Kooperatiflerde zimmet

KOOPERATİFLER AÇISINDAN YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA ZİMMET SUÇU

Bilineceği üzere, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun (KK) 62’nci maddesi “Üyelerin Titizlik Derecesi ve Sorumlulukları” başlığını taşımakta ve kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile memurlarının “…suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları, bilanço tutanak, rapor ve başkaca evrak defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı….” Devlet memurları gibi cezalandırılacağını hükme bağlamaktadır. Bu hüküm ele alındığında kooperatifin para ve malları ile defter ve belgeleri üzerinde işlenen suçlarda zimmet, görevin gereği gibi yerine getirilmemesi veya takdir hakkının kötüye kullanılması suretiyle kooperatife zarar verilmesi durumunda görevi ihmal ve görevi suistimal fiilleri söz konusu olabilmektedir. Burada hemen belirtilmesinde yarar olan bir husus var. Dikkat edilirse, kooperatif ortakları ile denetçi veya denetim kurulu üyeleri bu kapsama alınmamışlardır. Devlet memurları gibi ceza görme münhasıran yönetim kurulu üyeleri ile memurları için düşünülmüştür.

1926 yılında yürürlüğe konulan ve o günden bu yana 50’yi aşkın değişiklik ve eklemeler gören 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe konulan 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır.

Bu yeni kanunun getirdiği cezai sorumluluk hükümlerine KK’nun 62’nci maddesi çerçevesinde bakmakta yarar görülerek bu yazı kaleme alınmıştır. Nedir yeni kanunla getirilen değişiklikler?

Birincisi; yürürlükten kalkan 765 sayılı eski kanunun üçüncü babının başlığı “ Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler” şeklinde iken 5237 sayılı yeni kanunda ikinci kitap’ın başlığı “ Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” şeklinde düzenlenmiş olmasıdır.

İkincisi, eski kanunda 202’nci maddede düzenlenen “zimmet” fiili yeni kanunda 247’nci maddede düzenlenmiş ve “devlet memuru” kavramı “kamu görevlisi” olarak yer almıştır. “Kamu görevlisi” kavramı yeni kanunun 6/c maddesinde yer alan tanıma göre, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak anlaşılmalıdır. Biz bu yazımızı özellikle zimmet suçunun yeni halini görmek ve eskisiyle kıyaslamak amacıyla kaleme aldığımızdan 247’nci maddeyi aynen buraya almakta yarar var.

Zimmet

MADDE 247- (1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.

Yukarıya aynen aldığımız 247’nci maddenin gerekçesine bakıldığında değişik bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Zimmet suçunun konusu taşınır veya taşınmaz bir mal olmakla birlikte bu malın zilyedliğinin kamu görevlisinin kendisine devredilmiş olması veya koruma ve gözetimine yükümlü olması gerekmektedir. Bu malın mülkiyetinin devlete, herhangi bir kamu kurumuna veya özel kişiye ait olması arasında fark da gözetilmemiştir.

Aynı gerekçede zimmetin gerçeklemesinde kamu görevlisinin bizzat kendisinin olması ile başkasının zimmetine geçirilmesi arasında bir fark bulunmadığına yer verilmiştir.

765 sayılı eski kanunda öngörülen cezalara nazaran yeni kanunda öngörülen cezalar failin lehine görünmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, eski kanunda nitelikli zimmet “oniki yıldan aşağı” olamazken yeni kanunda verilecek ceza yarı oranında artırılacağına göre alt sınırdan yani beş yıl üzerinden ceza alacak failin nitelikli zimmet suçu 7,5 yıl olabilecektir.

20120918-221954.jpg

KOOPERATİFLER AÇISINDAN YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA ZİMMET SUÇU Bilineceği üzere, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun (KK) 62’nci maddesi “Üyelerin Titizlik Derecesi ve Sorumlulukları” başlığını taşımakta ve kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile memurlarının “…suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları, bilanço tutanak, rapor ve başkaca evrak defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı….” Devlet memurları gibi cezalandırılacağını hükme bağlamaktadır. Bu hüküm ele alındığında kooperatifin para ve malları ile defter ve belgeleri üzerinde işlenen suçlarda zimmet, görevin gereği gibi yerine getirilmemesi veya takdir hakkının kötüye kullanılması suretiyle kooperatife zarar verilmesi durumunda görevi ihmal ve görevi suistimal fiilleri söz konusu olabilmektedir. Burada hemen belirtilmesinde yarar olan bir husus var. Dikkat edilirse, kooperatif ortakları ile denetçi veya denetim kurulu üyeleri bu kapsama alınmamışlardır. Devlet memurları gibi ceza görme münhasıran yönetim kurulu üyeleri ile memurları için düşünülmüştür. 1926 yılında yürürlüğe konulan ve o günden bu yana 50’yi aşkın değişiklik ve eklemeler gören 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe konulan 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. Bu yeni kanunun getirdiği cezai sorumluluk hükümlerine KK’nun 62’nci maddesi çerçevesinde bakmakta yarar görülerek bu yazı kaleme alınmıştır. Nedir yeni kanunla getirilen değişiklikler? Birincisi; yürürlükten kalkan 765 sayılı eski kanunun üçüncü babının başlığı “ Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler” şeklinde iken 5237 sayılı yeni kanunda ikinci kitap’ın başlığı “ Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” şeklinde düzenlenmiş olmasıdır. İkincisi, eski kanunda 202’nci maddede düzenlenen “zimmet” fiili yeni kanunda 247’nci maddede düzenlenmiş ve “devlet memuru” kavramı “kamu görevlisi” olarak yer almıştır. “Kamu görevlisi” kavramı yeni kanunun 6/c maddesinde yer alan tanıma göre, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak anlaşılmalıdır. Biz bu yazımızı özellikle zimmet suçunun yeni halini görmek ve eskisiyle kıyaslamak amacıyla kaleme aldığımızdan 247’nci maddeyi aynen buraya almakta yarar var. Zimmet MADDE 247- (1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. (3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir. Yukarıya aynen aldığımız 247’nci maddenin gerekçesine bakıldığında değişik bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Zimmet suçunun konusu taşınır veya taşınmaz bir mal olmakla birlikte bu malın zilyedliğinin kamu görevlisinin kendisine devredilmiş olması veya koruma ve gözetimine yükümlü olması gerekmektedir. Bu malın mülkiyetinin devlete, herhangi bir kamu kurumuna veya özel kişiye ait olması arasında fark da gözetilmemiştir. Aynı gerekçede zimmetin gerçeklemesinde kamu görevlisinin bizzat kendisinin olması ile başkasının zimmetine geçirilmesi arasında bir fark bulunmadığına yer verilmiştir. 765 sayılı eski kanunda öngörülen cezalara nazaran yeni kanunda öngörülen cezalar failin lehine görünmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, eski kanunda nitelikli zimmet “oniki yıldan aşağı” olamazken yeni kanunda verilecek ceza yarı oranında artırılacağına göre alt sınırdan yani beş yıl üzerinden ceza alacak failin nitelikli zimmet suçu 7,5 yıl olabilecektir.

kooperatif yöneticilerinin zimmet suçu

kooperatif yöneticilerinin zimmet suçu

KOOPERATİFLER AÇISINDAN YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA ZİMMET SUÇU

Bilineceği üzere, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun (KK) 62’nci maddesi “Üyelerin Titizlik Derecesi ve Sorumlulukları” başlığını taşımakta ve kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile memurlarının “…suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları, bilanço tutanak, rapor ve başkaca evrak defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı….” Devlet memurları gibi cezalandırılacağını hükme bağlamaktadır. Bu hüküm ele alındığında kooperatifin para ve malları ile defter ve belgeleri üzerinde işlenen suçlarda zimmet, görevin gereği gibi yerine getirilmemesi veya takdir hakkının kötüye kullanılması suretiyle kooperatife zarar verilmesi durumunda görevi ihmal ve görevi suistimal fiilleri söz konusu olabilmektedir. Burada hemen belirtilmesinde yarar olan bir husus var. Dikkat edilirse, kooperatif ortakları ile denetçi veya denetim kurulu üyeleri bu kapsama alınmamışlardır. Devlet memurları gibi ceza görme münhasıran yönetim kurulu üyeleri ile memurları için düşünülmüştür.

1926 yılında yürürlüğe konulan ve o günden bu yana 50’yi aşkın değişiklik ve eklemeler gören 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe konulan 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır.

Bu yeni kanunun getirdiği cezai sorumluluk hükümlerine KK’nun 62’nci maddesi çerçevesinde bakmakta yarar görülerek bu yazı kaleme alınmıştır. Nedir yeni kanunla getirilen değişiklikler?

Birincisi; yürürlükten kalkan 765 sayılı eski kanunun üçüncü babının başlığı “ Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler” şeklinde iken 5237 sayılı yeni kanunda ikinci kitap’ın başlığı “ Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” şeklinde düzenlenmiş olmasıdır.

İkincisi, eski kanunda 202’nci maddede düzenlenen “zimmet” fiili yeni kanunda 247’nci maddede düzenlenmiş ve “devlet memuru” kavramı “kamu görevlisi” olarak yer almıştır. “Kamu görevlisi” kavramı yeni kanunun 6/c maddesinde yer alan tanıma göre, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak anlaşılmalıdır. Biz bu yazımızı özellikle zimmet suçunun yeni halini görmek ve eskisiyle kıyaslamak amacıyla kaleme aldığımızdan 247’nci maddeyi aynen buraya almakta yarar var.

Zimmet

MADDE 247- (1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.

Yukarıya aynen aldığımız 247’nci maddenin gerekçesine bakıldığında değişik bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Zimmet suçunun konusu taşınır veya taşınmaz bir mal olmakla birlikte bu malın zilyedliğinin kamu görevlisinin kendisine devredilmiş olması veya koruma ve gözetimine yükümlü olması gerekmektedir. Bu malın mülkiyetinin devlete, herhangi bir kamu kurumuna veya özel kişiye ait olması arasında fark da gözetilmemiştir.

Aynı gerekçede zimmetin gerçeklemesinde kamu görevlisinin bizzat kendisinin olması ile başkasının zimmetine geçirilmesi arasında bir fark bulunmadığına yer verilmiştir.

765 sayılı eski kanunda öngörülen cezalara nazaran yeni kanunda öngörülen cezalar failin lehine görünmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, eski kanunda nitelikli zimmet “oniki yıldan aşağı” olamazken yeni kanunda verilecek ceza yarı oranında artırılacağına göre alt sınırdan yani beş yıl üzerinden ceza alacak failin nitelikli zimmet suçu 7,5 yıl olabilecektir.

Kooperatiflerde zimmet sucu-Kemal OZMEN

Bilineceği üzere, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun (KK) 62’nci maddesi “Üyelerin Titizlik Derecesi ve Sorumlulukları” başlığını taşımakta ve kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile memurlarının “…suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları, bilanço tutanak, rapor ve başkaca evrak defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı….” Devlet memurları gibi cezalandırılacağını hükme bağlamaktadır. Bu hüküm ele alındığında kooperatifin para ve malları ile defter ve belgeleri üzerinde işlenen suçlarda zimmet, görevin gereği gibi yerine getirilmemesi veya takdir hakkının kötüye kullanılması suretiyle kooperatife zarar verilmesi durumunda görevi ihmal ve görevi suistimal fiilleri söz konusu olabilmektedir. Burada hemen belirtilmesinde yarar olan bir husus var. Dikkat edilirse, kooperatif ortakları ile denetçi veya denetim kurulu üyeleri bu kapsama alınmamışlardır. Devlet memurları gibi ceza görme münhasıran yönetim kurulu üyeleri ile memurları için düşünülmüştür.

1926 yılında yürürlüğe konulan ve o günden bu yana 50’yi aşkın değişiklik ve eklemeler gören 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe konulan 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır.

Bu yeni kanunun getirdiği cezai sorumluluk hükümlerine KK’nun 62’nci maddesi çerçevesinde bakmakta yarar görülerek bu yazı kaleme alınmıştır. Nedir yeni kanunla getirilen değişiklikler?

Birincisi; yürürlükten kalkan 765 sayılı eski kanunun üçüncü babının başlığı “ Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler” şeklinde iken 5237 sayılı yeni kanunda ikinci kitap’ın başlığı “ Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” şeklinde düzenlenmiş olmasıdır.

İkincisi, eski kanunda 202’nci maddede düzenlenen “zimmet” fiili yeni kanunda 247’nci maddede düzenlenmiş ve “devlet memuru” kavramı “kamu görevlisi” olarak yer almıştır. “Kamu görevlisi” kavramı yeni kanunun 6/c maddesinde yer alan tanıma göre, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak anlaşılmalıdır. Biz bu yazımızı özellikle zimmet suçunun yeni halini görmek ve eskisiyle kıyaslamak amacıyla kaleme aldığımızdan 247’nci maddeyi aynen buraya almakta yarar var.

Zimmet

MADDE 247- (1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.

Yukarıya aynen aldığımız 247’nci maddenin gerekçesine bakıldığında değişik bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Zimmet suçunun konusu taşınır veya taşınmaz bir mal olmakla birlikte bu malın zilyedliğinin kamu görevlisinin kendisine devredilmiş olması veya koruma ve gözetimine yükümlü olması gerekmektedir. Bu malın mülkiyetinin devlete, herhangi bir kamu kurumuna veya özel kişiye ait olması arasında fark da gözetilmemiştir.

Aynı gerekçede zimmetin gerçeklemesinde kamu görevlisinin bizzat kendisinin olması ile başkasının zimmetine geçirilmesi arasında bir fark bulunmadığına yer verilmiştir.

765 sayılı eski kanunda öngörülen cezalara nazaran yeni kanunda öngörülen cezalar failin lehine görünmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, eski kanunda nitelikli zimmet “oniki yıldan aşağı” olamazken yeni kanunda verilecek ceza yarı oranında artırılacağına göre alt sınırdan yani beş yıl üzerinden ceza alacak failin nitelikli zimmet suçu 7,5 yıl olabilecektir.

Yeni Türk Ceza Kanunu zimmet suçu ile ilgili olarak eski kanunda yer alan hafifletici nedenleri yeni düzenlemeye tabi tutmuştur:

Etkin pişmanlık

Madde 248-(1)Soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tazmin edilmesi halinde verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.

(2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi halinde verilecek cezanın üçte biri indirilir.

Madde gerekçesine bakıldığında cezada indirim “etkin pişmanlığın başladığı zamana” bağlanmaktadır. Bu zamanları şöyle sıralayabiliriz:

– Soruşturma başlamadan önce,

– Dava aşamasında (yani hükümden önce)

Görüleceği üzere, soruşturma sırasında ve karardan önce yapılacak iade ve tazminlerde fail lehine hükümler getirmektedir.

Daha az cezayı gerektiren hal

Madde 249- Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Görüleceği üzere bu hüküm ile de zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değeri de cezanın tayininde göz önüne alınması gereken bir ölçü olacaktır.

Madde gerekçesinde de bu yaklaşıma yer verilmiş, suç ortadan kalkmamakla birlikte zimmetin azlığının hoşgörüyle karşılanmasına imkan sağlanmıştır. Bu hususta yargı kararları ortaya çıktıkça zimmet fiiline gösterilecek hoşgörünün de limitleri ortaya çıkacaktır şüphesiz. Bekleyelim, görelim!

Özel ve önemli bir suçu incelemeye çalıştığımız yazımızı bir hatırlatma ile tamamlamak istiyoruz.

Yeni TCK 53’üncü maddesi birinci fıkrası ile, kişilerin kasten işlemiş oldukları suçlardan dolayı hüküm giymeleri durumunda, vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti gibi tüzel kişiliklerin yöneticisi veya denetçisi olmaktan yoksun bırakılması mümkün kılınmıştır.

Elbette ki, kooperatifçilik gibi fedakarlık isteyen bir alanda yönetici ve memur olanların suçlu duruma düşmelerini istememekle birlikte, eski bir devlet denetim elemanı olarak cezai sorumluluk gerektiren haller tespit ettiğim görevlerim sırasında, onların eş ve çocuklarını düşünerek geçirdiğim uykusuz geceleri unutamadığımı da buraya yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

775 Sayılı Kanun kapsamında belediye tarafından kooperatif birliğine tahsis edilen arsaların üye kooperatiflere devredilmesinden ne şekilde harç aranılacağı hk

Başlık 775 Sayılı Kanun kapsamında belediye tarafından kooperatif birliğine tahsis edilen arsaların üye kooperatiflere devredilmesinden ne şekilde harç aranılacağı hk.
Tarih 23/07/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.18.01-003.01-2266
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.18.01-003.01-2266

23/07/2012

Konu

:

Tapu Harcı

İlgide kayıtlı özelge talebinizde, 775 Sayılı Kanun kapsamında belediye tarafından birliğinize tahsis edilen arsaların üye kooperatiflere devredileceği belirtilerek, tapuda yapılacak işlemlerden harç alınıp alınmayacağı, alınacak ise hangi oranda harç alınacağı hususunda bilgi verilmesi istenilmektedir.

Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 57’nci maddesinde, tapu ve kadastro işlemlerinden bu kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanların tapu ve kadastro harçlarına tabi olduğu belirtilmiş, söz konusu tarifenin kooperatiflerinin “I-Tapu işlemleri” başlıklı bölümünün 15’inci maddesinde, yapı kooperatiflerinin ortaklarına dağıtacağı gayrimenkullerin ortaklar adına tescilinde kayıtlı değer üzerinden harç alınacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu harcın oranı 29/12/2009 tarih ve 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01/01/2010 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere binde 1,98 olarak belirlenmiştir.

Öte yandan, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun Kooperatifler Birliklerinin görev ve sorumluluklarına ilişkin 70’inci maddesinde, “Kooperatiflerin müşterek menfaatlerini korumak, amaçlarını gerçekleştirmek için iktisadi faaliyette bulunmak, faaliyetlerini koordine etmek ve denetlemek, dış memleketlerle olan münasebetlerini düzenlemek, kooperatifçiliği geliştirmek ve eğitim yapmak, kooperatifçilik konularında tavsiyelerde bulunmak gibi hizmetlerin yerine getirilmesi için, Kooperatif birlikleri, kooperatifler merkez birlikleri ve Türkiye Milli Kooperatifler Birliği kurulur…” denilmiş, 72’nci maddesinde de, konuları aynı veya birbiriyle ilgili nitelikte olan 7 veya daha çok kooperatif tarafından birlikler kurulabileceğinin ana sözleşmelerinde tespit edilebileceği ve bu birliklerin “kooperatif şeklinde” kurulacağı hükme bağlanmıştır.

İncelenmesinden görüleceği üzere, 1163 sayılı Kanun’un 72’nci maddesi ile kooperatif birliklerinin kooperatif şeklinde kurulacağı hükme bağlandığından, kooperatif birlikleri de birer “kooperatif kuruluş” niteliği taşımaktadır.

Diğer taraftan, 775 sayılı Kanunun 33’üncü maddesinde ise; “Bu Kanun hükümlerine dayanılarak yapılan ivazlı veya ivazsız devir, temlik, kamulaştırma, alım, satım, kira, geri alma,geri verme, ifraz, tevhit, tescil,cins değişikliği, rehin tesis ve terkini, ıslah, değişiklik, onarım,inşa ve ikmal gibi her türlü işlemler, sözleşmeler, beyannameler ve benzerleri tasarruf bonosundan ve her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.” hükmü yer almaktadır.

Buna göre, Birliğinize 775 sayılı Kanuna göre tahsis edilen arsaların Birliğiniz üyelerine bu Kanun kapsamında devredilmesi sırasında harç aranılmaması; söz konusu gayrimenkullerin 775 sayılı Kanuna göre tahsis edilmekle birlikte Birliğinizce bu Kanun kapsamı dışında üye kooperatiflere konut yapımı için devrinde ise 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin I-15’inci maddesi uyarınca binde 1,98 oranında tapu harcı tahsil edilmesi gerekmektedir.

Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı gayrimenkul üzerinde bulunan irtifak hakkının tapuda yapılacak terkini işleminden ne şekilde tapu harcı aranılması gerektiği hk. Tarih 16/08/2012

Başlık Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı gayrimenkul üzerinde bulunan irtifak hakkının tapuda yapılacak terkini işleminden ne şekilde tapu harcı aranılması gerektiği hk.
Tarih 16/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.55.15.01-2010-HARÇ-ÖZE-14-286
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

SAMSUN VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

ÇOK İVEDİ

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.55.15.01-2010-HARÇ-ÖZE-14-286

16/08/2012

Konu

:

İrtifak hakkının terkininde tapu harcı.

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait … İlçesi … ada … ve … parsellerde kayıtlı gayrimenkuller üzerinde … Odası ve … Borsası lehine 30 yıl süre ile tesis edilen irtifak hakkının tapuda terkin edileceği belirtilerek söz konusu irtifak hakkının tapuda yapılacak terkini işleminden ne şekilde tapu harcı aranılması gerektiği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanununun 57 nci maddesinde tapu ve kadastro işlemlerinden bu Kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanlarının tapu ve kadastro harcına tabi olduğu belirtilmiş, söz konusu tarifenin “I- Tapu işlemleri” başlıklı kısmının 14 üncü bendinde, tapu harcı mevzuuna giren işlemlerle ilgili tescil ve şerhlerin terkininden maktu harç aranılacağı hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 492 sayılı Harçlar Kanununun 58 inci maddesinin (f) bendinde “Bunlar dışında kalan işlemlerde lehine işlem yapılmış olanlar.” hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, 492 sayılı Harçlar Kanununun “Harçtan Müstesna Tutulan İşlemler” başlıklı 59 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, genel ve özel bütçeli idarelerle, il özel idareleri, belediyeler ve köylerin iktisap edecekleri gayrimenkullerin vesair ayni hakların tescili, şerhi gerektiren işlemleri ve bunların terkinlerinin harçtan istisna tutulduğu hüküm altına alınmıştır

Buna göre, söz konusu irtifak hakkının bedelsiz olarak yapılacak terkininden, 492 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre tapu harcı aranılmaması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Kooperatifine ait taşınmazın tapuda yapılacak ifraz işleminden tapu harcı aranılıp aranılmayacağı hk.-Kemal OZMEN

Başlık Tarım Kredi Kooperatifine ait taşınmazın tapuda yapılacak ifraz işleminden tapu harcı aranılıp aranılmayacağı hk.
Tarih 09/08/2012
Sayı B.07.4.DEF.0.02.10.00-2010/3-16
Kapsam

T.C.

ADIYAMAN VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.4.DEF.0.02.10.00-2010/3-16

09/08/2012

Konu

:

Tarım Kredi Kooperatifine ait taşınmazın ifrazında Tapu Harcı hk.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, İlçemiz … Belediye Başkalığınca Kooperatifinize ait bulunan gayrimenkulun tapu tadilatının yapıldığı ve Tapuda yapılacak ifraz işlemi için Kooperatifinizce tapu harcı ödenip ödenmeyeceği hususunda görüş talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanununun 57 nci maddesinde, “Tapu ve kadastro işlemlerinden bu kanuna bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanları, tapu ve kadastro harçlarına tabidir.” denilmekte, anılan tarifenin I/6-a fıkrasında ifraz veya taksim veya birleştirme işlemlerinde kayıtlı değerler üzerinden nisbi harç alınacağı hükme bağlanmıştır.

492 sayılı Harçlar Kanununun harçtan müstesna tutulan işlemler başlığı altındaki 59 uncu maddesinde, kooperatiflerin harçtan muaf olduğuna dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Aynı Kanununun 123 üncü maddesinde ise; “Özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmaz.” hükmü bulunmaktadır.

Diğer taraftan, 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanununun “Muafiyetler” başlıklı 19 uncu maddesinin (B) fıkrasında, “a) Kurumlar, gider, gayrimenkul kıymet artışı, intikal ve diğer vergilerden ve icra makamları, resmi daireler ve mahkemeler nezdinde yapacakları takip ve tahsillerle açacakları tazminat davaları ile ilgili her nevi talep, tebliğ ve kararlar her türlü masraf, vergi, resim ve harçlardan,

b) Sermaye ve yedek akçeleri ile taşınmaz malları ve bunların gelirleri, kendi ihtiyaçları için satın aldıkları ve alacaklarının tahsili gayesiyle mülk edindikleri taşınmaz malları ve bunların 15 inci madde hükmüne göre sahiplerine geri verilmesi işlemi, bütün vergi, resim ve harçtan,

c) Yapacakları kredi işlerine ilişkin bütün senet, belge, kağıt, defter ve hesap özetleri, taşınmaz mallara ait ipotek ve taşınır mallara ait rehin işlemleri, vekaletnameler, taahhütnameler vesair evrak, bütün resim ve harçtan muaftır” hükmü yer almaktadır.

Kanun maddesinin incelenmesinden de görüleceği üzere, tarım kredi kooperatiflerine ait gayrimenkullerin ifrazına ilişkin tapu işlemlerinden harç alınmayacağına dair herhangi bir istisna hükmü bulunmamaktadır.

Buna göre; Kooperatifinize ait gayrimenkullerin ifraz dolayısıyla tapuda yapılacak işlemlerden 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifede yer alan hükümlere göre tapu harcı aranılması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Tasfiye halindeki kooperatifler ba bs formu verecekler mıdır ?-Kemal OZMEN

Başlık Tasfiye Halinde Ba-Bs Bildirim Formu düzenlenmesi hk.
Tarih 17/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2647
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2647

17/08/2012

Konu

:

Tasfiye Halinde Ba-Bs Bildirim Formu düzenlenmesi.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; Kurumunuzun 11/08/2011 tarihinde tasfiyeye girdiği ve aynı tarihte tasfiyenin Ticaret Siciline tescil edildiği belirtilerek ağustos dönemine ilişkin Ba ve Bs bildirim formlarının tasfiye öncesi (01/08/2011-10/08/2011) ve tasfiye sonrası (11/08/2011-30/08/2011) için ayrı ayrı mı verileceği yoksa tasfiye halinde tek bir form olarak mı verileceği hakkında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 148, 149 ve Mükerrer 257’nci maddelerinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak, 350 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını “Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)” ile; mal ve hizmet satışlarını ise “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)” ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362 ve 381 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleriyle de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştır. 396 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri konusunda açıklamalar yapılmıştır.

Yine 396 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin; ‘‘2- Bildirimlerin Dönemi Ve Verilme Süresi” başlıklı bölümünde;

‘‘2.2.4. Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir.

Diğer taraftan, tasfiye sonunda bildirimler tasfiye kararının tescil edildiği tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar tasfiye memuru veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından verilecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre tasfiyesi devam etmekte olan şirketiniz tarafından verilmesi gereken Ba ve Bs bildirim formlarından tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formlarını tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapmaksızın; tasfiye süresince verilmesi gereken Ba ve Bs bildirim formlarını ise aylık dönemler halinde düzenleyerek vermeniz gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

emanet komisyonu üyeleri ile kooperatif yönetim kurulu üyelerinin genel kurulca, kura dışı bırakılmaları hali, davacılar yönünden bir eşitsizlik olarak nitelendirilemez

emanet komisyonu üyeleri ile kooperatif yönetim kurulu üyelerinin genel kurulca, kura dışı bırakılmaları hali, davacılar yönünden bir eşitsizlik olarak nitelendirilemez

Kooperatifte ortakların hakları

ORTAKLARIN  KOOPERATİFE KARŞI HAKLARI:

Kooperatifler ortaklardan oluşan teşekküllerdir. Bu ortakların kaynağını kanun ve anasözleşmeden alan hakları bulunmaktadır.

1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 23’üncü maddesinde; “Ortaklar bu kanunun kabul ettiği esaslar dahilinde hak ve vecibelerde eşittir.” hükmü bulunmaktadır.

Bu madde, ortaklarla ilgili her konuda kooperatif ortak ilişkisi açısından göz önünde bulundurulması gereken temel ilkedir. Kanunun kabul ettiği bu temel ilkeyi mutlak ve nisbi eşitlik şeklinde anlamak gerekir.

 

Mutlak Eşitlik:

Ortağın kooperatifle ilişkilerinin mahiyet ve derecesi ne olursa olsun, her ortağın haklarından eşit şekilde yararlanmasıdır. Örneğin: Her ortağın bir oyu olması, her ortağın iptal davası açabilmesi, bilgi alma ve denetleme hakkı gibi.

Nisbi Eşitlik:

Ortakların kooperatifle olan ilişkilerine göre farklı davranılmasıdır. Her ortağın kooperatifle yaptığı işleme göre gelirden pay alması buna örnek gösterilebilir.

Kooperatif ortaklarının hakları, kullanılış biçimi bakımından; kişisel haklar ve toplu kullanılabilen (grupsal) haklar olarak ikiye ayrılabilir.

Kooperatifçiliğin ilkeleri

Kooperatifçilik İlkeleri:             Kooperatifçilik ilkeleri ilk olarak 1937 yılında Uluslararası Kooperatifler Birliği (International Cooperative Alliance-ICA) tarafından mutlak ve ikinci derece ilkeler olarak saptanmış ve birlik tarafından mutlak ilkelerin (serbest giriş, demokratik yönetim, işletme fazlalarının oranlı olarak dağıtılması) zorunlu hale getirilmiştir. Uluslararası Kooperatifler Birliğinin 23 Eylül 1995 tarihinde İngiltere’nin Manchester kentinde toplanan 31. Uluslararası Kooperatifler Birliği Kongresi’nde günümüzde uygulanan 7 ilke onaylanmıştır. Bu ilkeler şunlardır:

– Gönüllü ve serbest giriş – Ortağın demokratik yönetimi – Ortağın ekonomik katılımı – Özerklik ve bağımsızlık – Eğitim, öğretim ve bilgilendirme – Kooperatifler arası işbirliği – Toplumsal sorumluluk

3.1. Gönüllü ve Serbest Giriş: Kooperatiflere gerçek ve tüzel kişiler ortak olarak, kendi hür iradeleriyle girebilirler. Ortak alımlarında cinsiyet, dil, din, ırk, siyaset ve sosyal ayrımlar yapılamaz. Gönüllü ve serbest giriş ilkesi her isteyenin her istediği kooperatife üye olabileceği anlamına da gelmez. Kooperatifler tabi oldukları yasaları dikkate alarak kooperatifin amacı, çalışma konusu, ortaklık sıfatını kazandıran ya da kaybettiren durum ve koşullar vb. hükümleri kuruluş aşamasında bir ana sözleşme hazırlayarak belirtir.

3.2. Ortağın Demokratik Yönetimi: Kooperatiflerde her ortak eşit oy hakkına sahiptir. Kooperatifte yönetim organları ortaklar arasında yapılan oylama ile seçilir. Kooperatif ortakları seçilmiş yöneticileri eleştirebilir, hatta onları değiştirebilir. Gerek ortakların yönetim ve denetim kurullarını seçmesi, gerekse onları eleştirmesi hatta değiştirme yetkisinin olması kooperatiflerin demokratik yönetiminin bir sonucudur.

3.3. Ortağın Ekonomik Katılımı: Kooperatiflerin yıl sonunda elde ettikleri faaliyet sonucunda elde edilen gelir veya gider fazlasına ortaklar eşit şekilde katılır.

3.3.1. Gelir fazlasından yedek akçe ayrılması: Ortaya çıkan gelir fazlası kanun ve ana sözleşmede belirlenen yedek akçe, sermayeye faiz, üst birlik payları ve varsa fonlar ayrıldıktan sonra kalan risturn (ortakların kooperatiften yaptıkları alışveriş oranlarına göre gelir fazlasından pay alması) olarak dağıtılır. 3.3.2. İşletme ortaklarının sermayelerine faiz verilmesi: Kooperatifler Kanunu’nun 38. maddesine göre gelir-gider farkının en az %50’si ortaklara dağıtıldıktan sonra, ortakların sermaye paylarına genel kurul kararı ile devlet tahvillerine verilen en yüksek faiz haddini geçmemek üzere faiz ödenebileceği ana sözleşme ile hükme bağlanabilir. 3.3.3. Özel fon ayrılması: Ana sözleşmede yer verilmek suretiyle gerek kooperatifin memurları ile işçileri, gerekse kooperatifin ortakları için yardım kuruluşları oluşturmak ve bunları işletmek amacı ile yardım fonları kurulabilir. 3.3.4. Ortaklara “Risturn” dağıtılması: Faaliyetin olumlu sonucuna risturn denir. Ortakların risturn payları ana sözleşmedeki hükümlere göre ve ortakların kooperatiften yaptıkları alışveriş tutarları dikkate alınarak dağıtılır. Ana sözleşmede risturn dağıtılmasina ilişkin hüküm yoksa bu farklar, kooperatifin gelişmesine yarayacak işlerde kullanılmak üzere özel bir fonda toplanır.

3.4. Özerklik ve Bağımsızlık: Kooperatifler kendine özgü bir yasası (1163 Nu.lu Kooperatifler Kanunu) olması itibariyle özerk kuruluşlardır. Bazı durumlarda Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Vergi Usul Kanunu (VUK)’nun bazı hükümleri uygulansa da kooperatiflerin kuruluşlarından dağılmalarına kadar tüm işlemler Kooperatifler Kanunu’nda belirtilmiştir; bu da kooperatiflere özerklik kazandırmaktadır. Kooperatiflerin yönetim ve denetimlerinin ana sözleşmelerinde belirlenen hükümler dahilinde karşılıklı yardım ve dayanışma içerisinde yürütülmesi bağımsız bir kuruluş olduğunun göstergesidir.

3.5. Eğitim Öğretim ve Bilgilendirme: Kooperatiflerin başarıya ulaşması için kooperatifi yönetenlerin, ortaklarının ve halkın kooperatifçilik hakkında bilgili olmaları gerekir. Oy kullanacak, kooperatif yöneticilerini seçecek, yeri geldiğinde eleştirecek, hatta değiştirecek ve fikir verecek olan ortakların tüm bunları yerine getirebilmeleri için kooperatifçilik hakkında yeterli bilgi ve beceriye sahip olmaları gerekir. Kooperatiflerin yönetim organlarının, yükümlükülerinin ve görevlerinin neler olduğu bilindiği sürece fayda sağlanabilir. Bu nedenle ortakların ve halkın

7 Seri numaralı kurumlar vergisi genel tebliğ taslağı -Kemal Ozmen

Maliye Bakanlığından:

Kurumlar Vergisi Genel Tebliği
(Seri No: 7)

Bu Tebliğde, 31/5/2012 tarihli ve 6322 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla(1) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerin(2) uygulanmasına ilişkin açıklamalara yer verilmiş olup, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde(3) ilgili bölümler itibarıyla aşağıdaki değişiklikler yapılmıştır.

1. “5.1. İştirak kazançları istisnası” başlıklı bölümün ikinci ve son paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Buna göre kurumların;

1) Tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından elde ettikleri kazançlar,

2) Tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun kârına katılma imkânı veren kurucu senetleri ile diğer intifa senetlerinden elde ettikleri kâr payları,

3) Tam mükellefiyete tabi girişim sermayesi yatırım fonu katılma payları ile girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde ettikleri kâr payları
kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Ancak, diğer fon ve yatırım ortaklıklarının katılma payları ve hisse senetlerinden elde edilen kâr payları bu istisnadan yararlanamaz.

Tam mükellefiyete tabi girişim sermayesi yatırım fonu ve ortaklıklarının katılma payları ile hisse senetlerinden elde edilen kâr payları, 6322 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 1/1/2013 tarihinden itibaren uygulanmak üzere kurumlar vergisinden istisna edilmektedir.”
“Öte yandan, tam mükellefiyete tabi girişim sermayesi yatırım fonu ve ortaklıklarının katılma payları ile hisse senetlerinden elde edilen kâr payları hariç olmak üzere diğer fon ve yatırım ortaklıklarının katılma payları ve hisse senetlerinden elde edilen kâr payları iştirak kazancı istisnasından yararlanamayacaktır.”

2. “5.12. Diğer kanunlarda yer alan istisnalar” başlıklı bölümden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiş, sonraki bölüm numarası ise buna göre teselsül ettirilmiştir.

“5.13. Yabancı fon kazançlarının ve bu fonların portföy yöneticiliğini yapan şirketlerin vergisel durumu

Kurumlar Vergisi Kanununa 6322 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle “Yabancı fon kazançlarının vergilendirilmesi” başlıklı 5/A maddesi eklenmiştir.
Bu maddede, yabancı fonlar ile bu fonların aracılık işlemlerini yürüten portföy yöneticiliği yetki belgesine sahip tam mükellef şirketlerin (portföy yöneticisi şirketler) vergisel durumları düzenlenmiştir.

5.13.1. Yabancı fonların kazançlarına ilişkin düzenlemeler ve uygulama

Kurumlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen yabancı fonların, portföy yöneticisi şirketler aracılığıyla organize bir borsada işlem görsün veya görmesin;

– Her türlü menkul kıymet ve sermaye piyasası aracı,
– Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmesi,
– Varant,
– Döviz,
– Emtiaya dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmesi,
– Kredi ve benzeri finansal varlıklar,
– Kıymetli maden borsalarında yapılan emtia

işlemleri ile ilgili elde ettikleri kazançları için belirli şartların sağlanması durumunda; portföy yöneticisi şirketler, bu fonların daimi temsilcisi sayılmayacak ve bunların iş yerleri de bu fonların iş yeri veya iş merkezi olarak kabul edilmeyecektir.

Dolayısıyla, yabancı fonların bu kapsamda elde ettikleri kazançları için beyanname verilmeyecek ve diğer kazançlar nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu kazançlar beyannameye dahil edilmeyecektir.

Bu uygulamanın, yabancı fonların Türkiye kaynaklı gelirleri üzerinden yapılacak vergi kesintisine etkisi yoktur.

Türkiye’de bulunan taşınmazlar, aktif büyüklüğünün %51’inden fazlası taşınmazlardan oluşan şirketlere ait hisse senetleri veya ortaklık payları veya bunlara ilişkin vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri, nakdi uzlaşmayla sonuçlananlar dışında emtiaya dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri, sigorta sözleşmeleri ve bunlara ilişkin vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen kazançlar bu uygulama kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Bakanlar Kurulu %51’lik oranı yarısına kadar indirmeye veya %50’sine kadar arttırmaya yetkilidir.

5.13.1.1. Uygulamanın şartları

Portföy yöneticisi şirketlerin, bu fonların daimi temsilcisi sayılmamaları ve iş yerlerinin de fonların iş yeri veya iş merkezi olarak kabul edilmemesi için aşağıda sayılan şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

Söz konusu şartların gerçekleşmemesi halinde, yabancı fonların kazançları genel hükümlerine göre vergilendirilecek ve duruma göre portföy yöneticisi şirketler yabancı fonun daimi temsilcisi, bunların iş yerleri de bu fonların iş yeri veya iş merkezi olarak değerlendirilebilecektir.

5.13.1.1.1. Fon adına tesis edilen işlemlerin portföy yöneticisi şirketin mutat faaliyetleri arasında yer alması

Portföy yöneticisi şirketin fon adına yaptığı işlemlerin, portföy yönetimi kapsamında mutat olarak yürütülen faaliyetlerden olması gerekmektedir.

5.13.1.1.2. Yabancı fon ile portföy yöneticisi şirket arasındaki ilişkinin bağımsız olarak faaliyet gösteren kişilerdeki gibi olması

Portföy yöneticisi şirket ticari, hukuki ve finansal özellikleri dikkate alındığında, yabancı fon ile arasındaki ilişkinin, emsallere uygun koşullarda birbirlerinden bağımsız olarak faaliyet gösteren kişilerdeki gibi olması şarttır.

5.13.1.1.3. Portföy yöneticiliği hizmeti karşılığı alınacak bedelin emsale uygun olması ve transfer fiyatlandırması raporu verilmesi

Portföy yöneticisi şirket tarafından, verilen hizmet karşılığında emsallere uygun bedel alınması ve transfer fiyatlandırması raporunun kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresi içerisinde Gelir İdaresi Başkanlığına verilmesi gerekmektedir.

Transfer fiyatlandırması raporunun süresinde verilmemesi durumunda, bu raporun ilgili olduğu hesap dönemi için portföy yöneticisi şirket, fonun Türkiye’deki daimi temsilcisi sayılır ve bu dönemde fon tarafından elde edilen kazançlar genel hükümlere göre vergilendirilir.

Transfer fiyatlandırması raporu verilmiş olmasına rağmen emsaline nazaran daha düşük bir bedel alınması durumunda ise sadece portföy yöneticisi şirket adına transfer fiyatlandırmasına yönelik olarak gerekli tarhiyat yapılacak, yabancı fona ilişkin ise herhangi bir işlem yapılmayacaktır.

5.13.1.1.4. Portföy yöneticisi şirketin yabancı fon üzerindeki hak sahipliği oranının %20’yi aşmaması

Portföy yöneticisi şirket ve ilişkili olduğu kişilerin yabancı fonun kazançları üzerinde, sağladığı hizmet mukabilinde her ne ad altında olursa olsun hesaplanan bedeller düşüldükten sonra, doğrudan veya dolaylı olarak %20’den fazla hak sahibi olmaması gerekmektedir.

Bakanlar Kurulu %20’lik oranı sıfıra kadar indirmeye veya iki katına kadar arttırmaya yetkilidir.

5.13.2. Portföy yöneticisi şirketin yabancı fondan elde ettiği kazançlar

Yukarıda belirtilen şartları sağlamak kaydıyla portföy yöneticisi şirketin yabancı fondaki pay sahipliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden müstesnadır.

Yabancı fon tarafından portföy yöneticisi şirkete yapılan yönetim ücreti, teşvik, prim, performans ücreti gibi ödemeler ise her halükârda kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilecektir.

Portföy yöneticisi şirket ve ilişkili olduğu kişilerin yabancı fonun kazançları üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak %20’den daha fazla hak sahibi olması halinde ise istisnadan faydalanılması mümkün olmayıp, %20’lik hak sahipliğine isabet eden kazançlar da dahil ilgili fondan elde edilen kazançların tamamı genel hükümlere göre vergilendirilir.

5.13.3. Fonun katılımcı ve kurucuları arasında doğrudan veya dolaylı olarak bulunan tam mükellef gerçek kişi veya kurumlara ilişkin bildirim

Portföy yöneticisi şirketin yabancı fondaki pay sahipliğinden doğan kazançları hariç olmak üzere; fonun katılımcı ve kurucuları arasında doğrudan veya dolaylı olarak tam mükellef gerçek kişi veya kurumların kazanç payının %5’i geçmesi durumunda, tam mükellef gerçek kişi veya kurum kurucu veya katılımcılarının tamamının portföy yöneticisi şirket tarafından Gelir İdaresi Başkanlığına bildirilmesi gerekmektedir.

20120916-173614.jpg

7 seri numaralı kurumlar vergisi tebliği taslağı -Kemal Ozmen

Maliye Bakanlığından:

Kurumlar Vergisi Genel Tebliği
(Seri No: 7)

Bu Tebliğde, 31/5/2012 tarihli ve 6322 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla(1) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerin(2) uygulanmasına ilişkin açıklamalara yer verilmiş olup, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde(3) ilgili bölümler itibarıyla aşağıdaki değişiklikler yapılmıştır.

1. “5.1. İştirak kazançları istisnası” başlıklı bölümün ikinci ve son paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Buna göre kurumların;

1) Tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından elde ettikleri kazançlar,

2) Tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun kârına katılma imkânı veren kurucu senetleri ile diğer intifa senetlerinden elde ettikleri kâr payları,

3) Tam mükellefiyete tabi girişim sermayesi yatırım fonu katılma payları ile girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde ettikleri kâr payları
kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Ancak, diğer fon ve yatırım ortaklıklarının katılma payları ve hisse senetlerinden elde edilen kâr payları bu istisnadan yararlanamaz.

Tam mükellefiyete tabi girişim sermayesi yatırım fonu ve ortaklıklarının katılma payları ile hisse senetlerinden elde edilen kâr payları, 6322 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 1/1/2013 tarihinden itibaren uygulanmak üzere kurumlar vergisinden istisna edilmektedir.”
“Öte yandan, tam mükellefiyete tabi girişim sermayesi yatırım fonu ve ortaklıklarının katılma payları ile hisse senetlerinden elde edilen kâr payları hariç olmak üzere diğer fon ve yatırım ortaklıklarının katılma payları ve hisse senetlerinden elde edilen kâr payları iştirak kazancı istisnasından yararlanamayacaktır.”

2. “5.12. Diğer kanunlarda yer alan istisnalar” başlıklı bölümden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiş, sonraki bölüm numarası ise buna göre teselsül ettirilmiştir.

“5.13. Yabancı fon kazançlarının ve bu fonların portföy yöneticiliğini yapan şirketlerin vergisel durumu

Kurumlar Vergisi Kanununa 6322 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle “Yabancı fon kazançlarının vergilendirilmesi” başlıklı 5/A maddesi eklenmiştir.
Bu maddede, yabancı fonlar ile bu fonların aracılık işlemlerini yürüten portföy yöneticiliği yetki belgesine sahip tam mükellef şirketlerin (portföy yöneticisi şirketler) vergisel durumları düzenlenmiştir.

5.13.1. Yabancı fonların kazançlarına ilişkin düzenlemeler ve uygulama

Kurumlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen yabancı fonların, portföy yöneticisi şirketler aracılığıyla organize bir borsada işlem görsün veya görmesin;

– Her türlü menkul kıymet ve sermaye piyasası aracı,
– Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmesi,
– Varant,
– Döviz,
– Emtiaya dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmesi,
– Kredi ve benzeri finansal varlıklar,
– Kıymetli maden borsalarında yapılan emtia

işlemleri ile ilgili elde ettikleri kazançları için belirli şartların sağlanması durumunda; portföy yöneticisi şirketler, bu fonların daimi temsilcisi sayılmayacak ve bunların iş yerleri de bu fonların iş yeri veya iş merkezi olarak kabul edilmeyecektir.

Dolayısıyla, yabancı fonların bu kapsamda elde ettikleri kazançları için beyanname verilmeyecek ve diğer kazançlar nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu kazançlar beyannameye dahil edilmeyecektir.

Bu uygulamanın, yabancı fonların Türkiye kaynaklı gelirleri üzerinden yapılacak vergi kesintisine etkisi yoktur.

Türkiye’de bulunan taşınmazlar, aktif büyüklüğünün %51’inden fazlası taşınmazlardan oluşan şirketlere ait hisse senetleri veya ortaklık payları veya bunlara ilişkin vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri, nakdi uzlaşmayla sonuçlananlar dışında emtiaya dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri, sigorta sözleşmeleri ve bunlara ilişkin vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen kazançlar bu uygulama kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Bakanlar Kurulu %51’lik oranı yarısına kadar indirmeye veya %50’sine kadar arttırmaya yetkilidir.

5.13.1.1. Uygulamanın şartları

Portföy yöneticisi şirketlerin, bu fonların daimi temsilcisi sayılmamaları ve iş yerlerinin de fonların iş yeri veya iş merkezi olarak kabul edilmemesi için aşağıda sayılan şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

Söz konusu şartların gerçekleşmemesi halinde, yabancı fonların kazançları genel hükümlerine göre vergilendirilecek ve duruma göre portföy yöneticisi şirketler yabancı fonun daimi temsilcisi, bunların iş yerleri de bu fonların iş yeri veya iş merkezi olarak değerlendirilebilecektir.

5.13.1.1.1. Fon adına tesis edilen işlemlerin portföy yöneticisi şirketin mutat faaliyetleri arasında yer alması

Portföy yöneticisi şirketin fon adına yaptığı işlemlerin, portföy yönetimi kapsamında mutat olarak yürütülen faaliyetlerden olması gerekmektedir.

5.13.1.1.2. Yabancı fon ile portföy yöneticisi şirket arasındaki ilişkinin bağımsız olarak faaliyet gösteren kişilerdeki gibi olması

Portföy yöneticisi şirket ticari, hukuki ve finansal özellikleri dikkate alındığında, yabancı fon ile arasındaki ilişkinin, emsallere uygun koşullarda birbirlerinden bağımsız olarak faaliyet gösteren kişilerdeki gibi olması şarttır.

5.13.1.1.3. Portföy yöneticiliği hizmeti karşılığı alınacak bedelin emsale uygun olması ve transfer fiyatlandırması raporu verilmesi

Portföy yöneticisi şirket tarafından, verilen hizmet karşılığında emsallere uygun bedel alınması ve transfer fiyatlandırması raporunun kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresi içerisinde Gelir İdaresi Başkanlığına verilmesi gerekmektedir.

Transfer fiyatlandırması raporunun süresinde verilmemesi durumunda, bu raporun ilgili olduğu hesap dönemi için portföy yöneticisi şirket, fonun Türkiye’deki daimi temsilcisi sayılır ve bu dönemde fon tarafından elde edilen kazançlar genel hükümlere göre vergilendirilir.

Transfer fiyatlandırması raporu verilmiş olmasına rağmen emsaline nazaran daha düşük bir bedel alınması durumunda ise sadece portföy yöneticisi şirket adına transfer fiyatlandırmasına yönelik olarak gerekli tarhiyat yapılacak, yabancı fona ilişkin ise herhangi bir işlem yapılmayacaktır.

5.13.1.1.4. Portföy yöneticisi şirketin yabancı fon üzerindeki hak sahipliği oranının %20’yi aşmaması

Portföy yöneticisi şirket ve ilişkili olduğu kişilerin yabancı fonun kazançları üzerinde, sağladığı hizmet mukabilinde her ne ad altında olursa olsun hesaplanan bedeller düşüldükten sonra, doğrudan veya dolaylı olarak %20’den fazla hak sahibi olmaması gerekmektedir.

Bakanlar Kurulu %20’lik oranı sıfıra kadar indirmeye veya iki katına kadar arttırmaya yetkilidir.

5.13.2. Portföy yöneticisi şirketin yabancı fondan elde ettiği kazançlar

Yukarıda belirtilen şartları sağlamak kaydıyla portföy yöneticisi şirketin yabancı fondaki pay sahipliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden müstesnadır.

Yabancı fon tarafından portföy yöneticisi şirkete yapılan yönetim ücreti, teşvik, prim, performans ücreti gibi ödemeler ise her halükârda kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilecektir.

Portföy yöneticisi şirket ve ilişkili olduğu kişilerin yabancı fonun kazançları üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak %20’den daha fazla hak sahibi olması halinde ise istisnadan faydalanılması mümkün olmayıp, %20’lik hak sahipliğine isabet eden kazançlar da dahil ilgili fondan elde edilen kazançların tamamı genel hükümlere göre vergilendirilir.

5.13.3. Fonun katılımcı ve kurucuları arasında doğrudan veya dolaylı olarak bulunan tam mükellef gerçek kişi veya kurumlara ilişkin bildirim

Portföy yöneticisi şirketin yabancı fondaki pay sahipliğinden doğan kazançları hariç olmak üzere; fonun katılımcı ve kurucuları arasında doğrudan veya dolaylı olarak tam mükellef gerçek kişi veya kurumların kazanç payının %5’i geçmesi durumunda, tam mükellef gerçek kişi veya kurum kurucu veya katılımcılarının tamamının portföy yöneticisi şirket tarafından Gelir İdaresi Başkanlığına bildirilmesi gerekmektedir.