İŞ KANUNUNA İLİŞKİN FAZLA ÇALIŞMA VE FAZLA SÜRELERLE ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

25 Ağustos 2017 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 30165

YÖNETMELİK

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

İŞ KANUNUNA İLİŞKİN FAZLA ÇALIŞMA VE FAZLA SÜRELERLE ÇALIŞMA

YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 6/4/2004 tarihli ve 25425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İş Kanununa İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliğinin 4 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Yer altında maden işlerinde çalışan işçilere, 4857 sayılı Kanunun 42 nci maddesi uyarınca zorunlu nedenlerle ve 43 üncü maddesi uyarınca olağanüstü hallerde, haftalık otuz yedi buçuk saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzere arttırılması suretiyle ödenir.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“e) 4857 sayılı Kanunun 42 nci maddesi uyarınca zorunlu nedenler ve 43 üncü maddesi uyarınca olağanüstü haller dışında yer altında maden işlerinde çalışan işçilere fazla çalışma yaptırılamaz.”

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Fazla çalışma ihtiyacı olan işverence bu onay iş sözleşmesinin yapılması esnasında ya da bu ihtiyaç ortaya çıktığında alınır ve işçi özlük dosyasında saklanır. Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapmak istemeyen işçi verdiği onayı otuz gün önceden işverene yazılı olarak bildirimde bulunmak kaydıyla geri alabilir.”

MADDE 4 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 5 – Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

 

 

İŞ KANUNUNA İLİŞKİN ÇALIŞMA SÜRELERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

25 Ağustos 2017 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 30165

YÖNETMELİK

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

İŞ KANUNUNA İLİŞKİN ÇALIŞMA SÜRELERİ YÖNETMELİĞİNDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 6/4/2004 tarihli ve 25425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 4 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi; günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz; denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile altı aya kadar artırılabilir.”

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 4 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 5 – Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

 

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından: ALT İŞVERENLİK YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

ALT İŞVERENLİK YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 27/9/2008 tarihli ve 27010 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 13 – (1) Asıl işveren – alt işveren ilişkisinin iş müfettişlerince incelenmesi sonucunda muvazaanın tespitine ilişkin gerekçeli müfettiş raporu ve tutulan tutanaklar Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce işverenlere tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren otuz işgünü içinde işverenlerce yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine görülecek olan dava basit yargılama usulüne göre dört ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi hâlinde Yargıtay altı ay içinde kesin olarak karar verir. Kamu idarelerince bu raporlara karşı yetkili iş mahkemelerine itiraz edilmesi ve mahkeme kararlarına karşı diğer kanun yollarına başvurulması zorunludur.

(2) Rapora otuz iş günü içinde itiraz edilmemiş veya mahkeme muvazaalı işlemin tespitini onamış ise tescil işlemi iptal edilir ve alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.”

MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

 

Yönetmeliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin

Tarihi

Sayısı

27/9/2008

27010

Sözleşmenin maddesi değişince damga vergisi durumu ?

Belli parayı ihtiva eden mukavelenamelerin değiştirilmesi halinde artan miktar aynı nispette vergiye tabidir. (Ek cümle: 15/7/2016-6728/25 md.)

Birinci fıkraya göre azami tutardan vergi alınan mukavelenamelerin, diğer hükümlerinde değişiklik olmaksızın sadece bedelinin artması durumunda, artan bedele ilişkin bu hüküm uygulanmaz.

Bunların devri halinde aslından alınan verginin dörtte biri alınır. (Ek: 29/7/1970 – 1318/95 md.)

Mukavelenamelerin müddetinin uzatılması halinde aynı miktar veya nispette vergi alınır.

 

Mesleki yeterlilik belgesi nedir ?

Mesleki yeterlilik belgesi:

Nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi amacıyla mesleki yeterlilik belgesi alınması ve tehlikeli ve çok tehlikeli işlerden başlanarak mesleki yeterlilik belgesi olmayanların çalıştırılmaması, aksi halde her bir çalışan için idari para cezası uygulanacağı mevzuatı yürürlüğe konulmuştur.

 

Mesleki yeterlilik belgesinin alınması, çalışana ve işverene yararları, kapsam dahilindeki meslekler, İstanbul’da mesleki yeterlilik belgesini vermeye yetkili kılınan kuruluşlar vs bilgileri http://www.myk.gov.tr/ internet sitesinden temin edebilirsiniz.

Arsa Sahipleri Kooperatife ortak olabilir mi ?-

Kooperatif uhdesindeki arsanın sahiplerinin konut karşılığı kooperatife ortak olarak kaydedilip kaydedilemeyeceği:

1163 Sayılı Kooperatifler Kanununun 8. maddesi ile Konut Yapı Kooperatifi Örnek Anasözleşmesinin 10. maddesinde “Ortaklık Şartları” belirtilmiş olup, örnek anasözleşmenin “Ortaklığa Kabul” başlıklı 11. maddesinde de gerçek ve tüzel kişiliklerin kooperatif ortağı olma hususunda takip edecekleri prosedür ile yönetim kurulunca ortaklık başvurusu hususunda yapılacak işlemler sıralanmıştır.

Öte yandan, örnek anasözleşmenin 21. maddesine göre; “ortakların, taahhüt ve tediye ettikleri ortaklık payı bedelleri dışında, kooperatif amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak üzere genel kurulca kararlaştırılacak miktarlardaki arsa, altyapı, inşaat ve benzeri gider taksitlerini ödemek zorunda olduğu” hüküm altına alınmıştır.

Bu nedenle, kooperatif tüzel kişiliğiyle bu iki arsa sahibi arasında akdedilen noter sözleşmesinde; bu kişilerin ortak olma taleplerini, kooperatifin de (ortaklık şartlarını taşıyor olması halinde) bu kişileri ortaklığa kabul etme iradesini yansıtmaları durumunda ortaklık işlemi gerçekleşmiş olacağından, iki arsa sahibinin de diğer ortaklar gibi ortaklık vecibelerini yerine getirmeleri gerekmektedir.

Hata: İletişim formu bulunamadı.

Müteahhit kooperatifin ortağı olabilir mi ?

Kooperatif konutlarını yapan bir şirketin kooperatifin ortağı olup olamayacağı:

1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 5146 sayılı Kanunla değişik 9. maddesine göre, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri amaçları bakımından ilgilendikleri kooperatiflerin kuruluşlarına yardımcı olabilir, önderlik edebilir ve ortak olabilirler.

Buna göre, inşaat sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin, amaçları bakımından yapı kooperatiflerine ortak olmaları mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 59. maddesinde; “Yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif personeli ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına, bizzat veya dolaylı olarak kooperatifle kooperatif konusuna giren bir ticari muamele yapamaz.” hükmüne yer verilmiş olup, bu hükme aykırı hareket eden yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif memurları için de cezai yaptırım öngörülmüştür. Dolayısıyla, inşaat sektöründe faaliyet gösteren ve aynı zamanda kooperatifin inşaat işlerini yürüten şirketlerin, inşaatlarını yürüttükleri yapı kooperatiflerine ortak olabilecekleri düşünülmekle birlikte, bu şirketlerin kooperatife karşı sorumlu temsilcilerinin, şirketin ortağı bulunduğu kooperatif yönetim kurullarında görev yapamayacağı sonucuna varılmaktadır.

Hata: İletişim formu bulunamadı.

Ekran Resmi 2017-06-19 00.41.40

Kooperatif Müteahhitin sattığı kişiye tapu çıkarabilir mi ?-EVREN ÖZMEN MALİ MÜŞAVİR

 

T.C.

KASTAMONU VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

 

   
Sayı : B.07.4.DEF.0.37.10.00-037.02-21 25/10/2011
Konu : Tapu Devri  

 

İlgide kayıtlı dilekçeniz ve eklerinin incelenmesinden, İlimizde bulunan 5 adet arsanın sahipleriyle kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediğiniz ve söz konusu sözleşmeye göre 9 adet bağımsız bölümün tarafınıza devredileceği belirtilerek arsa sahiplerince tarafınıza devri yapılacak söz konusu gayrimenkullerin tarafınıza devredilmeksizin göstereceğiniz 3 üncü kişilere satışı işlemi ile ilgili olarak 492 sayılı Harçlar Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu yönünden Defterdarlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

1- 492 sayılı Harçlar Kanunu Yönünden:

Bilindiği gibi, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin 20/a fıkrasında, gayrimenkullerin ivaz karşılığında veya ölünceye kadar bakma akdine dayanarak yahut trampa hükümlerine göre devir ve iktisabında gayrimenkulün beyan edilen devir ve iktisap bedelinden az olmamak üzere emlak vergisi değeri üzerinden (Cebri icra veşuyuun izalesi hallerinde satış bedeli, istimlaklerde takdir edilen bedel üzerinden) devir eden ve devir alandan ayrı ayrı tapu harcı aranılacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu harç oranı 29/12/2009 tarih ve 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01/01/2010 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere binde 16,5 olarak belirlenmiştir.

Diğer taraftan, gayrimenkul devir ve iktisabına yönelik tescil işlemi karşılığında tapu harcı tahsil edilmekte olup tapu harcı, tescili yapılan gayrimenkulün devrinin tapuya tescili sırasında doğmaktadır.

Buna göre, söz konusu gayrimenkullerin arsa sahiplerince tarafınıza devredilmeksizin göstereceğiniz 3 üncü kişilere satışı durumunda, tapuda yapılacak her bir tescil işlemi için 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin yukarıda açıklanan 20/a fıkrasına göre tapu harcı aranılması gerekmektedir.

2- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu Yönünden:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış olup, Kanunun 232 inci maddesindede birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter
tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin;

  1. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;
  2. Serbest meslek erbabına;
  3. Kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara;
  4. Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;
  5. Vergiden muaf esnafa.

sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek mecburiyetinde oldukları düzenlenmiş bulunmaktadır.

Buna göre, tarafınızca inşaat taahhüt sözleşmesi kapsamında inşa edilen taşınmazların üçüncü kişilere satışı ve arsa sahiplerine arsa payı karşılığı olmak üzere devri halinde fatura düzenlenmesi gerekmektedir. Kat karşılığı anlaşma yapılıp inşaat bittikten sonra arsa sahiplerine teslim edilen konutlar için tarafınızca düzenlenecek faturada, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 27 nci maddesi maddesi uyarınca gösterilecek emsal bedelinin, Vergi Usul Kanununun 267 nci madde hükmünde yer alan sıranın (Birinci sıra: Ortalama fiyat esası, İkinci sıra: Maliyet bedeli esası, Üçüncü sıra: Takdir esası) takip edilmesi suretiyle tespit edilmesi icap etmektedir. Tarafınızca üçüncü kişilere satışı yapılan gayrimenkuller için düzenlenecek faturalarda ise satış bedelinin esas alınacağı tabiidir.

Arsa sahiplerince arsa payı karşılığı olarak iktisap edilen gayrimenkullerin, aynı yılda birden fazla satılması veya birden fazla yılda daire satışına devam edilmesi halinde satışta devamlılık unsuru oluşacağından elde edilen kazancın ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekmekte olup, bu kişilerce dairelerin satışı halinde Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesine göre fatura düzenlenmesi gerekmektedir.

Arsa karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca inşaat işine karşılık olarak müteahhide devredilmesi gereken gayrimenkullerin, arsa sahiplerince müteahhit tarafından gösterilecek olan üçüncü şahıslara devredilmesi olayında ise söz konusu devirler arsa sahipleri tarafından satış işlemi olarak değerlendirilemeyeceğinden, bu işlemlerin esas olarak müteahhit tarafından satış işlemi olarak kabul edilmesi ve satışa ilişkin faturanın da müteahhit tarafından alıcı adına satış bedeli üzerinden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu durumda, arsa sahipleri tarafından müteahhidin göstereceği üçüncü kişilere devredilecek taşınmazlar için fatura düzenleme yükümlülüğünüzün bulunmadığı tabiidir.

3- 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu Yönünden:

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş, söz konusu maddenin (4) numaralı bendinde ise gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.

Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin (B) fıkrasında; vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açıkbulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan ve olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, dilekçeniz ekindeki, arsa sahibiyle yapılan sözleşmenin Genel Şartlar başlıklı 2 nci maddesinde arsa sahiplerine kaç adet daire verileceği ve bu dairelerin hangi daireler olduğu belirtilerek diğer dairelerin müteahhide bırakılacağı ifade edilmiştir.

Aynı sözleşmenin 11 inci maddesinde

“Tapuda kat irtifakı kurulacaktır. Mal sahibi müteahhide devretmeyi vaad ettiği %65 kat irtifak hissesini şöyle devredecektir. İnşaatın %65’i tamamlandığında müteahhidin hissesinin yarısı verilecektir. Tüm dairelerin bu sözleşmeye göre inşa edilerek hepsinin bitirilerek, çevre, park ve bahçe düzenlemelerinin, istinat duvarlarının yapılması tüm blokların iskanının alınmasından sonra müteahhit tarafından yapılması gereken her türlü işlemler eksiksiz ve kusursuz ve ayıpsız olarak bitirildiği, bilirkişinin hazırladığı tespit raporu ile tespit ettirildikten sonra tapuda müteahhide ait kat irtifak payının diğeryarısını vererek müteahhideait arsa payının tamamı devredilmiş olacak ve hemen kat mülkiyetine geçilerek bütün üyelerin kat mülkiyet tapuları kendilerine teslim edilecektir. Giderleri müteahhide ait olmak kayıt ve şartıyla kat mülkiyeti kurulma işlemlerinin tamamlanmasımüteahhidin vecibesidir.

Müteahhide bırakılan bağımsız bölümlere tekabül eden kat irtifak payının müteahhidin belirleyeceği kişilere ferağından evvel, bu kişiler ile müteahhit arasındaki inşaat sözleşmesi ilişkisinin arsa sahiplerini hiçbir şekilde bağlamadığını içeren belgeyi müştereken imza ederek arsa sahiplerine vereceklerdir. Müteahhit böyle bir belgenin inşaat sözleşmesinin tarafı olan kişilerce imzalanmasının sağlanacağını taahhüt eder.”

hükümleri yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; tapuda arsa sahipleri adına kayıtlı olmakla birlikte aranızdaki sözleşme gereği şahsınıza ait olan dairelerin üçüncü kişilere satışından elde edeceğiniz gelirin ticari kazancınızın tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Diğer taraftan, söz konusu dairelerin arsa sahipleri tarafından üçüncü kişilere tapuda devir işlemi gerçek bir satış işlemi olmayacağından ve bu devir işleminden elde edilen gelir tarafınızdan ticari kazanç olarak beyan edileceğinden arsa sahipleri adına gelir vergisi yönünden herhangi bir vergileme yapılmayacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Hata: İletişim formu bulunamadı.

 

HEM GELİR HEM SERVET ÜZERİNDEN VERGİ ALMAK DOĞRU MU ?

Emlak Vergisi’nde sorun nerede?

PROF. DR. FUNDA BAŞARAN YAVAŞLAR

01.01.2018’den itibaren geçerli olmak üzere önümüzdeki dört yıl boyunca ödenecek emlak vergisi miktarını belirlemede önemli bir faktör olan “asgari ölçüde birim değer”lerin takdirine tepkiler, yargıya başvurularla birlikte bekleme sürecine girmiştir. Yargının yaklaşımını, -umulur ki 2017 sonuna kadar- görüp değerlendireceğiz. Ancak biz, ana sorunun daha derinde, Emlak Vergisi Kanunu’nun (EVK) adil bir vergilendirmeye imkan vermeyen yapısında olduğunu düşünüyoruz.

Emlak vergisinin aslında arazi vergisi ve bina vergisi şeklinde iki ayrı vergiden oluştuğunu, bu bağlamda, emlak kavramının, arazi, arsa ve binaları (kat mülkiyeti kurulu binalarda bağımsız bölümleri) kapsadığını hatırlattıktan sonra, emlak vergisi yapısındaki üç adaletsizliği şu şekilde sıralamak isteriz:

1. Vergi mükellefl eri, mali güçleri dikkate alınmaksızın belirlenmektedir: Mevcut sistemde mülkiyet hakkı sahibi, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa binaya malik gibi tasarruf eden herkes (gerçek ya da tüzel kişi) emlak vergisi mükellefidir. Mükellef, -diğer vergiler gibi- emlak vergisini de sahip olduğu geliriyle ödemekte; geliri yeterli olmadığında, ya emlakını satarak ya da borçlanarak vergisini ödemesi gerekmektedir. Ancak bu, mülkiyet hakkının vergiyle Anayasa’ya aykırı şekilde sınırlandırılması demektir. Bu nedenle, emlak vergisi mükellefl erinin, mali güçleri dikkate alınarak belirlenmeleri şarttır.

Nitekim, EVK md.9 II’de, “hiçbir geliri olmayanlar, “geliri sadece yasayla kurulu sosyal güvenlik kurumlarından aldığı aylıktan ibaret olanlar”, “gaziler, engelliler, şehitler, dul ve yetimler” için getirilmiş bir bina vergisi muafiyeti mevcuttur (on sekiz yaşından küçük olup, kendisine bakmakla mükellef kimsesi olanlar hariç). Bu kimseler, Türkiye sınırları içinde 200 m2’yi geçmeyen tek meskenleri varsa, -meskenin sadece belli zamanlarda dinlenme amacıyla kullanılmaması şartıyla- emlak vergisi ödemezler. Ancak bu muafiyet yeterli değildir. Görüşümce, yıllık geliri 16 yaşından büyük işçiler için belirlenen asgari ücretin yıllık tutarını aşmayan kimselerin de -belli şartlar dahilinde- emlak vergisi dışında tutulmaları gerekir.

2. Vergi matrahı, gerçeklerden kopuk, eşitlik ilkesine ve usul ekonomisine aykırı şekilde belirlenmektedir: EVK’da (md.7, md.17, md.29) verginin matrahı olarak vergi değeri gösterilmekte, bu ise, arsalar bakımından ilgili takdir komisyonunca dört yılda bir takdir olunan “asgari ölçüde metrekare birim değer” (takdiri izleyen üç yıl boyunca, bu değer yeniden değerleme oranı ölçüsünde arttırılarak uygulanır), binalar bakımından bunun yanısıra -Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafında müştereken tespit edilen- “bina metrekare normal inşaat maliyet bedeli” dikkate alınarak hesaplanmaktadır. Ancak;

a.Dört yılda bir takdir, gerçek değerden kopuşa yol açmaktadır. Dört yıl uzun bir süredir, bazen aynı yıl içinde dahi farklı faktörlere bağlı olarak emlak değerleri iniş ve çıkışlar gösterebilmektedir.

b.Arsanın asgari ölçüde metrekare birim değer takdiri, cadde ve sokak (arsa sayılacak parsellenmemiş arazi ile cadde ve sokak teşekkül etmemiş yerlerde, değer bakımından farklı bölgeler) bakımından ayrı ayrı yapılmakta; her bir cadde, sokak veya değer bakımından farklı bölgedeki arsaların tümü (turistik bölgelerde valilerce belirlenecek pafta, ada veya parselin tümü) için tek bir değer tespit edilmektedir. Fakat, -2002 yılında değiştirilen- EVK md.29 I, b.a’da 1972 tarihli Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük hükümlerine atıf olmadığı için, değer belirlemede örneğin arsanın ne tür bina inşasına uygun olduğu, topogrofik ve imar planındaki durumu gibi arsanın değerini etkileyen özellikler dikkate alınmamaktadır.

c. Bina metrekare normal inşaat maliyet bedeli, binanın kullanılış tarzı, inşaat türü ve inşaat sınıfı dikkate alınarak belirlenmekte; binada kalorifer, klima ve/veya asansör tesisatı varsa, belirlenen bedele belli ilaveler yapılmaktadır. Ancak, binanın yaşı, mimarisi gibi onun değerini etkileyen faktörler, göz ardı edilmektedir.

d. Keza, -2002 yılında değiştirilen EVK md.29 I, b.b’de bina metrekare normal inşaat maliyet bedeli belirlenirken, 1972 tarihli Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzüğün hangi hükümlerinden yararlanılması gerektiği belirtilmediği için, binanın bakımlılık derecesi, hatta aynı bina içindeki bağımsız daireler arasında değer farklılıklarına yol açan bulunulan kat, manzara, kullanışlılık durumu gibi özellikler de dikkate alınmamaktadır.
e. Diğer yandan, takdir komisyonları daimi olmayıp, komisyon üyelerinin halihazırda başka mesleki faaliyetleri bulunmaktadır. Bu nedenle, bunların yetki sınırları içinde yer alan tüm arsaların gerçek değerine her daim vakıf olmaları beklenemeyeceği gibi, vergi usulu bakımından takdir komisyonlarına dayalı bir sistem zahmetlidir.

f.Yanyana arsalardan birinin bir belediye, diğerinin diğer belediye sınırı içinde bulunması halinde, -her ne kadar 2013/1 seri no’lu EVK İç Genelgesi, IV-19’da komisyonlar arası “olabildiğince” eşgüdüm sağlanmasından bahsedilmekteyse de- takdir farklılıkları (/eşitsizlikler) ortaya çıkabilmektedir.

g. Nihayet, ev kredisi faizleri ile binanın vergi değerini etkileyen asansör, klima, kalorifer tesisatı gibi faydası uzun yıllar sürecek iktisadi kıymet giderleri, emlak vergisi matrahının hesaplanmasında dikkate alınmamaktadır (kira geliri varsa, bunlar gelir vergisinin matrahından indirilmektedir). Oysa, faiz giderleri ile emlakın değerini artırıcı giderlerin emlak vergisi matrahı hesabında dikkate alınması daha adil olacaktır.

Emlak vergisi bir servet vergisi olduğundan, matrahının “servetin gerçek değeri”ne uygun olması gerekir. Emlakın gerçek değeri ise, onun alım-satım bedelidir (bkz. Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük md.2). Teknolojik gelişmelerden de yararlanarak, emlak acentalarındaki fiyatlar, gayrimenkul değerleme şirketlerinin raporları, banka ekspertiz raporları dahil olmak üzere emlakın gerçek değerinin tespitine hizmet edecek önemli tüm bilgileri içeren bilgi bankalarının oluşturulması gerçek matrahın usul ekonomisine uygun şekidle tespitini sağlayacaktır.

3. Emlak vergisi oranları adaletsizdir: Arazi vergisinin oranı arsalar için binde üç, bina vergisinin oranı ise, meskenlerde binde bir, diğerlerinde binde ikidir. Arsa veya bina büyükşehir belediyesi sınırları ya da mücavir alanlar içindeyse, bu oranlar sırasıyla binde altı, binde iki ve binde dört olur. Büyükşehir belediyesi sınırları ya da mücavir alanlar içinde olup olmama, emlakın değerini etkileyen bir faktördür. Ancak, buralarda olmamasına rağmen son derece değerli emlakların varlığı dikkate alındığında, ortadaki adaletsizlik hemen ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan Türkiye’deki ortalama gelir düzeyi dikkate alındığında bu vergi oranları yüksektir. Bu nedenle, emlakın gerçek değerinin matrah olarak dikkate alınacağı bir sistemde, karşılaştırmalı hukukta da olduğu gibi, emlakın kullanım şekli, aile konutu olup olmadığı gibi özellikler dikkate alınarak, en azından iki basamaklı bir artan oranlı tarife sistemi (benzeri, veraset ve initkal vergisinde mevcuttur) daha adil olacaktır.

Aslında, emlak vergisinin bizatihi kendisi sorundur. Çünkü, servet, gelirin biriktirilmiş hali olduğundan çifte vergilendirme anlamına gelir ve mülkiyet hakkına Anayasa’ya aykırı bir müdahaledir. Ancak, yerel idarelere sağladığı gelir dolayısıyla hiçbir ülke bundan vazgeçmek istememektedir. Madem ki yakın gelecekte bundan dönüş olmayacaktır, hiç olmazsa daha adil bir hale getirilebilir. Çünkü, bu yapı düzeltilmediği sürece, ya “emlak vergisine tepki” ya da -emlak vergisinde, emlak vergisi değerini dikkate alan diğer vergilerde ve tapu harcında- “kamu geliri kaybı” devam edecektir.

Belediyeler Ceza Kesebilir mi ?

Belediyelerin kesmeye yetkili oldukları para cezaları neler?

Ahmet ASLAN – Denetçi, SM Mali Müşavir

Bilindiği üzere, gerek 5393 sayılı Belediye Kanunu gerekse diğer kanunlarda belediyelere verilen görev ve sorumlulukların gereği gibi yerine getirilmesini sağlamak amacıyla belediyelere para cezası verme yetkisi de tanınmıştır.

Belediyelere tanınan para cezası verme yetkisi sadece 5393 sayılı Kanun gibi tek bir kanunda değil, bir çok kanun metninde düzenlenmiştir.

Bu bağlamda belediyelerin kesmeye yetkili oldukları para cezalarının yasal dayanaklarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

1) 5393 sayılı Belediye Kanunu
2) 5326 sayılı Kabahatler Kanunu
3) 3194 sayılı İmar Kanunu
4) 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu
5) 1608 sayılı Kanun ve söz konusu kanun ile diğer kanunlarda düzenleme yapan 5728 sayılı Kanun
6) 2872 sayılı Çevre Kanunu
7) 6301 sayılı Öğle Dinlenmesi Hakkında Kanun
8) 5957 sayılı Sebze Ve Meyveler İle Yeterli Arz Ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
9) 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun.
10) 1489 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu
11) 4925 Sayılı Karayolu Taşıma Kanunu
12) 6585 Sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
13) 831 Sular Hakkında Kanun
14) 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

Hangi kanun hükümleri gereğince kesilirse kesilsin belediyenin ceza vermeye yetkili olduğu tüm para cezaları belediye encümeni tarafından kesilir.

Zira, 5393 sayılı Kanunun “Encümenin görev ve yetkileri” başlıklı 34’üncü maddesinin (e) bendinde, kanunlarda öngörülen cezaları vermek encümenin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

Her ne kadar para cezası verilmesini gerektiren fiil ve haller belediye zabıtası tarafından tespit edilip bildirilse dahi kesilen cezalar belediye encümeninin onayı ile hüküm ifade eder.

Belediyelere bir çok kanun metninde para cezası verme yetkisi tanınmış olmakla birlikte uygulamada verilen para cezaları daha çok 5393 Sayılı Belediye Kanunu, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu ve 2872 sayılı Çevre Kanunu Hükümlerine göre verilen para cezalarından oluşmaktadır.

1. 5393 Sayılı Belediye Kanunu Hükümleri Gereğince Kesilen Para Cezaları

5393 sayılı Kanunda belediyelere, görev ve yetki alanları içerisinde yasak koymak ve söz konusu yasaklara uymayanlara ceza vermek yetkisi verilmiştir.

Söz konusu yasaklar ise belediye meclisi tarafından onaylanan yönetmelikler ile düzenlenmektedir. Zabıta yönetmeliği, otopark yönetmeliği bunlara örnek olarak verilebilir.

Dolayısıyla, bu gibi yönetmeliklere aykırı eylem ve işlemlerde bulunanlara belediyenin idari para cezası verme yetkisi bulunmaktadır.

2. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu Hükümleri Gereğince Kesilen Para Cezaları

5326 sayılı Kanuna göre, belediyeler tarafından idari para cezasını uygulanmasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
1- Emre aykırı davranış
2- Dilencilik
3- Gürültü
4- Rahatsız etme
5- İşgal
6- Çevreyi kirletme
7- Afiş Asma

3. 2872 sayılı Çevre Kanunu Hükümleri Gereğince Verilecek İdari Para Cezaları

2872 sayılı Çevre Kanununa göre para cezası verilmesini gerektiren fiil ve haller Kanunun 20’inci maddesinde belirtilmiştir.

Söz konusu cezaları verme yetkisi esas itibariyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ait olmakla birlikte denetleme yetkisinin çevre denetim birimlerini kuran belediyelere devredilmesi halinde bu belediyelerin para cezalarını verme yetkisi olacaktır.

Kanunda para cezası verilmesi gerektiren haller tek tek sayılmakla birlikte uygulamada para cezası verilmesi gerektiren fiil ve haller genellikle Çevreyi Kirletme, Gürültü ve Kaçak Hafriyat, İnşaat ve Yıkıntı Artığına ilişkin bulunmaktadır.

4. Cezalara İtiraz

Yukarıda belirtilen çeşitli mevzuat metinlerinde belediyelere idari para cezası verme yetkisi tanınmış olmakla birlikte bazı mevzuat metinlerinde kesilen para cezalarına karşı itiraz mekanizmasına ilişkin hüküm bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, cezanın düzenlendiği mevzuat metninde itiraz mekanizması düzenlenmemişse bu durumda kendisine ceza kesilen kişi söz konusu cezaya karşı 5326 sayılı Kabahatler Kanununda öngörülen usulde itiraz edebilecektir.

5326 sayılı Kanuna göre;

İdarî para cezası kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.

Mücbir sebebin varlığı dolayısıyla bu sürenin geçirilmiş olması halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvuruda bulunulabilir. Bu başvuru, kararın kesinleşmesini engellemez; ancak, mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir.

Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır.

Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir.

Başvuru dilekçesinde, idarî yaptırım kararına ilişkin bilgiler, bu karara karşı ileri sürülen deliller açık bir şekilde gösterilir. Dilekçede ayrıca, başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep dayanaklarıyla gösterilir.

Değerlendirme ve Sonuç

Görüldüğü üzere, belediyelere bir çok mevzuat metninde ceza verme yetkisi tanınmıştır.

Bununla birlikte, belediyelerin söz konusu yetkileri tam anlamıyla kullanarak kesmeleri gereken cezaları kestiğinden söz edemeyiz. Bu durum belediyelerin gelirleri içindeki ceza gelirlerinin cüzi tutarından anlaşılabileceği gibi içinde yaşadığımız çevre, gürültü ve sıhhi şartlardaki sorunlar, kayıtdışı ekonomi, plansız yapı ve varlıklardan anlamak da mümkündür. 2016 yılında tüm belediyelerin kestikleri idari para cezalarının toplam tutarı 379 Milyon TL’dir.

Öte yandan, örneğin belediyelerin tütün mamullerinin 4207 sayılı Kanuna aykırı şekilde özel hukuk kişilerine ait işyerleri ve tesislerde tüketilmesine ilişkin para cezası verme yetkilerini tam olarak kullanmamaları nedeniyle bu yetki 2011 yılında belediyelerden alınarak mülki amirlere ve kolluk kuvvetlerine verilmiştir.

Belediyelerin ceza verme yetkilerini tam anlamıyla kullanamamalarının ardında yerel baskılar, popülist politikalar, teknik ve beşeri kapasite yetersizliği, mevzuat bilgisi eksikliği gibi etmenler yatmaktadır.

Belediyelerin söz konusu yetkileri kullanmaları zorunlu olup söz konusu yetkilerin hukuka uygun şekilde tam anlamıyla uygulanması hem belediyelerin hem de belediye halkının müşterek yararına olacaktır.

POSTALAR HALİNDE İŞÇİ ÇALIŞTIRILARAK YÜRÜTÜLEN İŞLERDE ÇALIŞMALARA İLİŞKİN ÖZEL USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

cropped-ekran-resmi-2017-03-18-09-00-48.png

19 Ağustos 2017 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 30159
YÖNETMELİK
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

POSTALAR HALİNDE İŞÇİ ÇALIŞTIRILARAK YÜRÜTÜLEN İŞLERDE

ÇALIŞMALARA İLİŞKİN ÖZEL USUL VE ESASLAR HAKKINDA

YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA

DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 7/4/2004 tarihli ve 25426 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Postalar Halinde İşçi Çalıştırılarak Yürütülen İşlerde Çalışmalara İlişkin Özel Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürütülen işlerde ve bu işlerin yürütüldüğü işyerlerinde faaliyet gösteren alt işveren tarafından yürütülen işlerde düzenleme 24 saatte iki posta olacak şekilde yapılabilir.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 7 – Postalar halinde işçi çalıştırılarak yürütülen işlerde, 4857 sayılı Kanunun 42 ve 43 üncü maddeleri ile 70 inci maddesinde öngörülen yönetmelikte belirtilen haller dışında işçilerin gece postalarında 7,5 saatten çok çalıştırılmaları yasaktır. Ancak turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürütülen işlerde işçinin yazılı onayının alınması şartıyla yedi buçuk saatin üzerinde gece çalışması yaptırılabilir. Bu fıkranın uygulanmasında;

a) Turizm hizmet yürütülen işler; ilgili mevzuatı uyarınca Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm işletmesi belgesi veya turizm yatırımı belgesi verilen ya da belediye tarafından turizm işletmesi olarak faaliyet göstermek üzere işletme belgesi verilen tesislerde,

b) Özel güvenlik hizmeti yürütülen işler; 10/6/2004 tarihli ve 5188 Sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun kapsamında İçişleri Bakanlığınca faaliyet izni verilen özel güvenlik şirketlerinde veya özel güvenlik görevlisi olarak herhangi bir işyerinde,

c) Sağlık hizmet yürütülen işler; Sağlık hizmeti sunan ve/veya üreten; gerçek kişiler ile kamu ve özel hukuk tüzel kişilerin işyerinde ve bunların tüzel kişiliği olmayan şubelerinde, 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununda tanımlanan sosyal hizmet kuruluşlarında,

çalışan işçiler ile bu işyerlerinde alt işveren tarafından çalıştırılan işçileri kapsar.

Çalışma süresinin yarısından çoğu gece dönemine rastlayan bir postanın çalışması, gece çalışması sayılır.”

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 12 – İşveren veya işveren vekilleri, postalar halinde işçi çalıştırılarak yürütülen işlerde, her postada çalışan işçilerin ad ve soyadlarını kapsayan listeleri Bakanlıkça talep edildiğinde sunmak üzere işyerinde bulundurmakla yükümlüdür.”

MADDE 4 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 5 – Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmetlerinde kadınlarda gece çalışabilecek-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Hata: İletişim formu bulunamadı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

KADIN ÇALIŞANLARIN GECE POSTALARINDA ÇALIŞTIRILMA

KOŞULLARI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 24/7/2013 tarihli ve 28717 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmeliğin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 5 – (1) Kadın çalışanlar gece postalarında yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamaz. Ancak turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürütülen işlerde ve bu işlerin yürütüldüğü işyerlerinde faaliyet gösteren alt işveren tarafından yürütülen işlerde kadın çalışanın yazılı onayının alınması şartıyla yedi buçuk saatin üzerinde gece çalışması yaptırılabilir.”

MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

Damga vergisi matrahı iskontodan önce mi sonra mı ?

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen konumuza benzer olabilecek 03.06.2011 tarihli muktezada da sözleşmede yer alan birim fiyatların, sözleşmelerde belirlenecek iskonto oranları düşülmesi suretiyle bulunacak fiyatlar olacağı ve damga vergisi hesaplanırken, iskonto oranları düşülmesi suretiyle bulunan birim fiyatların dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Vergi İdaresi’nin görüşüne baktığımızda sözleşmede yer alan en yüksek vergi alınmasını gerektiren tutar yerine anlaşılan indirimli hizmet bedeli üzerinden damga vergisi hesaplanması uygun bulunmuştur.

Her ne kadar sözleşme üzerinde en yüksek vergi alınmasını gerektiren hizmet bedeli yer alsa dahi taraflarca anlaşılan indirim sonrası bedellerin üzerinden damga vergisi hesaplanmasının, Vergi İdaresi’nin yaklaşımına paralel olarak uygun olduğu kanaatindeyiz

KOOPERATİFLER NEREYE NASIL ŞİKAYET EDİLİR ?

1)   SS. ……….. Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi ortağıyım. Kooperatif yönetim kurulu üyelerinin Kanun ve anasözleşmeye aykırı faaliyetleri bulunmakta, kooperatifin  hesaplarının denetlenmesini nereden ve nasıl isteyebilirim?
Her kooperatif ortağı kooperatiflerinin tüm faaliyetlerinin ve hesaplarının incelenmesini;  1-İlgili kooperatifin Denetim Kurulu Üyelerinden Kooperatifler Kanununun 66 ve 67 nci maddelerine istinaden denetlenmesini, 2- Veya  aynı Kanunun 90 ıncı   maddesi i çerçevesinde müfettişlerce denetlenmesini Bakanlığımızdan talep edebilirler. 3-Yine ortaklar kooperatiflerinin Ticaret İl Müdürlüğünce görevlendirilecek personelce denetlenmesini isteyebilirler.

Hata: İletişim formu bulunamadı.

Kooperatife Kimler ve Nasıl ortak olunabilir ?

Kooperatife ortak olabilmek için aşağıdaki nitelik ve şartların varlığı gereklidir. 1- Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip gerçek kişi olmak. 2- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak veya yabancı uyruklu olmakla birlikte 2644 Sayılı Tapu Kanunu veya yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre Türkiye’de gayrimenkul edinmesine imkan sağlanmış kişilerden bulunmak, 3- 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 9’uncu maddesinde sayılan tüzel kişilerden olmak.

KONUT YAPI KOOPERATİFLERİNİN FAALİYET ALANLARI

AMAÇ VE FAALiYET KONULARI:

Madde 6- Kooperatifin amacı ortaklarının konut ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bu amaçla kooperatif: 1- Arsa ve arazi satın alır, birleştirir, imar planına uygun biçimde böldürerek altyapı, plan, proje ve maliyet hesapları hazırlar ve ortaklarına konut yaptırır. 2- Yaptırılan konutların mülkiyetini bu anasözleşmede yazılı esaslara göre ortaklarına aktarır. 3- Ortaklarının sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerekli tesisleri kurar, bunları ortaklarına aktarabilir. 4- Yukarıdaki fıkralardaki yazılı hususları sağlamak üzere, ilgili kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmalarda bulunabilir, gayrimenkul ve menkulleri iktisap eder, kiralar, kiraya verir, satar ve benzeri tasarruflarda bulunur, ayni haklar tesis eder. 5- Kooperatifin kredi ihtiyacının karşılanması amacı ile ilgili finansman kuruluşlarına başvurur, borçlanır, açılan kredinin zamanında ve amacına uygun kullanılmasını sağlayıcı tedbirleri alır. 6- Konut yapımının imkansızlaşması halinde, kooperatife ait arsayı parselleyerek, genel kurulca karara bağlanması şartıyla kura ile ortaklarına dağıtır. 7- Konut yapı kooperatifleri üst kuruluşlarına katılır. 8- Gerektiğinde ortaklar ve personel için yardım fonları oluşturur, konusu ile ilgili eğitim, yayın, araştırma ve benzeri faaliyetlerde bulunur.

Kooperatifler Tüzel Kişi mi sayılır ?

TÜZEL Kişiliğin KAZANILMASI VE ANASÖZLEşme değişikliği: Madde 2- Kooperatif Ticaret Siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Tescilden önce kooperatif namına iş ve işlem yapanlar bunlardan şahsen ve zincirleme olarak sorumludurlar. Anasözleşmede yapılacak değişiklikler kuruluştaki usule tabidir.

Yıllık izinlerde 10 gün sınırı kalktı-EVREN ÖZMEN

 3/3/2004 tarihli ve 25391 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “en çok üçe bölünebilir.” ibaresi “bölümler halinde kullanılabilir.” olarak değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Alt işveren işçilerinden, alt işvereni değiştiği hâlde aynı işyerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süresi, aynı işyerinde çalıştıkları süreler dikkate alınarak hesaplanır. Asıl işveren, alt işveren tarafından çalıştırılan işçilerin hak kazandıkları yıllık ücretli izin sürelerinin kullanılıp kullanılmadığını kontrol etmek ve ilgili yıl içinde kullanılmasını sağlamakla, alt işveren ise tutmak zorunda olduğu izin kayıt belgesinin bir örneğini asıl işverene vermekle yükümlüdür.”

2018 yılında uygulanacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri

(SERİ NO: 71)

29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, binalar için vergi değerinin, Maliye ve Bayındırlık ve İskân Bakanlıklarınca müştereken tespit ve ilan edilecek bina metrekare normal inşaat maliyetleri ile aynı maddenin (a) bendinde belirtilen esaslara göre bulunacak arsa veya arsa payı değeri esas alınarak 31 inci madde uyarınca hazırlanmış bulunan 29/2/1972 tarihli ve 7/3995 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük hükümlerinden yararlanmak suretiyle hesaplanan bedel olduğu hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci maddesinin birinci fıkrasında, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına yapılan atıfların Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu itibarla, emlak vergisine esas olmak üzere 2018 yılında uygulanacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca bu Tebliğ ekinde yer alan cetvelde belirtilen tutarlarda tespit edilmiştir.

Tebliğ olunur.

18 Ağustos 2017 CUMA Resmî Gazete Sayı : 30158 TEBLİĞ Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığından:

EMLAK VERGİSİ KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SERİ NO: 71)

29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, binalar için vergi değerinin, Maliye ve Bayındırlık ve İskân Bakanlıklarınca müştereken tespit ve ilan edilecek bina metrekare normal inşaat maliyetleri ile aynı maddenin (a) bendinde belirtilen esaslara göre bulunacak arsa veya arsa payı değeri esas alınarak 31 inci madde uyarınca hazırlanmış bulunan 29/2/1972 tarihli ve 7/3995 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük hükümlerinden yararlanmak suretiyle hesaplanan bedel olduğu hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci maddesinin birinci fıkrasında, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına yapılan atıfların Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu itibarla, emlak vergisine esas olmak üzere 2018 yılında uygulanacak bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri, Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca bu Tebliğ ekinde yer alan cetvelde belirtilen tutarlarda tespit edilmiştir.

Tebliğ olunur.

 

Eki için tıklayınız.