Genel Sağlık Sigortası yeni mezunlara 2 yıl yok

Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Tasarı ile; emekli olduktan sonra Bağ-Kur kapsamında çalışmaya devam eden esnafın emekli aylıklarından kesilen sosyal güvenlik destek primi kesintisinin kaldırılması, lise veya üniversite mezunu gençlerin genel sağlık sigortası giderlerinin iki yıl süreyle gelir testi yapılmaksızın ve prim alınmaksızın Devlet tarafından karşılanmasının sağlanması, bazı illerde uygulanmakta olan yüzde altı oranındaki işveren sigorta primi indiriminde esas alınan on işçi çalıştırma zorunluluğunun kaldırılarak mevcut uygulamanın devam ettirilmesi, polislerin ve uzman erbaşların ek göstergelerinin yükseltilmesi, polislerin emniyet hizmetleri tazminatının artırılması, muhtarların ödeneklerinin artırılması, çalışanların doğuma bağlı izin ve haklarının güçlendirilmesi, doğum nedeniyle ücretsiz izinde geçen sürelerin derece ve kademe ilerlemelerinde değerlendirilmesi, çalışma hayatına güvenceli esneklik sağlayacak düzenlemeler yapılması, basit usulde vergilendirilen esnafın belirli bir tutara kadar olan kazançlarından vergi alınmaması, yemde ve gübrede Katma Değer Vergisi’nin kaldırılması, yeni iş kuran gençlere üç yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti sağlanması, öğrenim gören gençlerden pasaport harcı alınmaması, Karayolları Genel Müdürlüğünün işletimindeki otoyollar ile erişme kontrolünün uygulandığı karayolları için belirlenen geçiş ücretlerini ödemeden geçtiği tespit edilen araç sahiplerine verilen idari para cezalarında yapılan indirimin, daha önce yapılan ödemesiz geçişlere de uygulanması ve Ilısu Barajı ve HES projesinin inşaatı sebebiyle su altında kalacak olan Hasankeyf İlçe Merkezinin taşınması öngörülmektedir.
Son Durumu : KOMİSYONDA Metni Diğer Bilgiler…

Genel Kurul İptal

Anonim Şirket Kooperatif
I – İptal sebepleri
MADDE 445- (1) 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük

kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.

II – İptal davası açabilecek kişiler
MADDE 446- (1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten,
b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre

yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri,

c) Yönetim kurulu,
d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir.

 

Kararların Ġptali :

Madde 38- Aşağıda yazılı kimseler kanuna, anasözleşme hükümlerine ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiası ile genel kurul kararları aleyhine, toplantıyı izleyen günden başlamak üzere bir ay içinde, kooperatif merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurabilirler.

1- Toplantıda hazır bulunup da kararlara muhalif kalarak keyfiyeti tutanağa geçirten veya oyunu kullanmasına haksız olarak müsaade edilmeyen yahut toplantıya çağrının usulü dairesinde yapılmadığı veyahut gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini yahut da genel kurul toplantısına katılmaya

yetkili olmayan kimselerin karara katılmış bulunduklarını iddia eden pay sahipleri; 2- Yönetim kurulu;

3- Kararların yerine getirilmesi yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin şahsi sorumluluklarını mucip

olduğu takdirde bunların her biri.

8

Bozma davasının açıldığı ve duruşmanın yapılacağı gün yönetim kurulu tarafından usulen ilan olunur.

Bir kararın bozulması, bütün ortaklar için hüküm ifade eder. Bozma kararının kesinleşmesi halinde, bu husustaki ilam tescil ve ilan ettirilir.

 

 

TÜR DEĞİŞİKLİĞİ DURUMUNDA SİGORTA İŞLEMLERİ

 

vergi dairesi

-Dönüşüm tarihine kadar olan kazancın vergilendirilmesi için nev’i değiştirme tarihi itibariyle(tescil tarihi) çıkarılacak olan Limited Şirkete ait Bilanço ve Kar/zarar cetveli Kurumlar vergisi beyannamesi ile birlikte 15 gün içinde bağlı bulunulan vergi dairesine verilir. Bu dönem kazancının tespitinde geçici vergi açısından açıklanan nispetler dikkate alınarak yeniden değerleme yapılarak kıst dönem amortisman ayrılır.

 

-Anonim şirket ise nev’i değiştiren Limited şirkete ait tahakkuk etmiş ve edecek vergi borçlarını ödeyeceğine dair bir taahütnameyi Kurumlar Vergisi beyannamesi ile birlikte ve aynı sürede bağlı bulunduğu vergi dairesine verir.

sgk

ona ait işyerlerinin de el değişikliğine tabi tutulması ve en geç, şirket yetkili kurulunun nev’i değişikliği, bölünme veya birleşmeye ilişkin kararının Ticaret Sicili’nde tescil edildiği tarihte el değişikliğine ilişkin devir bildirgesinin ilgili sigorta müdürlüğüne verilmesi gerekmektedir.

Kat Mülkiyeti Yasasının 37. maddesine göre işletme projesinin kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmiş olması halinde yöneticinin ayrıca bir işletme projesi hazırlamasına gerek olmayıp bu husustaki kat malikleri kurulu kararının doğrudan uygulanmaya konulması yeterlidir.

Kat Mülkiyeti Yasasının 37. maddesine göre işletme projesinin kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmiş olması halinde yöneticinin ayrıca bir işletme projesi hazırlamasına gerek olmayıp bu husustaki kat malikleri kurulu kararının doğrudan uygulanmaya konulması yeterlidir.

Kooperatiflerin kurumlar vergisi muafiyetinden faydalanabilmesi için aranan şartlar nelerdir?

 Kooperatiflerin kurumlar vergisi muafiyetinden faydalanabilmesi için aranan şartlar nelerdir? 

  • Kooperatiflerin kurumlar vergisi muafiyetinden yararlanabilmeleri için ana sözleşmelerinde;
    – Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmamasına,
    – Yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesine,
    – Yedek akçelerinin ortaklara dağıtılmamasına,
    – Sadece ortaklarla iş görülmesine dair hükümlerin bulunması,
    – Bu kayıt ve şartlara da fiilen uyulması,
    gerekmektedir.
    Bu şartlara ana sözleşmelerinde yer vermeyen ya da yer vermekle beraber bu şartlara fiiliyatta uymayan kooperatifler, muafiyet hükümlerinden yararlanamayacaktır.
    Yapı kooperatiflerinde muafiyetten yararlanabilmek için yukarıda belirtilen şartlara ilaveten;
    – Kuruluşlarından, yapı inşaatlarının sona erdiği tarihe kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine ve Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili kişilere veya işçi işveren ilişkisi bulunan kişilere yer verilmemesi,
    – Yapı ruhsatı ile arsa tapusunun kooperatif tüzel kişiliği adına olması,
    gerekmektedir

 Tecil koşullarının ihlal edilmesi halinde tekrar tecil talep edilebilir mi?

 

  • Tecil ve taksitlendirilen bir amme alacağının tecil koşullarına uyulmaması nedeniyle tecilin ihlal edilmiş olması halinde; bu amme alacakları için tecil ve taksitlendirme talebinde bulunulması mümkündür. Ancak, daha önce tecil ve taksitlendirilen bir amme alacağının yeniden tecil ve taksitlendirilebilmesi için tecile yetkili makamların bu talebi uygun görmesi gerekmektedir.

– Organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin kurulması amacıyla oluşturulan iktisadi işletmelerin arsa ve işyeri teslimi KDV den istisna olduğundan bu teslimler nedeniyle yüklenilen vergiler indirim konusu yapılamayacaktır.

– Organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin kurulması amacıyla oluşturulan iktisadi işletmelerin arsa ve işyeri teslimi KDV den istisna olduğundan bu teslimler nedeniyle yüklenilen vergiler indirim konusu yapılamayacaktır.

KONU: Beyannamede sehven yazılması unutulan geçmiş yıllar zararının düzeltme beyannamesi ile düzeltilip indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda
İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı
(Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü)

İlgi dilekçenizde, … Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün ………… vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, 2005 ve 2006 yıllarına ait toplam ….248,45.-TL’lık zararınızın bulunduğu, bu toplam zararınızdan ….542,38.-TL’lık 2007 yılı kârının düşülmesinden sonra ….706,07.-TL’lık 2008 ve takip eden yıllara ait kârlardan düşülebilecek bakiye zararınızın kaldığı, 2008 yılında elde edilen ve geçmiş yıl zararlarından mahsup edilecek …883,60.-TL’sı kârınız (kâr ve ilaveler toplamı) olmakla birlikte, süresinde verilen dönem beyanının sehven geçmiş yıl zararları düşülmeden verilerek tahakkuk ettirilmesi sonrasında, 2008 yılı kurumlar vergisi beyanı, ….706,07.-TL’lık zararı ihtiva edecek ve olması gereken doğru şekli ile yeniden tanzim edilerek “düzeltme beyanı“ olarak verilip tahakkuk ettirildiği, bakiye kalan ….706,07.-TL’lık 2006 yılı zararının 2008 ve takip eden yıllara ait kârlardan düşülmek üzere 2008 yılına ait düzeltilmiş Kurumlar Vergisi Beyanında gösterilmiş olması nedeniyle, zarar mahsubunda herhangi bir sakınca olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6`ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olup, safi kurum kazancının tespitinde hangi giderlerin hasılattan düşüleceği gerek Gelir Vergisi Kanunu gerekse Kurumlar Vergisi Kanunu’nun ilgili maddelerinde sayılmış bulunmaktadır.
Aynı Kanunun “Zarar Mahsubu” başlıklı 9`uncu maddesinin (1)`inci fıkrasında, kurumlar vergisi matrahının tespitinde, kurumlar vergisi beyannamesinde her yıla ilişkin tutarların ayrı ayrı gösterilmesi şartıyla beş yıldan fazla nakledilmemek şartıyla geçmiş yılların beyannamelerinde yer alan zararların indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Konuya ilişkin olarak 03.04.2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nin “9-Zarar Mahsubu“ başlıklı bölümünde, “Kurumların ticari faaliyetlerinden doğan zararlar, aşağıda yapılan açıklamalara göre sonraki dönemlerde doğan kazançlarından indirilebilecektir.“; “Geçmiş Yıl Zararları“ başlıklı 9.1 ayırımında ise, “Kurumlar vergisi beyannamesinde, her yıla ilişkin tutarlar ayrı ayrı gösterilmek ve 5 yıldan fazla nakledilmemek şartıyla geçmiş yılların beyannamelerinde yer alan zararlar kurum kazancından indirilebilecektir.
Mükelleflerce bir hesap dönemi içerisinde oluşan zararın, müteakip 5 hesap döneminde oluşacak kârlarla mahsup edilememesi halinde mahsup imkanı ortadan kalkmaktadır.“ açıklamalarına yer verilmiştir.
Konu ile ilgili olarak bağlı bulunduğunuz vergi dairesi müdürlüğü ile yapılan yazışma sonucu alınan …07.2009 tarih ve ….. sayılı yazıdan; 2008 T.yılına ilişkin Kurumlar Vergisi beyannamesinin kanuni süresinde dairelerine verildiği, verilen beyannamede geçmiş yıl zararlarının kârdan mahsup edilmediğinin görüldüğü, ancak şirketinizin …05.2009 tarihinde verdiği düzeltme beyannamesiyle “evvelce süresinde verilen beyanda geçmiş yıl zararlarının düşülmemiş olması nedeni ile hatanın tashihi amacı için“ gerekçesiyle geçmiş yıl zararlarının mahsubunun beyanınıza dahil edildiği, ayrıca geçmiş yıl zararlarının kanuni sürelerinde verilen 2008 yılı Geçici Vergi beyannamelerinde de mahsup edildiği anlaşılmış olup, ayrıca 2006 ve 2007 yıllarına ait Kurumlar Vergisi Beyannamelerinizin tetkikinden; geçmiş yıl zararlarının ilgili hesap döneminde matrahtan indirildiği görülmüştür.

Bu itibarla, şirketinizin 2008 T.yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde sehven beyan edilmeyen ve indirim konusu yapılmayan geçmiş yıl zararının bağlı bulunduğunuz vergi dairesi müdürlüğüne verilen düzeltme beyannamesi ile beyan edilerek indirim konusu yapılması mümkün olup, anılan müdürlükçe yapılan işlemler Başkanlığımızca da uygun bulunmuştur.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Ürün alımında kesilen stopaj iade talep edilebilir mi ? Kooperatif-Risturn

Kurumlar vergisine tabi tutularak dağıtıma konu olan risturn daha önce de değinildiği gibi kar payı niteliğinde değildir. Alan gerçek kişi ortak yönünden de Gelir Vergisi Kanununun kapsamına giren 7 gelir unsuru içinde de mütalaa edilmemekte, bu nedenle gelir vergisinin konusuna girmemektedir

 

Vergisi Kanununun eski uygulamasında da risturn eski 96. maddede düzenlenen stopaj matrahı içerisinde gelir vergisine mahsuben yapılan tevkifat kapsamında yer almamaktadır. Ancak 1980 yılı kurum kazançlarım da kapsayacak şekilde kurumlar vergisi oranlarının yükseltilmesi ve G.V.K. eski 96. maddenin yürürlükten kaldırılarak yeni vergi oranlarının bu’ tevkifatı da kapsar hale getirilmesi ve vergi alacağı mekanizmasıyla bunların mahsup ve iade imkanlarının düzenlenmesiyle bağlantılı olarak düşüldüğünde, örnekte istisna kapsamı dışında kalan ve dağıtıma konu olan risturnlar üzerindeki vergi yükünün yarısı gelir vergisine mahsuben yapılan bir ön stopaj niteliğinde olmaktadır. Sorun, risturnlar üzerindeki bu kurumlar vergisi yükünün, tamamen kooperatif üzerinde mi kalacağı, yoksa vergi alacağı mekanizmasıyla iadesinin mümkün olup olmayacağının irdelenmesidir. Tam mükellefiyete tabi kurumlarca ödenen kurumlar vergisinin yarısı, bu kurumlardan kar payı alan ve madde devamında 4 aynı grupta belirlenen gerçek ve tüzel kişilerin vergi alacağını oluşturur (G.V.K. md. 77). Bu gruplar arasında «Gelir ve Kurumlar Vergisinden muaf tutulanlar» da yer almaktadır. Dağıtılan ve kurumlar vergisi yükünü taşıyan risturnlara isabet eden gelir vergisi stopajı niteliğindeki vergi yükünün, alan ortağa G.V.K. mükerrer 122. maddede belirlenen şartlarda iadesi akla gelmektedir. Ancak, vergi alacağı her şeyden Önce dağıtılan kar payına ilişkindir, oysa risturn kazanç dağıtım niteliğinde değildir. Bunun yanısıra ticari ve zirai bir organizasyon içinde bulunmayan ve risturn elde eden ortak, bu geliri dolayısıyla vergiden muaf değildir. Çünkü her şeyden önce risturn, Gelir Vergisi Kanununun anladığı anlamda gelir değildir. Kurumlar Vergisi Kanununda tüketim ve üretim kooperatiflerine’ istisna kapsamı ile ilgili olarak getirilen kısıtlamalar, bu risturnları elde edenler yönünden G.V.K.’nda paralel bir sınırlamaya tabi tutulmamışlardır. G.V.K. 75/2. madde «kooperatiflerin ortakları ile yaptıkları muamelelerden…» deyiminin kullanılmış olması bunu açıkça göstermektedir. Yapılan sınırlamaya paralel bir sınırlama G.V.K. 75. madde içerisinde yer almış olsaydı, vergili olarak dağıtılan risturnları, menkul sermaye iradı olarak kabul etmek ve vergi alacağı mekanizmasını devreye koyabilmek imkanı doğabilecekti.

Esnaf Muaflığı Kapsamında Evlerde Üretilebilecek Ürünler

Gelir Vergisi Kanununun Esnaf Muaflığı başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan diğer bir düzenlemeyle, esnaf muaflığı kapsamında evlerde üretilebilecek malların sayısı artırılmış bulunmaktadır.

Mevcut bentte yer alan ürün çeşitlerine ilave olarak, kırpıntı deriden üretilen mamuller, tarhana, erişte, mantı, her nevi pul, payet, boncuk işleme, tığ örgü işleri gibi ürün ve mamullerin üretim ve satışıyla iştigal edenler de esnaf muaflığı kapsamına alınmıştır.

Muafiyet kapsamındaki ürünler, bentte yer alan ürünlerle sınırlı olmayıp bu ürünlere benzerlik gösteren diğer ürünleri aynı şartlarla üretip satanlar da esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilecektir.

Örneğin Bayan (B) nin, evinde ürettiği tarhanayı, kurumlar vergisi mükellefi (Z) A.Ş.’ne satması halinde Bayan (B), elde ettiği bu gelir dolayısıyla esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilecektir. Ancak (Z) A.Ş., Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan vergi tevkifatı yapacaklar arasında sayılmış olduğundan,  Bayan (B)’ye yaptığı ödeme nedeniyle gider pusulası düzenlemek ve anılan maddenin (13) numaralı bendinin (a) alt bendi uyarınca da gelir vergisi tevkifatı yapmak zorundadır.

Diğer taraftan, anılan bentte sayılan emtianın imali için ödenen hizmet bedelleri de (ücrete ilişkin unsurları taşımamak kaydıyla) bu bent kapsamında değerlendirilecektir.

2.3. Evlerde Üretilen Ürünlerin Satışının Yapılacağı Yerler

Söz konusu bentte yapılan başka bir düzenlemeyle de emeğe dayalı ürünlerin esnaf muaflığından yararlananlarca pazarlanmasında kolaylık sağlanmıştır. Muafiyet kapsamında bulunanlar, evlerde Kanunun öngördüğü makine ve aletler dışında başka makine ve alet kullanmadan kendi el emekleriyle imal ettikleri ürünleri;

– Bir işyeri açmaksızın,

– Dernekler, vakıflar, sendikalar ve meslek odalarınca düzenlenenler dahil olmak üzere düzenlenen kermes, festival ve panayırlarda (Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerince düzenlenenler hariç),

-Kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici olarak belirlenen yerlerde

satabilecekler ve esnaf muaflığından yararlanmaya devam edebileceklerdir.

Öte yandan evlerde üretilen ürünlerin; pazar takibi suretiyle satışını yapanlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerince düzenlenen kermes, festival ve panayırlarda satışını yapanlar ile Kamu kurum ve kuruluşlarınca devamlılık arz edecek şekilde belirlenen yerlerde satışını yapanlar,  esnaf muaflığından faydalanamayacaktır.

Esnaf muaflığı gider pusulası devamlı

Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu Maddesinin Uygulamasında Devamlılık Unsurunun Kaldırılması

Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında, 5615 sayılı Kanunla değişiklik yapılmadan önce, esnaf muaflığı kapsamında sayılan işlerin gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine devamlılık ve bağlılık arz edecek şekilde yapılması halinde muafiyetin kaybedileceği hükmü yer almaktaydı. 5615 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle “devamlılık” ibaresi fıkra metninden çıkartılmıştır.

Buna göre, esnaf muaflığı kapsamında sayılan işlerin gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine bağlılık arz etmeyecek şekilde devamlı olarak yapılması muafiyetten yararlanmaya engel teşkil etmeyecektir.

Örneğin Bayan (F), evinde tığ ile ürettiği dantelleri (X) firmasına satmakta ve bu faaliyeti (X) firmasına devamlı olarak yapmaktadır. Bayan (F), bu faaliyetinden dolayı esnaf muaflığından yararlanacak olup, (X) firması, Bayan (F)’ye yaptığı ödeme nedeniyle gider pusulası düzenlemek ve Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin (13) numaralı bendinin (a) alt bendi uyarınca da  gelir vergisi tevkifatı yapmak zorundadır.

Sayı

:

46480499-120[2015/1499]-57

25/05/2016

Konu

:

Veraset yoluyla intikal eden arsanın kat karşılığı   verilmesi sonucu alınan gayrimenkullerin satılması durumunda   vergilendirilmesi

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, ½ hisseli olarak kardeşinizle tarafınıza babanızdan miras kalan zeytinliğin bağımsız dubleks yapımı karşılığında müteahhide verildiği, bunun karşılığında  dört adet gayrimenkulün tapularının her ikinizin adına ½ hisseli olarak tanzim edildiği, daha sonra iki adedinin kendinizin iki adedinin de kardeşinizin adına tescil edilmesini istediğiniz ve karşılıklı olarak hisselerinizden feragat ettiğiniz belirtilerek, kardeşinizle yarı yarıya hisse devrinin ticari satışa girip girmediği, elde ettiğiniz gayrimenkullerin birini veya ikisini satmanız halinde vergi doğup doğmayacağı ile hisse devri ve aynı zamanda bağımsız bölüm satışının ticari kazanç olup olmadığı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükmüne yer verilmiş olup; aynı maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerden elde ettikleri kazancın ticari kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.

 

Öte yandan, ticari faaliyet emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin ticari faaliyet olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak, bir faaliyetin ticari faaliyet sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurlarıyla birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması, şahsi ihtiyaç kapsam ve sınırlarını aşması gerekmektedir.

 

Gayrimenkul alım satımı ticari bir organizasyon içinde yapıldığında alım satımın ticari faaliyetin bir unsuru sayılması, ancak ticari organizasyonun şekli ve maddi unsurları ile açıkça belli olmadığı hallerde ise faaliyetin devamlılık kasıt ve niyeti ile yapıldığını belirleyen objektif ölçü olarak, muamelede çokluk olup olmadığına bakılması gerekmektedir.

 

Bu itibarla, gayrimenkullerin iktisap tarihinden sonra aynı kişiye farklı tarihlerde veya farklı kişilere aynı tarihte satılması veya birbirini izleyen yıllarda satılması durumunda yapılan satışlar devamlı olarak gayrimenkul alım-satım işiyle uğraşıldığına karine teşkil edeceğinden, elde edilen kazancın Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesine göre ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

 

Aynı Kanunun mükerrer 80 inci maddesinde;

 

Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

 

            ….

 

            6.İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70’inci maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tabi çiftçilerin zirai istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl (1.1.2007 tarihinden önce iktisap edilenlerde dört yıl) içinde elden çıkarılmasından doğan kazançların (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.)

 

            Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyiminin, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.

 

            Bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç, 6000 (287 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 2015 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 10.600 TL) Yeni Türk Lirası gelir vergisinden müstesnadır.” ,

 

Mükerrer 81’inci maddesinin birinci fıkrasında,

 

Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle  bulunur. Hasılatın ayın ve menfaat olarak sağlanan kısmının tutarı Vergi Usul Kanununun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tayin ve tespit olunur.” hükmü, maddenin son fıkrasında da, “Mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilir. Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır.

 

hükümlerine verilmiştir.

 

Ayrıca, 25/03/2011 tarih ve 76 sıra numaralı Gelir Vergisi Sirkülerinin “5.Cins Tashihi Yapılan Gayrimenkuller İle Kat Karşılığı Olarak Müteahhit Veya Konut Yapı Kooperatiflerinden Alınan Gayrimenkullerin Satılması Halinde İktisap Tarihinin Belirlenmesi” başlıklı bölümünde; “Arsa olarak iktisap edilen gayrimenkul üzerine bina inşa edilmesi veya söz konusu gayrimenkulün kat karşılığı verilmesi sonucu alınan gayrimenkullerin tapuya tescili, cins tashihi sayılarak tapuya tescil tarihinin iktisap tarihi olarak kabul edilmesi gerekir.

 

            Gayrimenkullerin ivazsız şekilde iktisap edilmesi değer artışı kazancının konusuna girmemektedir. Bu çerçevede ivazsız olarak iktisap edilen gayrimenkulün üzerine, sahibi tarafından inşa edilen veya kat karşılığı olarak alınan gayrimenkullerin, daha sonra elden çıkarılması halinde elde edilen gelir, değer artışı kazancı kapsamında değerlendirilmeyecektir.

 

            …

 

            Örnek 7: Bay (B)’ye veraset yoluyla intikal eden iki katlı ahşap bina, yıkılıp yerine yeni bir bina yapması ve bu yeni binadan kendisine iki adet daire verilmesi karşılığında, müteahhide verilmiştir. Bay (B), müteahhitten kat karşılığı aldığı iki adet daireyi teslim aldığı yıl içinde satmıştır.

 

            İvazsız olarak (veraset yoluyla) iktisap edilen gayrimenkulün, cins tashihi yapılarak kat karşılığı verilmesi halinde, “ivazsız iktisap edilme” niteliği değişmeyeceğinden, gayrimenkulün satışından elde edilen gelir de değer artışı kazancına tabii olmayacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

 

Bu itibarla, babanızdan miras yoluyla intikal eden zeytinliğin gayrimenkul satış vaadi ve arsa karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden inşaat şirketine verilmesi neticesinde sahip olunan dubleksler de “ivazsız olarak iktisap edilen gayrimenkul” olarak değerlendirildiğinden, söz konusu dublekslerde payınıza düşen ½ oranındaki hisselerinizin kardeşinizle karşılıklı olarak devredilmesi nedeniyle elde edilecek kazancın değer artış kazancı olarak vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.

 

Ancak, hisse devri yoluyla tapuda yapılan değişiklik devralınan hisseler açısından yeni bir iktisap olarak değerlendirilecek olup, gayrimenkulün söz konusu değişiklik tarihinden itibaren beş yıl içinde elden çıkarılması halinde;  gayrimenkulün hisse devriyle intikal eden ½’lik kısmının elden çıkarılması nedeniyle ortaya çıkacak kazancın, Gelir Vergisi Kanununun değer artışı kazancına ilişkin hükümleri çerçevesinde vergilendirileceği tabiidir.

 

Öte yandan, sahibi olduğunuz gayrimenkullerin aynı kişiye farklı tarihlerde veya farklı kişilere aynı tarihte veya birbirini izleyen tarihlerde satılması durumunda yapılan satışlar devamlı olarak gayrimenkul alım-satım işiyle uğraşıldığına karine teşkil edeceğinden elde edilen kazancın Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesi çerçevesinde ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

yönetim planı hükümlerinin, yasanın emredici kurallarına açıkça aykırı olmadıkça, mahkemece iptal edilmedikçe ya da kat malikleri kurulunca değiĢtirilmedikçe, kat malikleri arasında çıkabilecek uyuĢmazlıkların çözümlenmesinde öncelikle uygulanması esastır. (Yargıtay 18. H.D. 6.3.2003 E.2003/89 K.2003/1580)

yönetim planı hükümlerinin, yasanın emredici kurallarına açıkça aykırı olmadıkça, mahkemece iptal edilmedikçe ya da kat malikleri kurulunca değiĢtirilmedikçe, kat malikleri arasında çıkabilecek uyuĢmazlıkların çözümlenmesinde öncelikle uygulanması esastır. (Yargıtay 18. H.D. 6.3.2003 E.2003/89 K.2003/1580)

Sayı

:

62030549-120[37-2015/826]-13218

17/02/2016

Konu

:

Döviz alım satım işleminden elde edilen gelir için   beyanname verilip verilmeyeceği.

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; bankada bulunan Türk Lirası cinsinden mevduat hesabı ile söz konusu bankanın internet sitesi üzerinden, birden fazla döviz alım satım işlemi gerçekleştirildiği ifade edilerek, bu alım satım işlemlerinden elde edilen kazançlar için gelir vergisi beyannamesi verilip verilmeyeceği hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup, Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun  “Ticari Kazancın Tarifi” başlıklı 37 nci maddesinin birinci fıkrasında; her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hüküm altına alınmıştır.

 

Ticari faaliyet bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticari faaliyet” olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak,  bir faaliyetin “ticari faaliyet” sayılabilmesi için, kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde, kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

 

Anılan Kanunun “Değer Artışı Kazançları” başlıklı Mükerrer 80 inci maddesinde ise; hangi mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artışı kazancı olarak değerlendirileceği tek tek sayılmış olup, döviz alım satımından doğan kazançlar bu madde kapsamına alınmamıştır.

 

Buna göre; döviz alım satım faaliyetlerinden doğan kazançların Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesi kapsamında, değer artışı kazancı olarak vergiye tabi tutulması söz konusu olmamakla beraber, söz konusu faaliyetin ticari organizasyon içerisinde devamlılık arz edecek şekilde yapılması durumunda ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi ve bu faaliyetlerden elde edilen kazancın, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazançlara ilişkin hükümleri çerçevesinde vergilendirilmesi gerekmektedir.

 

Söz konusu faaliyetin ticari bir organizasyon içerisinde devamlılık arz edecek şekilde yapılmaması halinde ise elde edilen kazanç ticari kazanç kapsamında değerlendirilmeyecektir.

 

Bilgi edinilmesini rica ederim.