KOOPERATİFLERİN BİRLEŞMESİ, BÖLÜNMESİ VE TÜR DEĞİŞTİRMESİ-Berkant şengel

6-KOOPERATİFLERİN BİRLEŞMESİ, BÖLÜNMESİ VE TÜR DEĞİŞTİRMESİ

1163 sayılı Kanunun 81. maddesinde bir kooperatifin diğer bir kooperatifle birleşmesi veya devir alınması, dağılma sebepleri arasında sayılmıştır. 84. maddesinde ise, bir kooperatifin bütün aktif ve pasifleriyle diğer bir kooperatif tarafından devralınmak suretiyle dağıldığı takdirde hangi hükümlerin uygulanacağı etraflıca düzenlenmiş, 85. maddesinde ise, bir kamu tüzel kişiliği ile kamuya yararlı bir dernek veya topluluk tarafından da kooperatifin devralınması hükme bağlanmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, birleşme, bölünme ve tür değiştirme bakımından ticaret şirketleri ve dolayısıyla kooperatifler bakımından 134-194. maddeleri arasında yeni düzenlemeler getirmiştir. Ayrıca, diğer kanunların, bu Kanunun 135 ila 194. maddelerine aykırı olmayan hükümlerinin saklı olduğunu da açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla, kooperatifin birleşmesi, bölünmesi ve tür değiştirmesinde 1163 sayılı Kanun hükümleri, düzenleme olmadığı takdirde 6102 sayılı Kanun hükümleri ve diğer mevzuattaki hükümleri dikkate alınacaktır.

Hata: İletişim formu bulunamadı.


Yeni Türk Ticaret Kanunun 135-194 maddelerinin düzenlenmesinde esas olarak İsviçre’nin ‘Birleşme, Bölünme, Tür Değiştirme ve Mal varlığı Devrine İlişkin Federal Kanun’ dikkate alınmıştır.
135. maddede birleşme, bölünme ve tür değiştirmeyle ilgili kavramlar açıklanmıştır.
6102 sayılı Kanunun 136. maddesine göre birleşme, bir şirketin diğerini devir alması veya birden ziyade şirketin bir şirket içinde bir araya gelmesi şeklinde mümkündür. Aynı Kanunun 137. maddesine göre de, kooperatifler, kooperatiflerle, sermaye şirketleri(anonim, limitet ve sermayesi paylara bölünmüş komandit) ile ve devralan şirket olmaları şartıyla, şahıs şirketleriyle birleşebilirler. Ancak, şirket tasfiye aşamasına girmiş ise, malvarlığının dağıtılmasına başlanmamış ve devir olunan şirket olması şartıyla, birleşmeye katılabilir. Birleşmede ortaklık payları ve akıbetlerinin ne olacağı 140 ve devamı maddelerde düzenlenmiştir. 6102 sayılı Kanunun 143. maddesinde özellikle yeni kuruluş yoluyla birleşmede bu Kanun ile 1163 sayılı Kanunun ayni sermaye konulmasına dair düzenlemeleri ve asgari ortak sayısına ilişkin hükümleri dışındaki maddeleri yeni şirketin kuruluşuna uygulanacağını hükme bağlamıştır.
Yeni Kanunun 145 ve devamı maddelerinde ise, birleşme sözleşmesinin nasıl yapılacağı, sözleşmenin içeriği, birleşme raporu, bu sözleşme ve raporun denetlenmesi etraflıca düzenlenmiştir. Birleşme kararının nasıl alınacağı 151. maddede açıklanmış, yönetim organının genel kurula birleşme sözleşmesini sunması, (d) bendinde kooperatiflerde, verilen oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla; ana sözleşmede ek ödeme ve başka bir edim yükümlülükleri ya da sınırsız sorumluluk kabul edilmiş veya bunlar mevcut olup da genişletilmişse kooperatife kayıtlı tüm ortakların dörtte üçünün kararıyla onayıyla olacağını belirtmiştir. Birleşme kararları ticaret sicil gazetesinde yayınlanması zorunlu kararlardandır.
Bölünme, bir hukuki kurum olarak ilk defa 6102 sayılı Kanun ile mevzuatımıza girecektir. Bölünme, anılan Kanunun 159. maddesinin gerekçesinde, sermaye şirketlerinin ve kooperatiflerin malvarlıklarının tamamen veya kısmen kendilerinden ayırarak tasfiyesiz olarak ve kısmi külli halefiyet yoluyla başka sermaye şirketlerine veya kooperatiflere devretmeleri ve bunun karşılığında bölünen şirketin ortaklarının devralan şirketlerde ortak konumun kendiliğinden (ipso iure) elde etmeleridir.
Bölünme, tam ve kısmi bölünme olmak üzere, iki türlüdür.
Tam bölünmede bölünen şirketin mal varlığının tümü bölünür ve mevcut veya yeni kurulacak en az iki şirkete geçer. Bölünen şirket ortadan kalkar. Bölünen şirketin ortakları devralan şirketin ortakları olurlar.
Kısmi bölünme ise, şirketin bir veya birkaç mal varlığı bölünmeye tabi tutulur. Mevcut veya yeni kurulan başka bir şirkete veya ortaklara devredilir. Bölünen şirket ortadan kalkmaz, ortaklar bölünen ve devralan şirketlerde ortaklıklarına devam eder. Bir diğer kısmi bölünme şekli ise, yavru şirket kurma şeklindedir. Şirket bir veya birkaç mal varlığını başka bir şirkete ayni sermaye olarak koyabilir.
6102 sayılı Kanunun 160. maddesine göre, sermaye şirketleri ve kooperatifler sermaye şirketlerine ve kooperatiflere bölünebilirler. Bu düzenleme sermaye şirketinin sermaye şirketine veya kooperatifin kooperatife bölüneceği şeklinde anlaşılmamalıdır. Şüphesiz ki, kooperatifin diğer sermaye şirketine bölünmesi mümkündür.
Bölünmede şirket paylarının ve haklarının nasıl korunacağı 161. maddede, uygulanacak hükümler ile gerçekleşme aşamaları 162 ve devamı maddelerinde, alacaklıların korunması ise 174 ve devamı maddelerinde etraflıca düzenlenmiş durumdadır.
Kooperatif bölünmelerinde 6102 sayılı Kanunun 473 ve 474. maddeleri uygulanmayacaktır.
6102 sayılı Kanunun 180. maddesine göre, bir şirket hukuki şeklini değiştirebilir. Yeni türe dönüştürülen şirket, eskisinin devamıdır. 181.maddesinde açıkça da bir kooperatifi bir sermaye şirketine dönüşebileceğini hükme bağlamıştır. 183. maddesinde şirket paylarının ve haklarının nasıl korunacağı, 184 ve devamı maddelerinde ise tür değiştirmenin aşamaları düzenlenmiş durumdadır.

Birden fazla gayrimenkulün bedelsiz olarak kardeşlere bırakılması durumunda vergi ve harç alınıp alınmayacağı-Kemal özmen

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.18.01-140[57-2012/3.1.25]-2740

07/09/2012

Konu

:

Birden fazla gayrimenkulün bedelsiz olarak kardeşlere bırakılması durumunda vergi ve harç alınıp alınmayacağı

İlgi’de kayıtlı özelge talep formu ve ek dilekçede, tapu kaydı üzerinizde olan bir adet arsanın dört kardeş olarak ortak alındığı, arsa üzerine altı adet daire ve bir dükkan olmak üzere bina inşa edildiği ve cins değişikliğinin 04/05/2000 tarihinde yapıldığı, binanın bütün hukuki işlemlerinin bir elden yürütülmesi için tapu kayıtlarının şahsınız adına düzenlendiği, tapu kaydı bulunan söz konusu gayrimenkullerin kardeşler arasında bedelsiz olarak paylaşımının yapılacağı belirtilerek, bedelsiz olarak devredilen gayrimenkullerin vergiye tabi olup olmayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmaktadır.

I. 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş, söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde ise gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.

Ticari faaliyet bir tür emek sermaye organizasyonuna dayanmakta olup kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticari faaliyet” olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak, bir faaliyetin ticari faaliyet sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan, anılan Kanunun değer artışı kazançlarının düzenlendiği mükerrer 80 inci maddesinde, ”Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

6. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70 inci maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak tarihinden geçerli olmak üzere 04.04.2007)kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.).

Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.”

Söz konusu gayrimenkullerin aynı kişiye farklı tarihlerde veya farklı kişilere aynı tarihte veya birbirini izleyen tarihlerde satılması durumunda yapılan satışlar devamlı olarak gayrimenkul alım-satım işiyle uğraşıldığına karine teşkil edeceğinden, elde edilen kazancın Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesine göre ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, gayrimenkullerin bir bedel karşılığı olmaksızın bağış yoluyla kardeşlere devredilmesi halinde ise Gelir Vergisi Kanunu açısından vergilendirilme söz konusu olmayacaktır.

II. 7338 SAYILI VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu, aynı Kanunun 2’nci maddesinin (d) fıkrasında ise ivazsız intikal tabirinin, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade ettiği belirtilmiştir.

Kanunun 5’inci maddesinde; “Veraset ve İntikal Vergisinin mükellefi, veraset tarikiyle veya ivazsız bir tarzda mal iktisap eden şahıstır” denilerek veraset ve intikal vergisinin mükellefi tarif edilmiştir. 7’nci madde de veraset tarikiyle veya sair suretle ivazsız bir tarzda mal iktisap edenlerin iktisap ettikleri malları bir beyanname ile bildirmeye mecbur oldukları, 9’uncu maddenin 2’nci fıkrasında ise ivazsız intikallerde malların hukuken iktisap edildiği tarihi takip eden bir ay içinde beyanname verileceği hükme bağlanmıştır.

Bu hükümlere göre, malların veraset yoluyla veya her ne şekilde olursa olsun karşılıksız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikali veraset ve intikal vergisine tabi olup, verginin mükellefi veraset yoluyla veya karşılıksız olarak mal iktisap eden kişilerdir.

Bu itibarla, sahibi bulunduğunuz taşınmazdan kardeşlerinize yapacağınız bedelsiz hisse devri ivazsız bir intikal olup veraset ve intikal vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Dolayısıyla söz konusu bu intikalin mükelleflerince bir beyanname ile ilgili vergi dairesine beyan edilip veraset ve intikal vergisinin ödeneceği tabiidir.

III. 492 SAYILI HARÇLAR KANUNU YÖNÜNDEN

492 sayılı Harçlar Kanununun 57’nci maddesinde, bu Kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanların tapu kadastro harçlarına tabi olduğu; aynı tarifenin “I- Tapu işlemleri” başlıklı bölümünün 4’üncü maddesinde ise, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayri ayni hakların bağışlanmasında, kanuni mirasçılar dışında intifa hakkından, kuru mülkiyet sahibi lehine ivazsız feragat edilmesinde ve süreli intifa haklarında süre dolarak intifa hakkının sona ermesinde kayıtlı değer üzerinden harç alınacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu harç oranı 29/12/2009 tarih ve 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01/01/2010 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4 sayılı tarifenin I-4 maddesi için binde 59,4 olarak belirlenmiştir.

Öte yandan, aynı Kanunun 63’üncü maddesinde; “Bu Kanunda sözü edilen “kayıtlı değer” veya “emlak vergisi değeri” deyimi; 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 29’uncu maddesine göre belirlenen vergi değerini ifade eder.

Gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu ve kadastro harcı, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere, beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanır…” hükmü yer almaktadır.

Buna göre, gayrimenkullerin bağışlanması ile ilgili tapu işleminde, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin I-4’üncü maddesine göre kayıtlı değer üzerinden binde 59,4 oranında tapu harcı aranılması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Gayrimenkul bağışında tapu harcı-Kemal özmen

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.18.01-140[57-2012/3.1.25]-2740

07/09/2012

Konu

:

Birden fazla gayrimenkulün bedelsiz olarak kardeşlere bırakılması durumunda vergi ve harç alınıp alınmayacağı

İlgi’de kayıtlı özelge talep formu ve ek dilekçede, tapu kaydı üzerinizde olan bir adet arsanın dört kardeş olarak ortak alındığı, arsa üzerine altı adet daire ve bir dükkan olmak üzere bina inşa edildiği ve cins değişikliğinin 04/05/2000 tarihinde yapıldığı, binanın bütün hukuki işlemlerinin bir elden yürütülmesi için tapu kayıtlarının şahsınız adına düzenlendiği, tapu kaydı bulunan söz konusu gayrimenkullerin kardeşler arasında bedelsiz olarak paylaşımının yapılacağı belirtilerek, bedelsiz olarak devredilen gayrimenkullerin vergiye tabi olup olmayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmaktadır.

I. 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş, söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde ise gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.

Ticari faaliyet bir tür emek sermaye organizasyonuna dayanmakta olup kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticari faaliyet” olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak, bir faaliyetin ticari faaliyet sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan, anılan Kanunun değer artışı kazançlarının düzenlendiği mükerrer 80 inci maddesinde, ”Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

6. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70 inci maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak tarihinden geçerli olmak üzere 04.04.2007)kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.).

Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.”

Söz konusu gayrimenkullerin aynı kişiye farklı tarihlerde veya farklı kişilere aynı tarihte veya birbirini izleyen tarihlerde satılması durumunda yapılan satışlar devamlı olarak gayrimenkul alım-satım işiyle uğraşıldığına karine teşkil edeceğinden, elde edilen kazancın Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesine göre ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, gayrimenkullerin bir bedel karşılığı olmaksızın bağış yoluyla kardeşlere devredilmesi halinde ise Gelir Vergisi Kanunu açısından vergilendirilme söz konusu olmayacaktır.

II. 7338 SAYILI VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu, aynı Kanunun 2’nci maddesinin (d) fıkrasında ise ivazsız intikal tabirinin, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade ettiği belirtilmiştir.

Kanunun 5’inci maddesinde; “Veraset ve İntikal Vergisinin mükellefi, veraset tarikiyle veya ivazsız bir tarzda mal iktisap eden şahıstır” denilerek veraset ve intikal vergisinin mükellefi tarif edilmiştir. 7’nci madde de veraset tarikiyle veya sair suretle ivazsız bir tarzda mal iktisap edenlerin iktisap ettikleri malları bir beyanname ile bildirmeye mecbur oldukları, 9’uncu maddenin 2’nci fıkrasında ise ivazsız intikallerde malların hukuken iktisap edildiği tarihi takip eden bir ay içinde beyanname verileceği hükme bağlanmıştır.

Bu hükümlere göre, malların veraset yoluyla veya her ne şekilde olursa olsun karşılıksız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikali veraset ve intikal vergisine tabi olup, verginin mükellefi veraset yoluyla veya karşılıksız olarak mal iktisap eden kişilerdir.

Bu itibarla, sahibi bulunduğunuz taşınmazdan kardeşlerinize yapacağınız bedelsiz hisse devri ivazsız bir intikal olup veraset ve intikal vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Dolayısıyla söz konusu bu intikalin mükelleflerince bir beyanname ile ilgili vergi dairesine beyan edilip veraset ve intikal vergisinin ödeneceği tabiidir.

III. 492 SAYILI HARÇLAR KANUNU YÖNÜNDEN

492 sayılı Harçlar Kanununun 57’nci maddesinde, bu Kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanların tapu kadastro harçlarına tabi olduğu; aynı tarifenin “I- Tapu işlemleri” başlıklı bölümünün 4’üncü maddesinde ise, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayri ayni hakların bağışlanmasında, kanuni mirasçılar dışında intifa hakkından, kuru mülkiyet sahibi lehine ivazsız feragat edilmesinde ve süreli intifa haklarında süre dolarak intifa hakkının sona ermesinde kayıtlı değer üzerinden harç alınacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu harç oranı 29/12/2009 tarih ve 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01/01/2010 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4 sayılı tarifenin I-4 maddesi için binde 59,4 olarak belirlenmiştir.

Öte yandan, aynı Kanunun 63’üncü maddesinde; “Bu Kanunda sözü edilen “kayıtlı değer” veya “emlak vergisi değeri” deyimi; 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 29’uncu maddesine göre belirlenen vergi değerini ifade eder.

Gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu ve kadastro harcı, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere, beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanır…” hükmü yer almaktadır.

Buna göre, gayrimenkullerin bağışlanması ile ilgili tapu işleminde, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin I-4’üncü maddesine göre kayıtlı değer üzerinden binde 59,4 oranında tapu harcı aranılması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Konut kooperatifinin yüzme havuzu yaptırmasının kdv karşısındaki durumu-Kemal özmen

Tarih 01/11/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.07.16.02-130[KDV.2012.164]-439
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANTALYA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.07.16.02-130[KDV.2012.164]-439

01/11/2012

Konu

:

Yüzme havuzu tadilatında KDV oranı.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, henüz tasfiye edilmeyen Kooperatifinizce taahhüden yaptırılması planlanan yüzme havuzu bakım onarım inşaatı için uygulanması gereken katma değer vergisi oranı hususundaki bilgi istenilmektedir.

Katma Değer Vergisi Kanununun 4369 sayılı Kanunla eklenen geçici 15 inci maddesinde, bu Kanunun yayımlandığı 29.07.1998 tarihinden önce inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinin katma değer vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır. Söz konusu istisnaya ilişkin açıklamalar 49, 66 ve 106 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğleri ile 60 No.lu Katma Değer Vergisi Sirkülerinde yapılmıştır.

Bu durumda, 29.07.1998 tarihinden önce inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinin katma değer vergisinden istisna olabilmesi için;

– Kooperatifin konut yapı kooperatifi olması,

– İşin konut yapı kooperatifine yapılması,

– Yapılan işin inşaat işi olması ve taahhüde dayanması gerekmektedir.

Bina inşaat ruhsatının 29.07.1998 tarihinden sonra alınması durumunda konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri 2007/13033 sayılı Kararname Eki (I) sayılı listenin 12 inci sırası uyarınca % 1 oranında katma değer vergisine tabi olacaktır.

Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 15 inci maddesindeki istisna hükmü ile 2007/13033 sayılı Kararname Eki (I) sayılı listenin 12 nci sırasında öngörülen indirimli oran uygulamasının geçerli olabilmesi için konut yapı kooperatiflerinin inşa ettirecekleri konutların kullanılmaya başlanılmasına kadar yapılacak inşaat taahhüt işlerine yönelik olması gerekmektedir. Ancak, Kooperatifinizce inşaatına başlanılan konutların bitirildiği ve iskan ruhsatı alınmaksızın kullanıma açıldığı anlaşılmış bulunmaktadır.

Öte yandan, yüzme havuzu ve teçhizatı gibi konutlar için zaruri olmayan imalatların inşaat taahhüt işi kapsamında değerlendirilmesine imkan bulunmamaktadır.

Bu durumda, yüzme havuzu teçhizatı gibi konutlar için zaruri olmayan imalatlar genel oranda (% 18) katma değer vergisine tabi bulunmaktadır.

Bireysel emeklilik bordrodan dusulecek mi ?-kemal Ozmen 2012-2013

• 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren, ücretliler için vergiye tabi ücret matrahının; yıllık beyanname veren mükellefler için vergi matrahlarının tespitinde bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları indirim konusu yapılamayacaktır.

• 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren, vergiye tabi ücret matrahının tespitinde, bireysel emeklilik dışında kalan şahıs sigortaları için ödenen primlerin elde edilen ücretin % 15’ine kadar olan kısmı ücret matrahının tespitinde indirilebilecektir. İndirim konusu yapılacak primlerin toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacaktır.

Tahliye taahhüdünün geçersizliği

Üyemizin Özeti
Taraflar arasındaki kiracılık ilişkisinin 1.9.2010 tarihinden itibaren bir yıl süreyle yazılı olarak yenilenmiş olması, tahliye taahhütnamesini geçersiz kılmaz. Sadece önceki sözleşmedeki kira parasının taraflarca yeniden belirlendiğini ifade eder. Ayrıca bu sözleşme, taahhüt edilen tarihten sonraki dönemin uzatıldığına ilişkin İİK. nun 275/2 maddesi anlamında belge değildir. Bu nedenle itirazın kaldırılmasına ve tahliyeye karar verilmesi gerekir.
(Karar Tarihi : 08.05.2012)
İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Uyuşmazlık, tahliye taahhüdüne dayalı olarak yapılan icra takibine itirazın kaldırılması ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasındaki ilk kira sözleşmesi 1.9.2009 başlangıç tarihli ve bir yıl sürelidir. Sözleşme devam ederken 27.8.2010 tarihinde noterden düzenlenen tahliye taahhütnamesiyle kiralananın 31.8.2011 tarihinde kayıtsız şartsız tahliye edileceği taahhüt edilmiştir. Daha sonra sözleşme 1.9.2010 tarihinden itibaren yazılı olarak bir yıllık süreyle yenilenmiştir. Taraflar arasındaki kiracılık ilişkisinin 1.9.2010 tarihinden itibaren bir yıl süreyle yazılı olarak yenilenmiş olması, tahliye taahhütnamesini geçersiz kılmaz. Sadece önceki sözleşmedeki kira parasının taraflarca yeniden belirlendiğini ifade eder. Ayrıca bu sözleşme, taahhüt edilen tarihten sonraki dönemin uzatıldığına ilişkin İİK. nun 275/2 maddesi anlamında belge değildir. Bu nedenle itirazın kaldırılmasına ve tahliyeye karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Karar bu nedenle bozulmalıdır

Davacının temyiz itirazlarının kabulüyle, yukarıda belirtilen nedenlerle mahkeme kararının bozulmasına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 08.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : İcra ve İflas Kanunu MADDE 275 :(Değişik madde: 18/02/1965 – 538/112 md.)

İtiraz vukuunda kiralıyan icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir.

Tahliye talebi noterlikçe res’en tanzim veya tarih ve imzası tasdik edilmiş yahut ikrar olunmuş bir mukaveleye müstenit olup da kiracı kiranın yenilendiğine veya uzatıldığına dair aynı kuvvet ve mahiyette bir vesika gösteremezse itiraz kaldırılır.

Aksi takdirde itirazın kaldırılması talebi reddolunur.

İtirazın kaldırılması üzerine tahliye ve teslim icra edildikten veya kaldırılma talebi reddolundukten sonra kiracının veya kiralıyanın umumi hükümlere göre mahkemeye müracaat hakları saklıdır.

(Değişik fıkra: 09/11/1988 – 3494/52 md.) Mahkemede açılan davada icra takibi sırasında inkar olunan imzanın kendisine ait olduğu anlaşılan kiracı veya kiralayan yüzbin liradan beşyüzbin liraya kadar para cezasına mahküm edilir.

Hakedişlerde damga vergisi kesintisi 2012-Kemal Özmen

488 sayılı Damga Vergisi Kanununa bağlı 1 sayılı tablonun IV. makbuzlar ve diğer kâğıtlar bölümünün 1/d pozisyonu, bilûmum avans makbuzlarını, ihtiva ettiği meblâğ üzerinden binde 4 damga vergisine tabi tutmuş bulunmaktadır.
Bu duruma göre tatbikatta, alacaktan bir kısmının vaktinden evvel ödenmesi karşılığında veya henüz hak edilmemiş olan bir kıymet veya bir mal bedeli karşılığında verilen makbuzlar avans makbuzu sayılmış ve bu makbuzlar nispî damga vergisine tabi tutula gelirken, inşaat ve onarım işlerinde muvakkat stuasyonlara müsteniden müteahhitlere ödenen paralar mukabilinde verilen makbuzlar da avans telâkki edilmiş ve bu nevi makbuzlar nisbi vergiye tabi tutulmuştur.

Yukarıda zikredilen makbuzların avans makbuzu olup olmadığı hususunda tahaddüs eden ihtilâflar dolayısiyle gerek malî kaza mercileri ve gerekse Danıştay’ca verilen ve hak ediş raporlarına istinaden müteahhitlere ödenen istihkakların bir iş mukabili ödendiği, hak kesbedilen paranın herhangi bir sebeple defaten verilmeyip kısım, kısım ödenmesinin avans olamayacağı yolundaki kararlar tevali ettiğinden kaza mercilerinin bu içtihadı müstakar bir hal almış bulunmaktadır.

İdarî kaza mercilerinin bu içtihadına uyulması muvafık bulunduğundan, bundan böyle aşağıda tespit edilen esaslar dairesinde muamele ifası icabetmektedir :

1. İnşaat ve onarım işlerinde düzenlenen mukavelelerde, işe başlamadan evvel ödenmesi şart koşulan paraların avans sayılması ve mezkûr paraların ödenmesinde düzenlenen makbuzların binde 4 vergiye tabi tutulması,

2. Mukavelede böyle bir şart yoksa yapılan iş ve görülen hizmet karşılığı ödenecek paralar bir istihkak raporuna müsteniden ödendiği takdirde bunun avans sayılmaması,

3. Resmî dairelerce yaptırılan işler mukabili ödenen paralar karşılığında verilen makbuzların her halükârda, 488 sayılı Kanuna bağlı 1 sayılı tablonun IV. makbuzlar ve diğer kâğıtlar bölümünün 1/e pozisyonu gereğince binde 4 damga vergisine tabi tutulması,

4. Bu konudaki Danıştay kararlarına müsteniden kendilerine iade yapılmış olan mükellefler evvelce, ödemiş oldukları damga resimlerini (vergilerinin ticarî kazançlarının tespitinde gider olarak hasılâtlarından indirmiş olmaları sebebiyle sonradan geri aldıkları bahis konusu paraların, iadenin vuku bulduğu yılın hasılâtı meyanına ithali suretiyle vergilendirilmesi, lâzımdır.

Bu bakımdan, bu tebliğ tarihinden sonra hak ediş raporlarına istinaden resmî daireler dışında kalan daire ve müesseselerce yapılan tediyelerde düzenlenen makbuzlardan alınmış olan nispî damga vergilerinin iade edilerek nisbî vergi yerine mezkûr makbuzlara ihtiva ettikleri paraya göre 25, 50 ve 100 kuruşluk pul ilsak ve iptal edilmesi gerekir.

Hakedişlerde damga vergisi 2012 -Kemal özmen

488 sayılı Damga Vergisi Kanununa bağlı 1 sayılı tablonun IV. makbuzlar ve diğer kâğıtlar bölümünün 1/d pozisyonu, bilûmum avans makbuzlarını, ihtiva ettiği meblâğ üzerinden binde 4 damga vergisine tabi tutmuş bulunmaktadır.
Bu duruma göre tatbikatta, alacaktan bir kısmının vaktinden evvel ödenmesi karşılığında veya henüz hak edilmemiş olan bir kıymet veya bir mal bedeli karşılığında verilen makbuzlar avans makbuzu sayılmış ve bu makbuzlar nispî damga vergisine tabi tutula gelirken, inşaat ve onarım işlerinde muvakkat stuasyonlara müsteniden müteahhitlere ödenen paralar mukabilinde verilen makbuzlar da avans telâkki edilmiş ve bu nevi makbuzlar nisbi vergiye tabi tutulmuştur.

Yukarıda zikredilen makbuzların avans makbuzu olup olmadığı hususunda tahaddüs eden ihtilâflar dolayısiyle gerek malî kaza mercileri ve gerekse Danıştay’ca verilen ve hak ediş raporlarına istinaden müteahhitlere ödenen istihkakların bir iş mukabili ödendiği, hak kesbedilen paranın herhangi bir sebeple defaten verilmeyip kısım, kısım ödenmesinin avans olamayacağı yolundaki kararlar tevali ettiğinden kaza mercilerinin bu içtihadı müstakar bir hal almış bulunmaktadır.

İdarî kaza mercilerinin bu içtihadına uyulması muvafık bulunduğundan, bundan böyle aşağıda tespit edilen esaslar dairesinde muamele ifası icabetmektedir :

1. İnşaat ve onarım işlerinde düzenlenen mukavelelerde, işe başlamadan evvel ödenmesi şart koşulan paraların avans sayılması ve mezkûr paraların ödenmesinde düzenlenen makbuzların binde 4 vergiye tabi tutulması,

2. Mukavelede böyle bir şart yoksa yapılan iş ve görülen hizmet karşılığı ödenecek paralar bir istihkak raporuna müsteniden ödendiği takdirde bunun avans sayılmaması,

3. Resmî dairelerce yaptırılan işler mukabili ödenen paralar karşılığında verilen makbuzların her halükârda, 488 sayılı Kanuna bağlı 1 sayılı tablonun IV. makbuzlar ve diğer kâğıtlar bölümünün 1/e pozisyonu gereğince binde 4 damga vergisine tabi tutulması,

4. Bu konudaki Danıştay kararlarına müsteniden kendilerine iade yapılmış olan mükellefler evvelce, ödemiş oldukları damga resimlerini (vergilerinin ticarî kazançlarının tespitinde gider olarak hasılâtlarından indirmiş olmaları sebebiyle sonradan geri aldıkları bahis konusu paraların, iadenin vuku bulduğu yılın hasılâtı meyanına ithali suretiyle vergilendirilmesi, lâzımdır.

Bu bakımdan, bu tebliğ tarihinden sonra hak ediş raporlarına istinaden resmî daireler dışında kalan daire ve müesseselerce yapılan tediyelerde düzenlenen makbuzlardan alınmış olan nispî damga vergilerinin iade edilerek nisbî vergi yerine mezkûr makbuzlara ihtiva ettikleri paraya göre 25, 50 ve 100 kuruşluk pul ilsak ve iptal edilmesi gerekir.

Yıllara sari onarım işinden dolayı işi yaptıran A.Ş’nin hak edişlerinden damga vergisi kesintisi yapılıp yapılamayacağı

T.C.
MALİYE BAKANLIĞI
İSTANBUL DEFTERDARLIĞI
Vasıtalı Vergiler Gelir Müdürlüğü

SAYI : B.07.4.DEF.0.34.12.2.10-7363 21.09.2001/1502
KONU : Yıllara sari onarım işinden dolayı işi
yaptıran A.Ş’nin hak edişlerinden damga
vergisi kesintisi yapılıp yapılamayacağı.

………………. A.Ş

İLGİ : ……………

Dilekçenizde, yıllara sari “otel inşaatı” işini taahhüt etmiş olduğunuz Anonim Şirket tarafından sözkonusu inşaat işi ile ilgili olarak düzenlemiş olduğunuz hakediş bedelleri üzerinden binde 7.5, nispetinde damga vergisi kesintisi yapıldığı, resmi daire dışındaki kuruluş veya kişilere taahhüt edilen inşaat ve onarma işleri ile ilgili olarak düzenlenen hakediş bedelleri üzerinden damga vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı konusunda bilgi verilmesi istenilmektedir.

488 sayılı Damga Vergisi Kanunun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, “Bu kanuna ekli 1 sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga Vergisine tabidir.” denilmekte olup, kanuna ekli 1 sayılı tablonun IV-1/g fıkrasında avans makbuzlarının binde 7,5, IV-I/h fıkrasında ise, kişiler tarafından belli parayı mutazammın olarak resmi dairelere verilen makbuz ve ibra senetleri ve resmi daireler hesabına ödenen paralar hakkında müteaddit nüsha olarak bankalara verilen makbuz senetlerinin mezkür dairelere ait nüshalarının binde 7,5 nispetinde damga vergisine tabi olacağı belirtilmiştir.

Damga Vergisi Kanununa göre resmi daire sayılmayan kişi ve kuruluşlar tarafından, diğer kişi ve kuruluşlara yapılan ödemelerde düzenlenen makbuzlar (bu meyanda, istihkak ödemelerinde düzenlenen makbuzlar) 01.12.1985 tarihinden önce Kanuna ekli (1) sayılı tablonun IV-I/a-f fıkraları gereğince 10 ila 100 TL maktu damga vergisine tabi iken, 11.12.1985 gün ve 18995 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 3239 sayılı Kanunun 140 ıncı maddesi ile 01.01.1986 tarihinden itibaren maktu vergiye tabi söz konusu makbuzlar damga vergisinin kapsamı dışında bırakılmıştır.

Diğer taraftan, aynı kanunun 8 inci maddesinde, “Bu kanunda yazılı resmi daireden maksat, genel ve katma bütçeli daire ve idarelerle, İl özel idareleri, belediyeler ve köylerdir.

Bu dairelere bağlı olup ayrı tüzel kişiliği bulunan iktisadi işletmeler resmi daire sayılmaz.”denilmektedir.

Bakanlığımızca yayımlanan 4 Seri No.lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliğinde, inşaat ve onarım işlerinde düzenlenen mukavelelerde, işe başlamadan evvel ödenmesi şart koşulan paraların avans sayılması ve mezkur paraların ödenmesinde düzenlenen makbuzların binde (7,5) oranında vergiye tabi tutulması, mukavelede böyle bir şart yoksa yapılan iş ve öngörülen hizmet karşılığı ödenecek paralar bir istihkak raporuna müsteniden ödendiği takdirde bunun avans sayılmayacağı açıklanmıştır.

Ayrıca, sözkonusu tebliğ gereğince, hakediş raporlarına istinaden resmi daireler dışında kalan daire ve müesseselerce yapılan ödemeler üzerinden damga vergisi kesintisi yapılmayacak, ancak avans ödemeleri ile ilgili olarak düzenlenecek makbuzlar binde 7.5 damga vergisine tabi tutulacaktır.

10 Seri No.lu Damga Vergisi Genel Tebliği ile Damga Vergisinin istihkaktan kesinti suretiyle ödeme usulünün kapsamı genişletilmiş ve yaptıkları ödemelerden kestikleri gelir vergisini sorumlu sıfatıyla aylık muhtasar beyanname ile vergi dairesine bildirerek ödemek zorunda olan gerçek ve tüzel kişilerin, müteahhit ve diğer şahıslara yaptıkları avans ödemeleri üzerinden hesaplanan damga vergisinin de, bu kişilerce muhtasar beyanname ile beyan edilerek aynı süre içinde ödemeleri esası getirilmiştir.

11 Seri Nolu Damga Vergisi Genel Tebliğinde de, 193 Seri Nolu Gelir Vergisi Kanunun 98 nci maddesinden faydalanmak suretiyle gelir (stopaj) vergisini üç ayda bir beyan edip ödeme yolunu tercih eden tüm gerçek ve tüzel kişilerin; üç aylık dönem içinde müteahhitlere veya diğer şahıslara yaptıkları avans ödemeleri ile ilgili olarak düzenlenen kağıtlara ait damga vergilerinin de üçüncü ayı takip eden ayın 20 nci günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine beyan edilerek ödeyebileceği belirtilmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde Resmi daire sayılmayan kişi ve kuruluşlarca, avans ödemeleri üzerinden hesaplanan damga vergisi muhtasar beyanname ile bağlı bulunulan vergi dairesine kesintinin yapıldığı ayın veya üç aylık dönemi takip eden ayın yirminci günü akşamına kadar beyan edilerek aynı süre içerisinde ödenmesi gerekmektedir.

Bu durumda, resmi daireler dışında kalan gerçek ve tüzel kişilerce yaptırılan inşaat ve onarım işlerine ilişkin ödemelerde sadece avans ödemeleri ile ilgili olarak düzenlenen makbuzların binde 7,5 nispetinde damga vergisine tabi tutulması, kati istihkak ödemeleri üzerinden ise herhangi bir damga vergisi kesintisi yapılmaması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1 ve 14. maddeleri uyarınca resmi daireler tarafından yapılan mal ve hizmet alımlarına ilişkin hakediş ödemelerinden damga vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir. Hakediş ödemelerinde uygulanacak olan oran; binde 8,25’ dir.

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1 ve 14. maddeleri uyarınca resmi daireler tarafından
yapılan mal ve hizmet alımlarına ilişkin hakediş ödemelerinden damga vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir. Hakediş ödemelerinde uygulanacak olan oran; binde 8,25’ dir.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI YATIRIM PROGRAMINDA YER ALAN KÜÇÜK SANAYİ SİTESİ YAPI KOOPERATİFLERİNİN KREDİ KULLANIMINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK -2.11.2012 resmi gazete

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI YATIRIM PROGRAMINDA

YER ALAN KÜÇÜK SANAYİ SİTESİ YAPI KOOPERATİFLERİNİN

KREDİ KULLANIMINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR

HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 14/7/2010 tarihli ve 27641 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Yatırım Programında Yer Alan Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatiflerinin Kredi Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin adı “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Yatırım Programında Yer Alan Sanayi Sitesi Yapı Kooperatiflerinin Kredi Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“h) Sanayi sitesi yapı kooperatifi (SS): Kooperatifler Kanunu ile küçük sanayi sitesi yapı kooperatifi anasözleşmesi hükümlerine göre kurulmuş kooperatifi,”

MADDE 3 – Aynı Yönetmelikte geçen “küçük sanayi sitelerinin” ibaresi “sanayi sitelerinin” olarak, “KSS” ibareleri ise “SS” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye beşinci fıkra eklenmiştir.

“b) Sanayi sitesi alanının kooperatif mülkiyetinde olması ve kooperatif üyelerine ait genel üye listesinin Bakanlıkça uygun görülmesi,”

“(5) Deprem, sel, heyelan, yangın ve benzeri durumlarda sanayi sitelerinin kredi talebi; bu Yönetmelik ile belirlenen şartlara bağlı olmaksızın Bakanlıkça ayrıca değerlendirilir.”

MADDE 5 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 6 – Bu Yönetmelik hükümlerini Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.

Yönetmeliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin

Tarihi

Sayısı

14/7/2010

27641

Yönetmelikte Değişiklik Yapan Yönetmeliklerin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin

Tarihi

Sayısı

1

22/10/2011

28092

2

3/7/2012

28342

Kooperatiften daire alamayan ortak ne yapmalı ?-Kemal özmen

Üyemizin Özeti
Kooperatif üyeliği devam eden davacıya tahsis edilen dairenin bir başkasına satışının yoklukla malul olması nedeniyle davalının iyiniyet savunmasının dinlenmesinin mümkün bulunmamasına göre sair temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
(Karar Tarihi : 12.05.2009)
Dava: Taraflar arasında görülen kooperatif üyeliğine dayalı tapu iptali ve tescil ya da tazminat istemine ilişkin dava sonunda verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden M____ T____ vs. vekili ile aleyhine temyiz istenilen A____ K____ vekili geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı, Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, Gereği görüşüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olduğunu, tüm aidatını ödediğini, ancak dairesinin davalı kooperatifin yöneticileri olan diğer iki davalı tarafından davalı M____ T____ adına tapuya tescil edildiğini ileri sürerek, daire tapusunun iptali ile müvekkili adına tescilini, bu mümkün olmadığı takdirde rayiç bedelinin temerrüt faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı A____ N____ G____’ün cevabına rastlanmamış, davalılar vekilleri ise davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, davacının kooperatif üyesi olduğu, hiçbir borcunun bulunmadığı, bu halde kooperatif yöneticilerinin davacının dairesini davalı M____ T____’ye satışlarının geçersiz olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davaya konu dairenin tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm davalı kooperatif vekili, davalı M____ T____ vekili ve davalı Z____ A____ vekilince temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğine, kararın dayandığı delilerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve kooperatif üyeliği devam eden davacıya tahsis edilen dairenin bir başkasına satışının yoklukla malul olması nedeniyle davalı M____ T____’nün iyiniyet savunmasının dinlenmesinin mümkün bulunmamasına göre sair temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.

Ancak;

Dava, kooperatif üyeliğine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davalı kooperatifin borçları bulunduğuna ilişkin, savunması yeterince araştırılmamıştır. Doğru sonuca varılması için, mahkemece, Öncelikle davacının yaptığı ödemeler karşılığında aldığı makbuzlarda tek imza bulunduğu için bir kısım ödemelerin kooperatifi bağlamayacağına ilişkin savunması kapsamında kooperatifteki uygulama ve kooperatif kayıtlarının araştırılması, ayrıca davacının borçlu olup olmadığının yalnızca 2001 yılına kadar yapılan ödemelere göre değil, bundan sonrasında diğer üyelerin yaptıkları ödemeler de değerlendirmeye alınmak suretiyle belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Davalı Z____ A____’ın temyiz itirazlarına gelince; kooperatif yöneticilerine karşı tazminat davası açılabilmesi için davacı ortağın öncelikle kooperatiften daire veya tazminat alma olanağının kalmadığının sabit hale gelmesi gerekli olup, kooperatife karşı böyle bir talep hakkı bulunduğu sürece yöneticilere karşı dava açma hakkı doğmayacağından, anılan davalı bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul karar verilmesi,

KARAR : Kabule göre de diğer üyelere kat irtifakı tapusu verilmiş olduğu halde, “21 numaralı bağımsız bölümün davacı adına tesciline” şekilde eşitlik ilkesine aykırı hüküm kurulması da isabetsiz olup, temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 625.00 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak, duruşmada kendilerini vekille temsil ettiren temyiz eden davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 12.05.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : Kooperatifler Kanunu MADDE 2 :Bir kooperatif en az 7 ortak tarafından imzalanacak ana sözleşme ile kurulur. Ana sözleşmedeki imzaların noterce onaylanması gerekir.

Yapı kooperatifleri ile konusuna taşınmaz mal temliki dahil bulunan diğer kooperatiflerin anasözleşmelerinde ortaklara taşınmaz mal temlik edileceği hakkındaki taahhütler başka bir resmi şekil aranmaksızın muteberdir.

Sermaye miktarı sınırlandırılarak kooperatif kurulamaz. Kooperatif adını ancak bu kanuna göre kurulmuş teşekküller kullanabilir.

(Ek fıkra: 06/10/1988 – 3476/1 md.) Kooperatifler ve üst kuruluşlarının unvanlarında, kamu kurum ve kuruluşlarının isimlerine yer verilemez.

Kooperatifler kanununda hüküm olmayan haller-Kemal özmen

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesinin yollaması gereğince uygulanması gereken TTK.nun 336. maddesine göre genel olarak yönetim kurulu üyeleri şirket adına yapmış oldukları sözleşme ve işlemlerden ötürü şahsen sorumlu değillerdir. Aynı maddede 5 bent halinde açıklanan durumlar, bu genel ilkenin istisnaları olarak gösterilmiştir. Anılan istisnalardan olan 5. bent gereğince gerek kanunun, gerekse anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasten veya ihmal sonucu olarak yapmayan yönetim kurulu üyeleri aleyhine zarar gören ortak doğrudan dava açabilir. Ancak, dava dilekçesinde davalıların anılan Yasanın 336. maddelerinin 5. bendinde açıklanan kasıt ve ihmali iddiasında bulunulmamıştır.

Kooperatiften istifa eden ortağın ödemesi en çabuk nasıl yapılır ?-Kemal özmen

3-) Kooperatif Anasözleşmesi’nin 15/2. madde hükmü uyarınca, “… çıkan ortak yerine yeni ortak alınması durumunda eski ortağın 21 inci maddeye göre ödediği giderler kendisine derhal geri verilir.” hükmü uyarınca muacceliyet bakımından istifa eden üye yerine başka üye alınmışsa bu tarihten, alınmamışsa bilançonun kesinleşmesinden itibaren 1 ay sonrasından başlatılması gerekir.

3-) Kooperatif Anasözleşmesi’nin 15/2. madde hükmü uyarınca, “… çıkan ortak yerine yeni ortak alınması durumunda eski ortağın 21 inci maddeye göre ödediği giderler kendisine derhal geri verilir.” hükmü uyarınca muacceliyet bakımından istifa eden üye yerine başka üye alınmışsa bu tarihten, alınmamışsa bilançonun kesinleşmesinden itibaren 1 ay sonrasından başlatılması gerekir.

3-) Kooperatif Anasözleşmesi’nin 15/2. madde hükmü uyarınca, “… çıkan ortak yerine yeni ortak alınması durumunda eski ortağın 21 inci maddeye göre ödediği giderler kendisine derhal geri verilir.” hükmü uyarınca muacceliyet bakımından istifa eden üye yerine başka üye alınmışsa bu tarihten, alınmamışsa bilançonun kesinleşmesinden itibaren 1 ay sonrasından başlatılması gerekir.