Kooperatif yönetim kurulu üyelerinin kamu görevlileri gibi cezalandırılır

KAMU GÖREVLİSİ GİBİ CEZALANDIRILAN KİŞİLER

 

Ekran Resmi 2016-01-18 13.44.00 

         Kooperatif yönetim kurulu üyelerinin kamu görevlileri gibi cezalandırılır

         Kooperatifinin suç tarihinde yönetim kurulu üyesi olan sanığın kooperatife üye aidatı olarak yatırılan parayı, kooperatif kayıtlarına intikal etmeyerek uhdesinde tuttuğu ve bunun sonucu olarak da katılanı üye kayıt defterine kaydetmeyerek dairelerin kurasına almadığının iddia olunması karşısında; 1163 sayılı Kooperatifler Kanun’unun 62/3 maddesine göre, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin kamu görevlileri gibi cezalandırılacağının hüküm altına alındığı dikkate alınarak ve eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247. maddesinde öngörülen zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

KOOPERATİFLERDE ZİMMET SUÇU

ZİMMET SUÇU

 

            Kooperatif Yöneticilerinin Zimmeti

… Konut Yapı Kooperatifinin suç tarihinde yönetim kurulu üyesi olan sanıkların kooperatif gelirlerini usulsüz harcayıp kooperatifi zarara uğratıkları ve kooperatife ait bazı demirbaş eşyaları yeni yönetime devretmediklerinin iddia olunması karşısında; eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nın 202 (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247) maddesinde öngörülen zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,Bozmayı gerektirmiş,

5237 sayılı TCK nın 247. maddesine göre; görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kimsenin zimmet suçundan cezalandırılacağının hüküm altına alındığı, somut olayda; failin almaması gereken parayı alarak kullanması, parayı almasının görevi dahilinde olmaması, sanığın zimmetine geçirdiği iddia edilen paranın, sanığa görevi gereği tevdi edilen para olmaması, yasal olmayan şekilde alınan paranın, sanık tarafından saklama ve kontrol yükümlülüğünün de bulunmaması karşısında, somut olayda özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekirken unsurları oluşmayan zimmet suçundan sanığın cezalandırılması yasaya aykırı ise de;

Özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçları açısından; 2000 yılı olan suç tarihinden temyiz inceleme gününe kadar 765 sayılı TCK’ un 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken   1412 sayılı CMUK’ un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’ un 223/8. maddesi gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,

 

            -… Konut Yapı Kooperatifinin suç tarihinde yönetim kurulu üyesi olan sanıkların kooperatif gelirlerini usulsüz harcayıp kooperatifi zarara uğratıkları ve kooperatife ait bazı demirbaş eşyaları yeni yönetime devretmediklerinin iddia olunması karşısında; eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 202 (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247) maddesinde öngörülen zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

KOOPERATİF ESKİ YÖNETİM KURULUNUN EVRAKLARI TESLİM ETMEMESİ-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Kooperatif yetkilisinin görevden ayrıldıktan sonra belgeleri iade etmemesi

-Somut olayda; sanığın …. Yapı Kooperatifinin yönetim kurulu başkanlığından 20/05/2007 tarihindeki Genel kurul kararı ile ayrılmasına rağmen, başkan olması nedeniyle elinde bulunan belge, defter ve kooperatife ait diğer evrakları çekilen ihtarnamelere rağmen teslim etmediği ve defter teslimi için belirlenen günde kooperatife gelmediğinin iddia edildiği olayda, kendisine görevi nedeniyle tevdi ve teslim edilen eşyaları teslim etmemesi karşısında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğine dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

KOOPERATİFLERDE HİSSE DEVRİ NOTERDEN OLMAK ZORUNDA MIDIR ?

Noterlik bir kamu hizmeti olmasına rağmen 5237 sayılı TCK’ nın 158/1-d. maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde olmadığından, sanığın sahte isimle gerçekte olmayan kooperatif hissesinin devrine ilişkin noterde sözleşme düzenleyerek menfaat temin etme eyleminin 5237 sayılı TCK’ nın 157/1. maddesinde yazılı suçu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sanık kasten tek imza attı, imzaya yetkili diğer sanık ve katılan da durumu bilmiyorsa dolandırıcılık suçu oluşur

 

Sanık kasten tek imza attı, imzaya yetkili diğer sanık ve katılan da durumu bilmiyorsa dolandırıcılık suçu oluşur

Somut olayda; Kovuşturma aşamasında vefat eden ve … Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi müdürü olan sanık S.’in, 11/06/2004 tarihli ve 6069 sayılı Ticaret Sicil gazetesi ile ..r 1.Noterliği’nde düzenlenen 04/10/2005 tarihli imza sirküleri içeriğine göre kooperatifi tanık A. ile birlikte çift imza ile temsil ve ilzama yetkili olduğu halde, hükmü temyiz eden sanık Ö. ile anlaşarak herhangi bir ticari sebep olmaksızın 20/11/2005 ödeme ve 05/10/2005 keşide tarihli 75.000 TL değerinde bono düzenleyerek sanık Ö.’e vermesi, sanık Ö.’in de bonoyu hükmü temyiz etmeyen sanık F.’ya ciro ederek vermesi ve bu vasıta ile senedin icraya konması, İcra Ceza Mahkemesi’nin geçici durdurma kararı nedeni ile dolandırıcılık eyleminin tamamlanamaması şeklinde gerçekleşen olayda dolandırıcılığa teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

KOOPERATİFLERDE NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK NEDİR ?

Suçla korunan hukuki yarar; dolandırıcılık suçu kişinin malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Bu suçla, kişilerin sahip bulunduğu malvarlığı hakkının korunması amaçlanmıştır. Bu suçta fail, bir kimseyi hileli davranışlarla aldatıp onun veya bir başkasının zararına olarak kendisinin veya üçüncü bir kişinin malvarlığına ilişkin bir yarar elde etmektedir. Ancak,dolandırıcılık suçunun kanuni tanımı incelendiğinde, yalnızca malvarlığına ilişkin varlık yada menfaatleri değil, bunların yanı sıra, irade ve karar özgürlüğünü de koruduğu görülmektedir. Buradaki hile kavramı; olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bıraktıracak bir takım dış hareketlerdir.

Fail, Herhangi bir gerçek kişi, bu suçun faili olabilir. Bununla birlikte suçun “Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi, bu suçun nitelikli halini oluşturacaktır

kooperatifi zarara uğratmanın cezası nedir

T.C.
YARGITAY
23. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/2548
K. 2012/4223
T. 14.6.2012
• KOOPERATİF YÖNETİM VE DENETİM KURULU ÜYELERİNDE KARŞI AÇILMIŞ TAZMİNAT DAVASI ( Yükümlülüklerini Yerine Getirmedikleri ve Kusurlu Oldukları İddiası – Mahkemece Atıfta Bulunulan Bilirkişi Raporlarının İddia ve Savunmaları Karşılamadığı )
• DAVALILAR HAKKINDA CEZA DAVASINA AİT ZAMANAŞIMI SÜRELERİNİN UYGULANMASI ( Davalıların Eylemlerinin Birden Fazla Olması Nedeniyle Her Eyleme Göre Belirlenecek Zamanaşımı Süresinin Ayrı Belirleneceği – Zararın Tek Eylemden Kaynaklanmadığı )
• ZAMANAŞIMI SÜRESİ ( Davalılar Hakkında Aynı Zamanda Ceza Davasının da Bulunduğu – Ceza Davasına İlişkin Daha Uzun Süreye Tabi Zamanaşımının Uygulanabileceği/Ancak Tüm Eylemlerin Tek Zamanaşımı Süresine Tabi Tutulamayacağının Kabulü )
• ZARARLARIN TEK EYLEMDEN KAYNAKLANMADIĞI ( Davalıların Tüm Eylemlerinin Tek Zamanaşımı Süresine Tabi Tutulmasının Yerinde Olmadığı – Zararın Hesaplanmasında Yönetim ve Denetim Kurulunun Görev Sürelerine Dikkat Edileceği/Tazminat )
• ZAMANAŞIMI SÜRELERİNİN AYRI AYRI BELİRLENMESİ ( Davalı Eylemlerinin Ceza Kanunun Hangi Maddesine Temas Ettiği ve Bununla İlgili Zamanaşımı Süresinin Ne Olduğunun Ayrı Ayrı Tespit Edilmesi Gereği – Zamanaşımı Yönünden Hata Yapıldığı )
• GENEL KURULDA İBRA ( Davalıların İbra Edilmiş Olmasının Sorumluluk Davasına Etkisi Bulunmadığı – Yerel Mahkemece Eksiklikler Gözetilerek Denetime Elverişli Yeni Bir Bilirkişi Raporu Alınacağı/Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gereği )
• BİLİRKİŞİ RAPORLARININ SOYUT VE DENETİME ELVERİŞLİ OLMAMASI ( İddia ve Savunmaları Karşılamadığı ve Çelişkili Olduğu – Ceza Zamanaşımı Nedeniyle Davalıların Tüm Eylemlerinin Tek Bir Zamanaşımı Süresine Tabi Tutulmasının Yerinde Olmadığı )
1163/m. 62,98
6762/m. 309
ÖZET : Dava, kooperatif yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin sorumluluğu sebebiyle tazminat istemine ilişkindir.Kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapmayan yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumludurlar.Denetçiler ve yönetimin sorumluluktan kurtulabilmesi için zararın oluşumunda kusurlarının bulunmadığının ispat edilmesi gerekmektedir.Davalılar hakkındaki alacak isteminin dayanağını oluşturan fiiller, dava dilekçesinde, maddeler halinde sayılarak belirtilmiştir. Mahkeme kararında ise her bir sorumluluk iddiasına dair gerekçe bulunmayıp bilirkişi raporlarına atıfta bulunulmuştur. Atıfta bulunulan bilirkişi raporları incelendiğinde; iddia ve savunmaları karşılamadığı, soyut ve denetime elverişli olmadığı gibi raporlar arasında çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır.Bunun yanı sıra, kooperatif yöneticileri ve denetçilere karşı dava açmak belli bir süreye tabi olup, davacının, zararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl içinde davayı açması gerekir. Zarar doğuran fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun zamanaşımı süresine tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o süre tatbik olunur. Mahkemece, davanın, uzamış ceza zamanaşımı süresinde açıldığı ifade edilmekte ise de; sorumluluğun dayanağını oluşturan zararlar, davalıların tek eyleminden kaynaklanmamaktadır. Dolayısıyla, davalıların tüm eylemlerinin tek bir zamanaşımı süresine tabi tutulması yerinde olmadığı gibi yönetici ve denetçilerin ancak görev yaptıkları dönemde oluşacak zarardan sorumlu tutulabilecekleri hususu gözardı edilerek zararın hesaplanmasında böyle bir ayrıma gidilmemesi de yerinde değildir.Davalıların görev yaptıkları dönemlerle zarar doğuran eylemlerinin gerçekleşme tarihlerinin ayrı ayrı tespit edilerek zamanaşımı süresinin başlangıcında bu tarihlerin esas alınması, eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun hangi maddesine temas ettiğinin ve bu maddenin öngördüğü ceza miktarına göre tabi olduğu zamanaşımı süresinin ayrı ayrı belirlenmesi, davalıların genel kurullarda ibra edilmelerinin sorumluluk davasına etkisi olup olmadığının irdelenmesi ve yeni bir bilirkişi heyetinden açıklanan ilkeler doğrultusunda açıklamalı ve denetime elverişli rapor alınıp deliller tartışılmak suretiyle ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı Mehmet A.D. yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalılar İsmail D., Enis K., Hacı K. ve Sait Y. vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar İsmail D., Enis K., Hacı K. ve Sait Y. Vekilleri ile davacı vekili gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalıların, müvekkili kooperatifin yönetim ve denetim kurulu üyesi olduklarını, görev yaptıkları dönemde suç teşkil eden eylemleriyle kooperatifi zarara uğrattıklarını, 25.3.2001 tarihli genel kurulda ibra edilmediklerini, Hesap Tetkik Komisyonu’nca davalıların kooperatifi zarara uğrattıklarının tespit edildiğini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 10.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 9.4.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile 250.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini istemek suretiyle davayı ıslah etmiştir.

Davalılar İsmail D., Hacı K., Enis K., Sait Y. vekili, davanın yükleniciye yöneltilmesi gerektiğini, davanın dayanağı olan Hesap Tetkik Komisyonu raporunun yetersiz olduğunu, müvekkillerinin kusurunun bulunmadığını, önceki genel kurullarda ibra edildiklerini, dairelerini teslim alan üyelerin eksik işleri yükleniciye tamamlattırdıklarını, tamamlanmayanların bedelini aldıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı Necdet C. vekili, davacı kooperatifin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüten davalının genel kurullarda ibra edildiğini, Hesap Tetkik Komisyonu raporunu kabul etmediklerini, kooperatife zarar verilmediğini, eksik imalatların tamamlattırıldığını, dairelerin satış bedelinin genel kurul tarafından belirlendiğini, SSK borçlarının ödendiğini, Belediyeyle yaşanan anlaşmazlık sebebiyle inşaatların mühürlendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı Mehmet Ali D., görev yaptığı süre içerisinde kooperatif defter ve belgelerinin kendisine verilmediğini, uyarılarının dikkate alınmadığını, denetim kurulu raporu altında imzasının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, eski yönetici ve denetçi olan davalılar hakkında 25.3.2001 tarihli genel kurulda dava açılmasına karar verildiği, denetim kurulu yeni üyelerinden alınan vekaletle davanın açıldığı, davalılar Necdet C., Enis K., Sait Y. hakkında zimmet, İsmail D. hakkında görevi ihmal suçundan mahkumiyet kararı verildiği, kooperatifin yükleniciye karşı açtığı tazminat davasının kabulle sonuçlandığı, zararın 28.4.2002 tarihli hesap tetkik komisyonu raporuyla öğrenildiği, ıslahın ceza zamanaşımı süresi içerisinde yapıldığı, Hesap Tetkik Komisyonu Raporuna göre yönetim kurulu üyelerinin kooperatifi 1.139.709,15 TL zarara uğrattıkları, görevini kooperatifler hukukuna uygun ifa etmeyen davalı Hacı K.’in yönetim kurulu üyeleriyle birlikte sorumlu olduğu, kooperatif inşaatlarının sözleşme ve projeye aykırı olduğu, sözleşmeler gereği 1. sınıf olması gereken imalatların standart dışı yapıldığı, yöneticilerin, yüklenicinin bu eylemlerine göz yumarak kooperatifi zarara uğrattıkları, kusurlu imalatların anlaşılmasının teknik bilgiyi gerektirmediği, davalı Mehmet Ali D.’un denetçi olarak üzerine düşen görevi yaptığı, gerekli uyarılarda bulunduğu gerekçesiyle, davalı Mehmet Ali D. yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüyle 250.000,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.

Dava, kooperatif yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin sorumluluğu sebebiyle tazminat istemine ilişkindir. 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 62’nci maddesinde yönetim kurulu üyelerinin görevleri belirtilmiş, yönetim kurulunun, kooperatif amaçlarının gerçekleşmesi ve ortakların çıkarlarının korunmasıyla ilgili olarak yasa ve anasözleşme hükümleriyle genel kurul kararlarına göre işleri titizlikle yürüteceği, kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda gereken çabayı göstermekle görevli olduğu açıklanmış, devamı maddelerde de denetçilere dair çalışma esasları ve yükümlülüklere yer verilmiştir. 1163 Sayılı Kanunun 98’nci maddesi yollamasıyla Türk Ticaret Kanunu’nun 336/1 ve 5’nci maddesine göre kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapmayan yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumlu olacakları belirtilmiştir. Denetçilerin sorumluluğu ise aynı Kanunun 359’ncu maddesinde hükme bağlanmıştır. Anılan maddelerden anlaşılacağı üzere, koperatif yönetici ve denetçilerinin sorumluluktan kurtulabilmesi için zararın oluşumunda kusurlarının bulunmadığının ispat edilmesi gerekmektedir.

Somut olayda, davalılar hakkındaki alacak isteminin dayanağını oluşturan fiiller, dava dilekçesinde, maddeler halinde sayılarak belirtilmiştir. Mahkeme kararında ise her bir sorumluluk iddiasına dair gerekçe bulunmayıp bilirkişi raporlarına atıfta bulunulmuştur. Atıfta bulunulan bilirkişi raporları incelendiğinde; iddia ve savunmaları karşılamadığı, soyut ve denetime elverişli olmadığı gibi raporlar arasında çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bunun yanı sıra, kooperatif yöneticileri ve denetçilere karşı dava açmak belli bir süreye tabi olup, T.T.K.nun 309. maddesine göre davacının, zararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl içinde davayı açması gerekir. Zarar doğuran fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun zamanaşımı süresine tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o süre tatbik olunur. Mahkemece, davanın, uzamış ceza zamanaşımı süresinde açıldığı ifade edilmekte ise de; sorumluluğun dayanağını oluşturan zararlar, davalıların tek eyleminden kaynaklanmamaktadır. Dolayısıyla, davalıların tüm eylemlerinin tek bir zamanaşımı süresine tabi tutulması yerinde olmadığı gibi yönetici ve denetçilerin ancak görev yaptıkları dönemde oluşacak zarardan sorumlu tutulabilecekleri hususu gözardı edilerek zararın hesaplanmasında böyle bir ayrıma gidilmemesi yerinde görülmemiştir.

Bu durumda, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi, yüklenici şirket aleyhine açılan tazminat davasıyla davalılar hakkında görülen kamu davalarına dair dosyalar getirtilerek incelenmesi, mükerrer tazminata hükmedilip edilmediğinin araştırılması, davalıların görev yaptıkları dönemlerle zarar doğuran eylemlerinin gerçekleşme tarihlerinin ayrı ayrı tespit edilerek zamanaşımı süresinin başlangıcında bu tarihlerin esas alınması, eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun hangi maddesine temas ettiğinin ve bu maddenin öngördüğü ceza miktarına göre tabi olduğu zamanaşımı süresinin ayrı ayrı belirlenmesi, davalıların genel kurullarda ibra edilmelerinin sorumluluk davasına etkisi olup olmadığının irdelenmesi ve yeni bir bilirkişi heyetinden açıklanan ilkeler doğrultusunda açıklamalı ve denetime elverişli rapor alınıp deliller tartışılmak suretiyle ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar İsmail D., Hacı K., Enis K., Sait Y. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, davalılar İsmail D., Hacı K., Enis K., Sait Y. yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak temyiz eden davalılara ödenmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TAPUSUNU ALIP KOOPERATİFTEN İSTİFA EDEN KİŞİLER AİDAT ÖDER Mİ ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Tapulu istifa ve tapulu ihraç durumundaki ortaklardan alt yapı hizmet bedelinin alınması.

Tapulu bir ortak ile KOOPERATİF arasındaki bir davanın kararının gerekçesinde “… ortak olmayan kimselerin kooperatif hizmetlerinden yararlandığı ölçüde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre sorumlu olacağı,………..kooperatifin, ortağı olmayan kimselerin arsaları nedeniyle verdiği hizmetleri ayrı ayrı değerlendirilerek yararlandığı kooperatif hizmetlerini tespit edip bunun karşılığında bedel isteyebileceği….” belirtilmiş ve Yargıtay bu kararı Onamıştır. Kooperatifte tapulu arsası olan, ancak kooperatif ortağı olmayan bu kişiden bu karara göre kişinin arsasına verilen hizmet bedeli hesaplanmış ve bu bedel bu kişiden tahsil edilmiştir.

 

Kooperatiflerde Temsil ve Ağırlama giderlerinin sınırı var mıdır ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

T.C.
YARGITAY
23. HUKUK DAİRESİ
E. 2013/344
K. 2013/1262
T. 4.3.2013
• MADDİ TAZMİNAT DAVASI ( Davalıların Eski Yönetim Kurulu Üyesi Olarak Görev Yaptıkları Dönemde Davacı Kooperatifi Zarara Uğrattıkları İddiasına Dayalı – Hüküm Kurmaya Elverişli Olmayan Bilirkişi Raporu Esas Alınarak Yetersiz Araştırma İle Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )
• YÖNETİM KURULUNUN KOOPERATİFİ ZARARA UĞRATMASI ( Davaya Konu ve Mahkemece Olağan Olduğu Kabul Edilen Harcamaların Gerçek Harcamalar Olup Olmadığı Bunun Sonucuna Göre de Makul Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceği Objektif Bir Şekilde Ortaya Konulmadan Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği – Maddi Tazminat )
• KOOPERATİF UYGULAMALARI ( Maddi Tazminat – Davaya Konu Harcamaların Gerçek Harcamalar Olup Olmadığı Bunun Sonucuna Göre de Makul Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceği Objektif Bir Şekilde Ortaya Konulmadan Hüküm Kurmaya Elverişli Olmayan Bilirkişi Raporu Esas Alınarak Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )
1163/m.98
6762/m.309
ÖZET : Dava, davalıların eski yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıkları dönemde davacı kooperatifi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yapılmış olan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olmadığı görülmüştür. Davaya konu ve mahkemece olağan olduğu kabul edilen harcamaların gerçek harcamalar olup olmadığı, bunun sonucuna göre de makul olarak kabul edilip edilmeyeceği objektif bir şekilde ortaya konulmamıştır. Bu durumda, kooperatif uygulamaları konusunda uzman bir bilirkişinin içinde bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti seçilerek, kooperatif anasözleşmesi, genel kurul ve yönetim kurulu kararları, tüm defter, kayıt, belgeler ile varsa banka hesapları ve davaya konu harcama kalemleriyle ilgili bilgi-belgeler celp edilmek suretiyle incelenerek, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını da karşılayacak şekilde ve önceki raporlardaki tespitler de tartışılmak suretiyle, objektif kriterlere dayalı, açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak, oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili kooperatifin eski yönetim kurulu üyesi olan davalıların görevde bulundukları dönemde basın, tanıtım, temsil, ağırlama, yemek, konaklama, hediyelik eşya, akaryakıt, kırtasiye ve çiçek gibi harcamalar adı altında gereksiz ve makul düzeyin çok üzerinde olan harcamaların yapıldığını, ilgili bakanlık tarafından da sorumlular hakkında dava açılmasının istenildiğini, davalıların 25.04.2004 tarihli genel kurulda ibra olunmadıklarını ve haklarında ceza ile hukuk davası açılması için karar alındığını ileri sürerek, 322.379,80 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı R. M. G. vekili, müvekkili hakkındaki soyut iddiaların haksız olduğunu, genel kurulda alınan kararın usulüne uygun olmadığını, bilançonun gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı E. Y. vekili, genel kurulda alınan kararın usulüne uygun olmadığını, temsil giderlerinin faydalı giderler olduğunu, makul olmayan bir harcamanın bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı A. K., davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı F. A., davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen 14.11.2011 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; kooperatifin 2000 yılında 4483 üyesinin olduğunu bu rakamın 2002 yılında 3217’ye düştüğü, kooperatifin büyüklüğü dikkate alındığında tespit edilmiş olan masrafların olağan olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalıların eski yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıkları dönemde davacı kooperatifi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yapılmış olan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olmadığı görülmüştür. Davaya konu ve mahkemece olağan olduğu kabul edilen harcamaların gerçek harcamalar olup olmadığı, bunun sonucuna göre de makul olarak kabul edilip edilmeyeceği objektif bir şekilde ortaya konulmamıştır. Bu durumda, kooperatif uygulamaları konusunda uzman bir bilirkişinin içinde bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti seçilerek, kooperatif anasözleşmesi, genel kurul ve yönetim kurulu kararları, tüm defter, kayıt, belgeler ile varsa banka hesapları ve davaya konu harcama kalemleriyle ilgili bilgi-belgeler celp edilmek suretiyle incelenerek, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını da karşılayacak şekilde ve önceki raporlardaki tespitler de tartışılmak suretiyle, objektif kriterlere dayalı, açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak, oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KOOPERATİFLERDE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNE DAVA AÇILMASI SÜRECİ-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Ekran Resmi 2015-12-06 12.09.08
Evren ÖZMEN-Mesleki yayınlar

Dava, davacı kooperatifin eski yönetim kurulu üyesi olan davalılara karşı açılmış sorumluluk davasıdır.
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 98. maddesi yollaması ile TTK`nun 341.madde hükmüne göre,
Böyle bir davanın açılabilmesi için genel kurulca karar alınması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerekmektedir. Ancak açıklanan koşullar dava şartı olmayıp sonradan tamamlanabilen usulü eksikliktir.
Bu durumda, mahkemece, davacı tarafa HUMK.nun 39 ncu ve 40 ncı madde ( 6100 sayılı HMK`nun 115/2 nci madde ) hükümleri uyarınca süre verilerek, davalılar hakkında sorumluluk davası açılmasına ya da açılan bu davaya muvafakat verilmesine ilişkin bir genel kurul kararı ibrazına ve davanın gelindiği aşamada görevde olan denetçilerin davayı açan vekile vekaletname vermesine olanak tanınmak, verilen süre içerisinde bu koşullar yerine getirilemez ise davanın, açıklanan usul yönünden reddedilmesi gerekecektir.

KOOPERATİF YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN KOOPERATİFE ŞAHSİ MALINI SATMASI

Esas : 2009/14755Karar : 2012/377Tarih : 09.02.2012 KOOPERATİF YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN ŞAHSİ MALINI SATMASI
KOOPERATİF YÖNETİM KURULU ÜYELERİ VE DENETÇİLERİNİN ZARARA SEBEBİYET VERMESİ ( Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma )
GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU ( Kooperatif Yönetim Kurulu ve Denetçileri )

Sanıkların kooperatif para ve mallarını zimmetlerine geçirme kastı ile hareket ettikleri hususunda yeterli kanıt bulunmasa da, eylemleri 163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 66 ve 67. maddelerine muhalefet ve görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturur.mfk

 Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Sanıkların kooperatif para ve mallarını zimmetlerine geçirme kastı ile hareket ettikleri hususunda yeterli kanıt bulunmadığına ilişkin saptamada bir isabetsizlik yok ise de;
bilirkişi raporlarında da açıklandığı gibi; yönetim kurulu üyesi olan sanıklar Y. K., M. K., S. K., N.Y. ve M. G.`ın aşırı iskontolu mal satışı yaparak kooperatifin zarar etmesine sebebiyet vermeleri,
kooperatifin gelir ve giderleri ile alınan kredilerine dair kayıtları düzenli tutmamaları, yönetim giderleri maliyetini aşırı oranda artırmaları, imalat defterine madde girişlerini kaydetmemeleri, yönetim kurulunca alınan kararları defterlere işlememeleri, fatura alınması zorunlu hizmet ve alımlarda fatura almamaları ve ambar stok fişlerini stok sorumlusuna imzalatmamaları eylemlerinin görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı,
sanık N.Y.`ın ayrıca kooperatif yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen kooperatife mal satması ve mal alması eylemlerinde 1163 sayılı Yasanın 59/6. maddesine muhalefet niteliğinde olacağı ve
denetleme kurulu üyeleri olan sanıklar O. C., H. Ç. ve S. B.`ın ise denetleme görevlerini yerine getirmeyerek sanıkların belirtilen eylemleri gerçekleştirmelerine sebebiyet verdikleri ve
sözkonusu fiillerinin 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 66 ve 67. maddelerine muhalefet niteliğinde olduğu gözetilerek atılı suçlardan sanıkların cezalandırılmaları yerine, yazılı gerekçelerle beraetlerine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Yasanan 8/1. maddesi gözetilerek CMUK`nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

KOOPERATİFLERDE YÖNETİM VE DENETİM KURULLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ AST ÜST İLİŞKİSİ MİDİR ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Kanunla belirlenen bazı görevleri yapmada ihmali bulunan denetim kurulu üyelerine verilecek cezalar düzenlenmiştir. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, kooperatif yönetim kurulu üyelerine uygulanan yaptırım ile denetim kurulu üyeleri hakkında uygulanan cezayı karşılaştırarak, bu hususun suç ve ceza dengesini bozduğunu ileri sürmüş ise de, kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile denetim kurulu üyelerinin görev ve sorumluluklarındaki farklılıkları dikkate alarak,  itiraz konusu kural uyarınca denetim görevinin ihmal edilmesi durumunu yaptırıma bağlamak ve bunun karşılığında verilecek cezayı belirlemek kanun koyucunun takdirindedir.
Ekran Resmi 2016-05-24 22.47.31
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen “kanun önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

1163 sayılı Kanun’da, yönetim kurulu ve denetim kurulu arasında bir astlık ya da üstlük ilişkisine yer verilmemiştir. Ancak bu durum iki organın birbirine eşit olduğu anlamına gelmemektedir. Kooperatiflere özgü işbölümü esaslarına göre her iki organa farklı işlev ve statüler tanınmıştır. Bu durumuyla her iki organın birbiriyle eşit değil, birbirini tamamlayıcı statüde olduklarını kabul etmek gerekir. Dolayısıyla farklı hukuksal konumda bulunan kişiler hakkında farklı yaptırımların uygulanmasını öngören itiraz konusu kuralda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

KOOPERATİFLERDE YEVMİYE DEFTERİNİN KAPANIŞININ YAPILMAMASININ DENETİM KURULU AÇISINDAN SORUMLULUĞU-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

1163 sayılı Kanun’un 56. maddesinde, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin üyelik şartlarının ve sayılarının; 66. maddesinde, kooperatif defter ve hesaplarının düzenli tutulmasının; 67. maddesinde ise kooperatif raporlarının düzenli olarak genel kurula sunulmasının denetlenmesi yükümlülükleri düzenlenmektedir.

İtiraz konusu kuralda, bu maddelerde belirlenen görevlere aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının denetim kurulu üyelerinin bir aydan altı aya kadar hapis ve otuz günden üçyüz güne kadar adlî  para cezası ile cezalandırılacakları hükme bağlanmıştır.

Kooperatif Tanımı
EVREN ÖZMEN

KOOPERATİFLERDE YEVMİYE DEFTERİNİN KAPANIŞI YAPILMAZ İSE YÖNETİM KURULUNUN SORUMLULUĞU NEDİR ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, ticari defterlerden olan yevmiye defterinin kapanış onaylarının notere yaptırılacağı kural altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 562. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde ise bu kurala uymayan şirket yöneticilerinin idari para cezası ile cezalandırılacakları belirtilmiştir. Söz konusu kural, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesi gereğince kooperatif yönetim kurulu üyeleri hakkında da uygulanmaktadır.

Daha detaylı bilgi için [email protected]

Kooperatifmuhasebesi

Kooperatifler kanunu ve Türk Ticaret kanunu-ÖZEL KANUN GENEL KANUN ÜSTÜNLÜĞÜ-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu arasında, özel yasa – genel yasa ilişkisinin bulunduğu, bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren ve Kooperatifler Kanunu’ndaki yasal düzenlemeyi açıkça yürürlükten kaldırdığını ifade etmeyen genel yasa hükmü ile, özel yasa hükmünün çelişmesi durumunda, bu çelişkinin Hukukun genel ilkeleri ile giderilemeyeceği, özel yasanın genel yasaya karşı üstünlüğünü koruyacağı ve somut olayda sorumluluğun konusu aynı olan (hatta yönetim kurulu üyelerinin eylemine nazaran, denetim kurulu üyelerinin eylemi, kusuru, sorumluluğu ikincil nitelikte kalmaktadır, eylemi ve sorumluluğu doğuran asıl davranış yönetim kurulu üyelerinin davranışıdır.) sanıklar hakkında, eylemi daha ağır olan sanık …’nın eyleminin suç olmaktan çıkartılıp, hakkında yargılama yapmayı dahi gerektirmeyen ve idari mülki amir tarafından uygulanacak idari para cezasına çeviren 6102 sayılı Yasanın 562. maddesi karşısında, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun Ek 2/3 maddesinin Anayasa’nın 10. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde tanımlanan kanun önünde eşitlik ilkesine, Anayasa Mahkemesi’nin “aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı kurallara bağlı tutulacağı” ve “Anayasa’nın 10. maddesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin arasında haklı nedene dayanmayan ayrımları önleyerek eşitliği sağlamaktır” şeklindeki yorum ve uygulamaları ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağını öngören 14. maddesine, 12 sayılı protokolün işlem eşitliğine yer veren ilgili hükmüne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar ve uygulamalarına konu ve kaynak olan, Hukukun evrensel ilkesi, “eşitlik ilkesi”ne aykırılık teşkil ettiği anlaşılmakla, somut norm denetimi açısından Anayasa Mahkemesine müracaat edilmesi gerektiği kanaatine varılmakla, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi uyarınca dosyanın ilgili belgeleri dizi pusulasına bağlanarak ekli gönderilmiş olup, Mahkemeniz kararının bekletici mesele yapılmasına karar verilmiştir.”

Mutlak Eşitlik, Maddi eşitlik-EVREN ÖZMEN MÜŞAVİRLİK

Yasa önünde eşitlik ilkesi, “ayrımcılık yasağı”nı da içinde barındıran bir temel ilkedir. Eşitlik ilkesinde kural olarak, herkes için kanun önünde mutlak eşitlik (şekli eşitlik) geçerliyken, aynı durumda olan  hak öznelerinin “haklı nedenlere dayalı olarak” farklı muameleye tabi tutulmaları  “maddi eşitlik”de söz konusu olmaktadır.

Tasfiyeye girilmesi halinde yeni defter tasdikinin zorunlu olup olmadığı

Konu

:

Tasfiyeye girilmesi halinde yeni defter tasdikinin   zorunlu olup olmadığı

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzdan, 20.. yılı içerisinde tasfiyeye giren şirketinizin unvanının başına “Tasfiye Halinde” ibaresinin eklendiğini belirterek, tasfiyeye giriş nedeniyle kanuni defterlerin tasdik ettirilmesinin zorunlu olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşünün istenildiği anlaşılmaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Defter tutacaklar” başlıklı 172 nci maddesinde defter tutma mecburiyeti bulunan gerçek ve tüzel kişiler sayılmış, “Hesap dönemi” başlıklı 174 üncü maddesinde, defterlerin hesap dönemi itibariyle tutulacağı, kayıtların her hesap dönemi sonunda kapatılacağı ve ertesi dönem başında yeniden açılacağı, hesap döneminin normal olarak takvim yılı olduğu hükme bağlanmış, 220 nci maddesinde tasdike tabi defterler, 221 inci maddesinde ise tasdik zamanına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

Öte yandan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında, her ne sebeple olursa olsun, tasfiye haline giren kurumların vergilendirilmesinde hesap dönemi yerine tasfiye döneminin geçerli olacağı, tasfiyenin başlangıç tarihinden aynı takvim yılı sonuna kadar olan dönem ile bu dönemden sonraki her takvim yılı ve tasfiyenin sona erdiği dönem için ilgili takvim yılı başından tasfiyenin bitiş tarihine kadar olan dönemin bağımsız bir tasfiye dönemi sayılacağı hükmü yer almaktadır.

Buna göre, tasfiyenin başladığı tarih ile aynı takvim yılı sonuna kadar olan hesap dönemi ve bu dönemden sonraki her takvim yılının ayrı bir dönem kabul edilmesi nedeniyle, her tasfiye dönemine ait kanuni defterlerin tasdiki zorunlu olup, tutulması zorunlu defterlerin en geç tasfiyeye girdiğiniz tarih itibariyle tasdik ettirilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Fatura tutarının fatura üzerine ayrıca yazıyla yazılması

Sayı

:

77058783-105[2013/15]-87

08/03/2016

Konu

:

Fatura tutarının fatura üzerine ayrıca yazıyla   yazılması

            İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden, …Vergi Dairesi Müdürlüğünün …vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz, … faaliyetinde bulunduğunuz, … fatura üzerine fatura tutarının ayrıca yazı ile yazılıp yazılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşünü talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 230 uncu maddesinde; “Faturada en az aşağıdaki bilgiler bulunur:

 

1. Faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası;

 

2. Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası;

 

3. Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası;

 

4. Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı;

 

…” hükmü yer almaktadır.

 

Bu itibarla, toplam tutar bilgisinin, düzenleyeceğiniz faturaların üzerinde rakam ve yazıyla yer alması zorunlu bulunmaktadır.

 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KOOPERATİFLERDE HANGİ RESMİ DEFTERLER TUTULUR ?-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Tutulacak Defterler:
Madde 76- Kooperatifte aşağıdaki defterlerin tutulması zorunludur.

1-Yevmiye Defteri, 2-Defteri Kebir,

16

3-Envanter Defteri,
4-Genel Kurul ve Yönetim Kurulu Karar Defterleri,
5-Ortaklar Defteri,
Kooperatifte bu defterlerden başka, kasa defteri ile işin mahiyet ve öneminin gerektirdiği diğer

defterler de tutulur.

KOOPERATİFLERDE Envanter Defteri-MALİ MÜŞAVİR EVREN ÖZMEN

Envanter Defteri :

Madde 79- Envanter defterine, kooperatifin açılış tarihinde ve müteakiben her hesap dönemi sonunda çıkarılan envanterler ve bilançolar kaydolunur.

Kanunda aksine hüküm olmadıkça, hesap dönemi sonu için çıkarılacak envanter ve bilançoların ertesi hesap döneminin ilk üç ayı içinde tamamlanmış olması gerekir.

Envanter defterine geçirilen envanter ve bilanço yönetim kurulunca imza ve notere ibraz olunur. Noterce son kaydın altına (görülmüştür) sözü yazılarak mühür ve imza ile tasdik ettirilmek şarttır.