işletme kooperatifi nasıl kurulur-Kemal ÖZMEN

iŞLETME KOOPERATİFİ KURMAK VEYA ÇEVİRMEK İÇİN BİZE ULAŞIN

0216 352 29 61

İ[email protected]

Diğer hizmetlerimiz

 

1-Kooperatiflerin kuruluşu, organizasyonu, muhasebe   hesap planı ve  belge düzeninin oluşturulması,

2-Kooperatifle ortakları arasında ve kooperatifle   yüklenici veya taşeronları arasındaki anlaşmazlıkların çözümü,

3-Genel kurulların hazırlanması ve   sonuçlandırılması,

4-Kooperatifin iş ve işlemleri ile ilgili rapor   hazırlanması,

5-İhale dosyasının hazırlanması,

6-İnşaat yapım  sözleşmesinin   hazırlanması,

7-Şerefiye Raporunun hazırlanması ve kesinleşme   prosedürünün yerine getirilmesi, Ferdileşme süreci

8-Kur’a Yönetmeliğinin hazırlanması ve kur’a işleminin   gerçekleştirilmesi,

9-Kat irtifakı ve/veya kat mülkiyeti tapuları ile   ortakların ferdileştirilmesi,

10-Yapı kooperatiflerinin işletme kooperatifi olarak   amaç ve tür değiştirmesi,

11-Yapı kooperatiflerinin anonim şirket olarak amaç ve   tür değiştirmesi,

12-Kooperatiflere ve sitelere özel Toplu Yapı Yönetim   Planı hazırlanması,

13-Kooperatifin muhasebe hesap planı ve muhasebe   yönetmeliğinin hazırlanması, defter ve belge düzeninin   oluşturulması,

14-Kooperatifin vergiler karşısındaki mükellefiyet ve sorumluluklarının belirlenmesi, vergi sorunlarının çözümlenmesi,

15-Yapı kooperatiflerinde iskan belgesi (yapı kullanma   izin belgesinin) şartlarından biri olan sigortadan ilişiksizlik belgesinin   alınması,

16-Kooperatifçilik konularında diğer danışmanlık   hizmetlerinin verilmesi

İnşası bittiği halde kat irtifakına göre de satışı yapılmayan veya alıcının kullanımına bırakılmayan daireler için fatura düzenlenmemesi ve bu dairelerin envanterde durumlarına göre mamul veya yarı mamul stoklar arasında gösterileceği hk. Tarih 09/08/2012-Kemal ozmen

Başlık İnşası bittiği halde kat irtifakına göre de satışı yapılmayan veya alıcının kullanımına bırakılmayan daireler için fatura düzenlenmemesi ve bu dairelerin envanterde durumlarına göre mamul veya yarı mamul stoklar arasında gösterileceği hk.
Tarih 09/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.63.15.01-213-19
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ŞANLIURFA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Vergi ve Anlaşmalar Uygulama Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.63.15.01-213-19

09/08/2012

Konu

:

Satılmamış Daireler İçin Fatura Düzenlenip Düzenlenmeyeceği Hk.

İlgide kayıtlı Özelge Talep Formunda ……… Vergi Dairesi Müdürlüğünün ……..vergi kimlik numarasında İnşaat Müteahhitliği faaliyetinden dolayı kayıtlı gelir mükellefi olduğunuzu, halen devam eden üç inşaat işinizden muhtemelen Haziran ayında bitecek olan binadan iki adet daireyi sattığınızı, kalanını satamadığınızı, diğer inşaat işlerinizden dolayı mükellefiyet kaydınız devam ettiği halde biten inşaattan satamadığınız daireler için fatura düzenleyip düzenlemeyeceğiniz hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı 3’üncü maddesinin “İspat” başlıklı (B) bölümünde; Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, “Vergiyi Doğuran Olay” başlıklı 19’uncu maddesinde; Vergi alacağının vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı, Kanunun 229’uncu maddesinde; fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış ve aynı kanunun 231/5’inci maddesinde ise, faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı,

Aynı Kanunun,”Fatura Kullanma Mecburiyeti” başlıklı 232’nci maddesinde ise; Birinci ve ikinci sınıf tüccarların, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin, birinci ve ikinci sınıf tüccarlara, serbest meslek erbabına, kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere ve vergiden muaf esnafa sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunların da fatura istemek ve almak mecburiyetinde oldukları,

hüküm altına alınmıştır.

Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

– 1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

– 2/1 inci maddesinde, teslimin, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcı veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu,

– 10/a maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile 10/b maddesinde, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geldiği

hükme bağlanmıştır.

Esas itibariyle gayrimenkul satışlarında mülkiyetin devri gayrimenkulün tapuda alıcı adına tescil edilmesi ile gerçekleşmektedir. Tapuda alıcı adına tescil yapılmadan önce gayrimenkulün alıcının fiili kullanımına bırakılarak alıcı tarafından malik gibi kullanılmaya başlanması halinde, KDV açısından vergiyi doğuran olay gayrimenkulün fiili kullanıma başlanması anında meydana gelmektedir.

Gayrimenkulün tapuda alıcı adına tescili veya fiili kullanımına bırakılmasından önce fatura veya benzeri belge düzenlenmesi halinde ise KDV açısından vergiyi doğuran olay bu belgenin düzenlenmesi sırasında meydana gelecektir.

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; inşaatı halen devam eden üç işinizden muhtemelen Haziran ayında bitecek olan binadan iki adet dairenin satıldığı, kalan diğer dairelerin ise mülkiyetinin tapuda devir edilmediği, herhangi bir şahsın fiili kullanımına da terk edilmediği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, inşaatı biten dairelerin bina iskan ruhsatları alınmadan ve cins tashihi işlemleri yapılmadan yeni malik adına tapuda kat mülkiyeti de tesis edilmesi mümkün değildir.

Ancak kat irtifakı tesisi üzerine verilen tapuya istinaden satış yapılmış veya alıcının kullanımına bırakılmış olması halinde teslim gerçekleşmiş olduğundan, bu dairelerin satışına ilişkin faturaların tapuya tescil tarihinden veya fiilen kullanıma başlandığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenlenmesi gerekmektedir.

Ancak, inşası bittiği halde kat irtifakına göre de satışı yapılmayan veya alıcının kullanımına bırakılmayan daireler için fatura düzenlenmemesi ve bu dairelerin envanterde durumlarına göre mamul veya yarı mamul stoklar arasında gösterilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Yurt dışında mukim firma tarafından düzenlenen alacak ve borç notunun ‘credit note-edit note’ ispat edici belge olarak kabul edilip edilmeyeceği. -Kemal ozmen

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.99.16.01.0-vuk-229-189

14/08/2012

Konu

:

Yurt dışında mukim firma tarafından düzenlenen alacak ve borç notunun ‘credit note-edit note’ ispat edici belge olarak kabul edilip edilmeyeceği.

İlgide kayıtlı dilekçeniz ile yurtdışı, yurtiçi taşımacılık ve lojistik hizmetleri verilmesi ile iştigal etmekte olduğunuz, ticari faaliyetiniz kapsamında yapmış olduğunuz mal ve hizmet teslimleri için yurtdışındaki firmalarla karşılıklı olarak fatura düzenlediğiniz, ancak yurt dışında mukim olan müşteri ve tedarikçilerinizin zaman zaman ticari, lojistik, teknik talepler, fiyat düzeltmeleri, komisyon ve indirim gibi nedenlerle, şirketinizden karşılıklı olarak credit note (alacak notu) ve debit note (borç notu) düzenleme taleplerinde bulundukları belirtilerek; Yurt dışında mukim olan müşteri ve tedarikçilerinizin çeşitli nedenlerle yapılan iadeler için fatura düzenleme imkânı bulunmadığında müşterinin şirketinize debit note düzenleyip düzenleyemeyeceği veya şirketinizce iade edilen emtia için düzenlenen iade faturasını kabul etme imkânı bulunmadığında şirketinize credit note düzenlenip düzenlenemeyeceği ile bu belgelerin Vergi Usul Kanunu uyarınca ispat edici vesika olarak kabul edilip edilmeyeceği hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu kayıtların ise mezkûr Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu şeklindeki belgelerden herhangi birisi ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

Buna göre, üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait kayıtlar vesikalara dayanılarak tevsik edilecektir.

Diğer taraftan, 253 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Bedellerle İlgili İşlemler” başlıklı bölümünde, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri gider olarak defterlerine kaydedebildikleri belirtilerek, yurt dışındaki kişi veya firmalardan belge alan mükelleflerin, bu belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermeleri sırasında belgelerde yazılı bedelleri, belgelerin düzenlendiği günde Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevirerek kayıtlarında gösterecekleri, ancak inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükelleflerin bu belgelerini tercüme ettirmek zorunda oldukları açıklanmış bulunmaktadır.

Alacak ve borç notu “credit note-debit note” uluslararası ticaret yapan şirketlerce ticarette öngörülmeyecek şekilde ortaya çıkan maliyete ilişkin unsurları karşılıklı olarak dengelemek amacıyla kullanılan notlardır. Bu notlar, genellikle firmalar tarafından fiyat farklılıklarına ilişkin birer düzeltme aracı olarak kullanıldığı gibi, satıcı tarafından alıcıya ticari, lojistik, teknik talepler, komisyon ve indirim gibi nedenlerle de gönderilir.

Buna göre, bir mal veya hizmetin fiyatı azalmış veya mal kısmen veya tamamen iade edilmişse, alıcının borcu azalacak olup geliri artmış olacaktır. Bu durumda yurt dışındaki alıcı firma iade etmiş olduğu mal için yurt içindeki satıcıya fatura düzenlemesi gerekmektedir. Ancak, yurt dışındaki firmanın ülkesi mevzuatına göre fatura düzenlemesi mümkün değilse, ilgili ülke mevzuatına göre geçerli bir belge olması ve bu durumun gerektiğinde ispatı şartıyla, bu firmanın düzenleyeceği “debit note”un kayıtların tevsiki açısından ispat edici belge olarak kullanılması mümkündür.

Yurt içindeki alıcının mal iade etmesi durumunda ise alıcının yurt dışındaki satıcı adına fatura düzenlemesi zorunludur. Bu durumda yurt dışındaki müşterinin credit note düzenlemesi mümkün olmakla beraber kayıtların vergi mevzuatına göre tevsiki açısından faturanın düzenlenmesi zorunluluğu ortadan kalkmamaktadır.

Öte yandan, tüm tevsik edici belge ve yazışmaların muhafazasının ve gerektiğinde ibraz edilmesinin şart olduğu tabiidir.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Müşterilerden alınan çeklerin makbuz mukabili ciro edilmesi halinde ispat edici belge olup olmadığı hk.-Kemal ozmen

Başlık Müşterilerden alınan çeklerin makbuz mukabili ciro edilmesi halinde ispat edici belge olup olmadığı hk.
Tarih 23/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.55.15.02-2011-VUK-ÖZE-06-296
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

SAMSUN VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.55.15.02-2011-VUK-ÖZE-06-296

23/08/2012

Konu

:

Müşterilerden alınan çeklerin makbuz mukabili ciro edilmesi halinde ispat edici belge olup olmadığı

İlgide kayıtlı Özelge Talep Formunda … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numarasında mükellef olduğunuz, ihraç kayıtlı satışlarınız nedeniyle oluşan KDV terkin/iade işlemlerinde vergi dairesince mal ve hizmet satın aldığınız kişilere yapılan ödemelerin belgelerinin istendiği, müşterilerden alıp kayıtlarınıza intikal eden çekleri yine mal ve hizmet satın aldığınız kişilere makbuz mukabili ciro ederek verdiğiniz, bu belgelerin ispat edici ödeme belgeleri yerine geçip geçmediği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 1 seri nolu Vergi Usul Kanunu Sirkülerinde ”Banka sistemi içinde kaldığı müddetçe bir mal veya hizmet bedelinin müşterinin kendi çeki ya da ciro ettiği bir çek ya da beyaz ciro ile teslim ettiği bir çek ile ödenmesi imkan dahilindedir. Çekin tam ciro ve beyaz ciro ile devri mümkün bulunmaktadır.

Sattıkları mal veya hizmet bedellerini müşterilerinden aldıkları çeklerle tahsil eden ve ödemelerini de yine bu çeklerle yapan mükelleflerin çeklerini ciro etmelerinde uymaları gereken hususlar aşağıda açıklanmıştır.

Mal veya hizmet karşılığı alınan çekin tam ciro yapılması halinde çekin arkasında isim, unvan, vergi kimlik numarası ve adresinin yazılması yeterli olacaktır. Hamiline düzenlenen çekde aynı şekilde ciro edilebilecektir.

Mal veya hizmet bedellerini beyaz ciro ile tahsil edenler, bu çekleri için “çek alım bordrosu” düzenlemelidirler. Bu bordroda çeki düzenleyen yada çeki devredenin adı, soyadı, vergi kimlik numarası ile imza ve kaşesinin bulunması gerekmektedir.

Öte yandan, 82 seri nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde açıklandığı üzere çekle yapılan ödemelerde müteselsil sorumluluk uygulamasına muhatap tutulmamak bakımından çekin tam ciro ile devri gerektiği tabiidir.

Çek alım bordrosu düzenledikten sonra bu çekler, satın alınan mal ve hizmet bedelleri karşılığı beyaz ciro ile verildiğinde ” çek teslim bordrosu” düzenlenecektir. Bu bordrolarda da kendisine ciro yapılan satıcının veya yetkilisinin adı,soyadı vergi kimlik numarası ile imza ve kaşesinin bulunması zorunludur.

Çek alım veya teslim bordrosunda birden fazla çekin bulunması halinde çeki keşide veya son ciro edenlerin isim ve unvanları ile çek tutarları bordroya ayrı ayrı yazılmalıdır.” denilmektedir.

Diğer taraftan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 32 nci maddesi hükmü kapsamında yer alan iade taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar muhtelif tarihli KDV Genel Tebliğleri ile belirlenmiş, 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin “Müteselsil Sorumluluk/İşleme Doğrudan Taraf Olanlar” başlıklı III/1.1. bölümünde ise mal alımlarına ait katma değer vergisi dahil toplam işlem bedelinin banka aracılığı ile yada çekle yapılmış olması halinde alıcıların müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulmayacakları açıklanmıştır.

Bununla beraber, söz konusu çeklerin kendi ödemelerinizde kullanıldığının yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen KDV iadesi tasdik raporunda izah veya tevsik edilmesi şartıyla, bu ödemelerin de 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin “III/1.1. bölümü kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır.

Buna göre mal ve hizmet satın aldığınız kişilere, müşterilerinizden aldığınız çeklerle ödeme yapılması halinde çeklerin 1 seri no.lu Vergi Usul Kanunu Sirkülerine uygun olarak düzenlenmesi halinde ödemeye ilişkin ispat edici belge olarak kabul edilmesi mümkündür.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Faturalara dahil edilen bahşiş bedellerinin KDV ye tabi olup olmadığı-Kemal ozmen

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.24-2486

09/08/2012

Konu

:

Faturalara dahil edilen bahşiş bedellerinin KDV ye tabi olup olmadığı

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketiniz bünyesinde mevcut otelinizde konaklayan turist gruplarını gönderen firmalara düzenlenen faturalara, otel konaklama bedeli ile otelde yapılan hizmetlere ilave olarak tahsil edilen bahşişlerin de paid out bedeli adıyla dahil edildiği belirtilerek, söz konusu bahşiş bedellerinin KDV matrahına dahil edilip edilmeyeceği hususunun bildirilmesi istenilmiştir.

Katma Değer Vergisi Kanununun;

– 1/1 maddesinde, ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

– 4/1 maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu ve bu işlemlerin; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği,

– 20 nci maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin ise, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği,

– 24/c maddesinde, vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin KDV matrahına dahil edilmesi gerektiği,

hükme bağlanmıştır.

Buna göre; teslim ve hizmet bedelinden ayrı olarak müşterileriniz tarafından bir memnuniyet ifadesi olarak ya da örf ve adet gereği bahşiş kutularına nakit olarak bırakılan bahşişler, herhangi bir teslim ya da hizmet bedeli olarak düşünülemeyeceğinden KDV ye tabi bulunmamaktadır.

Ancak, otelinizde konaklayan turist gruplarını gönderen firmalardan, otel konaklama bedeli ile otelde yapılan hizmetlere ilave olarak tahsil edilen bahşiş bedelleri de yapılan teslim ya da ifa edilen hizmetin matrahına dahil bir unsur olup Kanunun 24/c maddesi gereğince KDV matrahına dahil edilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Şehirler arası yolcu taşımacılığı ile D4 yetki belgesine sahip mükelleflerde belge düzeni -Kooperatif ve bağımsız otobüs sahiplerinin düzenleyeceği yolcu taşıma biletleri hk. Tarih 16/08/2012-Kemal ozmen

Şehirler arası yolcu taşımacılığı ile D4 yetki belgesine sahip mükelleflerde belge düzeni -Kooperatif ve bağımsız otobüs sahiplerinin düzenleyeceği yolcu taşıma biletleri hk.
Tarih 16/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.0.06.29-27-19-98
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

MANİSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri ve Usul Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.0.06.29-27-19-98

16/08/2012

Konu

:

Şehirler arası yolcu taşımacılığı ile D4 yetki belgesine sahip mükelleflerde belge düzeni

İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden, … arasında … Kooperatifi firması olarak yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunduğunuz, D1 ve D2 yetki belgeleri kullanmakta iken AB uyum sözleşmesine istinaden Ulaştırma Bakanlığı tarafından D4 yetki belgesi kullanma zorunluluğu getirildiği, D4 yetki belgesinin öz mal olan araçlar için verilmesi nedeniyle kooperatif üyelerinin sahibi bulunduğu otobüslere çıkartıldığı, Kooperatifinizin … ve … otogarlarında bulunan yazıhanelerinizden kooperatif adına düzenlenecek yolcu taşıma biletleri ile Ulaştırma Bakanlığının D4 yetki belgesi sahipleri olanlar adına düzenlenmesi istenen yolcu taşıma biletleri arasında tereddüt hasıl olduğundan Başkanlığımızdan görüş istenildiği anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere, 173 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin (C) bölümünün 5 inci bendinde, “Şehirlerarası yolcu taşıma işiyle uğraşan otobüs işletmecileri kullanacakları yolcu taşıma biletleri ve yolcu listelerini bağlı bulundukları vergi dairesinin bulunduğu ildeki anlaşmalı matbaalara bastıracaklardır.

Ancak, bir otobüs firmasının veya firmalarının biletlerinin komisyoncular tarafından satılması halinde, yolcu taşıma biletleri ve yolcu listelerini otobüs komisyoncuları kendi vergi dairelerinin bulunduğu ildeki anlaşmalı matbaalara kendi adlarına bastıracaklar ve bu şekilde bastırılacak biletlerin dış yüzü üzerinde, hangi firmanın biletinin olduğunu belirtir, ilgili firmanın, adı ve soyadı, varsa ticaret unvanı gibi bilgiler ile amblemi yer alacaktır.

Otobüs komisyoncuları, bu şekilde bastıracakları yolcu taşıma biletlerini, birbirini takip eden müteselsil seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettireceklerdir. Otobüs firmaları ise hizmet bedeli olarak komisyoncu adına düzenleyecekleri faturalarda satılan bilet miktar ve tutarını ayrıca göstereceklerdir.

Öte yandan, bir işletmenin kendi otobüsüyle yaptığı taşıma işi yanı sıra, bağımsız otobüs sahiplerine de taşıma yaptırması halinde, bağımsız otobüs sahipleri tarafından bu işletmeye yapılan taşıma hizmeti karşılığında fatura düzenlenecektir. Ancak, yolcu taşıma bileti ve yolcu listesinin gerek işletmeye bağlı otobüslere gerekse bağımsız otobüs sahiplerine yaptırılan taşımalarda işletme tarafından düzenleneceği tabiidir.

Bağımsız otobüs sahiplerinden maksat kendi otobüsüyle bir firmanın yolcularını taşıyan şahıslardır…” denilmektedir.

Öte yandan, 356 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde, şehirlerarası yolcu taşıma işiyle uğraşan otobüs işletmecilerinin, kendi otobüslerinde taşıyacakları yolcular için acentelere kendi biletlerini kullandırabilecekleri, bu durumda acentelerin, otobüs işletmecisi tarafından kendisine verilen yolcu taşıma biletinin her nüshasına kendi unvanını, adresini, vergi dairesini ve vergi kimlik numarasına ilişkin bilgileri içeren kaşeyi basmak suretiyle bilet düzenleyecekleri ve bunları yolculara, yolcu listelerini de otobüs işletmecisine bağlı otobüs yetkilisine verecekleri belirtilerek acentelik hizmeti dolayısıyla otobüs işletmecisi firma adına fatura düzenleyecekleri açıklamalarına yer verilmiştir.

Ayrıca anılan Tebliğde, yolcu taşıma bileti uygulamasında 173 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen veya bu Tebliğ ile getirilen usullerden herhangi birinin kısmen veya tamamen seçiminin mümkün olduğu açıklanmıştır.

Bu itibarla, vergi mevzuatına göre şehirlerarası yolcu taşımacılık faaliyetinizle ilgili olarak yukarıda belirtilen şekillerde yolcu taşıma bileti düzenlenmesi mümkün olmakla birlikte Ulaştırma Bakanlığınca yapılan düzenlemelere de riayet edilmesi ve mezkur Bakanlıktan da görüş alınması gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir\” ibaresi ile fatura bastırılıp bastırılamayacağı hk.-Kemal ozmen

Başlık \”Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir\” ibaresi ile fatura bastırılıp bastırılamayacağı hk.
Tarih 23/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.06.18.02-32230-8237-859
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.06.18.02-32230-8237-859

23/08/2012

Konu

:

“Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir” ibaresi ile fatura bastırılıp bastırılamayacağı hk.

İlgi özelge talep formunuzda; kurumlar vergisi mükellefi olmayan, Vergi Usul Kanunu uyarınca fatura vermek zorunda olan kurum kuruluşlar arasında da yer almayan Birliğinizin, iktisadi işletmenin konusuna girmeyen faaliyetleri nedeniyle alınan ücretlere ilişkin verilen belgeler için; “Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir” ibaresi ile fatura bastırıp bastıramayacağı ile söz konusu faturayı bastırabilmeniz halinde anlaşmalı matbaalara bastırılmasının veya noterden tasdikinin zorunlu olup olmadığı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep etmektesiniz.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 ve müteakip maddelerinde vergi mükellefleri tarafından kullanılacak belgeler sayılmış olup, konuyla ilgili olarak yayımlanan 164 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde; “… Genel ve Katma Bütçeli İdarelere, İl Özel İdarelerine, Belediyeler ve Köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2’nci maddesinde tanımı yapılan teşebbüs, teşekkül, kuruluş, müessese, bağlı ortaklık, iştirak ve işletmeler tasdik mecburiyetine tabi olmaksızın Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerine göre yukarıda sayılan belgeleri düzenleyeceklerdir.

Ancak bu kuruluşlar kullanacakları belgelerin üzerine, “Vergi Usul Kanunu Hükümlerine Tabi Değildir.” ibaresini kaşe ile basacaklar veya matbaa baskısı ile belirteceklerdir.” hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, bu kuruluşlardan kurumlar vergisinden muaf olanların kullanacakları belgelere “Kurumlar Vergisinden Muaftır” şerhi koymaları gerektiği 206 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde açıklanmıştır.

Yukarıda sayılan mükelleflerin kullanmak mecburiyetinde oldukları belgeleri anlaşmalı matbaalara bastırmaları veya 164 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca notere tasdik ettirmeleri şartı aranmamaktadır. Ancak, bu mükelleflerin kullanacakları belgelerde Vergi Usul Kanununda yer verilen asgari bilgilerin yer alması zorunludur.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, Birliğinizin 164 sıra no.lu Tebliğde sayılanlardan olması ve kurumlar vergisi veya katma değer vergisi mükellefiyetinin bulunması halinde, belgelerinizi notere tasdik ettirmeden veya anlaşmalı matbaalar dışındaki matbaalarda bastırarak kullanmanız mümkün olup, bu belgelerde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinde belirtilen bilgilerin yer alması gerekmektedir.

Ancak, kullanacağınız belgelerin üzerine “Vergi Usul Kanunu Hükümlerine Tabi Değildir.” ibaresini kaşe ile basmanız veya matbaa baskısı ile belirtmeniz, ayrıca kurumlar vergisinden muaf olmanız halinde belgelere “Kurumlar Vergisinden Muaftır” şerhi koymanız gerekmektedir.

Diğer taraftan, Birliğinizin kurumlar vergisi veya katma değer vergisi mükellefiyetinin bulunmaması halinde Vergi Usul Kanunu uyarınca belge düzenleme mecburiyetiniz bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme hk. Tarih 27/08/2012 Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2683 Kapsam -Kemal ozmen

Başlık Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme hk.
Tarih 27/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2683
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2683

27/08/2012

Konu

:

Şirket aktifinde kayıtlı olan işyerinin yeni edinilecek işyeri ile değiştirilmesi halinde vergileme.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, bilanço esasına göre defter tutan gelir vergisi mükellefi olduğunuz, işyerinizi … yılında … m² olarak … TL. ye sanayi sitesini yapan müteahhitten satın alarak işletmenizin aktifine kayıt ettiğiniz, sitenin projesinde yapılan hata nedeniyle iş yeri m² sinin düştüğü, bu nedenle müteahhit tarafından aynı kattaki iş yerinin başka bir iş yeri ile değiştirilmesi ve bunun karşılığında her iki dükkanın rayiç bedelleri ile fatura düzenlenerek bu yanlışlığın giderilmesinin talep edildiği, bu değişiklik sonucu herhangi bir parasal tahsilatın söz konusu olmadığı belirtilerek, karşılıklı yapılan iş yeri satışının Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve KDV Kanunu hükümleri çerçevesinde Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde; “Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.”

Aynı Kanunun 38 inci maddesinde; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.” denilmiş olup,

Yine Gelir Vergisi Kanunun 39 uncu maddesinde de;

İşletme hesabı esasına göre ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki müspet farktır.

(Elde edilen hasılat, tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları; giderler ise, tediye olunan ve borçlanılan meblağları ifade eder.)

Emtia alım ve satımı ile uğraşanlarda ticari kazancın bulunması için hesap dönemi sonundaki emtia mevcudunun değeri hasılata, dönem başındaki emtia mevcudunun değeri ise giderlere ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

hükümleri yer almaktadır.

Diğer taraftan, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun,

1/1 inci maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

2/1 nci maddesinde; teslimin bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesi olduğu, bir malın alıcıya veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdiinin de teslim hükmünde olduğu,

2/5 inci maddesinde; trampanın iki ayrı teslim hükmünde olduğu,

10 uncu maddesinde; vergiyi doğuran olayın, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura ve benzeri belgelerin düzenlenmesi ile meydana geleceği,

27 nci maddesinin 1, 2 ve 3 üncü bentlerinde; bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin mal, menfaat, hizmet gibi paradan başka değerler olması halinde matrahın işlemin mahiyetine göre emsal bedeli veya emsal ücreti olduğu, bedelin emsal bedeline veya emsal ücretine göre açık bir şekilde düşük olduğu ve bu düşüklüğün mükellefçe haklı bir sebeple açıklanamadığı hallerde de, matrah olarak emsal bedeli veya emsal ücretin esas alınacağı, emsal bedel ve emsal ücretin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit olunacağı,

hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 269 uncu maddesinde; “İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir.”

262 nci maddesinde; “Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.”

hükümleri mevcuttur.

Mezkur Kanunun 227 nci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu, 229 uncu maddesinde faturanın; satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, 231 inci maddesinin 5 numaralı bendinde, faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içinde düzenlenmemiş olan faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı, 232 nci maddesinde ise, birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek, satın aldıkları emtia ve hizmetler için de fatura istemek ve almak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun “Amortismana tabi malların satılması” başlıklı 328 inci maddesinde, satış ve elden çıkarma ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş olup, söz konusu maddede amortisman ayrılmış olan satışa konu sabit varlıkların net maliyet değerinin, amortisman ayırmadan önceki maliyet değerinden ayrılmış olan amortisman düşüldükten sonra kalan meblağ olduğu hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, gayrimenkullerde mülkiyet, Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi uyarınca, tapuya tescille kazanıldığından gayrimenkullerin el değiştirmesi yeni bir iktisap olarak kabul edilerek satış kapsamında değerlendirilecektir.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde;

-İşyerinizin satışının tapuya tescil edildiği tarihten veya tescil tarihinden önce fiilen teslim edilmiş ise bu tarihten itibaren yedi gün içinde ait olduğu oranda KDV’sini de içerecek şekilde inşaat firması adına fatura düzenlemeniz,

-İnşaat firmasının da işyeri satışını tapuya tescil ettirdiği tarihten, işyerinin tapuya tescil tarihinden önce firmanızın kullanımına bırakılmış olması halinde ise, fiilen kullanımınıza bırakıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde ait olduğu oranda KDV’sini de içerecek şekilde firmanız adına fatura düzenlemesi gerekmektedir.

Katma değer vergisine tabi gayrimenkul teslimlerinde katma değer vergisinin matrahı gerçek satış bedeli olduğundan düzenlenecek faturalarda söz konusu işyerlerinin tesliminden kaynaklanan katma değer vergisinin, yukarıda anılan Kanun hükümlerinde belirtilen emsal bedele ilişkin düzenlemelerde dikkate alınarak gerçek satış bedeli üzerinden hesaplanması gerektiği tabiidir.

Ayrıca, … yılında satın almış olduğunuz işyerinin inşaat şirketi tarafından başka bir işyeri ile değiştirilmesi ayrı ayrı teslim sayılacağından, düzenlenecek fatura bedellerinin; faturayı düzenleyen açısından gelir, faturayı alan açısından ise söz konusu gayrimenkulün maliyet bedeli olarak dikkate alınarak kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir

Gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi halinde belge düzeni ve vergilendirilmesi hk. Tarih 29/08/2012

Başlık Gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi halinde belge düzeni ve vergilendirilmesi hk.
Tarih 29/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-105[229-2012/VUK-1- . . .]–2700
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-105[229-2012/VUK-1- . . .]–2700

29/08/2012

Konu

:

Gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi halinde belge düzeni ve vergilendirilmesi.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … satışı faaliyeti ile iştigal ettiğiniz, bu faaliyetin dışında konut veya işyeri olarak kayıtlı gayrimenkulleri kiralamak ya da mülkiyetini satın almak suretiyle günlük veya haftalık olarak kiraya vereceğiniz, bu gayrimenkullere ait elektrik, su doğalgaz gibi tüm giderlerin tarafınızca karşılanacağı belirtilerek, söz konusu kiraya verme işlemine ilişkin vergilendirmenin ve belge düzeninin ne şekilde olacağı, kiralama faaliyetinden elde edilecek kazancın ticari kazanç olarak vergilendirilmesi durumunda katma değer vergisi oranının ne olacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu, 70 inci maddesinde ise arazi, binanın (döşeli olarak kiraya verilenlerde döşeme için alınan kira bedelleri dahil) sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu, söz konusu malların ve hakların ticari veya zirai bir işletmeye dahil bulunduğu takdirde bunların iratlarının ticari ve zirai kazancın tespitine müteallik hükümlere göre hesaplanacağı hükme bağlanmıştır.

Ticari faaliyet, emek ve sermaye unsurlarının bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım satımı, imalatı veya hizmet ifaları gibi faaliyetlerdir. Ticari faaliyet devamlılığı gerektirir. Ticari organizasyon ise sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartların tümü veya bir kısmının yerine getirilmesi ile oluşmaktadır. Bu organizasyonun kazanç sağlama amacı olmasa dahi işletmenin konusunun ve faaliyetinin her türlü mal ve hizmet satışı veya bunlara benzer şekilde olması, devamlı surette yapılması, kar elde etme potansiyelinin bulunması durumunda bu faaliyet ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu hükme bağlanmış ve vergiye tabi işlemlere uygulanacak KDV oranları, aynı Kanunun 28 inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak yayınlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 1, (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 8, listelerde yer almayan vergiye tabi işlemler için % 18 olarak belirlenmiştir.

Söz konusu Kararnameye ekli (II) sayılı listenin B bölümünün 25 inci sırasında; “Otel, motel, pansiyon, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerinde sunulan geceleme hizmeti (Konaklama tesislerinde geceleme hizmetinden yararlanmayanlara verilen tüm hizmetler ile geceleme hizmetiyle beraber verilen ancak ayrıca belgelendirilen ya da geceleme hizmetine ait belgede ayrıca fiyatlandırılan hizmetler bu sıra kapsamında yer almamaktadır. Ancak geceleme hizmeti kapsamında verilmesi ve geceleme bedeline dahil edilmesi mutat olan diğer hizmetler bu sıra kapsamında yer almakla birlikte bu şekilde belirlenen geceleme bedeli içinde sunulan alkollü içeceklere ilişkin yüklenilen katma değer vergisi tutarları, hizmeti sunanlar tarafından indirim konusu yapılamaz.)” ibaresine yer verilmiştir.

Buna göre, satın alınan veya kiralanan gayrimenkullerin üçüncü şahıslara kiraya verilmesi işlemi, Kanunun 1/1 inci maddesine göre ticari faaliyet kapsamında yapılan bir kiralama hizmeti olarak genel oranda (% 18) KDV ye tabi bulunmakta olup, bu şekilde verilen hizmetin otel, motel, pansiyon, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerinde sunulan geceleme hizmeti olarak değerlendirilmesi ve % 8 oranında KDV ye tabi tutulması mümkün değildir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Faturanın tarifi” başlıklı 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış, 231/5 inci maddesinde ise faturanın mal teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, kiralamak ya da satın almak suretiyle tasarrufunuzda bulunan gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya vermeniz karşılığında elde edeceğiniz kazanç Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanca ilişkin hükümlerine göre vergilendirilmesi ve bu kira gelirleri karşılığında kiralama hizmetinin ifa edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde fatura düzenlemeniz gerekmektedir.

Diğer taraftan, kiralamak ya da satın almak suretiyle tasarrufunuzda bulunan gayrimenkullerin günlük veya haftalık olarak kiraya verilmesi hizmeti otel, motel, pansiyon, tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerinde sunulan geceleme hizmeti olmaması nedeniyle günlük müşteri listesi düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Kredi kullanılarak satın alınan gayrimenkulün, kiralanması ve satışının KDV, KV ve Vergi Usul Kanunu karşısındaki durumu hk-Kemal ozmen

Başlık Kredi kullanılarak satın alınan gayrimenkulün, kiralanması ve satışının KDV, KV ve Vergi Usul Kanunu karşısındaki durumu hk.
Tarih 31/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2704
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-2704

31/08/2012

Konu

:

Kredi kullanılarak satın alınan gayrimenkulün, kiralanması ve satışının KDV, KV ve Vergi Usul Kanunu karşısındaki durumu.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketiniz faaliyetlerinde hem ofis olarak hem de ortaklarınızın ikamet etmesi amacıyla banka kredisi kullanmak suretiyle bir ev/ofis almayı düşündüğünüzü belirterek, satın alacağınız taşınmaz için kullanılacak kredi taksitlerine isabet eden faiz tutarları ile BSMV’nin gider veya maliyet olarak dikkate alınıp alınamayacağı, söz konusu taşınmazın aktifinizde iki yıl bulundurulduktan sonra satılması halinde, taşınmaz satış kazancı istisnasından faydalanılıp faydalanılamayacağı ile taşınmazın ortaklarınızca konut olarak da kullanılması nedeniyle ortaklarınıza kira tahakkuku yapılıp fatura düzenlenmesi gerekip gerekmediği hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan Kanunun 40 ıncı maddesinde de; safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, (6) numaralı bendinde de, işletme ile ilgili olmak şartıyla; bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçların safi kazancın tespit edilmesinde indirilebileceği belirtilmiştir.

5520 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmının istisna kapsamında değerlendirilebileceği, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların ise istisna kapsamına girmediği hükme bağlanmıştır.

Söz konusu istisnanın uygulamasına ilişkin ayrıntılı açıklamalar 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.” bölümünde yapılmıştır.

Yine aynı Kanunun, “Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” başlıklı 13 üncü maddesinde,

“(1) Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.

(2) İlişkili kişi; kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade eder. Ortakların eşleri, ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları ve kayın hısımları da ilişkili kişi sayılır. Kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususunun göz önünde bulundurulması suretiyle Bakanlar Kurulunca ilan edilen ülkelerde veya bölgelerde bulunan kişilerle yapılmış tüm işlemler, ilişkili kişilerle yapılmış sayılır.

(3) Emsallere uygunluk ilkesi, ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade eder. Emsallere uygunluk ilkesi doğrultusunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kâğıtlar olarak saklanması zorunludur.

(4) Kurumlar, ilişkili kişilerle yaptığı işlemlerde uygulayacağı fiyat veya bedelleri, aşağıdaki yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanını kullanarak tespit eder:

a) Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi: Bir mükellefin uygulayacağı emsallere uygun satış fiyatının, karşılaştırılabilir mal veya hizmet alım ya da satımında bulunan ve aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilerin birbirleriyle yaptıkları işlemlerde uygulayacağı piyasa fiyatı ile karşılaştırılarak tespit edilmesini ifade eder.

b) Maliyet artı yöntemi: Emsallere uygun fiyatın, ilgili mal veya hizmet maliyetlerinin makul bir brüt kâr oranı kadar artırılması suretiyle hesaplanmasını ifade eder.

c) Yeniden satış fiyatı yöntemi: Emsallere uygun fiyatın, işlem konusu mal veya hizmetlerin aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilere yeniden satılması halinde uygulanacak fiyattan, makul bir brüt satış kârı düşülerek hesaplanmasını ifade eder.

ç) Emsallere uygun fiyata yukarıdaki yöntemlerden herhangi birisi ile ulaşma olanağı yoksa mükellef, işlemlerin mahiyetine uygun olarak kendi belirleyeceği diğer yöntemleri kullanabilir.

(5) İlişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanacak fiyat veya bedelin tespitine ilişkin yöntemler, mükellefin talebi üzerine Maliye Bakanlığı ile anlaşılarak belirlenebilir. Bu şekilde belirlenen yöntem, üç yılı aşmamak üzere anlaşmada tespit edilen süre ve şartlar dahilinde kesinlik taşır.

(6) Tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulamasında, bu maddedeki şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır…”

hükmü yer almaktadır.

Konu ile ilgili olarak ayrıntılı açıklamalara 1 seri no.lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğde yer verilmiştir.

Buna göre, ortaklarından bağımsız ayrı bir tüzel kişilik olarak kurulan sermaye şirketlerinin taşınmaz alımında bulunmaları ve bunları aktiflerine kaydetmeleri mümkündür. Aktife kayıt edilen söz konusu taşınmazların şirket ortağına kiralanması durumunda ise kira alınması ve kiralamaya ilişkin bedelin emsallere uygun olması gerekmektedir. Emsallere uygun bedelin tespitinde, Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesi hükmü ile 1 seri no.lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğde açıklanan yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanının kullanılacağı tabiidir.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 262 nci maddesinde; “maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder” şeklinde tanımlanmış olup, aynı Kanunun 269 uncu maddesinde iktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkullerin maliyet bedeli ile değerleneceği hüküm altına alınmıştır.

Bu itibarla; kredi kullanılarak satın alınan gayrimenkullerin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemeler ve bunlara ilişkin her türlü giderlerin maliyet bedelini oluşturacağı tabiidir.

163 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde, yatırımların finansmanında kullanılan kredilerle ilgili kuruluş dönemine ait faizlerin sabit kıymetlerle birlikte yatırımın maliyetine eklenmesinin zorunlu olduğu, işletme dönemine ait olan faizlerin ise ilgili bulundukları yıllarda doğrudan gider yazılmasının ya da maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulmasının mümkün olduğu, açıklamasına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre;

– Banka kredisi kullanılmak suretiyle alınan taşınmazın, aktifleştirildiği hesap döneminin sonuna kadarki faiz giderlerinin taşınmazın maliyetine ilave edilmesi zorunlu olup, sonraki yıllarda oluşan faiz giderlerinin ise maliyete eklenmesi veya gider olarak dikkate alınması ihtiyaridir. Ancak, taşınmaz ile ilgili kredi faizlerini ilgili bulundukları yılda doğrudan gider mi yazılacağı yoksa amortismana mı tabi tutulacağı hususundaki tercihin başlangıçta yapılması gerekmektedir. Gider yazma yolunun seçilmesi halinde daha sonraki yıllarda bu tür giderlerin gayrimenkulün maliyetine eklenerek amortisman yolu ile itfa edilmesi veya önce amortisman ayırmaya başlayıp sonra gider yazma yoluna gidilmesine kanunen imkân bulunmamaktadır.

– Şirket tarafından satın alınacak taşınmazla ilgili olarak banka kredisi kullanılması nedeniyle ödenen BSMV’nin kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendi uyarınca gider olarak dikkate alınabileceği tabiidir.

– Şirketinizce satın alınan ve ofis olarak kullanılacak olan taşınmazın aktifinizde iki yıl bulundurulduktan sonra satılması halinde, 5520 sayılı Kanunun 5/1-e maddesinde belirtilen şartlarla satıştan elde edilen kazancın % 75’inin kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkündür. Söz konusu ofisin aynı zamanda ortaklar tarafından ikametgâh olarak kullanılması taşınmaz ticareti ile uğraştığınız anlamına gelmemektedir.

– Söz konusu ofisin ortaklara ikametgah olarak kullandırılması nedeniyle, ortaklardan kira alınmaması ya da alınan kira bedelinin emsallere uygun olmaması halinde, örtülü kazanç dağıtımı yapıldığı kabul edilerek örtülü olarak dağıtılan kazanç tutarı kurum kazancına ilave edilecektir. Ayrıca, örtülü olarak dağıtılan kazanç tutarının, örtülü kazanç dağıtılan nezdinde, anılan maddede belirtilen şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılması sebebiyle, bu şekilde dağıtılmış kâr payının, net kâr payı tutarı olarak kabul edilerek brüte tamamlanması sonucu bulunan tutar üzerinden vergi kesintisi yapılacaktır.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasına göre, Türkiye’de ticari, sınaî, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin; 1 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının (f) bendine göre, Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemlerinin katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

Kanunun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında, hizmetin; teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşeceği belirtilmiştir.

Kanunun 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının (r) bendinde, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin vergiden istisna olduğu, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin ise istisna kapsamında yer almadığı; istisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı hüküm altına alınmıştır.

Dolayısıyla şirket aktifine kayıtlı gayrimenkulün şirket faaliyetine ilişkin ortaklara kullandırılan bölümüyle ilgili emsallere uygun kira bedelinin, yukarıda belirtilen hükümlere göre hesaplanması suretiyle tespit edilen tutarlar üzerinden şirket için gelir kaydedilmesi gerekmekte olup, söz konusu kira bedeli üzerinden katma değer vergisi hesaplanarak ortaklara fatura edilmesi zorunludur.

Söz konusu gayrimenkulün ticari amaçla elde bulunduruluyor olmaması ve en az iki tam yıl süre ile şirket aktifinde bulunması halinde, söz konusu gayrimenkulün satışı 17/4-r maddesi hükmü uyarınca katma değer vergisinden istisna olacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Serbest meslek erbabının ilave işyeri açıp açamayacağı hk.-Kemal ozmen

Başlık Serbest meslek erbabının ilave işyeri açıp açamayacağı hk.
Tarih 08/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.06.18.02-105[159- 8937]-820
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.06.18.02-105[159- 8937]-820

08/08/2012

Konu

:

Serbest meslek erbabının ilave işyeri açıp açamayacağı hk.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; ……Vergi Dairesi Müdürlüğünün ……. T.C. kimlik numaralı mükellefi olarak dört avukatın bulunduğu avukatlık bürosunda serbest meslek faaliyetinde bulunduğunuz, avukatlık mesleğinin getirdiği dikkat isteyen çalışma faaliyetleriniz için kendinize ait olmak üzere ayrıca bir işyeri daha kiralamak istediğiniz, ancak bu işyerinde herhangi bir evrakın düzenlenmeyeceği sadece davalara yönelik hazırlık aşamasını yürütmek için kullanılacağı belirtilerek, çalışma ofisinin açılmasının uygun olup olmadığı ile bu işlemlerden doğacak vergisel yükümlülükleriniz hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.

Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde; “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır…” hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun “Büro edinme zorunluluğu” başlıklı 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Bir avukatın birden fazla bürosu olamaz. Birlikte çalışan avukatlar ayrı büro edinemezler. Avukatlık ortaklığı yurt içinde şube açamaz…” hükmü yer almaktadır.

Buna göre, avukatlık mesleğinin serbest meslek faaliyeti olması ve bu mesleğin mesleki bilgiye ve ihtisasa dayanması ve şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yürütülmesi gerektiğinden, serbest meslek erbabının işyerine ilave olarak şube açması mümkün bulunmamaktadır. Diğer taraftan faaliyetlerinizde 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine de riayet etmeniz gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Çin\’deki bir firmadan ithalat yapmak üzere anlaşılması ancak siparişlerin gelmemesi durumunda söz konusu yabancı firmaya transfer edilen tutarın gider yazılıp yazılamayacağı hk.-Kemal ozmen

Başlık Çin\’deki bir firmadan ithalat yapmak üzere anlaşılması ancak siparişlerin gelmemesi durumunda söz konusu yabancı firmaya transfer edilen tutarın gider yazılıp yazılamayacağı hk.
Tarih 09/10/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 8-2868
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 8-2868

09/10/2012

Konu

:

Çin’deki bir firmadan ithalat yapmak üzere anlaşılması ancak siparişlerin gelmemesi durumunda söz konusu yabancı firmaya transfer edilen tutarın gider yazılıp yazılamayacağı

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzdan, internet üzerinden yapılan araştırmalarınız neticesinde Çin’deki bir firmadan ithalat yapılmak üzere sipariş verildiği ve karşılığında yabancı firma hesabına 12.000 Amerikan Doları havale edildiği ancak sipariş verilen ürünlerin söz konusu firma tarafından gönderilmediği anlaşılmış olup havale edilen tutarın kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.

Safi kurum kazancının tespiti için atıfta bulunulan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde ticari kazanç, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar olarak tanımlanmış olup Kanunun 40 ıncı maddesinde; işle ilgili olmak şartı ile mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek gider olarak kabul edileceği hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Şüpheli Alacaklar” başlıklı 323 üncü maddesinde;

” Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2-Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar zarar hesabına intikal ettirilir.”

hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre, ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olarak dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayıldığından yukarıda belirtilen şartları taşıyan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmakta olup, bu şartlardan herhangi birisinin mevcut olmaması halinde ise şüpheli alacak kaydına imkan bulunmamaktadır. Alacağın yurt içinden veya yurt dışından olması bir önem taşımadığından yurt dışından olan alacaklar için de bu madde hükümleri geçerlidir.

Diğer taraftan, dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklara karşılık ayrılabilmesi için borçlunun noter vasıtasıyla protesto edilmesi veya borcun (3. kişilere ispat açısından kanaat verici belge olacak şekilde) bir yazı ile istenmesi ve protestonun ya da yazının muhatabına ulaşmış olması gerekmektedir. Dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacakların tespiti açısından dava edilecek alacak için avukatlık ücreti, yargı harcı, notere yapılacak ödemeler ile posta giderleri toplamı dikkate alınarak tahmini bir dava maliyeti bulunacak ve bu tutar alacakla kıyaslanacaktır. Tahmini dava maliyetinin alacaktan daha büyük olması halinde, mahkemeye başvurulmadan protesto veya yazı ile bir defadan fazla istenerek tahsil edilemeyen alacak için karşılık ayrılması mümkün olabilecektir

Yurt dışından olan alacakların şüpheli hale geldiğinin ispatlanabilmesi için ticari iş yapılan firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya icra takibinde bulunulması gerekmektedir. Yurt dışından olan alacakların dönem sonunda değerlemesi nedeniyle oluşacak kur farkları da asıl alacağın akıbetine tabi olduğundan asıl alacak şüpheli hale geldikten sonra bu alacağa bağlı olarak oluşan kur farkları için de şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, yurt dışından olan alacaklarınız için iş yaptığınız firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya ilgili ülkenin icra mevzuatı uyarınca icra takibine başlanılması halinde alacağın Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre şüpheli hale geldiği kabul edilebilecek olup söz konusu takiplere başlanıldığı hesap döneminde karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Başlık \”Muvafakatname\” başlıklı kağıdın damga vergisine tabi olup olmadığı, tabi olması halinde hangi nispette vergiye tabi tutulacağı hk. Tarih 01/08/2012

Başlık \”Muvafakatname\” başlıklı kağıdın damga vergisine tabi olup olmadığı, tabi olması halinde hangi nispette vergiye tabi tutulacağı hk.
Tarih 01/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.34.18.01-155[1-2012/2.1.69-4777]-2390
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü

Sayı :B.07.1.GİB.4.34.18.01-155[1-2012/2.1.69-4777]-2390 01/08/2012

Konu : “Muvafakatname” başlıklı kağıdın

damga vergisine tabi olup olmadığı, tabi olması

halinde hangi nispette vergiye tabi tutulacağı hk.

… LTD. ŞTİ

İlgi : … tarihli özelge talep formu.

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden, yazınız ekinde yer alan muvafakatname başlıklı kağıdın damga vergisine tabi olup olmadığı, tabi olması halinde hangi nispette vergiye tabi tutulacağı hususlarında görüş talep edildiği anlaşılmaktadır.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu; 3 üncü maddesinde, damga vergisinin mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu; 4 üncü maddesinde, bir kağıdın tabi olacağı verginin tayini için o kağıdın mahiyetine bakılacağı ve buna göre tabloda yazılı vergisinin bulunacağı, kağıtların mahiyetlerinin tayininde, şekli kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerlerindeki yazının tazammun ettiği hüküm ve manaya bakılacağı, mahiyeti tayin edilmek istenen kağıt üzerinde başka bir kağıda atıf yapılmışsa, atıf yapılan kağıdın hükümlerine nazaran iktisap ettiği mahiyete göre vergi alınacağı; 10 uncu maddesinde, damga vergisinin nispi veya maktu olarak alınacağı, nispi vergide, kağıtların nevi ve mahiyetlerine göre, bu kağıtlarda yazılı belli paranın, maktu vergide kağıtların mahiyetlerinin esas olacağı, belli para teriminin, kağıtların ihtiva ettiği veya bunlarda yazılı rakamların hasıl edeceği parayı ifade ettiği hüküm altına alınmıştır.

Mezkur Kanuna ekli (1) sayılı tablonun “I-Akitlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümünün A/1 fıkrasında, belli parayı ihtiva eden mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknamelerin nispi damga vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır. 2009/15725 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01/01/2010 tarihinden geçerli olmak üzere Kanuna ekli (1) sayılı tablonun I/A-1 fıkrasındaki kağıtlara ilişkin damga vergisi oranı binde 8,25 olarak belirlenmiştir.

Özelge talep formunuz eki “Muvafakatname” başlıklı kağıdın incelenmesinden, şirketin ve/veya …’nin (…)’e olan mal-emtia ve cari hesap borçlarından, şirketin/…’nin talimatı ile üçüncü şahıslar için verilen/verilecek mal-emtia, kontrgaranti, aval olmak üzere her türlü kefalet, müşterek borçluluk, taahhüt ve garantilerinden; keşidedeci muhatap avalist, araya giren ciranta sıfatıyla imzaladığı/ imzalayacağı her hangi bir limit sınırlandırması olmaksızın her türlü bono, poliçe ve çeklerinden, şirketin/…’nin üçüncü şahıslar lehine verdiği kefalet garanti taahhütlerinden ezcümle borçlarından ya da …’e karşı doğmuş doğacak bilcümle borçlarının teminatı olarak …. – nolu bağımsız bölümdeki mesken niteliğindeki gayrimenkul ile ilgili olarak … lehine tesis edilmiş bulunan 100.000,00 TL bedelli ipotek için; şirketin ya da …’nin borçlarından herhangi birisinin vadesinde ödenmediği veya tesis edilen ipotek akdinde veya …’e şirket tarafından verilen sözleşme, protokol ve sair taahhütlerde, taahhüt edilen hususlardan herhangi birinin kısmen de olsa hiç veya süresi içerisinde yerine getirilmemesi durumunda veya …’nin imzaladığı sözleşmedeki hükümlerden herhangi birisinin gerçekleşmesi halinde tüm borçların muaccel olacağını ve herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın derhal ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip prosedürü de dahil her türlü yasal takibe başlanabileceğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Buna itibarla, şirketin ve …’nin …’a olan borçlarına karşılık olarak vermiş olduğu ipoteğin, sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi durumunda, herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın derhal paraya çevrilmesinin kabulüne dair hususları içeren, esas itibarıyla taahhütname mahiyeti bulunan söz konusu kağıdın, ihtiva ettiği tutar üzerinden 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablonun I/A-1 fıkrasına göre binde 8,25 nispetinde damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Kooperatiften cikan ortaklara yapilacak odemeler

Kooperatifler Kanunu’nun 17/1. ve anasözleşmenin 15. madde hükümlerinde, kooperatiften ayrılan bir ortağın, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil, ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan masraf hissesi düşüldükten sonra bakiyesinin iadesini talep hakkını haiz olduğu öngörülmüştür. Bu yasal düzenlemeye uyulması gerektiği gibi, aksine uygulamanın, diğer ortakların aleyhine olacağı da kuşkusuzdur. Çıkma payı hesaplanması sırasında, genel giderlere katılmamasının, davacının nedensiz zenginleşmesine yol açacağı da ortadadır. Davacı, 5.000,00 TL asıl alacak talep etmiştir. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda alacağın 6.935,50 TL olduğu hesaplanmasına rağmen genel giderlerin 5.000,00 TL üzerinden düşülmesi doğru olmadığı gibi, kabule göre de, davacının birikmiş faiz talebi

Kooperatife ait dükkanların satılması halinde vergisel yükümlülükler hk. Tarih 15/08/2012-Kemal ozmen

Başlık Kooperatife ait dükkanların satılması halinde vergisel yükümlülükler hk.
Tarih 15/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.07.16.01-KVK.2012.ÖZ:61-401
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANTALYA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.07.16.01-KVK.2012.ÖZ:61-401

15/08/2012

Konu

:

Kooperatife ait dükkanların satılması halinde vergisel yükümlülükler

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, kooperatifinize ait dükkânların satılacağı belirtilerek; dükkânların satışından elde edilecek kazancın kurumlar vergisinden istisna olup olmadığı, kooperatifinizin tasfiyeye girmesi halinde özel fonda gösterilen kazancın nasıl vergilendirileceği, dükkanların satışından elde edilecek hasılatın ortaklara dağıtılması halinde kooperatifin vergisel yükümlülüklerinin neler olacağı, hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Ayrıca, kooperatifinize ilişkin olarak Başkanlığımız kayıtlarının incelenmesinden 01.01.2006 tarihi itibaren kurumlar vergisi mükellefi olduğunuz tespit edilmiştir.

A) Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançlarının % 75’lik kısmı maddede belirtilen şartlar çerçevesinde kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur.

Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.

Öte yandan, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.3.4.1. Kooperatiflerin durumu” başlıklı bölümünde, istisnadan yararlanmak için gereken diğer şartların yanında istisna edilen kazancın özel bir fon hesabında tutulması ve hiçbir şekilde ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçları doğrultusunda kullanılması şartıyla yapı kooperatiflerinin de bu istisnadan yararlanabilmesi mümkündür. Kooperatiflerin amaçlarını gerçekleştirdikten sonra kalan fazla arsa veya konutu elden çıkarmaları halinde de doğan kazanç istisnaya konu olabileceği açıklanmaktadır.

Buna göre, aktifinizde iki yıldan fazla kayıtlı olan dükkânların satılması, taşınmaz ticareti kapsamında değerlendirileceğinden, bu dükkânların satışından elde edilecek kazancın Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e maddesi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün değildir.

Diğer taraftan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde; iştirak hisselerinden doğan kazançların (Limited şirket ortaklarının, iş ortaklıkları ortaklarının ve komanditerlerin kâr payları ile kooperatiflerin dağıttıkları kazançlar bu zümreye dahildir. Kooperatiflerin ortakları ile yaptıkları muamelelerden doğan kârların ortaklara, kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde tevzii, kazanç dağıtımı sayılmaz.) menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup, 94 üncü maddenin birinci fıkrasının (6/b-i) bendinde ise; tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve gelir vergisinden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) %15 oranında vergi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Bu çerçevede, kooperatifin sahip olduğu söz konusu dükkânların satışından elde edilen kazancın ortaklara dağıtılması durumunda, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin 6/b-i bendine göre %15 oranında gelir vergisi kesintisi yapılması ve muhtasar beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

B) Katma Değer Vergisi Kanunu Yönünden:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

-1/1 inci maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

-17/4-r maddesinde ise; kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin vergiden istisna olduğu,

İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin istisna kapsamında yer almadığı, istisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin, teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı

hükme bağlanmıştır.

Buna göre, aktifinizde iki yıldan fazla kayıtlı olan dükkânların satılması taşınmaz ticareti kapsamında değerlendirileceğinden, KDV Kanununun 17/4-r maddesinde düzenlenen istisnadan yararlanılması mümkün olmayıp bu satış işlemlerinin genel hükümlere göre KDV’ye tabi tutulması gerekmektedir.

Kooperatif üyesine ait taşınmazın icra yoluyla satışından elde edilen tutarın diğer üyelere ödenmesinin yönetim gideri karşılığı kapsamında istisna olup olmadığı hk. Tarih 17/08/2012-Kemal ozmen

Başlık Kooperatif üyesine ait taşınmazın icra yoluyla satışından elde edilen tutarın diğer üyelere ödenmesinin yönetim gideri karşılığı kapsamında istisna olup olmadığı hk.
Tarih 17/08/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.45.15.01-125[49.01.03]-101
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

MANİSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Vergi ve Anlaşmalar Uygulama Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.45.15.01-125[49.01.03]-101

17/08/2012

Konu

:

Kooperatif üyesine ait taşınmazın icra yoluyla satışından elde edilen tutarın diğer üyelere ödenmesinin yönetim gideri karşılığı kapsamında istisna olup olmadığı

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile, kooperatif ortaklarınızdan birinin kooperatifinize dava açtığı, üyelik aidatlarını ödemediği, karşılıklı açılan davalar nedeniyle kooperatif inşaatının bitirilmesinin ve dairelerin ortaklara teslim edilmesinin uzun zaman aldığı, mahkemede dava açan ortağınız ile yasal sürecin devam ettiği, kendisine biten dairelerden birinin tahsis edildiği, ancak söz konusu taşınmazın ortağınızın kooperatifinize olan borçları nedeniyle icra yoluyla satıldığı ve alacaklarınızın tahsil edildiği, diğer ortaklarınızın ise davalı şahsın üyeliği sebebiyle fazladan ödedikleri üyelik aidatı, mahkeme masrafları, inşaatın gecikmesi nedeniyle katlanılan maliyet artışları, fazladan ödedikleri kira bedelleri ve yönetim gideri karşılığı olarak ödedikleri paraların iadesini talep ettikleri belirtilerek, genel kurul kararıyla üyelerinize ödeme yapmanız halinde Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-i maddesindeki istisnadan faydalanıp faydalanamayacağınız ve kooperatifinizin veya üyelerinizin herhangi bir vergi ve harç ödemesi gerekip gerekmediği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde kooperatifler kurumlar vergisi mükellefi sayılmakla birlikte, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, kooperatiflerin ana sözleşmelerinde;

-Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmamasına,

-Yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesine,

-Yedek akçelerinin ortaklara dağıtılmamasına,

-Sadece ortaklarla iş görülmesine,

ilişkin hükümlerin bulunması ve bu kayıt ve şartlara da fiilen uyulması halinde kurumlar vergisinden muaf tutulacakları hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, yapı kooperatiflerinde yukarıda belirtilen şartların yanı sıra; kuruluşundan, inşaatın sona erdiği tarihe kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya sayılan bu kişiler ile işçi işveren ilişkisi bulunan kişilere yer verilmemesi ve yapı ruhsatı ile arsa tapusunun kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olması şartları da aranmaktadır.

Anılan Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde ise, kooperatif ortaklarının yönetim gideri karşılığı olarak ödedikleri paralardan harcanmayarak iade edilen kısımlar ile tüketim, üretim ve kredi kooperatiflerinin hesapladıkları risturnların, risturn istisnasından yararlanabileceği belirtilmiş olup hesaplanan risturnların ortaklara dağıtımının kâr dağıtımı sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.11.1. Yönetim gideri karşılığı olarak ödenen paralardan harcanmayarak ortaklara dağıtılan kısımlar ” başlıklı bölümünde; “Bütün kooperatifler için ortakların yönetim gideri karşılığı olarak ödedikleri paralardan harcanmayarak ortaklara iade edilen kısımlar, risturn istisnasından yararlanacaktır. Yönetim gideri olarak ödenen paraların risturn sayılabilmesi için kooperatif tarafından üyelere iade edilmesi gerekmektedir. İade nakden olabileceği gibi hesaben de olabilir.” açıklamasına yer verilmiştir.

Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasında, iştirak hisselerinden doğan kazançlar menkul sermaye iradı olarak sayılmış, aynı maddenin parantez içi hükmünde ise kooperatiflerin dağıttıkları kazançların bu zümreye dahil olduğu, kooperatiflerin ortakları ile yaptıkları muamelelerden doğan karların ortaklara, kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde tevzii, kazanç dağıtımı sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin (6) numaralı bendinin (b-i) alt bendinde, tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından vergi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmış olup, anılan maddede yer alan yetkiye istinaden 2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kesinti oranı %15 olarak belirlenmiştir.

Buna göre, kurumlar vergisi mükellefi olan kooperatifinizin 5520 sayılı Kanunun 5/1-i maddesindeki istisnadan yararlanabilmesi, sadece ortakların yönetim gideri karşılığı olarak ödedikleri paralardan harcanmayarak ortaklara iade edilen kısımlar için söz konusudur.

Dolayısıyla, davalı olduğunuz ortağınızdan olan alacaklarınıza karşılık icra yoluyla sattırılan konuttan elde edilen bedelin diğer ortaklarınıza; fazla ödedikleri üyelik aidatı, mahkeme masrafları, inşaatın gecikmesi nedeniyle katlanılan maliyet artışları, fazladan ödedikleri kira bedeli karşılığı olarak dağıtılması işleminin, 5520 sayılı Kanunun 5/1-i maddesinde düzenlenen risturn istisnası kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, kooperatifinizce ortaklarınıza dağıtılacak kâr payları üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin (6) numaralı bendinin (b-i) alt bendine göre gelir vergisi kesintisi yapılacağı tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Kooperatife ait daire ve işyerlerinin satışı hk. Tarih 03/09/2012-Kemal ozmen

Başlık Kooperatife ait daire ve işyerlerinin satışı hk.
Tarih 03/09/2012
Sayı B.07.1.GİB.4.06.17.01-130[2012-17-12]-884
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.06.17.01-130[2012-17-12]-884

03/09/2012

Konu

:

Kooperatife ait daire ve işyerlerinin satışı

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; üye sayısından fazla olan kooperatifinize ait bir adet daire ve dört adet dükkanın ihale ile satışının yapılacağı belirtilerek, bu satıştan elde edilen gelirin kurumlar vergisi ve katma değer vergisi karşısındaki durumuna ilişkin Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

I- Kurumlar Vergisi Yönünden Değerlendirme:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüyle kooperatifler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olmakla beraber aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklar ile iş görülmesine (Yapı kooperatiflerinin kendilerine ait arsalarını kat karşılığı vererek her bir hisse için bir iş yeri veya konut elde etmeleri ortak dışı işlem sayılmaz.) ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatifler ile bu kayıt ve şartlara ek olarak kuruluşundan inşaatın bitim tarihine kadar yönetim ve denetim kurullarında, söz konusu inşaat işlerini kısmen veya tamamen üstlenen gerçek kişilerle tüzel kişi temsilcilerine veya Kanunun 13 üncü maddesine göre bunlarla ilişkili olduğu kabul edilen kişilere veya yukarıda sayılanlarla işçi ve işveren ilişkisi içinde bulunanlara yer vermeyen ve yapı ruhsatı ile arsa tapusu kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olan yapı kooperatiflerin kurumlar vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “4.13. Kooperatifler” başlıklı bölümünde muafiyet şartları detaylı olarak açıklanmış, takip eden bölümlerde ise ortak dışı işlemler kooperatif türlerine göre ayrıntılı olarak örneklendirilmiştir.

Başkanlığımızca oluşturulan dosyanızın tetkikinden, konut yapı kooperatifi olarak kurulan kooperatif tüzel kişiliğiniz adına işyeri ve konut edinilmesi nedeniyle kuruluş tarihi itibariyle kurumlar vergisi mükellefi olan kooperatifinizin, aktifinde kayıtlı olan bir daire ve 4 dükkanı satması nedeniyle elde edeceği kazancın ilgili dönem kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.

Aynı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca; kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı maddede belirtilen şartlar çerçevesinde kurumlar vergisinden istisna edilmekle beraber, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı bölümünde, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabileceği, taşınmaz ticaretine konu edilen veya kiralama ya da başka surette değerlendirilen taşınmazların satış kazancının ise istisnaya konu edilmeyeceği açıklamalarına yer verilmiş, aynı Tebliğin “5.6.2.3.4.1. Kooperatiflerin durumu” başlıklı bölümünde de, istisnadan yararlanmak için gereken diğer şartların yanında istisna edilen kazancın özel bir fon hesabında tutulması ve hiçbir şekilde ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçları doğrultusunda kullanılması şartıyla yapı kooperatiflerinin de bu istisnadan yararlanabilmesinin mümkündür. Kooperatiflerin amaçlarını gerçekleştirdikten sonra kalan fazla arsa veya konutu elden çıkarmaları halinde de doğan kazanç istisnaya konu olabileceği belirtilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, aktifinizde kayıtlı olan dükkânlar ile bu dükanlarla birlikte satılan dairenin ihale yoluyla satılması taşınmaz ticareti kapsamında değerlendirileceğinden, bu dükkânların ve dairenin satışından elde edilecek kazancın Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e maddesi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün değildir.

II- Katma Değer Vergisi Yönünden Değerlendirme:

Katma Değer Vergisi Kanununun;

1/1 maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

17/4-r maddesinde ise; kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin vergiden istisna olduğu, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin istisna kapsamında yer almadığı, istisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin, teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı hükme bağlanmıştır.

Buna göre, aktifinizde kayıtlı olan dükkânlar ile bu dükanlarla birlikte satılan dairenin ihale yoluyla satılması taşınmaz ticareti kapsamında değerlendirileceğinden, KDV Kanununun 17/4-r maddesinde düzenlenen istisna hükmünün uygulanması mümkün bulunmamakta olup, genel hükümler çerçevesinde KDV hesaplanması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Kooperatif hissesi satışının Kurumlar Vergisi Kanunu\’nun 5\’inci maddesinin (1-e) bendi kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk.-Kemal ozmen

Başlık Kooperatif hissesi satışının Kurumlar Vergisi Kanunu\’nun 5\’inci maddesinin (1-e) bendi kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk.
Tarih 06/09/2013
Sayı B.07.1.GİB.4.34.16.01-125[5-2012/184]-2729
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

B.07.1.GİB.4.34.16.01-125[5-2012/184]-2729

06/09/2012

Konu

:

Kooperatif hissesi satışının Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinin (1-e) bendi kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, …… Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz belirtilerek, şirketiniz aktifinde kayıtlı olan … Yapı Kooperatifi hissesinin satışı halinde, satıştan doğacak kazancın %75’inin, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin (1-e) bendine göre kurumlar vergisinden istisna olup olmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmının anılan bentte sayılan şartlar dahilinde kurumlar vergisinden istisna olduğu, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde anılan istisnanın uygulamasına ilişkin ayrıntılı açıklamalar yapılmış olup, Tebliğin “5.6.2.2.2. İştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri” başlıklı bölümünde;

“Maddede yer alan “iştirak hisseleri” deyimi, menkul değerler portföyüne dahil hisse senetleri ile ortaklık paylarını ifade etmektedir.

Bunlar,

– Anonim şirketlerin ortaklık payları veya hisse senetleri (Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan yatırım ortaklıkları hisse senetleri dahil),

– Limited şirketlere ait iştirak payları,

– Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komanditer ortaklarına ait ortaklık payları,

– İş ortaklıkları ile adi ortaklıklara ait ortaklık payları,

– Kooperatiflere ait ortaklık payları

olarak sıralanabilir.

…………..” açıklamasına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketiniz aktifinde kayıtlı olan kooperatif hissesinin; en az iki tam yıl sureyle aktifinizde yer alması ve maddede öngörülen diğer şartların da sağlanması halinde, satışından elde edilen kazancın %75’i kurumlar vergisinden istisna edilebilecektir.

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU HAKEM ÜCRET TARİFESİ-2 ekım 2012

Adalet Bakanlığından:

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU HAKEM ÜCRET TARİFESİ

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tarifenin amacı, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre tahkim yoluyla görülen dava ve işlerde, taraflarla hakem veya hakem kurulları arasında ücretin belirlenmesi konusunda anlaşmaya varılamaması veya tahkim anlaşmasında bir hüküm bulunmaması ya da taraflarca bu konuda yerleşmiş kurallara veya kurumsal tahkim kurallarına yollama yapılmaması hallerinde hakem veya hakem kuruluna ödenecek ücretin miktarı ile ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tarife, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 440 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Hakem ücretinin kapsadığı işler

MADDE 3 – (1) Tarifede yazılı hakem ücreti, tahkim davasının açıldığı tarihten itibaren nihaî hakem kararı verilinceye kadar yapılan dava ile ilgili iş ve işlemlerin karşılığıdır.

(2) Hakem kararının düzeltilmesi, yorumlanması veya tamamlanması halleri ek ücreti gerektirmez.

Başkanın ücreti

MADDE 4 – (1) Başkanın ücreti, hakemlerden her birine ödenecek hakem ücretinin yüzde on fazlası olarak hesaplanır.

Ücretin kısmen hak edilmesi ve ücret ödenmeyecek haller

MADDE 5 – (1) Hakemlerden birinin veya hakem kurulunun görevinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 435 inci maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentlerinde yazılı sebeplerden biriyle sona ermesi halinde, ücret tablosunda yazılı ücretin yarısına hükmedilir.

Davanın geri alınması, konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh halinde ücret

MADDE 6 – (1) Anlaşmazlığın, davanın geri alınması, konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh nedeniyle, hakem veya hakem kurulunca taraflara delillerin sunulması hususunda süre verilmesinden önce sona ermesi halinde ücret tablosunda belirlenen ücretin yarısına, süre verilmesinden sonra sona ermesi halinde ise tabloda belirlenen ücretin tamamına hükmolunur.

Kısmî kararda ücret

MADDE 7 – (1) Hakem veya hakem kurulunca kısmî karar verilmesi halinde ücret, kısmî karar konusu uyuşmazlığın değerine göre belirlenir.

(2) Kısmî kararın, nihaî karar olarak verilmesi halinde ücret tablosunda yazılı ücretin tamamına hükmedilir.

İptal davası sonucunda hakemin davaya yeniden bakması

MADDE 8 – (1) Hukuk Muhakemeleri Kanununun 439 uncu maddesinin yedinci fıkrası uyarınca tarafların eski hakemlerden birini yeniden tayin etmeleri durumunda ücret tablosunda yazılı ücretin yarısına hükmedilir.

Ücretin hak edilme zamanı

MADDE 9 – (1) Hakem ücreti, tahkim yargılamasının sona ermesi ile hak edilir.

Ücretin paylaşımı

MADDE 10 – (1) Ücret tablosuna göre belirlenecek ücret, 4 üncü madde hükmü de gözetilmek suretiyle hakemler arasında paylaştırılır.

Uygulanacak tarife

MADDE 11 – (1) Hakem ücretinin tayininde hüküm verildiği tarihte yürürlükte bulunan tarife esas alınır.

Ücret tablosu

MADDE 12 – (1) Bu Tarifeye göre verilecek ücretler aşağıdaki ücret tablosuna göre hesaplanır.

ANLAŞMAZLIK KONUSU DEĞER
ÜCRET
TEK HAKEM
3 VEYA DAHA FAZLA SAYIDA HAKEM
İlk gelen 500.000,00 TL için
% 5
% 8
Sonra gelen 500.000,00 TL için
% 4
% 7
Sonra gelen 1.000.000,00 TL için
% 3
% 6
Sonra gelen 3.000.000,00 TL için
% 2
% 4
Sonra gelen 5.000.000,00 TL için
% 1
% 2
10.000.000,00 TL’den yukarısı için
% 0,1
% 0,2
Yürürlük

MADDE 13 – (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU GİDER AVANSI TARİFESİ -2 Ekim 2012 SALI-Kemal ozmen

2 Ekim 2012 SALI
Resmî Gazete
Sayı : 28429

TEBLİĞ

Adalet Bakanlığından:

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU GİDER AVANSI TARİFESİ

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tarifenin amacı, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tarife, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 120 nci maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Gider avansı

MADDE 3 – (1) Davacı, bu Tarifede gösterilen gider avansını dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri kapsar.

Gider avansı miktarı

MADDE 4 – (1) Davacı;

a) Taraf sayısının beş katı tutarında tebligat gideri,

b) Dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmış ve tanık sayısı belirlenmiş ise tanık sayısınca tanık asgari ücreti ve tebligat gideri; tanık sayısı belirtilmemiş ise en az üç tanık asgari ücreti ve tebligat gideri,

c) Dava dilekçesinde keşif deliline dayanılmış ise keşif harcı avansı ile birlikte 75 TL ulaşım gideri,

ç) Dava dilekçesinde bilirkişi deliline dayanılmış ise Bilirkişi Ücret Tarifesinde davanın açıldığı mahkeme için öngörülen bilirkişi ücreti,

d) Diğer iş ve işlemler için 50 TL,

toplamını avans olarak öder.

Gider avansının iadesi

MADDE 5 – (1) Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir.

(2) Geçici hukuki koruma talebi için alınan gider avansının kullanılmayan kısmı verilen karardan sonra talep üzerine iade edilir.

Zaman bakımından uygulama

MADDE 6 – (1) 1/10/2011 tarihinden önce açılmış olan davalarda, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 120 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre gider avansı ikmal ettirilir.

Yürürlük

MADDE 7 – (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.