başvuru sonucu işletmeye KOBİ Bilgi Sistemi üzerinden bildirilir.[3]

 

 

 

8.5.3. Ödeme

(1) İşletme, uygun bulunan başvuruya ilişkin hizmet alımını gerçekleştirerek ekte yer alan Nitelikli Eleman İstihdam Desteği Ödeme Talep Formu ve Tablo 2’de belirtilen belgeleri Hizmet Merkezine sunar.

 

(2) Hizmet Merkezi, söz konusu belgeleri inceleyerek Destek Ödeme Oluru hazırlar. Destek Ödeme Oluru, işletmeden sorumlu personel tarafından hazırlanarak Hizmet Merkezi Müdürünün oluruna sunulur.

 

(3) Destek ödemeleri, KOSGEB Ön Mali Kontrol İşlemleri Yönergesinde belirtilen ödeme belgeleri ile birlikte Ödeme Emri Belgesinin eki olarak, ön mali kontrole tabi tutulanlar Strateji Geliştirme ve Mali Hizmetler Dairesi Başkanlığı İç Kontrol Müdürlüğüne, tabi tutulmayanlar ise ilgili Muhasebe Müdürlüklerine gönderilir. İlgili Muhasebe Müdürlüğü tarafından işletmenin banka hesabına destek ödemesi aktarılır.

 

(4) İşletmenin ilgili mevzuatta belirtilen limitlerin üzerinde vergi ve/veya SGK borcu olması durumunda İşletmenin Ödeme Talep Formunda yer alan talebi doğrultusunda; öncelikle borç tutarı destek tutarından mahsup edilerek ilgili kurum/kuruluşun banka hesabına, varsa kalan tutar, işletmenin banka hesabına destek ödemesi olarak aktarılır.[4]

 

8.5.4. Desteğe İlişkin Diğer Hususlar

(1) Yeni istihdam edilecek nitelikli elemanın başvurunun kabul edildiğinin işletmeye bildirildiği tarihten itibaren en geç 1 (bir) ay içinde işe başlatılması gerekir. Aksi takdirde destek kararı iptal edilmiş sayılır.

 

(2) Askerlik, doğum gibi sebeplerle işten ayrılan ve daha önce Nitelikli Eleman İstihdam Desteği kapsamında istihdam edilmiş olan elemanın yeniden aynı işyerinde işe başlaması halinde yeni destek başvurusu yapılması şartı ile bu Program kapsamında kalan üst limit kadar destek verilebilir.

 

(3) İşletme, nitelikli elemanı işten çıkarması veya elemanın kendi isteği ile işten ayrılması durumunda ilgili Hizmet Merkezine bilgi verir.

 

(4) Emekliler, yabancı uyruklular, işletme sahibi veya ortakları ile bunların ana, baba, kardeş, eş ve çocukları bu destek kapsamında istihdam edilemez.[5]

 

(5) İlk aya ilişkin destek ödeme tutarı hesaplamasında Hizmet Merkezinin uygunluk yazısının tarihi esas alınır.

 

 

[1] 28.09.2012 tarih ve 13268 sayılı OLUR ile değişiklik kabul edilmiştir. Değişiklik öncesi: (3) İşletmeler destek üst limiti dâhilinde birden fazla nitelikli eleman çalıştırılabilir.

[2] 28.09.2012 tarih ve 13268 sayılı OLUR ile değişiklik kabul edilmiştir. Değişiklik öncesi: (1) Destekten yararlanmak isteyen işletme ekte yer alan Nitelikli Eleman Desteği Başvuru Formu ve Tablo 2’de belirtilen belgeler ile ilgili Hizmet Merkezine başvuru yapar.

[3] 08/07/2013 tarih ve 8826 sayılı OLUR ile değişiklik kabul edilmiştir. Değişiklik öncesi: (2) Hizmet Merkezi başvuru sonucunu işletmeye yazı ile bildirir.

[4] 15.03.2013 tarih ve 3757 sayılı OLUR ile değişiklik kabul edilmiştir. Değişiklik öncesi: (4) İlgili mevzuatında belirtilen limitlerin üzerinde vergi ve/veya SGK borcu bulunan işletmenin destek ödemesi yapılmaz. Ancak işletme tarafından mahsup dilekçesi verilmesi halinde, söz konusu borç destek tutarından mahsup edilerek ilgili kurum/kuruluşun banka hesabına, varsa kalan tutar işletmenin banka hesabına destek ödemesi olarak aktarılır.

[5] 28.09.2012 tarih ve 13268 sayılı OLUR ile değişiklik kabul edilmiştir. Değişiklik öncesi: (4) Emekliler, yabancı uyruklular, işletme sahibi veya ortakları ile bunların ana, baba, eş ve çocukları bu destek kapsamında istihdam edilemez.

Tarım kredi kooperatiflerinin amacı nedir ?- ÖZMEN DANIŞMANLIK

81 Sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri kanunu hükümlerinden faydalanmak üzere, üreticilerin aralarında ekonomik menfaatlerini korumak ve özellikle meslek ve geçimleriyle ilgili ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla karşılıklı yardım ilkesine dayanarak kurdukları, tüzel kişiliği olan değiştir ortaklı, değişir sermayeli çiftçi kuruluşudur

Ekran Resmi 2016-06-17 08.26.20

Kooperatif ile arsa sahibi arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre kooperatif tarafından yapılan müteahhitlik faaliyetinin ortak dışı işlem sayılıp sayılmayacağı,

T.C.

AKSARAY VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

 

Sayı

:

82185597-068KVK/2010-16

26/08/2013

Konu

:

Kooperatif ile arsa sahibi arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre kooperatif tarafından yapılan müteahhitlik faaliyetinin ortak dışı işlem sayılıp sayılmayacağı,  

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Kooperatifinizin 28.03.2008 tarihinde faaliyete başladığını ve 17 üyeden oluştuğunu, başlangıçta arsa satın alacak yeterli birikiminizin olmadığından bahisle arsa sahibi ile 04.04.2008 tarihinde noterde kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını ve sözleşme gereği söz konusu arsa için arsa sahiplerine herhangi bir bedel ödenmeksizin arsanın kooperatifiniz adına devrinin yapıldığını, bu devir karşılığında da kooperatifiniz tarafından tek blokta 24 daire olarak inşa edilecek binanın 7 dairesinin arsa sahiplerine verilmesinin kararlaştırıldığı belirtilerek arsa sahipleriyle yapılan bahse konu sözleşmenin ortak dışı işlem olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda görüş talep edilmiştir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükmüyle kooperatiflerin kazançları kurumlar vergisinin konusu kapsamına alınmış olmakla beraber aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklar ile iş görülmesine (Yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerin kurumlar vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “4.13.1. Muafiyet şartları” başlıklı bölümünde; kooperatiflerin kurumlar vergisi muafiyetinden yararlanabilmeleri için ana sözleşmelerinde, sermaye üzerinden kazanç dağıtılmamasına; yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesine; yedek akçelerinin ortaklara dağıtılmamasına; sadece ortaklarla iş görülmesine dair hükümlerin bulunması ve bu kayıt ve şartlara da fiilen uyulması gerektiği; bu şartlara ana sözleşmelerinde yer vermeyen ya da yer vermekle beraber bu şartlara fiiliyatta uymayan kooperatiflerin muafiyet hükümlerinden yararlanamayacağı açıklanmıştır.

Aynı Tebliğin “4.13.1.4. Sadece ortaklarla iş görülmesi” başlıklı bölümünde ise, kooperatiflerin ortaklarının belirli ekonomik çıkarlarının ve özellikle meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarının sağlanıp korunmasını amaçladıkları için faaliyetin normal olarak sadece ortaklarla sınırlı olması gerektiği; bu nedenle, bir kooperatifin kurumlar vergisi muafiyetinden yararlanabilmesi için ana sözleşmesinde sadece ortaklarla iş görülmesine ilişkin hüküm bulunması ve fiilen de bu hükme uyulması gerektiği; ayrıca ortak dışı işlemlerin, sadece ortak olmayanlarla yapılan işlemleri değil, ortaklarla kooperatif ana sözleşmesinde yer almayan konularda yapılan işlemleri de kapsadığı belirtilmiştir.

Buna göre, Kooperatifiniz ile arsa sahipleri arasında yapılan 04.04.2008 tarihli “Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” ile kat karşılığı inşaat işi dolayısıyla müteahhitlik faaliyeti yapan kooperatifinizin ortak dışı işlem yapması nedeniyle 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde belirtilen şartlardan “sadece ortaklara iş görülmesi” şartı ihlal edildiğinden bu şartın ihlal edildiği tarihten itibaren kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis edilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Nakliye kooperatiflerinde Belge fatura düzeni nasıldır ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Konu

:

Kooperatif üyeleri tarafından yapılan nakliye işi için kooperatif tarafından sevk irsaliyesi düzenlenmesi gerekip gerekmediği hk.  

Ekran Resmi 2016-06-17 08.36.10

 

İlgide kayıtlı dilekçenizin tetkikinden, .. Malmüdürlüğü’nün … vergi kimlik numarasında kara yolu ile şehirlerarası yük taşımacılığı faaliyetinden dolayı kayıtlı olduğunuz, ihale ve pazarlık usulü nakliye işi alarak taşıma sözleşmesinin tarafınızca yapıldığı, taşıma işini ise her biri vergi mükellefi olan ve kendi adlarına kayıtlı araçları bulunan kooperatif üyelerine yaptırdığınız, üyelerinizin günde iki-üç sefer yapacağı nakliye işine ilişkin bedelleri kooperatifinize fatura edecekleri, kooperatifinizin de toplam bedeli ay sonlarında taşıma işini yaptıran alıcı veya satıcı firmaya fatura edeceği, yapılan mal sevkiyatı için üyelerinizin taşıma irsaliyesi düzenlediğinden bahisle kooperatifinizin de ayrıca sevk irsaliyesi düzenleyip düzenlemeyeceği hususunda Başkanlığımızdan görüş talebinde bulunduğunuz anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 230’uncu maddesinin 5’inci bendinde ” Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, (Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının, taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlenmesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.)

Malın, bir mükellefin birden çok iş yerleri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de, malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir. Bu bentte yazılı irsaliyeler hakkında fiyat ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, bu madde hükmü ile 231 inci madde hükmü uygulanır. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir….” hükmü yer almaktadır.

Madde hükmünden de anlaşılacağı gibi, sevk irsaliyesi mal hareketinin izlenmesi için düzenlenen bir belgedir. Bu nedenle, malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı durumlarda taşınan ve taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlenmesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.

Diğer taraftan, aynı Kanunun 240’ıncı maddesinde ise; “…A) Taşıma irsaliyeleri: Ücret karşılığında eşya nakleden bütün gerçek ve tüzelkişiler naklettikleri eşya için, 209’uncu maddede yazılı bilgilerle, sürücünün ad ve soyadı ve aracın plaka numarasını ihtivaeden ve seri ve sıra numarası dahilinde teselsül eden irsaliye kullanmak zorundadırlar. Bu irsaliyenin bir nüshası eşyayı taşıttırana, bir nüshası eşyayı taşıyan aracın sürücüsüne veya kaptanına verilir ve bir nüshası da taşımayı yapan nezdinde saklanır. Bu bent hükmü nakliye komisyoncuları ile acenteleri de kapsar.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, taşıma irsaliyesi düzenlenmesindeki amaç, eşya nakli dolayısıyla alınan nakliye bedelinin izlenmesi ve vergilendirilmesidir. Buna göre, taşıma irsaliyesinin ücret karşılığında eşya nakledenler tarafından düzenlenmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, taşımayı yaptıranlara, kooperatifinizin taşımayı yapmak üzere anlaşmayı yapan ve taahhütte bulunan taraf olarak bu taşıma karşılığında fatura düzenlemesi gerekmektedir. Bu taşıma işini kooperatif üyeleriniz nakliyecilere yaptırmanız nedeniyle de nakliyeciler tarafından  bu hizmet karşılığında kooperatifinize fatura düzenlenecektir.

Diğer taraftan, taşımaya ilişkin taşıma irsaliyesinin  kooperatif üyesi nakliyeciler tarafından  düzenlenmesi ve araçta bulundurulması gerekmektedir. Sevk irsaliyesinin ise malı taşıttıran satıcı veya alıcı tarafından her bir nakil vasıtası için ayrı ayrı olmak üzere düzenlenmesi ve sevkiyat esnasında taşıtlarda bulundurulması gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.