KOOPERATİFÇİLİK PROJE DESTEK YÖNETMELİĞİ

30 Temmuz 2013 SALI
Resmî Gazete
Sayı : 28723

YÖNETMELİK

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

KOOPERATİFÇİLİK PROJE DESTEK YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, kooperatif ve üst kuruluşlarının üretim ve istihdama katkısı olacak yatırım projelerinin desteklenmesine, faaliyetlerinde etkinlik ve verimliliğin sağlanmasına, teknoloji ve yeni üretim tekniklerinden yararlanmalarına katkıda bulunulmasına, bireysel tasarrufların uygun kooperatif girişimcilik modelleri ile ekonomiye kazandırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Kooperatiflerin ve üst kuruluşlarının üretim ve istihdama katkısı olacak projelerinin Kooperatiflerin Desteklenmesi Programı çerçevesinde desteklenmesini ve bu desteklere ilişkin hususları kapsar.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 3/6/2011 tarihli ve 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Genel Müdürlük: Bakanlık Kooperatifçilik Genel Müdürlüğünü,

c) Hibe desteği: Bakanlığın görev alanına giren kooperatiflere bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde geri ödeme olmaksızın verilen nakdi katkıyı,

ç) Hibeye esas proje tutarı: Hibe sözleşmesine konu edilen projenin her türlü vergi ve sigorta giderleri, asgari geçim indirimi ve harçlar hariç toplam tutarını,

d) Hibe sözleşmesi: Proje sahibi kooperatif ile İl Müdürü arasında imzalanan ve hibe desteğinden yararlanma esasları ve yükümlülükleri ile tarafların yetki ve sorumluluklarını düzenleyen sözleşmeyi,

e) Hizmet alımları: 9 uncu maddede belirtilen hizmet alımlarını,

f) İl Müdürlüğü: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Ticaret İl Müdürlüğünü,

g) İl Müdürü: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Ticaret İl Müdürünü,

ğ) İl proje komisyonu: Vali veya görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında; İl Müdürü, Bilim, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü, İldeki Kalkınma Ajansı temsilcisi, Sanayi ve Ticaret Odası veya Ticaret Odası temsilcisinin katıldığı en az 5 (beş) kişiden oluşan ve bu Yönetmelik kapsamında hibe başvurularının değerlendirmesini yapan komisyonu,

h) İl proje yürütme birimi: İl düzeyinde Programın rehberliğinden, projelerin uygulanmasından ve izlenmesinden sorumlu olan, yapılacak iş ve işlemleri İl Müdürlüğü adına yürüten İl Müdürlüğü personeli ile gerektiğinde vali tarafından görevlendirilecek diğer kamu kurumları personelinden oluşan en az üç kişilik birimi,

ı) İzleme raporu: Proje uygulamalarının kontrolü ve izlenmesi ile ilgili İl proje yürütme birimince hazırlanan raporu,

i) Kılavuz: Programın uygulanması ve Program kapsamında değerlendirilecek proje konularının, başvuru şartlarının, değerlendirme, uygulama ve denetleme esaslarının belirlendiği bu Yönetmelik doğrultusunda Bakanlıkça hazırlanan Uygulama ve Değerlendirme Kılavuzunu,

j) Kooperatif: Kuruluş, işleyiş ve denetim işlemlerine ait hizmetleri Bakanlıkça yürütülen kooperatifleri ve bunların üst kuruluşlarını,

k) Mal alımları: 9 uncu maddede belirtilen mal alımlarını,

l) Malî bilanço: Bir kooperatifin belirli bir tarihte sahip olduğu varlıklar ile bu varlıkların sağlandığı kaynakları gösteren malî tabloyu,

m) Merkez proje komisyonu: İl proje komisyonu tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda uygun görülen proje başvurularını inceleyip karara bağlayan, Kooperatifçilik Genel Müdürlüğünden sorumlu Müsteşar Yardımcısı başkanlığında Kooperatifçilik Genel Müdürü, ilgili Genel Müdür Yardımcısı ve iki Daire Başkanından oluşan beş kişilik komisyonu,

n) Nitelikli personel: 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) ve/veya (b) bentlerine göre hibe desteği verilecek kooperatiflerin projelerine ilişkin olarak istihdam edecekleri en az lisans düzeyinde mezuniyet belgesi bulunan ve Kılavuzda belirtilen nitelik ve koşulları haiz personeli,

o) Ödeme icmal tablosu: Hibe sözleşmesi imzalayarak projesini tamamlayan kooperatiflerce talep edilen hibe desteği tutarını gösteren ve İl Müdürlüğünce düzenlenen tabloyu,

ö) Program: Bakanlık tarafından hazırlanan Kooperatiflerin Desteklenmesi Programını,

p) Proje: Kooperatiflerin Program kapsamında hibe desteğinden yararlanmak için hazırladıkları üretim ve istihdama katkısı olacak yatırım projelerini,

r) Proje başvuru formu: Hibe desteğinden yararlanmak isteyen kooperatiflerce başvuru amacıyla doldurulan ve Kılavuz ekinde yer alan formu,

s) Yüklenici: Program kapsamında hibe sözleşmesi akdedilen kooperatif tarafından yapılacak satın alımlara mal ve hizmet sağlayan gerçek ve tüzel kişileri,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Program Uygulama Birimleri

Genel müdürlüğün görevleri

MADDE 5 – (1) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak çalışmaları Bakanlık adına Genel Müdürlük yürütür. Genel Müdürlüğün görevleri aşağıda belirtilmiştir:

a) Bu çalışmaların kontrolüne, idari, malî, teknik ve çevresel uygulamalarla uyumlu bir şekilde yürütülmesine destek vermek.

b) Program ile ilgili yıllık yatırım programını ve bütçe teklifi hazırlıklarını, bu teklifin ilgili Bakanlık birimlerine iletilmesi ve kabulü için gerekli çalışmaları yapmak.

c) Programın yürütülmesine ilişkin eğitim programlarını hazırlamak ve bunların uygulanmasına destek sağlamak.

İl müdürlüğünün görevleri

MADDE 6 – (1) İl Müdürlüğünün görevleri aşağıda belirtilmiştir:

a) Program kapsamında bu Yönetmelik ve Kılavuzda belirtilen sorumlulukların idari, malî, teknik ve çevresel uygulamalarla uyumlu bir şekilde yürütülmesini ve Program kapsamında yapılacak tüm çalışmaların il bazında uygulanmasını, izlenmesini, sekretaryasını ve koordinasyonunu sağlamak.

b) İmzalanan hibe sözleşmesi doğrultusunda hibe desteği ödemesini yapmak ve izlemek.

İl proje komisyonu ve il proje yürütme biriminin görevi

MADDE 7 – (1) İl Proje Komisyonu, Program kapsamında yapılan hibe desteği başvurularını, Kılavuzdaki kriterlere göre değerlendirir ve İl Proje Değerlendirme Raporu şeklinde Genel Müdürlüğe gönderir.

(2) İl Proje Yürütme Biriminin görevleri aşağıda belirtilmiştir:

a) İl düzeyinde Programın rehberliği ve uygulanması ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek.

b) İl düzeyinde proje hazırlanması aşamasında başvuran kooperatifleri Program hakkında ve proje başvurularının hazırlanması konusunda bilgilendirmek.

c) Bu Yönetmelik, Kılavuz ve ilgili genelgeler doğrultusunda projelerin uygulanmasını incelemek ve değerlendirmek.

Merkez proje komisyonunun görevi

MADDE 8 – (1) Merkez Proje Komisyonu, İl Proje Komisyonunun yaptığı değerlendirme sonucunda uygun görülen projeleri, Kılavuzda belirtilen esaslar çerçevesinde inceler ve bütçe imkânları ile sınırlı olmak üzere, bu projelerin desteklenmesi konusundaki nihai kararı verir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Hibe Desteği Kapsamı ve Tutarı

Desteklenecek projelerin konuları

MADDE 9 – (1) Program kapsamında desteklenecek kooperatiflerin üretim ve istihdama katkısı olacak projelerine ilişkin olarak;

a) Kooperatiflerin faaliyet konularına göre makine ve/veya ekipman ile ilgili mal alımlarına,

b) Ortaklarının en az % 90’ını kadınların oluşturduğu kooperatiflerin işletecekleri yaşlı ve engelli bakım merkezleri ile çocuk kulüpleri, kreş ve gündüz bakımevlerinin demirbaş eşya niteliğindeki yatırım malı alımlarına,

c) Kooperatiflerin ürettikleri ürünlerin tanıtımı ve pazarlanmasına ilişkin sergi ve fuar katılımlarına yönelik hizmet alımlarına,

ç) (a) ve/veya (b) bentlerine göre hibe desteği verilecek kooperatiflerin projelerine ilişkin nitelikli personel istihdamlarına,

d) Kooperatiflerin faaliyet konularına yönelik Kılavuzda belirlenecek diğer mal ve hizmet alımlarına,

destek verilir.

(2) Kooperatiflerin ihtiyaçları ve faaliyet konuları gözetilerek Program kapsamında hibe desteği verilecek proje konularına ilişkin esaslara Kılavuzda yer verilir.

Kooperatiflerin projelerine verilecek hibe desteği tutarı

MADDE 10 – (1) Kooperatiflerin sunacakları proje başvurularında hibeye esas proje tutarı azami sınırı;

a) Kooperatiflerin mal alımlarında 200.000 Türk Lirasını,

b) Hizmet alımlarında 30.000 Türk Lirasını,

c) Nitelikli personel istihdamında yıllık bir personel için 30.000 TL’yi, iki personel için toplam 60.000 TL’yi,

geçemez.

(2) Kooperatiflerin desteklenmesine karar verilen mal ve hizmet alımlarında hibeye esas proje tutarlarının kalkınmada öncelikli yörelerde % 75’i, diğer bölgelerde % 50’si ve kalkınmada öncelikli yöre şartı aranmaksızın ortaklarının en az % 90’ını kadınların oluşturduğu kooperatiflerde ise % 75’i Bakanlıkça hibe olarak karşılanabilir. Hibeye esas proje tutarının kalan kısmı proje yürütücüsü kooperatifçe karşılanır.

(3) Nitelikli personel istihdamının hibeye esas proje tutarının azami sınırının % 100’üne kadar olan kısmı Bakanlıkça hibe olarak karşılanabilir. Nitelikli personel istihdam desteğinin azami süresi bir yıldır. Nitelikli personel istihdam desteği Merkez Proje Komisyonu kararı ile kooperatifin yeni istihdam edeceği en fazla iki personel için verilir. Hibe desteği ödemesi, nitelikli personel istihdamının gerçekleştiği bir yılın sonunda kooperatifin hesabına aktarılır.

(4) Kooperatifin sunduğu proje bedeli, hibeye esas proje tutarının azami sınırının altında ise, kooperatifin sunduğu proje bedeli hibeye esas proje tutarının azami sınırı olarak kabul edilir ve verilebilecek hibe desteği tutarı, kooperatifin sunduğu proje bedeline Merkez Proje Komisyonunca kararlaştırılan hibe destek oranı uygulanarak bulunur.

(5) Kooperatifin sunduğu proje bedelinin, hibeye esas proje tutarının azami sınırı ile aynı olması veya üstünde olması durumunda verilebilecek hibe desteği tutarı, hibeye esas proje tutarının azami sınırına Merkez Proje Komisyonunca kararlaştırılan hibe destek oranı uygulanarak bulunur.

(6) Kooperatifin sunduğu proje bedelinin, hibeye esas proje tutarı azami sınırını aşması durumunda, aşan tutar ve hibeye esas proje tutarının hibe olarak karşılanmayan kısmı kooperatifçe karşılanır.

(7) Hibeye esas proje tutarları hesaplanmasında; her türlü vergi ve sigorta giderleri, asgari geçim indirimi ve harçlar dahil değildir.

Hibeye esas proje tutarlarının yeniden belirlenmesi

MADDE 11 – (1) Hibeye esas proje tutarlarının azami sınırı ve oranı gerektiğinde Merkez Proje Komisyonunun teklifi ve Bakan onayı ile yeniden belirlenebilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Proje Giderleri

Hibe desteği kapsamındaki proje gider esasları

MADDE 12 – (1) Bu Yönetmelik kapsamında hibe desteği verilecek proje giderlerinin;

a) Kooperatif ile akdedilen hibe sözleşmesinden sonra gerçekleştirilmesi,

b) Hibe sözleşmesi ekinde sunulan başvuru formunda belirtilmiş olması,

c) 10 uncu maddede belirtilen oran ve sınırların içinde kalması,

ç) Hibe sözleşmesinde öngörülen süre içerisinde gerçekleşmesi,

d) Hibe desteği kapsamındaki giderlerin Kılavuzda belirtilen esaslara uygun olarak gerçekleştirilmesi ve belgelere dayandırılması,

e) Kooperatifin amaç ve faaliyet konularına ve Kılavuzda belirtilen mal ve hizmet türleri ile nitelikli personel istihdamı nitelik ve koşullarına uygun olması,

gerekir.

(2) Hibe desteği başvurularında belirtilecek projenin yaklaşık toplam maliyeti piyasa fiyat araştırmasına dayandırılarak ayrıntılı olarak belirtilir ve başvuru sonrasında artırılamaz.

(3) Hibe desteği başvurusu kapsamında satın alınması planlanan mal ve hizmet ile ilgili teknik bilgiler şartname şeklinde düzenlenerek proje başvuru formu ekinde sunulur.

(4) Başvuru sahibi kooperatifin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, kooperatifte çalışan kişiler ile bu şahısların eşleri ve üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar kayın hısımları ve kamu çalışanları yüklenici olamaz.

(5) Başvuru sahibi kooperatif tarafından sürekli çalıştırılan veya düzenli ya da dönüşümlü olarak işe alınmış kişiler, kamu çalışanları, emekliler, yabancı uyruklular, kooperatif yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri bu Yönetmelik kapsamında nitelikli personel olarak istihdam edilemez. Nitelikli personel istihdamının hibeye esas proje tutarının hesaplanmasında, asgari geçim indirimi, her türlü vergi ve sigorta giderleri hariç nitelikli personele ödenen net ücret dikkate alınır.

(6) Kooperatifler, 9 uncu maddede belirtilen her bir proje konusu için ayrı bir proje başvuru formu doldurur. Sunulan proje başvuruları arasında kaynak aktarımı yapılamaz.

Program kaynaklarından karşılanamayacak giderler

MADDE 13 – (1) Hibe desteği kapsamında karşılanamayacak giderler aşağıda belirtilmiştir:

a) Her türlü borç ödemeleri.

b) Faiz giderleri.

c) Başka bir kamu kaynağından finanse edilen harcama ve giderler.

ç) Sergi ve fuar desteklerine ilişkin kira giderleri hariç diğer kira giderleri.

d) Kur farkı giderleri.

e) Ayrı faturalanmış nakliye ve montaj giderleri.

f) Bankacılık giderleri.

g) Her türlü vergi ve sigorta giderleri ve bunlara ilişkin ceza giderleri.

ğ) Makine ve ekipman hariç ikinci el mal alım giderleri.

h) Proje yönetimi ve danışmanlık giderleri.

ı) Arazi, arsa ve bina alım giderleri.

i) Her türlü bina yapım ve onarım giderleri.

j) Her türlü hammadde ve yarı mamul alım giderleri.

k) Muhasebe ve avukatlık giderleri.

l) Taşıt alım giderleri.

m) Bina yakıt, su, elektrik ve aidat giderleri.

n) Asgari geçim indirimi.

(2) Program kapsamında hibe sözleşmesi imzalanmadan önce projelerle ilgili yapılan giderler karşılanmaz, bu giderlerden dolayı Bakanlığa herhangi bir sorumluluk yüklenemez.

(3) Bu Yönetmelik, Kılavuz ve ilgili diğer mevzuatta belirtilen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleştirilmeyen, belgelendirilmeyen her türlü gider, hibeye esas gider kapsamında olsa dahi hibe desteğinden karşılanmaz.

(4) Hibe sözleşmesi sonrasında mal ve hizmet alım tutarlarında oluşacak artışlar, Bakanlıkça verilecek hibe tutarını değiştirmeksizin kooperatifçe karşılanır.

(5) Bu Yönetmelik kapsamında desteklenen projelere, hibe sözleşmesinde belirtilen amacın dışında herhangi bir ödeme yapılmaz.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Başvuru, Değerlendirme ve Sözleşme

Başvurularda aranacak şartlar

MADDE 14 – (1) Başvurularda; başvuru sahibi kooperatiflerin ilgili mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeleri, ortak sayıları, aynı proje konusunda başka bir kamusal kaynaktan destek almamış olmaları ve projelerinin üretim ve istihdama katkısının bulunması, sürdürülebilirliği, piyasa araştırmasına dayandırılması, kooperatifin faaliyet konularına uygunluğu ve Kılavuzda belirtilecek diğer aranır.

Proje başvuru dönemleri

MADDE 15 – (1) Program kapsamında proje başvuru dönemleri, sergi ve fuar destekleri hariç bir yıl içinde en fazla üç dönem olmak üzere Bakanlıkça duyurulur. Bakanlık gerektiğinde Programın uygulanacağı illeri de belirleyebilir.

(2) Hibe desteği ödemeleri, yılı merkezi yönetim bütçe kanunu ile tefrik edilen ödeneklerle sınırlı olmak üzere ve vize edilen ayrıntılı harcama programına uygun olarak yapılır.

Proje başvurusu

MADDE 16 – (1) Kooperatifler hibe almak amacıyla Kılavuzda belirtilen şekilde proje başvuru formlarını doldurur ve kooperatif merkezinin bulunduğu İl Müdürlüğüne teslim eder.

(2) Kılavuzda belirtilen usul ve esaslara göre hazırlanmayan ve kooperatiflerin imzaya yetkili yönetim kurulu üyelerince imzalanmayan başvurular kabul edilmez.

(3) Program kapsamında hibe desteği alan kooperatifler aynı proje konusunda beş yıl içerisinde tekrar hibe desteği başvurusunda bulunamaz.

(4) Bu Yönetmelik kapsamında; hibe desteği talep eden kooperatifler, başvurdukları proje konusunda diğer kamusal desteklerden yararlanmamış olduklarına ilişkin taahhütte bulunurlar.

Proje başvurularının değerlendirilmesi

MADDE 17 – (1) Kılavuzda belirtilen puanlama cetveline tabi tutulan projeler, İl Proje Yürütme Biriminin teklifi, İl Proje Komisyonunun olumlu görüşü üzerine Merkez Proje Komisyonunca değerlendirilir ve karara bağlanır.

(2) Proje başvuruları bu Yönetmelik, Kılavuz ve ilgili mevzuat hükümlerine göre değerlendirilir. Eksik ve hatalı belge içeren başvurular, eksikliklerin ve hataların giderilmesi amacıyla Kılavuzda belirtilen esaslara göre İl Müdürlüğünce kooperatiflere iade edilir.

(3) Bütçe imkânları nedeniyle desteklenmesine ilişkin karar alınamayan projeler hariç olmak üzere, Merkez Proje Komisyonunca kabul edilmeyen projeler tekrar değerlendirmeye alınmaz.

Kesin karar

MADDE 18 – (1) Merkez Proje Komisyonu tarafından verilen kararlar kesindir. Hibe desteği verilmesi kabul edilen projeler, Bakanlığın kurumsal internet adresinden duyurulur.

Kooperatiflerce projeye ait diğer işlemlerin tamamlanması

MADDE 19 – (1) Hibe sözleşmesi imzalanmadan önce ilgili mevzuat gereğince alınması gereken izin, ruhsat ve onay gibi işlemlerin tamamlanması zorunludur.

Hibe sözleşmesi

MADDE 20 – (1) Hibe sözleşmesinin formatı ve içeriği Kılavuzla belirlenir.

(2) Hibe sözleşmesi, İl Müdürü ile hibe başvurusunda bulunan kooperatifin imzaya yetkili yönetim kurulu üyeleri arasında akdedilir.

(3) Kooperatiflerin projelerine hibe desteği verilmesine yönelik olarak Merkez Proje Komisyonunun kararı alınmadan ya da 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde yer alan hususların tespit edilmesi halinde İl Müdürlüğünce hibe sözleşmesi akdedilmez.

(4) Kooperatifin hibe desteği talep ettiği proje konusunda diğer kamusal desteklerden yararlandığının tespiti halinde hibe sözleşmesi akdedilmez.

(5) Merkez Proje Komisyonu tarafından kabul edilen projelerin duyurulmasını takip eden yirmi gün içerisinde İl Müdürü ile hibe sözleşmesini imzalamayan veya hibe sözleşmesi eki dokümanlarını tamamlamayan kooperatiflerle hibe sözleşmesi yapılamaz. Ancak zorunluluk hallerinde kooperatiflerin gerekçeli talebi üzerine bir defaya mahsus İl Müdürlüğünce otuz güne kadar ek süre verilebilir. 28 inci maddedeki mücbir sebeplerin bulunması durumunda Bakanlığın görüşünü alarak otuz günden daha uzun ek süre verilebilir.

(6) Kooperatifler tarafından teslim edilen hibe sözleşmesi ekleri bu Yönetmelik, Kılavuz ve ilgili mevzuata uygun bulunması durumunda hibe sözleşmesi imzalanır.

(7) Kooperatiflerin hibe kaynaklarından yararlanabilmesi için hibe sözleşmesini imzalaması ön koşuldur. Taraflarca hibe sözleşmesinin her bir sayfası imza altına alınır.

(8) İl Müdürlüğünün kooperatifle imzalayacağı hibe sözleşmesinde belirtilecek hibe desteği tutarı, Merkez Proje Komisyonunca verilmesi kararlaştırılan hibe desteği tutarını, aşamaz.

(9) Hibe sözleşmesi, İl Müdürü ve proje sahibi kooperatif arasında üç nüsha olarak akdedilir. İmzalanan hibe sözleşmesinin bir nüshası ve ekleri İl Müdürlüğünde, bir nüshası ve ekleri proje sahibi kooperatifte bir nüshası ve ekleri ise, uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesinde yardımcı olmak üzere Bakanlıkta muhafaza edilir.

(10) Hibe sözleşmelerinde hüküm bulunmadığı takdirde bu Yönetmelik, Kılavuz ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

(11) Hibe sözleşmeleri devredilemez.

Hibe desteğinin nihai tutarı

MADDE 21 – (1) Hibe desteğinin azami tutarı hibe sözleşmesinde gösterilir ve önerilen proje bedeline dayanır. Hibe desteğinin nihai tutarı, fiili gerçekleşmeler ve tahakkuklar sonrasında ortaya çıkar. Hibe sözleşmesinde yer alan hibenin azami tutarı aşılmasa dahi bu Yönetmelikte Program kaynaklarından karşılanmayacağı belirtilen giderlerle ilgili kooperatiflere ödeme yapılmaz.

(2) Hibe desteğinin azami tutarı 10 uncu maddede belirtilen tutar ve oranları aşamaz.

Yükümlülüklerin yerine getirilmesi

MADDE 22 – (1) Proje sahibi kooperatif, hibe sözleşmesi koşullarına uymadığı takdirde, İl Müdürlüğünün hibe sözleşmesini feshetme hakkı saklıdır. Feshedilen hibe sözleşmeleri İl Müdürlüğünce Bakanlığa ve kooperatife yedi gün içinde bildirilir.

(2) Kooperatifler; hibe sözleşmesinin feshedilmesi durumunda, feshin tebliğinden itibaren onbeş gün içinde hibe kaynaklarından kendisine yapılmış olan ödemelerin tamamını idareye ödemek zorundadır. Hibe tutarı, ödemenin süresi içinde yapılmaması halinde kooperatif hesabına aktarıldığı tarihten itibaren işleyen kanuni faizi ile birlikte genel hükümlere göre ilgili kooperatiften tahsil edilir.

Hibe sözleşmesinin feshi

MADDE 23 – (1) İl Müdürlüğü, aşağıda belirtilen fiil veya durumlarda herhangi bir şekilde tazminat ödemeksizin hibe sözleşmesini fesheder.

a) Kooperatifin; bu Yönetmelik, Kılavuz, ilgili mevzuat ve hibe sözleşmesi hükümleri çerçevesinde yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirmemesi.

b) Kooperatifin tasfiye halinde olması veya iflas etmesi, işlerinin mahkemelerce idare ediliyor olması, alacaklılarla herhangi bir düzenlemeye girmiş olması, iş veya faaliyetlerini askıya almış olması, bunlarla ilgili bir dava veya takip konusu olması.

c) Kooperatifin yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ve Program kapsamında istihdam edilecek personelin; 26/9/2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan malvarlığına karşı suçlar, kamunun sağlığına karşı suçlar, kamu güvenine karşı suçlar, kamu barışına karşı suçlar, genel ahlaka karşı suçlar, ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar, bilişim alanında suçlar, kamu idaresinin güvenilirliğine işleyişine karşı suçlar, devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar, devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlarla ilgili ya da 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 4 üncü maddesi gereğince fail, azmettiren ve yardım eden sıfatıyla kesinleşmiş mahkumiyet hükmüne ilişkin adli sicil kaydının bulunması.

ç) Kooperatifin amacı dışında faaliyet göstermesi.

d) Kooperatifin, hibe sözleşmesi vasıtasıyla sağlanan hibeyi kullanmak için yanlış veya eksik beyanlarda bulunması ya da sahte ve içeriği itibariyle gerçeği yansıtmayan belgeler sunması.

ALTINCI BÖLÜM

Uygulamalar, Satın Almalar ve Ödemeler

Proje uygulamalarının izlenmesi

MADDE 24 – (1) Kooperatifler hibe sözleşmesinin akdinden sonra, kabul edilen projelerini hibe sözleşmesi hükümlerine göre uygulamaya başlar.

(2) Kooperatifler, projenin uygulanmasına ilişkin hesaplara ait kayıtları düzenli olarak tutmak ve on yıl süreyle saklamakla yükümlüdür.

(3) Proje uygulamalarının kontrolü ve izlenmesi, İl Müdürlüğünce yapılır ve sonuçları Bakanlığa bildirilir.

Satın alma usul ve esasları

MADDE 25 – (1) Kooperatifler, proje uygulamasında mal ve hizmet satın alma işlemlerinde ve nitelikli personel istihdamlarında Kılavuzda düzenlenen kurallara uygun hareket ederler.

(2) Kooperatiflerin hibe sözleşmesi hükümleri ve proje tekliflerine uygun olarak yapacakları alımlara ilişkin satın alma belgelerinin teslimi ve bu konuda Bakanlığın yapacağı incelemelerin usulü Kılavuzda düzenlenir.

(3) Hibe desteği verilecek nitelikli personel istihdamı hariç tüm hizmet ve mal alımları kooperatiflerin yüklenicilerle yapacağı sözleşmeler kapsamında gerçekleştirilir.

Proje harcamalarının kontrolü

MADDE 26 – (1) Kooperatif, projesini hibe sözleşmesinde belirlenen sürede tamamladıktan sonra ödeme talep formunu ve ekinde mal ve hizmet alımları için faturayı, nitelikli personel istihdamında ücret tahakkuk bordrosunu, malın teslim alındığına ilişkin teslim tutanağını veya irsaliyeli faturayı ve Kılavuzda belirtilen diğer belgeleri Kılavuzda belirtilen esaslar çerçevesinde İl Müdürlüğüne teslim eder.

(2) Ödeme ile ilgili asıllarına uygunluğu onaylanmış eklerin bir sureti İl Müdürlüğünce muhafaza edilir. Bakanlık gerekli görmesi halinde ödeme ile ilgili belgeleri incelenmek üzere ister.

(3) İl Müdürlüğüne teslim edilen ödeme talep formu ve ekindeki ödeme belgeleri proje amaçlarına, hibe sözleşmesi hükümlerine ve ilgili mevzuata uygunluğu açısından onbeş gün içerisinde kontrol edilir ve Kılavuzda belirtilen esaslar çerçevesinde izleme raporu düzenlenir.

Ödemeler

MADDE 27 – (1) İl Müdürlüğünce kooperatiflerden gelen ödeme taleplerinden uygun bulunanlar ödeme icmal tablosuna aktarılır. Ödeme icmal tablosu ve eki fatura ve/veya ücret tahakkuk bordrosu ile izleme raporu Bakanlığa gönderilir.

(2) Kooperatiflerin gerçekleştirdikleri mal ve hizmet alım tutarlarının hibeye esas proje tutarı azami sınırının altında olması durumunda; hibeye esas proje tutarı olarak gerçekleşen mal ve hizmet alım tutarları esas alınır ve bu tutarlara Merkez Proje Komisyonunca belirlenen oranlar uygulanarak yeniden belirlenen hibe desteği tutarı ödenir.

(3) Kooperatiflerin gerçekleştirdikleri mal ve hizmet alım tutarlarının hibeye esas proje tutarının azami sınırına eşit olması veya üstünde olması durumunda, hibeye esas proje tutarlarına Merkez Proje Komisyonunun belirlediği oranlar uygulanarak yeniden belirlenen hibe desteği tutarı ödenir.

(4) Kooperatiflerin mal ve hizmet alım tutarlarının hibe sözleşmesinde belirtilen kooperatifin sunduğu proje tutarlarının üzerinde gerçekleşmesi durumunda, aşan tutarlar kooperatifçe karşılanır.

(5) Genel Müdürlük ödeme icmal tablosu ve eki belgeleri hibe sözleşmesi ile karşılaştırarak talep edilen hibe destek tutarını ödenek gönderme belgesi düzenlemek suretiyle İl Müdürlüğüne gönderir.

(6) Hibe desteği ödemeleri İl Müdürlüğünce kooperatiflere yapılır.

(7) İl Müdürlüğü kooperatife yapacağı hibe desteği ödemesini, ödeme emri belgesi ve ekleri olan harcama talimatı, proje başvuru formu, ödeme icmal tablosu, fatura ve/veya ücret tahakkuk bordrosu, merkez proje komisyon kararı, hibe sözleşmesi ve Kılavuzla belirlenen diğer belgeler ile gerçekleştirir.

(8) Kooperatifin ve yüklenicinin Sosyal Güvenlik Kurumu prim borcu ve vadesi geçmiş vergi borcu bulunması durumunda, bu borçların ödemesi yapılana kadar hibe desteği kapsamında ödeme yapılmaz.

(9) Program kapsamında ödemeler Türk Lirası olarak yapılır.

(10) Proje kapsamında yüklenicilere yapılacak ödemeler kooperatifler aracılığıyla yapılır.

(11) Kooperatiflere yapılacak ödemelere ilişkin belgelerin onaylı birer sureti İl Müdürlüğünce muhafaza edilir.

YEDİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Hibe sözleşmesinde yapılacak değişiklikler

MADDE 28 – (1) Hibe sözleşmesinin imzalanmasından sonra, projenin uygulanmasını zorlaştıracak veya geciktirecek bir mücbir sebep (doğal afetler, genel salgın hastalıklar, kısmı veya genel seferberlik ilanı gibi) söz konusu ise hibe sözleşmesi İl Müdürlüğü tarafından proje uygulamasının herhangi bir safhasında Bakanlığın görüşü alınarak mevzuata uygun olarak değiştirilebilir veya durdurulabilir.

Proje ile alınan malların mülkiyeti

MADDE 29 – (1) Kooperatif, projenin tamamlanmasından itibaren beş yıl içinde hibe sözleşmesi kapsamında satın aldığı malların mülkiyetini devredemez ve amacını değiştiremez.

(2) Hibe sözleşmesi kapsamında alınan malların mülkiyetinin ve amacının alım tarihinden sonraki beş yıl içerisinde değiştirilmesi durumunda, hibe kaynaklarından ödenmiş olan tutarın tamamı 22 nci madde çerçevesinde geri alınır.

Uygulama sorumluluğu

MADDE 30 – (1) Harcamaların kooperatif projesi amaçlarına uygun olarak yapılmasından, uygulamaların bu Yönetmelik, hibe sözleşmesi ile Kılavuzda belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilmesinden, doğru olarak belgelendirilmesinden ve belgelerin muhafazasından kooperatifler sorumludur.

(2) Kooperatiflerce gerçekleştirilecek projelerin amaçlarına uygun olarak yapıldığının hibe sözleşmesinde belirtilen usul ve esaslara göre izlenmesi, hibe sözleşmesi kapsamında alınan malların mülkiyetinin ve amacının alım tarihinden sonraki beş yıl içerisinde değiştirilip değiştirilmediğinin takibi, uygulamaya yönelik olarak düzenlenecek tüm belgelerin kontrolü, onaylanması ve birer suretinin muhafazasına ait sorumluluklar İl Müdürlüklerine aittir.

Denetim

MADDE 31 – (1) Bu Yönetmelik kapsamında yapılacak harcamalar 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında denetlenir.

Haksız ödemelerin geri alınması ve hak mahrumiyeti

MADDE 32 – (1) 22, 23 ve 29 uncu maddelerde belirtilen haller ile kooperatiflerin bu Yönetmelik kapsamında hibe desteği aldıkları proje konusunda diğer kamusal desteklerden yararlandıklarının tespiti ve haksız ödendiği tespit edilen diğer hallerde, hibe desteği ödemeleri geri alınır. Bu hallerde kooperatifler; geri ödeme talebinin tebliğinden itibaren onbeş gün içinde hibe kaynaklarından kendisine yapılmış olan ödemelerin tamamını Bakanlığa ödemek zorundadır. Ödemenin süresi içinde yapılmaması halinde hibe tutarının kooperatifin hesabına aktarıldığı tarihten itibaren işleyen kanuni faizi ile birlikte genel hükümlere göre kooperatiften tahsil edilir. Haksız ödemenin yapılmasında ödemeyi sağlayan, belge veya belgeleri düzenleyen gerçek ve/veya tüzel kişiler, geri alınacak tutarların tahsilinde müştereken sorumlu tutulurlar.

(2) Bu Yönetmelikle belirlenen hibe desteği ödemelerinden, idari hata sonucu düzenlenen belgelerle yapılan ödemeler hariç, haksız yere yararlandığı tespit edilen kooperatifler ile destekleme ödemelerini projenin amacı dışında kullandığı tespit edilen kooperatifler bu destek Programından bir daha yararlandırılmaz.

Yürürlük

MADDE 33 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 34 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu arasında, özel yasa – genel yasa ilişkisinin bulunduğu, bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren ve Kooperatifler Kanunu’ndaki yasal düzenlemeyi açıkça yürürlükten kaldırdığını ifade etmeyen genel yasa hükmü ile, özel yasa hükmünün çelişmesi durumunda, bu çelişkinin Hukukun genel ilkeleri ile giderilemeyeceği, özel yasanın genel yasaya karşı üstünlüğünü koruyacağı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu arasında, özel yasa – genel yasa ilişkisinin bulunduğu, bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren ve Kooperatifler Kanunu’ndaki yasal düzenlemeyi açıkça yürürlükten kaldırdığını ifade etmeyen genel yasa hükmü ile, özel yasa hükmünün çelişmesi durumunda, bu çelişkinin Hukukun genel ilkeleri ile giderilemeyeceği, özel yasanın genel yasaya karşı üstünlüğünü koruyacağı

1163 sayılı Kanun’da, yönetim kurulu ve denetim kurulu arasında bir astlık ya da üstlük ilişkisine yer verilmemiştir. Ancak bu durum iki organın birbirine eşit olduğu anlamına gelmemektedir. Kooperatiflere özgü işbölümü esaslarına göre her iki organa farklı işlev ve statüler tanınmıştır. Bu durumuyla her iki organın birbiriyle eşit değil, birbirini tamamlayıcı statüde olduklarını kabul etmek gerekir. Dolayısıyla farklı hukuksal konumda bulunan kişiler hakkında farklı yaptırımların uygulanmasını öngören itiraz konusu kuralda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır

1163 sayılı Kanun’da, yönetim kurulu ve denetim kurulu arasında bir astlık ya da üstlük ilişkisine yer verilmemiştir. Ancak bu durum iki organın birbirine eşit olduğu anlamına gelmemektedir. Kooperatiflere özgü işbölümü esaslarına göre her iki organa farklı işlev ve statüler tanınmıştır. Bu durumuyla her iki organın birbiriyle eşit değil, birbirini tamamlayıcı statüde olduklarını kabul etmek gerekir. Dolayısıyla farklı hukuksal konumda bulunan kişiler hakkında farklı yaptırımların uygulanmasını öngören itiraz konusu kuralda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır

İlk 500 Sanayi Kuruluşunda 6 Kooperatif

İlk 500 Sanayi Kuruluşunda 6 Kooperatif
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Türkiye’de kooperatifçiliğin gelişimi ve yaygınlaştırılması üzerine tespitlerde bulundu. Kooperatiflerin ülkemiz açısından önemine değinen Yazıcı, “Yakın zamanda kamuoyuna açıklanan Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı’nın hayata geçirilmesi ile daha güçlü kooperatiflerle daha iyi bir Türkiye’nin imarına daha fazla katkı sağlayacağız” dedi.

Yazıcı, Bakanlığımızın kooperatifler aracılığı ile toplumun geniş kesimlerine önemli hizmetler sunduğunu ve Türkiye ekonomisi açısından önemli başarılara imza attığını belirtti.

Bakanlığımızın, kooperatifçilik alanında değişim ve dönüşümü sağlayacak önemli projeleri hayata geçirme noktasındaki çalışmalarını sürdürdüğüne dikkati çeken Yazıcı, “Kooperatiflerle refah ülkemizin en ücra köşesindeki üreticilere ulaşıyor. Bu çerçevede yakın zamanda kamuoyuna açıklanacak olan Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı’nın hayata geçirilmesi ile daha güçlü kooperatiflerle daha iyi bir Türkiye’nin imarına daha fazla katkı sağlayacağız” ifadelerine kullandı.

İSO 500 LİSTESİNDEKİ KOOPERATİFLER

İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşunun açıklandığını hatırlatan Yazıcı, bunların içinde kooperatiflerin yer almasının ayrı bir önem taşıdığını vurguladı.

Kooperatifçiliğin, Türkiye’de 8 milyondan fazla kişinin gönüllü olarak katıldığı ekonomik girişim modeli olmayı başardığına işaret eden Yazıcı, şunları kaydetti:

“Geniş kesimleri bünyelerinde barındıran bir ortaklık modeli olması açısından kooperatiflerimizin her geçen gün yeni bir başarıya imza atması bizleri ayrıca sevindirmektedir. Kooperatif türlerimizden biri olan Tarım Satış Kooperatifleri Ve Birlikleri üreticilerin güçlerini birleştirerek bir araya gelip, ürün arz zincirinde birbirlerini desteklediği ve bu sayede rekabet ve pazarlık gücü kazandığı kuruluşlardır.

Bu kooperatifler üreticiyi üretim ve pazarlama sürecinde yalnız bırakmayan, üreticinin üretimi sürdürmesi yönünde güven unsuru olan kuruluşlardır. Bugün ülkemizde faal 13 tarım satış kooperatifleri birliği, 293 kooperatif ile Türkiye’nin 57 ilinde 500 bin civarında üretici ortağına hizmet götürerek önemli bir görev üstlenmiş bulunmaktadır. Bu kooperatiflerimizden, İstanbul Sanayi Odasının açıkladığı ilk 500 büyük sanayi kuruluşu içinde Trakyabirlik 77, Marmarabirlik ise 465. sırada yer almayı başarmıştır.”

İSO 500’E GİREBİLMEK KAYDA DEĞER GELİŞME

Söz konusu birliklerden bazılarının Türkiye’nin İSO 500 büyük sanayi kuruluşu listesine girebilmesinin ve bazılarının da ihracat şampiyonları içinde yer alabilmesinin kayda değer gelişmeler olduğunu vurgulayan Yazıcı, “Bir başka kooperatif üretici kuruluşu olan Pankobirlik iştiraki Konya Şeker 44. sırada, Kayseri Şeker ise 135. sırada yer almayı başarmıştır. Pankobirlik ülkemizin 64 ilinin, pancar üretimi yapan, yaklaşık 1,6 milyon ortağıyla, 31 pancar kooperatifinin 300’e yakın şubesi, 6 kooperatif şeker fabrikası ve 50’nin üzerinde tarımsal amaçlı iştirakiyle, ortaklarının tarımsal faaliyetlerinde kullandıkları her türlü girdinin teminini, dağıtımını, denetimini ve koordinasyonunu yapan bir üretici örgütü kooperatif kuruluş” değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık kooperatifleri hakkında

Kuruluş muhasebe ve danışmanlık hizmetleri için [email protected]

Bakan Yazıcı’nın Sağlık Kooperatifleri’nin Kuruluşuna İlişkin Basın Açıklaması (12.07.2013)

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı: “Kooperatifçilik sektörüne yeni bir tür daha kazandırdık.”

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olarak Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planında belirlenen hedefler çerçevesinde bir ilke daha imza atarak bir sağlık kooperatifinin kuruluşuna izin verdik.

Sağlık hizmetleri kooperatifleri ile büyük sermaye gerektirmeyen sağlık hizmeti kuruluşlarının önü açılıyor. Bu tesisler tıp merkezleri ve özel poliklinikler olarak işleyecek ve vatandaşların sağlık hizmetlerine ulaşmasını kolaylaştıracak.

Sağlık Kooperatifleri Nedir?

Sağlık kooperatifleri 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ve ilgili yönetmeliklerin hükümlerine uygun olarak etkin, verimli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasının sağlamak üzere tıp doktorları, hemşireler, diğer sağlık personeli ve diğer katılımcılar tarafından özel sağlık kurumları açmak ve işletmek, vatandaşların her türlü sağlık gereksinimini karşılamak üzere kuruluyor.

Kooperatifler Sektörlere Alternatif Çözümler Sunuyor.

Ülkemizde 85 binin üzerinde kooperatif bugün itibariyle farklı sektörlerde 30’u aşkın alanda ekonomimize can katıyor.

Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ile yakaladığımız ivme ile kooperatifçiliğin yeni sektörlerde açılımı noktasındaki çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor. Dayanışma ve yardımlaşma ilkeleri ekseninde ortaklarına eşit oy ve demokratik katılım imkanı sağlayan kooperatiflerin önemi artık daha iyi kavranıyor, bu nedenle kooperatifleşme her alana yayılıyor.

Hasta vatandaşın reçetesi: Sağlık Kooperatifleri

Sağlık alanında kooperatifleşme ile özellikle büyük sermaye gerektirmeden poliklinik, tıp merkezi ve hastane gibi sağlık kuruluşları kurulabilecek.

Vatandaşlar da sağlık hizmeti aldıkları kooperatiflerin ortağı olabilecek, kendi sağlık kuruluşunda tedavi imkânı bulacaktır. Ortakların eşit oya sahip olması, işletmelerini sahiplenme duygularını artırıyor, bu da kooperatiflerinin başarı şansını artıracaktır.

Bakanlık olarak kooperatifçilik potansiyeli yüksek yeni alanlarda fikirleri olan girişimcilerimizi kooperatif işletme modeli ekseninde bir araya gelerek bu modelin sağlayacağı avantajlardan yararlanmaya davet ediyoruz.

Company establishment and outsource accounting in Turkey

Accounting Outsourcing & Bookkeeping in Turkey
• Keeping required books according to Turkish Accounting Standards,
• Preparing and declaring of monthly, quarterly and yearly declarations and reports to Revenue and Social Security Services,
• Preparing all necessary financial statements according to Turkish Tax Code, New Turkish Commerce Code and Turkish Financial Reporting Standards,
• Establishing and revising company accounting systems (inc. SAP),
• Controlling and revising of accounting records,
• Establishing and revising cost accounting systems,
• Preparation of VAT Rebates,
• Payroll.

Please do not hesitate to contact us [email protected]

Outsource accounting in Turkey -English speaking accountant in Turkey

Accounting Outsourcing & Bookkeeping in Turkey
• Keeping required books according to Turkish Accounting Standards,
• Preparing and declaring of monthly, quarterly and yearly declarations and reports to Revenue and Social Security Services,
• Preparing all necessary financial statements according to Turkish Tax Code, New Turkish Commerce Code and Turkish Financial Reporting Standards,
• Establishing and revising company accounting systems (inc. SAP),
• Controlling and revising of accounting records,
• Establishing and revising cost accounting systems,
• Preparation of VAT Rebates,
• Payroll.

Please do not hesitate to contact us [email protected]

Outsource bookkeeping in Turkey

Accounting Outsourcing & Bookkeeping in Turkey
• Keeping required books according to Turkish Accounting Standards,
• Preparing and declaring of monthly, quarterly and yearly declarations and reports to Revenue and Social Security Services,
• Preparing all necessary financial statements according to Turkish Tax Code, New Turkish Commerce Code and Turkish Financial Reporting Standards,
• Establishing and revising company accounting systems (inc. SAP),
• Controlling and revising of accounting records,
• Establishing and revising cost accounting systems,
• Preparation of VAT Rebates,
• Payroll.

Please do not hesitate to contact us [email protected]

ÇALIŞANLARIN GÜRÜLTÜ İLE İLGİLİ RİSKLERDEN KORUNMALARINA DAİR YÖNETMELİK

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

ÇALIŞANLARIN GÜRÜLTÜ İLE İLGİLİ RİSKLERDEN

KORUNMALARINA DAİR YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, çalışanların gürültüye maruz kalmaları sonucu oluşabilecek sağlık ve güvenlik risklerinden, özellikle işitme ile ilgili risklerden korunmaları için asgari gereklilikleri belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamındaki işyerlerinde uygulanır.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 6331 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine ve 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna dayanılarak ve 6/2/2003 tarihli ve 2003/10/EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifine paralel olarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) En yüksek ses basıncı (Ptepe): C-frekans ağırlıklı anlık gürültü basıncının tepe değerini,

b) Günlük gürültü maruziyet düzeyi (LEX, 8saat) [dB(A) re. 20 µPa]: TS 2607 ISO 1999 standardında tanımlandığı gibi en yüksek ses basıncının ve anlık darbeli gürültünün de dahil olduğu A-ağırlıklı bütün gürültü maruziyet düzeylerinin, sekiz saatlik bir iş günü için zaman ağırlıklı ortalamasını,

c) Haftalık gürültü maruziyet düzeyi (LEX, 8saat): TS 2607 ISO 1999 standardında tanımlandığı gibi A-ağırlıklı günlük gürültü maruziyet düzeylerinin, sekiz saatlik beş iş gününden oluşan bir hafta için zaman ağırlıklı ortalamasını,

d) Kanun: 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununu,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Maruziyet Değerleri ve İşverenlerin Yükümlülükleri

Maruziyet eylem değerleri ve maruziyet sınır değerleri

MADDE 5 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması bakımından, maruziyet eylem değerleri ve maruziyet sınır değerleri aşağıda verilmiştir:

a) En düşük maruziyet eylem değerleri: (LEX, 8saat) = 80 dB(A) veya (Ptepe) = 112 Pa [135 dB(C) re. 20 µPa] (20 µPa referans alındığında 135 dB (C) olarak hesaplanan değer).

b) En yüksek maruziyet eylem değerleri: (LEX, 8saat) = 85 dB(A) veya (Ptepe) = 140 Pa [137 dB(C) re. 20 µPa].

c) Maruziyet sınır değerleri: (LEX, 8saat) = 87 dB(A) veya (Ptepe) = 200 Pa [140 dB(C) re. 20 µPa].

(2) Maruziyet sınır değerleri uygulanırken, çalışanların maruziyetinin tespitinde, çalışanın kullandığı kişisel kulak koruyucu donanımların koruyucu etkisi de dikkate alınır.

(3) Maruziyet eylem değerlerinde kulak koruyucularının etkisi dikkate alınmaz.

(4) Günlük gürültü maruziyetinin günden güne belirgin şekilde farklılık gösterdiğinin kesin olarak tespit edildiği işlerde, maruziyet sınır değerleri ile maruziyet eylem değerlerinin uygulanmasında günlük gürültü maruziyet düzeyi yerine, haftalık gürültü maruziyet düzeyi kullanılabilir. Bu işlerde;

a) Yeterli ölçümle tespit edilen haftalık gürültü maruziyet düzeyi, 87 dB(A) maruziyet sınır değerini aşamaz.

b) Bu işlerle ilgili risklerin en aza indirilmesi için uygun tedbirler alınır.

Maruziyetin belirlenmesi

MADDE 6 – (1) İşveren, çalışanların maruz kaldığı gürültü düzeyini, işyerinde gerçekleştirilen risk değerlendirmesinde ele alır ve risk değerlendirmesi sonuçlarına göre gereken durumlarda gürültü ölçümleri yaptırarak maruziyeti belirler.

(2) Gürültü ölçümünde kullanılacak yöntem ve cihazlar;

a) Özellikle ölçülecek olan gürültünün niteliği, maruziyet süresi, çevresel faktörler ve ölçüm cihazının nitelikleri dikkate alınarak mevcut şartlara uygun olur.

b) Gürültü maruziyet düzeyi ve ses basıncı gibi parametrelerin tespit edilebilmesi ile 5 inci maddede belirtilen maruziyet sınır değerleri ve maruziyet eylem değerlerinin aşılıp aşılmadığına karar verilebilmesine imkan sağlar.

c) Çalışanın kişisel maruziyetini gösterir.

(3) Değerlendirme ve ölçüm sonuçları, gerektiğinde kullanılmak ve iş müfettişlerinin denetimlerinde istenildiğinde gösterilmek üzere uygun bir şekilde saklanır.

Risklerin değerlendirilmesi

MADDE 7 – (1) İşveren; 29/12/2012 tarihli ve 28512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği uyarınca işyerinde gerçekleştirilen risk değerlendirmesinde, gürültüden kaynaklanabilecek riskleri değerlendirirken;

a) Anlık darbeli gürültüye maruziyet dahil maruziyetin türü, düzeyi ve süresine,

b) Maruziyet sınır değerleri ile maruziyet eylem değerlerine,

c) Başta özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanlar olmak üzere tüm çalışanların sağlık ve güvenliklerine olan etkilerine,

ç) Teknik olarak elde edilebildiği durumlarda, işle ilgili ototoksik maddeler ile gürültü arasındaki ve titreşim ile gürültü arasındaki etkileşimlerin, çalışanların sağlık ve güvenliğine olan etkisine,

d) Kaza riskini azaltmak için kullanılan ve çalışanlar tarafından algılanması gereken uyarı sinyalleri ve diğer seslerin gürültü ile etkileşiminin, çalışanların sağlık ve güvenliğine olan dolaylı etkisine,

e) İş ekipmanlarının gürültü emisyonu hakkında, ilgili mevzuat uyarınca imalatçılardan sağlanan bilgilerine,

f) Gürültü emisyonunu azaltan alternatif bir iş ekipmanının bulunup bulunmadığına,

g) Gürültüye maruziyetin, işverenin sorumluluğundaki normal çalışma saatleri dışında da devam edip etmediğine,

ğ) Sağlık gözetiminde elde edinilen güncel bilgilere,

h) Yeterli korumayı sağlayabilecek kulak koruyucularının bulunup bulunmadığına,

özel önem verir.

Maruziyetin önlenmesi ve azaltılması

MADDE 8 – (1) İşveren, risklerin kaynağında kontrol edilebilirliğini ve teknik gelişmeleri dikkate alarak, gürültüye maruziyetten kaynaklanan risklerin kaynağında yok edilmesini veya en aza indirilmesini sağlar ve 8, 9, 10 ve 11 inci maddelere göre hangi tedbirlerin alınacağını belirler.

(2) İşveren, maruziyetin önlenmesi veya azaltılmasında, Kanunun 5 inci maddesinde yer alan risklerden korunma ilkelerine uyar ve özellikle;

a) Gürültüye maruziyetin daha az olduğu başka çalışma yöntemlerinin seçilmesi,

b) Yapılan işe göre mümkün olan en düşük düzeyde gürültü yayan uygun iş ekipmanının seçilmesi,

c) İşyerinin ve çalışılan yerlerin uygun şekilde tasarlanması ve düzenlenmesi,

ç) İş ekipmanını doğru ve güvenli bir şekilde kullanmaları için çalışanlara gerekli bilgi ve eğitimin verilmesi,

d) Gürültünün teknik yollarla azaltılması ve bu amaçla;

1) Hava yoluyla yayılan gürültünün; perdeleme, kapatma, gürültü emici örtüler ve benzeri yöntemlerle azaltılması,

2) Yapı elemanları yoluyla iletilen gürültünün; yalıtım, sönümleme ve benzeri yöntemlerle azaltılması,

e) İşyeri, işyeri sistemleri ve iş ekipmanları için uygun bakım programlarının uygulanması,

f) Gürültünün, iş organizasyonu ile azaltılması ve bu amaçla;

1) Maruziyet süresi ve düzeyinin sınırlandırılması,

2) Yeterli dinlenme aralarıyla çalışma sürelerinin düzenlenmesi,

hususlarını göz önünde bulundurur.

(3) İşyerinde en yüksek maruziyet eylem değerlerinin aşıldığının tespiti halinde, işveren;

a) Bu maddede belirtilen önlemleri de dikkate alarak, gürültüye maruziyeti azaltmak için teknik veya iş organizasyonuna yönelik önlemleri içeren bir eylem planı oluşturur ve uygulamaya koyar.

b) Gürültüye maruz kalınan çalışma yerlerini uygun şekilde işaretler. İşaretlenen alanların sınırlarını belirleyerek teknik olarak mümkün ise bu alanlara girişlerin kontrollü yapılmasını sağlar.

(4) İşveren, çalışanların dinlenmesi için ayrılan yerlerdeki gürültü düzeyinin, bu yerlerin kullanım şartları ve amacına uygun olmasını sağlar.

(5) İşveren, bu Yönetmeliğe göre alınacak tedbirlerin, Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumlarına uygun olmasını sağlar.

Kişisel korunma

MADDE 9 – (1) Gürültüye maruziyetten kaynaklanabilecek riskler, 8 inci maddede belirtilen tedbirler ile önlenemiyor ise işveren;

a) Çalışanın gürültüye maruziyeti 5 inci maddede belirtilen en düşük maruziyet eylem değerlerini aştığında, kulak koruyucu donanımları çalışanların kullanımına hazır halde bulundurur.

b) Çalışanın gürültüye maruziyeti 5 inci maddede belirtilen en yüksek maruziyet eylem değerlerine ulaştığında ya da bu değerleri aştığında, kulak koruyucu donanımların çalışanlar tarafından kullanılmasını sağlar ve denetler.

c) Kulak koruyucu donanımların kullanılmasını sağlamak için her türlü çabayı gösterir ve bu madde gereğince alınan kişisel korunma tedbirlerinin etkinliğini kontrol eder.

(2) İşveren tarafından sağlanan kulak koruyucu donanımlar;

a) 2/7/2013 tarihli ve 28695 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Koruyucu Donanımların İşyerlerinde Kullanılması Hakkında Yönetmelik ve 29/11/2006 tarihli ve 26361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kişisel Koruyucu Donanım Yönetmeliği hükümlerine uygun olur.

b) İşitme ile ilgili riski ortadan kaldıracak veya en aza indirecek şekilde seçilir.

c) Çalışanlar tarafından doğru kullanılır ve korunur.

ç) Çalışana tam olarak uyar.

d) Hijyenik şartların gerektirdiği durumlarda çalışana özel olarak sağlanır.

Maruziyetin sınırlandırılması

MADDE 10 – (1) Çalışanın maruziyeti, hiçbir durumda maruziyet sınır değerlerini aşamaz. Bu Yönetmelikte belirtilen bütün kontrol tedbirlerinin alınmasına rağmen, 5 inci maddede belirtilen maruziyet sınır değerlerinin aşıldığının tespit edildiği durumlarda, işveren;

a) Maruziyeti, sınır değerlerin altına indirmek amacıyla gerekli tedbirleri derhal alır.

b) Maruziyet sınır değerlerinin aşılmasının nedenlerini belirler ve bunun tekrarını önlemek amacıyla, koruma ve önlemeye yönelik tedbirleri gözden geçirerek yeniden düzenler.

Çalışanların bilgilendirilmesi ve eğitimi

MADDE 11 – (1) İşveren, işyerinde 5 inci maddede belirtilen en düşük maruziyet eylem değerlerine eşit veya bu değerlerin üzerindeki gürültüye maruz kalan çalışanların veya temsilcilerinin gürültü maruziyeti ile ilgili olarak ve özellikle;

a) Gürültüden kaynaklanabilecek riskler,

b) Gürültüden kaynaklanabilecek riskleri önlemek veya en aza indirmek amacıyla alınan tedbirler ve bu tedbirlerin uygulanacağı şartlar,

c) 5 inci maddede belirtilen maruziyet sınır değerleri ve maruziyet eylem değerleri,

ç) Gürültüden kaynaklanabilecek risklerin değerlendirilmesi ve gürültü ölçümünün sonuçları ile bunların önemi,

d) Kulak koruyucularının doğru kullanılması,

e) İşyerinde gürültüye bağlı işitme kaybı belirtisinin tespit ve bildiriminin nasıl ve neden yapılacağı,

f) Bakanlıkça sağlık gözetimine ilişkin çıkarılacak ilgili mevzuat hükümlerine ve 13 üncü maddeye göre, çalışanların hangi şartlarda sağlık gözetimine tabi tutulacağı ve sağlık gözetiminin amacı,

g) Gürültü maruziyetini en aza indirecek güvenli çalışma uygulamaları,

hususlarında bilgilendirilmelerini ve eğitilmelerini sağlar.

Çalışanların görüşlerinin alınması ve katılımlarının sağlanması

MADDE 12 – (1) İşveren, bu Yönetmeliğin kapsadığı konularda ve özellikle;

a) 7 nci maddeye göre gerçekleştirilecek olan risk değerlendirmesi,

b) 8 inci maddeye göre risklerin ortadan kaldırılması veya azaltılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi ve uygulanacak tedbirler,

c) 9 uncu maddede belirtilen kulak koruyucularının seçilmesi,

hususlarında çalışanların veya temsilcilerinin görüşlerini alır ve katılımlarını sağlar.

Sağlık gözetimi

MADDE 13 – (1) Gürültüye bağlı olan herhangi bir işitme kaybında erken tanı konulması ve çalışanların işitme kabiliyetinin korunması amacıyla;

a) İşveren;

1) Kanunun 15 inci maddesine göre gereken durumlarda,

2) İşyerinde gerçekleştirilen risk değerlendirmesi sonuçlarına göre gerekli görüldüğü hallerde,

3) İşyeri hekimince belirlenecek düzenli aralıklarla,

çalışanların sağlık gözetimine tabi tutulmalarını sağlar.

b) 5 inci maddede belirtilen en yüksek maruziyet eylem değerlerini aşan gürültüye maruz kalan çalışanlar için, işitme testleri işverence yaptırılır.

c) Risk değerlendirmesi ve ölçüm sonuçlarının bir sağlık riski olduğunu gösterdiği yerlerde, 5 inci maddede belirtilen en düşük maruziyet eylem değerlerini aşan gürültüye maruz kalan çalışanlar için de işitme testleri yaptırılabilir.

(2) İşitme ile ilgili sağlık gözetimi sonucunda, çalışanda tespit edilen işitme kaybının işe bağlı gürültü nedeniyle oluştuğunun tespiti halinde;

a) Çalışan, işyeri hekimi tarafından, kendisi ile ilgili sonuçlar hakkında bilgilendirilir.

b) İşveren;

1) İşyerinde yapılan risk değerlendirmesini gözden geçirir.

2) Riskleri önlemek veya azaltmak için alınan önlemleri gözden geçirir.

3) Riskleri önlemek veya azaltmak için çalışanın gürültüye maruz kalmayacağı başka bir işte görevlendirilmesi gibi gerekli görülen tedbirleri uygular.

4) Benzer biçimde gürültüye maruz kalan diğer çalışanların, sağlık durumunun gözden geçirilmesini ve düzenli bir sağlık gözetimine tabi tutulmalarını sağlar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

MADDE 14 – (1) 23/12/2003 tarihli ve 25325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gürültü Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 15 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 16 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

Engelli vatandaşlarımıza sağlanan emlak vergisi avantajı

EMLAK VERGİSİNDE SAĞLANAN VERGİ AVANTAJLARI
Malul ve engellilere vergi açısından sağlanan imkanlardan biri de Emlak Vergisinde uygulanmaya başlanan indirimli vergi oranı uygula- masıdır.
Emlak Vergisi Kanunu’nun değiştirilen 8. maddesine göre; Türkiye sınırları içinde brüt 200 m2’yi geçmeyen tek meskeni olan engelliler (kullanım hakkına sahip olunması hali dahil) emlak vergisi ödemeye- ceklerdir.
1. Engelliler Bu Fırsattan Nasıl Yararlanacaklardır?
Engellilerin indirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulamasından yararlanabilmeleri için engelli kimlik kartı sahibi mükellefler, engel- li kimlik kartlarını belediyede ilgili görevliye ibraz etmek ve 57 Seri No.lu Emlâk Vergisi Kanunu Genel Tebliği ekinde yer alan “Tek Mes- keni Olan (İntifa Hakkına Sahip olanlar Dâhil) Engellilere Ait İndirimli Bina Vergisi Formu” (Ek:5) ekine engelli kimlik kartı fotokopisini ekle- mek suretiyle indirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulamasından yarar- landırılacaklardır. Bu durumdaki mükelleflerden ayrıca tam teşekküllü Devlet hastanesinden alınmış sağlık kurulu raporu istenilmeyecektir.
Engelli kimlik kartı sahibi olmayan mükelleflerin ise, sağlık kurulu raporunun aslını veya onaylı örneğini belediye görevlisine ibraz etmek ve 57 Seri No.lu Emlâk Vergisi Kanunu Genel Tebliği ekindeki “Tek Meskeni Olan (İntifa Hakkına Sahip Olanlar Dâhil) Engellilere Ait İn- dirimli Bina Vergisi Formu” ekine raporun fotokopisini eklemek sure- tiyle indirimli bina vergisi oranı (sıfır) uygulamasından yararlanmaları mümkün olacaktır.
İndirimli bina vergisi oranı uygulamasından yararlananların ilk baş- vurudan sonra engelli kimlik kartı veya süreklilik arz eden engelliler için sağlık kurulu raporu fotokopisinin her yıl yeniden verilmesi gerek- meyip, şartların taşınması halinde indirimli bina vergisi oranının uygu- lamasına devam edilecektir.

Kooperatife ait arsa satışının KV ve KDV karşısındaki durumu hk. Tarih 20/05/2013 Sayı 39044742-KDV.17.4-731

Başlık Kooperatife ait arsa satışının KV ve KDV karşısındaki durumu hk.
Tarih 20/05/2013
Sayı 39044742-KDV.17.4-731
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisis Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

39044742-KDV.17.4-731

20/05/2013

Konu

:

Kooperatife ait arsa satışının KV ve KDV karşısındaki durumu

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; Kooperatifinizin 1998 yılında 30 kişinin arsalarını kooperatife vererek kurulduğu, arsanızın 3 üncü derece sit alanı olması (imar kısıtlaması) nedeniyle kooperatifinizin herhangi bir faaliyetinin olmadığı, ……….. Büyükşehir Belediyesi tarafından yol genişletme amacıyla arsanın bir bölümünün istimlâk edildiği, konunun mahkemeye taşındığı ve sonuçlanan mahkeme kararına göre kooperatifiniz hesabına 718.957,30 TL ……… Büyükşehir Belediyesi tarafından tazminat yatırıldığı belirtilerek, söz konusu paranın ortaklarınıza hisseleri oranında dağıtılması ile arsanın kalanının satılması durumunda, Kurumlar Vergisi ve KDV yönünden vergilendirmenin nasıl olacağı hususunda tereddüt hasıl olduğu belirtilerek Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüyle kooperatifler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olmakla beraber aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, ana sözleşmelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklarla iş görülmesine ilişkin hükümler bulunup, bu hükümlere fiilen uyan kooperatiflerin kurumlar vergisinden muaf olduğu hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançlarının % 75 lik kısmı maddede belirtilen şartlar çerçevesinde kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur.

Bu istisna satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden, istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziya uğramış sayılır.

Ayrıca, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Kanunu Tebliğinin “5.6.2.3.4.1. Kooperatiflerin durumu” başlıklı bölümünde, istisnadan yararlanmak için gereken diğer şartların yanında istisna edilen kazancın özel bir fon hesabında tutulması ve hiçbir şekilde ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçları doğrultusunda kullanılması şartıyla yapı kooperatiflerinin de bu istisnadan yararlanabilmesinin mümkün olduğu ve kooperatiflerin amaçlarını gerçekleştirdikten sonra kalan fazla arsa veya konutu elden çıkarmaları halinde de doğan kazancın istisnaya konu olabileceği açıklanmaktadır.

Öte yandan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde; iştirak hisselerinden doğan kazançların (Limited şirket ortaklarının, iş ortaklıkları ortaklarının ve komanditerlerin kar payları ile kooperatiflerin dağıttıkları kazançlar bu zümreye dahildir. Kooperatiflerin ortakları ile yaptıkları muamelelerden doğan karların ortaklara, kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde tevzii, kazanç dağıtımı sayılmaz) menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup, 94 üncü maddenin birinci fıkrasının (6/b-i) bendinde ise; tam mükellef kurumlar tarafından, tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve gelir vergisinden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından (karın sermayeye eklenmesi kar dağıtımı sayılmaz) % 15 oranında vergi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde; Kooperatifinizin aktifinde kayıtlı olan taşınmazın (arsanın) bir kısmının ……….. Büyükşehir Belediyesi tarafından yol genişletme amacıyla istimlak edilmesi ve bu istimlak sonucunda mahkemenin vermiş olduğu karara istinaden kooperatifinize ödenen tazminatın, ortaklara dağıtılmayıp kooperatif amaçları doğrultusunda harcanması hallerinde yapılan bu işlemler ortak dışı işlem sayılmayacak ve kurumlar vergisi muafiyetini etkilemeyecektir.

Ancak, mahkeme ilamına istinaden alacağınız tazminat tutarlarının üyelerinize dağıtılması ile kooperatifin elinde kalan arsanın tamamının satılması halinde, kurumlar vergisi muafiyet şartlarından olan “sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması” ve “sadece ortaklarla iş görülmesine” ilişkin şartlar ihlal edilmiş olacağından, bu şartlardan birinin ihlal edildiği tarih itibariyle kurumlar vergisi mükellefiyetinizin tesis edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, söz konusu taşınmazın kooperatifinizin aktifinde iki yıldan fazla bulunması halinde, Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e maddesinde yer alan diğer şartların da sağlanması durumunda taşınmaz satışından elde edilecek kazancın % 75 inin kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmakta; ancak söz konusu satıştan doğan kazançların, kooperatif ortaklarına dağıtılması durumunda ise bu istisna hükmünden yararlanılamayacağı tabiidir.

Ayrıca, Kooperatifinize mahkeme kararına istinaden ödenen tazminat tutarları ile kooperatifin aktifine kayıtlı arsanın satılması sonucu bu satıştan elde edilecek kazancı ortaklarınıza dağıtmanız halinde, dağıtılan bu tutarlar üzerinde Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin 6/b-i bendine göre % 15 oranında gelir vergisi kesintisi yapılması ve muhtasar beyanname ile beyan edilerek süresi içerisinde ödenmesi gerektiği gibi ortaklar tarafından elde edilen menkul sermaye iradı mahiyetindeki bu gelirlerin, Gelir Vergisi Kanununun 22/2 nci maddesi uyarınca yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarların ilgili yıl için belirlenen beyan haddini aşması halinde tamamı yıllık beyanname ile beyan edilecek olup, beyan edilen tutar üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, kurum bünyesinde karın dağıtımı aşamasında yapılan vergi kesintisinin tamamı mahsup edilecektir.

KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN:

Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerin KDV den istisna olduğu hükme bağlanmıştır.

Konu ile ilgili olarak 60 Seri No.lu KDV Sirkülerinin “8.2.4. İki Tam Yıl Süreyle Sahip Olunan Taşınmazların Satışı” başlıklı bölümünde;

“KDV Kanununun 17/4-r maddesine göre, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler KDV den müstesnadır.

Bu hüküm uyarınca, kurumların aktiflerinde, belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların (arsa, arazi, bina) satışı KDV den müstesnadır. Bu satışların müzayede suretiyle yapılması halinde de istisna uygulanacaktır.

Ancak, istisna hükmü, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz teslimleri için geçerli olmadığından, taşınmazların ticaretini yapan kurumlar ile mülkiyetlerindeki taşınmazları ticari bir organizasyon içinde satan belediyeler ve il özel idarelerinin bu istisnadan faydalanmaları mümkün değildir.” denilmektedir.

Buna göre; Kooperatifinizin aktifinde iki yıldan fazla süreyle kayıtlı bulunan arsanın ………. Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırılması ile kamulaştırma sonrasında kalan kısmın üçüncü kişilere satışı Kanunun 17/4-r maddesi kapsamında KDV den istisna olacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

İşi bırakmada işletmede kayıtlı bulunan binek araçlar için kendi adına fatura düzenlenmesi hk.

Başlık İşi bırakmada işletmede kayıtlı bulunan binek araçlar için kendi adına fatura düzenlenmesi hk.
Tarih 12/04/2013
Sayı 27575268-105[230-2013-9450]-330
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Sayı

:

27575268-105[230-2013-9450]-330

12/04/2013

Konu

:

İşi bırakmada işletmede kayıtlı bulunan binek araçlar için kendi adına fatura düzenlenmesi hk.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, araç kiralama faaliyetinde bulunduğunuz, işletmenizin aktifinde … adet binek otomobilin bulunduğu ve … 2012 tarihi itibariyle ticari faaliyetinize son vermek istediğiniz belirtilerek, söz konusu araçları kendi adınıza fatura ederek faaliyetinize son verip veremeyeceğiniz hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmiştir.

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 161 inci maddesinde “Vergiye tabi olmayı gerektiren muamelelerin tamamen durdurulması ve sona ermesi işi bırakmayı ifade eder. İşlerin herhangi bir sebep yüzünden geçici bir süre için durdurulması işi bırakma sayılmaz.” hükmü yer almaktadır.

Bir mükellefin işi bırakmış sayılabilmesi için, işi ile ilgili tedarik işlemlerini durdurmasının yanı sıra, işletmede bulunan emtia stokları ile diğer döner ve sabit değerlerinin de elden çıkarılması veya bu varlıkların işletme sahiplerince işletmeden çekilmiş olması gerekir.

Öte yandan mezkûr Kanunun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu belirtilmiş, 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tarif edilmiş, 232 nci maddesinde ise kimlerin fatura kullanma mecburiyetinde olduğu sayılmıştır.

Buna göre; faaliyetinizi terk ettiğiniz tarihten itibaren işletmenizde kayıtlı bulunan binek araçların bu tarih itibariyle emsal bedel üzerinden işletmeden çekildiğinin kabul edilmesi gerekmekte olup, Vergi Usul Kanununun 229 ve müteakip maddeleri uyarınca emsal bedel üzerinden kendi adınıza fatura düzenlemeniz gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Çift vergi kimlik numarası ile düzenlenen faturanın Ba-Bs formlarında bildirilmesi hk.

Başlık Çift vergi kimlik numarası ile düzenlenen faturanın Ba-Bs formlarında bildirilmesi hk.
Tarih 19/04/2013
Sayı 64950229-VUK-29-2-79
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ESKİŞEHİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri ve Usul Müdürlüğü

Sayı

:

64950229-VUK-29-2-79

19/04/2013

Konu

:

Ba Formu

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; … Vergi Dairesinin … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu, ihale ile Orman Genel Müdürlüğüne ait Orman İşletme Müdürlüklerinden mal aldığınızı, 2010 Eylül döneminde Eskişehir ve Nallıhan Orman İşletme Müdürlüklerinden alınan mallar ile ilgili Ba formunda Orman Genel Müdürlüğüne ait hesap numarasını yazdığınızı, vergi dairesinin ise Ba formunda her bir işletmenin kendi hesap numarasının yazılması gerektiğinden düzeltme talep ettiğini belirterek, konu hakkında Başkanlığımızdan görüş talebinde bulunduğunuz anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 148, 149 ve Mükerrer 257 nci maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak, 350 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını “Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba) ile; mal ve hizmet satışlarını ise “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)” ile bildirmeleri hususunda yükümlülük getirilmiştir.

Öte yandan, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin 2010 ve müteakip yıllara ilişkin mal ve/veya hizmet alımları ile mal ve/veya hizmet satışlarının bildirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri 04.02.2010 tarih ve 27483 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ ile yeniden belirlenmiştir.

Tebliğin 1.2.1. bölümünde; “Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir” ve 1.2.2. bölümünde “Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir.

Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, “Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (FormBa)” ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)”nun Tablo II alanında bildirilecektir.

Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dâhil tutarlar dikkate alınacaktır” hükümleri yer almaktadır.

Aynı tebliğin, 1.1.1. bölümünde “Birden fazla şubesi bulunan mükelleflerin bildirim formlarının merkez tarafından şube ve merkez bilgileri birleştirmek suretiyle verilmesi gerekmektedir” ile 3.2.3. bölümünde “Bir kişi veya kurumun birden fazla şubesinden yapılan mal ve/veya hizmet alımları, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, birleştirilerek Ba bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir” açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan, Vergi Usul Kanununun 230 uncu maddesinde, faturada en az aşağıdaki bilgiler bulunur:

“1. Faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası;

2. Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası;

3. Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası;

4. Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı;” açıklaması yer almaktadır.”

Aynı konu ile ilgili olarak Dyias (Dökümantasyon Yönetim Sistemi) üzerinden Gelir Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından verilmiş olan bir görüş yazısında;

” ……………………

Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.”

Anılan Kanunun 230 uncu maddesinde ” faturada en az faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarasına; faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasına; müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarasına; malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarına ilişkin bilgilerin bulunacağı hükme bağlanmıştır.”

Yukarıda belirtilen hükümlere göre, herhangi bir mal alımı ya da hizmet ifası halinde düzenlenecek faturada malı teslim eden ya da hizmeti ifa edene ait bilgilerin yer alması gerekmektedir.

Bu durumda, Orman Genel Müdürlüğü Antalya Orman İşletme Müdürlüğünce teslim edilen mal ya da ifa edilen hizmet karşılığında faturada sadece kendilerine ait vergi kimlik numarasına yer verilmesi gerekmektedir” açıklamasına yer verilmiştir.

Ayrıca, özelge ekinde bulunan Eskişehir ve Nallıhan Orman İşletme Müdürlüklerinden alınan mal alımlarına ilişkin faturalarda Orman işletme müdürlüklerine ait vergi kimlik numaraları ile birlikte Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğüne ait (…) vergi kimlik numarasının da yer aldığı görülmüştür.

Öte yandan Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğünün, 30.04.2010 tarih ve B.18.1.OGM.0.73.01.847.03/1708 sayılı Orman Bölge Müdürlüklerine göndermiş olduğu yazıda;

“Bilindiği üzere Orman Ürünlerinin satış işlemlerinde alıcılara 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 230-231 maddeleri kapsamındaki şekil ve şartlarda hazırlanmış faturalar düzenlenerek verilmektedir. Diğer taraftan 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu çerçevesinde mal ve hizmet teslim ve alımlarından dolayı Döner Sermayeli Kuruluşlarımız KDV Beyannamesi ile Ba-Bs formlarını da ilgili Vergi Dairelerine vermek zorundadır.

Döner Sermayeli Kuruluşlarımızca düzenlenen faturalarda Kurumumuza ait vergi numaralarının hatalı veya eksik yazılması sebebiyle Ba ve Bs formları için vergi dairelerince hatalı işlemden dolayı ceza uygulanmaktadır.

Bu nedenle Döner Sermayeli Kuruluşlarımız Orman İşletme Müdürlüklerince düzenlenecek faturaların şekil ve şartlarının mutlaka 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili maddeleri kapsamındaki şekil ve şartlarda hazırlanmış faturaların üzerinde bulunması gereken bilgilerin tam yazılması, vergi numarasının Kurumlar Vergisi … Vergi Dairesi (…) numarası ile birlikte ilgili Döner Sermaye Orman İşletme Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Vergi Dairesi Katma Değer Vergisi numarasının mutlaka yazılması hususunda konunun tüm Döner Sermayeli Kuruluşlarımıza duyurulmasını önemle rica ederim” ifadelerine yer verilmiştir.

Yukarıdaki açıklamalara göre, 2010/Eylül dönemine ait Ba bildirim formunda yapılan vergi kimlik numarası hatasıyla ilgili olarak adı geçen mükellefin bir kusuru bulunmadığı, vergi dairesince hatalı vergi kimlik numarasının yer aldığı bildirimin Ba-Bs analiz çalışmaları ve bilgilerin doğruluğu açısından düzeltilmesini istemesi halinde, mükellef tarafından ilgili döneme ait düzeltme bildiriminin elektronik ortamda yapılması gerekmekte olup, yapılacak düzeltme bildirimi için ise Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi uyarınca işlem yapılmaması gerekmektedir.

Bilgilerinizi rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Başlık İşyeri kira ödemelerinde banka dekontunun tevsik edici belge olarak kullanılıp kullanılmayacağı hk.

Başlık İşyeri kira ödemelerinde banka dekontunun tevsik edici belge olarak kullanılıp kullanılmayacağı hk.
Tarih 16/05/2013
Sayı 70280967-105[234-2012/14]-89
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

KOCAELİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

70280967-105[234-2012/14]-89

16/05/2013

Konu

:

İşyeri kira ödemelerinde banka dekontunun tevsik edici belge olarak kullanılıp kullanılmayacağı

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz belirtilerek, mali müşavirlik faaliyetinizle ilgili olarak bankaya ödediğiniz kira bedellerini gider kaydedebilmeniz için banka dekontu yanında ayrıca gider pusulası düzenlenmesi gerekip gerekmediği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “İspat Edici Kağıtlar” başlıklı 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü bulunmaktadır. Söz konusu kayıtların ise anılan Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu şeklindeki belgelerden herhangi birisi ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

Mezkur Kanunun “Gider Pusulası” başlıklı 234 üncü maddesinde, “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin:

3. Vergiden muaf esnafa;

Yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir. Bu belge, birinci ve ikinci sınıf tüccarların, zati eşyalarını satan kimselerden satın aldıkları altın, mücevher gibi kıymetli eşya için de tanzim edilir.

Gider pusulası, işin mahiyeti, emtianın cins ve nev’i ile miktar ve bedelini ve iş ücretini ve işi yaptıran ile yapanın veya emtiayı satın alan ile satanın adlarıyla soyadlarını (Tüzel kişilerde unvanlarını) ve adreslerini ve tarihi ihtiva eder ve iki nüsha olarak tanzim ve bir nüshası işi yapana veya malı satana tevdi olunur…” hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi ile Maliye Bakanlığı; “Mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirmeye ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirlemeye” yetkili kılınmış, bu yetkiye dayanılarak yayımlanan 268 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğiyle konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenlerin, işyerlerinde, işyerini kiraya verenler ile kiracıların kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerinin banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Buna göre, 268 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği ile getirilen zorunluluk kapsamında tahsilat ve ödemelerin banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracılığıyla yapılması suretiyle tevsik edilmesi, bu zorunluluğu ortaya çıkaran işlemin mükellefler bakımından Vergi Usul Kanununda sayılan belgelerle tevsik zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgeler işlemi (hizmeti) değil buna ilişkin tahsilat ve ödemeyi tevsik etmekte, bu işleme ilişkin olarak borçlanılan tutarın ise kiraya verenin mükellef olması halinde düzenleyeceği fatura, mükellef olmaması halinde ise tarafınızca düzenlenecek gider pusulası ile tevsiki zorunlu bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Ödünç işçi sözleşmesi nedeniyle fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği hk.

Başlık Ödünç işçi sözleşmesi nedeniyle fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği hk.
Tarih 14/03/2013
Sayı 64950229-105[232-2012/3]-58
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ESKİŞEHİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri ve Usul Müdürlüğü

Sayı

:

64950229-105[232-2012/3]-58

14/03/2013

Konu

:

Ödünç işçi sözleşmesi nedeniyle fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile şirketinizce … Vergi Dairesi Müdürlüğü … vergi numaralı mükellefi …. ile aranızda İş Kanununun 7 nci maddesi gereği akdedilen ödünç işçi sözleşmesi nedeniyle ödünç işçi veren kurumun ödünç işçi alan kuruma fatura kesip kesmeyeceği hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır şeklinde tanımlanmıştır.

Aynı Kanunun 232 nci maddesinde ise “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler:

1. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara,

2. Serbest meslek erbabına,

3. Kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara,

4. Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere,

5. Vergiden muaf esnafa,

Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.

Yukarıdakiler dışında kalanların, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tespit edilenlerden ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerden satın aldıkları emtia veya onlara yaptırdıkları iş bedelinin (01/01/2012 tarihinden geçerli olmak üzere) 770 TL’ yi geçmesi veya bedeli 770 TL’ den az olsa dahi istemeleri halinde emtiayı satanın veya işi yapanın fatura vermesi mecburidir.” hükmü yer almaktadır.

3065 sayılı KDV Kanununun; 1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu, 4 üncü maddesinde; hizmetin, bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 20 nci maddesinde; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan firmanıza verilen ödünç işçi sağlama hizmeti KDV Kanununun 1 ve 4 üncü maddeleri uyarınca KDV ye tabidir. Bu hizmetle ilgili KDV matrahını ise firmanız tarafından adı geçen firmaya ödenen bedel (ücret, SGK primleri, gelir vergisi stopajı ve sair ödemeler toplamı) oluşturmaktadır.

Buna göre firmanız ile … arasında imzalanan sözleşme gereği … tarafından firmanıza verilen ödünç işçi sağlama hizmeti için Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura düzenlenmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin (3.2.5) bölümünde, KDV mükelleflerine faaliyetlerinin yürütülmesi ile ilgili işlemlerde kullanacakları işgücünün sağlanması şeklinde verilen hizmetlerde (işgücü temin hizmeti alımlarında) alıcılar tarafından (9/10) oranında KDV tevkifatı uygulanacağı belirtilmiştir.

Bu çerçevede, …. tarafından firmanıza verilen hizmetin 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinde belirtilen şartlar dahilinde işgücü temin hizmeti olarak değerlendirilmesi ve firmanızca hizmet bedeli üzerinden hesaplanan KDV nin (9/10) oranında tevkifata tabi tutulması gerekmektedir

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Kooperatifinizin ana sözleşmesine ilave olarak yem satış işi yapacağınızı belirterek kurumlar ve KDV \’si ne tabi olup olmayacağı hk

Başlık Kooperatifinizin ana sözleşmesine ilave olarak yem satış işi yapacağınızı belirterek kurumlar ve KDV \’si ne tabi olup olmayacağı hk.
Tarih 21/05/2013
Sayı 60938891-125-7
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

EDİRNE VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

60938891-125-7

21/05/2013

Konu

:

Kooperatifinizin ana sözleşmesine ilave olarak yem satış işi yapacağınızı belirterek kurumlar ve KDV ‘si ne tabi olup olmayacağı hk.

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Kooperatifinizin ana sözleşmesinin faaliyet konusunun baraj suyunun zirai amaçlı satış işi olduğu sadece ortaklarınıza satış yaptığınızı bu nedenle Kurumlar ve Katma Değer Vergisinden muaf olduğunuz belirtilmiştir. Ancak ana sözleşmenize ilave olarak, ortak ve ortak dışına hayvansal mahsul olarak yem alım-satımını eklediğinizi ve ortak ve ortak dışına yapacağınız yem satışlarında Kooperatifinizin kurumlar ve Katma Değer Vergisine tabi olup olmayacağı; Kurumlar Vergisine tabi olunması halinde form ve beyanname verme yükümlülüğünün olup olmayacağı ile bu satışlardan dolayı ödeme kaydedici cihaz kullanıp kullanmayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşünün bildirilmesi talep edilmiştir.

KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde kooperatifler, kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olup, aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde de kooperatiflerin, esas mukavelelerinde; sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden hisse verilmemesi, yedek akçelerin dağıtılmaması ve münhasıran ortaklar ile iş görülmesine dair hükümler bulunması şartı ile kurumlar vergisinden muaf olacakları hükme bağlanmıştır: Diğer taraftan, aynı bendin parantez içi hükmünde; esas mukavelelerinde yukarıdaki şartlar mevcut olmakla beraber fiilen bu kayıt ve şartlara uymayan kooperatiflerin muafiyetten faydalanamayacağı belirtilmiştir.

Bu hükümlere göre, kooperatifler yukarıda belirtilen şartların tamamını taşımaları halinde kurumlar vergisinden muaf olacaklardır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “4.13. Kooperatifler” başlıklı bölümünde muafiyet şartları detaylı olarak açıklanmış, takip eden bölümlerde ise ortak dışı işlemler kooperatif türlerine göre ayrıntılı olarak örneklendirilmiş olup “4.13.1.4. Sadece ortaklarla iş görülmesi” başlıklı bölümünde de;

“Kooperatifler ortaklarının belirli ekonomik çıkarlarının ve özellikle meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarının sağlanıp korunmasını amaçladıkları için faaliyetin normal olarak sadece ortaklarla sınırlı olması gerekmektedir. Bu nedenle, bir kooperatifin kurumlar vergisi muafiyetinden yararlanabilmesi için ana sözleşmesinde sadece ortaklarla iş görülmesine ilişkin hüküm bulunması ve fiilen de bu hükme uyulması gerekmektedir.

Ortak dışı işlemler, sadece ortak olmayanlarla yapılan işlemleri değil, ortaklarla kooperatif ana sözleşmesinde yer almayan konularda yapılan işlemleri de kapsamaktadır.”

açıklamasına yer verilmiştir.

Kooperatifçe yapılan bir işlemin ortak içi işlem olarak dikkate alınabilmesi için; işlem, faaliyet amacına, diğer bir ifadeyle, kooperatifin ana sözleşmesinde belirtilen uğraşı konusuna dahil olmalıdır ve faaliyet amacına dahil olan işin münhasıran kooperatif ortağıyla yapılması gerekmektedir.

Ayrıca anılan Tebliğin, “4.13.1.4.1. Üretim kooperatiflerinde ortak dışı işlemler” başlıklı alt bölümünde de, üretim kooperatiflerinin, ortaklarından aldığı ürünleri, niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmadan üçüncü kişilere satmalarının ortak dışı işlem sayılmadığı, ortaklardan alınan ürünlerin bir takım işlemlerden geçirildikten sonra niteliği değiştirilmiş olarak üçüncü kişilere satılmasının ise ortak dışı işlem sayılacağı açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre; Kooperatifinizin 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde belirtilen şartlar ile konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen şartları taşıması halinde kurumlar vergisi muafiyet hükmünden yararlandırılması mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, ortak dışına yapacağınızı belirttiğiniz zirai amaçlı su ve yem satışları dolayısıyla muafiyet şartları ihlal edilmiş olacağından şartların ihlal edildiği tarih itibariyle kooperatifinizin kurumlar vergisi mükellefi olması gerekecektir.

KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun “1. Kültür ve Eğitim Amacı Taşıyan İstisnalar” başlıklı 17/1-a maddesi ile; Genel ve katma bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların teşkil ettikleri birlikler, üniversiteler, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasi partiler ve sendikalar, kanunla kurulan veya tüzelkişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları, kamu menfaatine yararlı dernekler, tarımsal amaçlı kooperatifler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların; ilim, fen ve güzel sanatları, tarımı yaymak, ıslah ve teşvik etmek amacıyla yaptıkları teslim ve hizmetleri; aynı maddenin “Diğer İstisnalar” başlıklı 4/h bendinde de; zirai amaçlı su teslimleri ile köy tüzel kişiliklerince köyde ikamet edenlere yapılan ticari amaçlı olmayan perakende içme suyu teslimleri, kamu kuruluşları, tarımsal kooperatifler ve çiftçi birliklerince yapılan arazi ıslahına ait hizmetler, katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, gerek ortaklarınıza ve gerekse bunun haricinde olanlara zirai amaçlı olarak yaptığınız su teslimlerinizin katma değer vergisinden istisna edilmesi, ancak Kooperatifinizin üyelerine bedel karşılığı yem teslimleri, tarımı yaymak, ıslah ve teşvikten ziyade ticari amaçlı teslimler kapsamında olduğundan Katma Değer Vergisinden istisna tutulması mümkün bulunmamaktadır.

VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 148, 149 ve Mükerrer 257 nci maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak, 362 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını “Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)” ile mal ve hizmet satışlarını ise “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs) ile bildirmeleri hususunda yükümlülük getirilmiş, 381 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştır.

6.02.2008 tarih ve 26779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 381 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 4.13. bölümüne göre Kurumlar vergisinden muaf olanlar 2007 yılı ve takip eden yıllarda Ba ve Bs bildiriminde bulunmayacaklardır.

Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri 396 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde açıklanmış olup, 1.1.2. bölümünde “Kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları hesap döneminden itibaren Ba-Bs bildirim formu vermeyeceklerdir.” ifadesi yer almaktadır.

Ancak, kooperatifinizin kurumlar vergisi mükellefiyeti olması halinde, 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen usul ve esaslara göre Form Ba-Bs bildiriminde bulunması gerekmektedir.

ÖKC KULLANIMI YÖNÜNDEN:

Bilindiği üzere, Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanma Mecburiyetleri Hakkında 3100 sayılı Kanunla perakende ticaretle uğraşan veya hizmet ifa eden birinci ve ikinci sınıf tacirlere Vergi Usul Kanununa göre fatura verme mecburiyeti olmayan satışlarının belgelendirilmesi için ödeme kaydedici cihazları kullanma mecburiyeti getirilmiştir.

3100 sayılı Kanunun 11.03.1993 tarihinde yayımlanan 1993/1 sayılı İç Genelgesinde; Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında 3100 sayılı Kanunun 2 inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Maliye Bakanlığı belirleyeceği esaslar dahilinde, gerekli şartları taşımayan cihazlar kullanılarak veya elle doldurularak satış fişi düzenlenmesine izin verilebilir.”hükmü mevcuttur.

Anılan madde ile Bakanlığımıza tanınan yetkiye dayanılarak, Tarımsal Kalkınma Köy Kooperatifleri ve bunların bağlı olduğu süt birliklerin, münhasıran, firmalara yaptıkları Devlet desteklemesine tabi süt satışları ile ortaklarına yaptıkları yem satışlarının (diğer tarımsal girdiler dahil) ödeme kaydedici cihaz kullanmaksızın Vergi Usul Kanunun 232 inci maddesinde geçen faturalarla belgelendirmeleri uygun görülmüştür. Ancak, bahsi geçen kooperatif ve birliklerin, süt ve yem satışının yanı sıra veya bunlardan ayrı olarak başka satış ( peynir, et, diğer muhtelif gıda ve emtia gibi) veya hizmet ifalarının olması halinde bu tür satış ve işlerini belgelendirmek üzere, ödeme kaydedici cihazları kullanma mecburiyetleri bulunmaktadır.”denilmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalara göre, kooperatifinizin münhasıran, ortaklarına yaptığı yem satışlarının (diğer tarımsal girdiler dahil) ödeme kaydedici cihaz kullanmaksızın V.U.K ‘nun 232 inci maddesinde geçen faturalarla belgelendirilebileceği, ancak Kooperatifinizin yem satışının yanı sıra veya bunlardan ayrı olarak başka satış (peynir, et, diğer muhtelif gıda ve emtia gibi) veya hizmet ifalarının olması veya ortak dışı satış yapması halinde bu tür satış ve işlemlerini belgelendirmek üzere, ödeme kaydedici cihazları kullanma mecburiyeti bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesi ve gereğini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Başlık Kooperatif ile ziraat mühendisi şahısın birlikte kuracağı ortaklık tarafından üretilecek meyve klon anaçlarının vergilendirilmesi hk. Tarih 22/05/2013

Başlık Kooperatif ile ziraat mühendisi şahısın birlikte kuracağı ortaklık tarafından üretilecek meyve klon anaçlarının vergilendirilmesi hk.
Tarih 22/05/2013
Sayı 84098128-176300-321
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İZMİR VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

84098128-176300-321

22/05/2013

Konu

:

Kooperatif ile ziraat mühendisi şahısın birlikte kuracağı ortaklık tarafından üretilecek meyve klon anaçlarının vergilendirilmesi hk.

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Kooperatifinizin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2010/47 no.lu “Doku Kültürü Yöntemleri ile Üretilen Meyve/Asma Fidanı/Üretim Materyali ve Çilek Fidesi Üretimi, Sertifikasyonu ile Pazarlaması Tebliği” kapsamında yatırım ve üretim yapacağı, söz konusu üretimin ziraat mühendisi Büşra SOYDAN ile ortaklık şeklinde yapılacağı, mülkiyetinizde olan laboratuvar, sera ve tarla gibi sabit yatırımlar ile demirbaşların üretimde kullanılmak amacıyla ortaklığa tahsis edileceği, bunlar dışındaki üretimle ilgili elektrik, su, işçi ücreti, laboratuvar girdi ve giderleri gibi işletme giderlerinin ½ oranında karşılanacağı, üretim sonucu elde edilen meyve klon anaçlarının da ortaklar arasında eşit olarak paylaştırılacağı belirtilerek; bu ortaklığın vergileme usul ve esasları hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 52 nci maddesinde zirai faaliyet ve zirai kazancın tarifi yapılmış, anılan maddenin yedinci fıkrasında da “Yukarıda yazılı faaliyetlerin içinde yapıldığı işletmelere zirai işletme bu işletmeleri işleten gerçek kişilere (Adi şirketler dahil), vergiye tabi olsun veya olmasınlar, çiftçi ve bu faaliyetler neticesinde istihsal olunan maddelere de mahsul denir.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Kanunun “Zirai Kazançta Vergileme” başlıklı 53 üncü maddesinde de, “Çiftçilerin elde ettikleri zirai kazançlar, bu Kanunun 94 üncü maddesine göre hâsılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirilir. 54 üncü maddede yazılı işletme büyüklüğü ölçülerini aşan çiftçiler ile bir biçerdövere veya bu mahiyetteki bir motorlu araca veya on yaşına kadar ikiden fazla traktöre sahip olan çiftçilerin kazançları gerçek usulde (zirai işletme hesabı veya diledikleri takdirde bilânço esasına göre) tespit olunarak vergilendirilir. Kazançları gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçiler bu kazançları için beyanname vermezler.” hükmü yer almaktadır.

Mezkûr Kanunun 54 üncü maddesinde ise, zirai kazancın gerçek usulde tespiti bakımından bir takvim yılı içinde dikkate alınacak işletme büyüklüğü ölçüleri belirlenmiş olup, bu maddede, fidanların meyve verebilecek aşamaya gelmesine kadar fidan üreticiliği ile ilgili olarak herhangi bir işletme büyüklüğü ölçüsü belirlenmemiştir.

Anılan Kanunun, “Vergi Tevkifatı” başlıklı 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço ve zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıda sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.” hükmü yer almakta olup, fıkranın (11) numaralı bendinde de, çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller ve hizmetler için yapılan ödemeler üzerinden vergi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu tevkifat oranları hayvanlar ve bunların mahsulleri ile kara ve su avcılığı mahsulleri için ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınanlarda % 1, bunun dışında kalanlarda % 2, diğer zirai mahsuller için ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınanlarda % 2, bunun dışında kalanlarda %4 olarak belirlenmiştir.

Konuyla ilgili yayımlanan 164 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile zirai ürünlerin alımında yapılacak gelir vergisi tevkifatı ve müteselsil sorumluluk konusunda gerekli açıklamalar yapılmıştır.

219 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “2.2.7. Ortaklıklarda Defter Tutulması ve Kazancın Belirlenmesi” başlıklı bölümünde de,

” 15. Ortakların veya ortaklıkların belirlenen işletme büyüklüğü ölçülerini aşması durumunda, ortaklığın kazancı defter tutulmak suretiyle belirlenecektir.

16. Bu durumda, ortaklığın gerçek usulde vergilendirilecek ortağı beyanname vermek suretiyle kazancını beyan edecek, ortaklığa yapılan ödemelerden kesilen vergiden payına isabet eden kısmını hesaplanan gelir vergisinden mahsup edecektir. Gerçek usulde vergilendirilmeyecek olan ortak ise beyanname vermeyecek, ortaklığa yapılan ödemelerde kesilen vergiden payına isabet eden kısım bunların nihai vergisi olacaktır.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Öte yandan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Adi ortaklıklara ilişkin hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620-645 inci maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanunun 620 nci maddesinde, adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmış olup bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Adi ortaklıkların tüzel kişiliği olmadığı gibi gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmaları da söz konusu değildir. Adi ortaklıkların ortaya çıkan kâr veya zararı, adi ortaklığı oluşturan ortaklar tarafından hisseleri oranında kendi kazançlarına dahil edilerek vergilenmektedir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, Gelir Vergisi Kanununun 54 üncü maddesinde fidanların meyve verebilecek aşamaya gelmesine kadar fidan üreticiliği ile ilgili olarak herhangi bir işletme büyüklüğü ölçüsü belirlenmediğinden, meyve fidanı anacı üretimi faaliyetinden elde edilen kazancın tamamının Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesine göre tevkifat usulü ile vergilendirilmesi gerektiği sonucu doğmaktadır.

Dolayısıyla;

– Ortaklığın yürüttüğü faaliyet sonucu yetiştirilen meyve fidanı anaçlarının ortaklık bünyesinde satılması halinde elde edilecek olan kazancın tamamı üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesine göre tevkifat yapılması,

– Ziraat Mühendisi Büşra SOYDAN’ın hissesine isabet eden kazancın zirai kazanç olarak değerlendirilmesi ve fidan üretimi ile sınırlı kalmak koşuluyla ortaklık bünyesinde yapılan tevkifattan hissesine isabet eden tutarın nihai vergi olarak kabul edilmesi,

– Kooperatifinizin hissesine düşen kısmının, kooperatifin kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi ortaklık bünyesinde yapılan tevkifatlardan kooperatifiniz hissesine isabet eden tutarın ise mahsup edilmesi

gerekmektedir.

Öte yandan, söz konusu meyve fidanı anaçlarının ortaklık bünyesinde satılmayarak paylaşılması halinde, Kooperatifinize kalan anaçların fatura karşılığı satılacağı, elde edilen kazancın kurum kazancına dahil edilerek vergilendirileceği ve yapılan tevkifatların mahsup edilebileceği; Ziraat Mühendisi Büşra SOYDAN’a kalan meyve fidanı anaçlarının da Kooperatifinize satılması halinde, müstahsil makbuzu düzenlenmesi ve gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği ise tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Yetki belgesi için ödenen tutarın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı hk

Başlık Yetki belgesi için ödenen tutarın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı hk.
Tarih 24/05/2013
Sayı 62030549-125[8-2013/47]-775
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

Sayı

:

62030549-125[8-2013/47]-775

24/05/2013

Konu

:

Yetki belgesi için ödenen tutarın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı.

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin uluslararası taşımacılık ve lojistik faaliyetinde bulunduğu ve T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğünden 21/12/2012 tarihinde R2 yetki belgesi aldığınız belirtilerek, söz konusu yetki belgesi için ödenen (314.153-TL) tutarın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre; ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler, safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebilecektir. Yapılan bir harcamanın gider olarak indirilmesi için bu harcama ile kazancın elde edilmesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması gerekmektedir.

Öte yandan, ticari kazancın tespitinde “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” ilkeleri geçerli olup tahakkuk esası, gelir veya giderin nitelik ve tutar itibariyle kesinleşmiş olması; dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır. Dönemsellik, tahakkuk etmiş bir gelir veya gider için söz konusu olduğundan gelecek dönemlere ait olup önceden tahakkuk ettirilerek ödenen giderler ancak ilgili bulundukları dönem kazancının tespitinde dikkate alınabilecektir.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, ticari faaliyetiniz kapsamında uluslararası taşıma yapılabilmesi için gerekli olan ve Ulaştırma Bakanlığından beş yıllık dönemi kapsayacak şekilde alınan R2 yetki belgesi dolayısıyla şirketiniz tarafından tek seferde yapılan ödemenin, dönemsellik ilkesi gereğince yetki belgesinin süresiyle orantılı olarak ilgili dönemlerde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin (1) numaralı bendine göre safi kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

24.4.1969 günlü, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ek 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.

26 Temmuz 2013 CUMA
Resmî Gazete
Sayı : 28719

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2012/134
Karar Sayısı : 2013/34
Karar Günü : 28.2.2013
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Bodrum 1. Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 24.4.1969 günlü, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ek 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Kooperatif denetçisi olan sanık hakkında, kooperatif yevmiye defterinin kapanış onaylarının süresinde yaptırılıp yaptırılmadığının denetiminde ihmal gösterdiği iddiasıyla açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Mahkememizin yukarıda esas sayısı yazılı dosyasının yapılan yargılaması sırasında verilen ara karar gereğince;
S.S. … Konut Yapı Kooperatifi’nin 2008 yılında kullandığı yevmiye defterinin noter kapanış tasdikinin süresinde yaptırılmadığı, bu işlemden sorumlu olan yönetim kurulu üyesi …’ya TTK m. 67/3 maddesine uyan eylemi nedeniyle çıkartılan ön ödeme ihtaratına uymayarak üzerine atılı suçu işlediği, kooperatifin denetim kurulu üyeleri olan sanıklar … ve …’ın da denetim görevlerini ifa etmeyerek 1163 sayılı Kanun’un Ek 2/3 maddesince düzenlenen müsnet suçu işledikleri anlaşılmakla, sanıkların mahkememizce yargılamasının yapılarak, sanık …’ın TTK m. 67/3 ve sanıklar … ile …’ın 1163 sayılı Yasanın Ek 2/3 maddesi gereği cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açıldığı, sanık …’nın eyleminin sabit görülmesi durumunda, hakkında, 20/06/2012 tarih ve 6335 sayılı Yasanın 30. maddesi ile değişik, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 562/1. maddesi gereği, sanığın eylemi suç olmaktan çıkartılıp, kabahate dönüştürüldüğü için, dört bin TL idari para cezasının, adı geçen Yasanın 562/13. fıkrası gereği, mahallin en büyük mülki idari amirince uygulanacağı, bu itibarla adı geçen sanık hakkında, yargılamaya konu eylemin “suç” olmaktan çıkartıldığı, sanık …’nın, yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle atılı eylemde asli sorumlu olduğu; zira, 6102 sayılı Yasanın 64. maddesi ile ticari defterlerin usulüne uygun tutulmasının yasa ile doğrudan doğruya kendisine yüklenen görev olduğu, sanıklar… ve …’ın ise, sanık …’nın asli sorumluluğunu taşıdığı, ticari defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığını denetleme görevleri nedeni ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun (iddianamede sehven 1162 yazılmıştır) Ek Madde 2/3 delaletiyle 1163 sayılı Yasanın 66. maddesine aykırı davrandıklarından bahisle cezalandırılmaları talebiyle kamu davasında sanık sıfatı ile yer aldıkları, sanıklar … ve …’ın, ticari defterler üzerindeki “denetim görevi”nin, tali sorumluluğa konu olduğu bir an için tüm sanıkların “ticari defterlerin, usulüne uygun tutulması ve bu uygunluğun denetlenmesi” yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle doğan sorumluluklarının eşit olduğu kabul edilse bile, “ticari defterleri usulüne uygun tutma” yükümlülüğüne aykırı davranan sanığın eyleminin suç olmaktan çıkartılıp kabahate dönüştürülmesi karşısında, “uygunluğu denetleme” yükümlülüğüne aykırı davranan sanıklar yönünden eylemin; 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun. 66/1. maddesine göre “Denetçiler, işletme hesabiyle bilançonun defterlerle uygunluk halinde bulunup bulunmadığını, defterlerin düzenli bir surette tutulup tutulmadığını ve işletmenin neticeleriyle mameleki hakkında uyulması gerekli olan hükümlere göre işlem yapılıp yapılmadığını incelemekle yükümlüdürler. Ortakların şahsan sorumlu veya ek ödeme ile yükümlü olan kooperatiflerde denetçiler, ortaklar listesinin usulüne uygun olarak tutulup tutulmadığını da incelemek zorundadırlar.” ve aynı Yasanın Ek.Madde 2/3 uyarınca; “ … 66 ve 67 nci maddeye aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının denetim kurulu üyeleri bir aydan altı aya kadar hapis ve otuz günden üçyüz güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar.” hükümleri gereği, eylemlerinin “suç” olarak kalması ve hapis ve adli para cezasına hükmedilmesi gerekliliğinin, 1982 Anayasası’nın 10. maddesinde tanımlanan “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırılık teşkil ettiği kanaatine varılmıştır.
1982 Anayasası’nın 10. maddesine göre;
Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 07/05/2004 – 5170 S.K./l.mad) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 07/05/2010-5982 S.K./l. md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
(Ek fıkra: 07/05/2010-5982 S.K./l. md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (..) (İptal ibare: Anayasa Mah.nin 05/06/2008 tarihli ve E. 2008/16, K. 2008/116 sayılı Kararı ile.) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Yasa önünde eşitlik ilkesi, “ayrımcılık yasağı”nı da içinde barındıran bir temel ilkedir. Eşitlik ilkesinde kural olarak, herkes için kanun önünde mutlak eşitlik (şekli eşitlik) geçerliyken, aynı durumda olan hak öznelerinin “haklı nedenlere dayalı olarak” farklı muameleye tabi tutulmaları “maddi eşitlik”de söz konusu olmaktadır.
Şöyle ki; “ayrımcılık yasaklı eşitlik, aynı durumda bulunan hak öznelerinin; haklı nedenler olmadıkça, özellikle ırk, cinsiyet, dil, din ve inanç, siyasal ya da başka görüşler, yaş, engel, cinsel yönelim ve benzeri nedenlere dayalı ayrım gözetilmeksizin aynı kurallara bağlı olmasını ve yasaklama, kısıtlama, dışlama ya da yeğleme gibi eylemlere başvurmaksızın, tüm insan haklarından eşitlik koşulları içinde Devlet tarafından yararlandırılmalarının sağlanmasını amaçlayan üstün bir ilke, temel bir haktır.”
Hukuk önünde eşitlik ilkesinin, gerek Uluslararası İnsan Hakları Ortak Hukuku, gerek Avrupa Birliği Hukuku ve gerekse iç hukukumuzun pozitif kuralları ile Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kararları ve öğretideki kimi görüşler çerçevesinde yapılan bu “eklektik” tanımda, “olmazsa olmaz” nitelikli dört öge birlikte bulunmaktadır.
Birincisi, öncelikle hak öznelerinin insan haklarından yararlanmalarındadır ki; bu, kısaca, sosyal hakların da kapsamında olduğu “insan haklarından yararlanmada eşitlik” olarak ifade edilebilir. Bu özelliği nedeniyledir ki, ayrımcılık yasaklı eşitlik, Devlet’in uyması gereken “üstün” bir ilke, bir “ölçü” ilkedir; buna karşılık hak özneleri açısından, bir “insan hakkı”dır, uluslararası ve “usulüne göre yürürlüğe konuldukları” için Türkiye açısından “ulusalüstü” nitelik taşıyan uluslararası sözleşmelerin ve ulusal hukukun güvenceye aldığı bir “temel hak”tır
İkinci öge, ayrımcılık yasaklı eşitliğin ve eşit işlemin, hak öznelerinin her durumda, her koşulda, her konuda ve her zaman “mutlak” biçimde eşit olmadıkları, eşitleştirilmelerine olanak bulunmadığı gerçeğiyle ilgilidir.. Tersine bir söyleyişle, kimi zaman aynı, benzer ya da özdeş olmayan “farklı” durum ya da koşullarda bulunan kişilere, aynı kuralların uygulanamaması, uygulanmasının da eşitliği sağlama yerine daha da bozma, eşitsizliği artırma sonucu doğurmasıdır. Yani ayrımcılık yasaklı eşitlik, farklı durumlarda bulunan kişiler için farklı kurallar konulmasına ve uygulanmasına engel olmaz. Var olan eşitsizlikler bunu gerektirmektedir. Ancak, biçimsel düzenlemelerle üstesinden gelinemeyen eşitsizliklerin hafifletilmesi ve giderek kaldırılması amacıyla olumlu önlemler alınması da, ayrımcılık yasaklı eşitlik ilkesinin kapsamındadır.
Üçüncü öge, ikincisiyle bağlantılıdır. Birbirinin aynı olmayan durumlarda farklı kuralların uygulanabilmesinin “haklı” sayılabilecek gerekçeleri, ölçütleri olmalı; böyle bir uygulama, “keyfi” nitelik taşımamalıdır. Kimi hak özneleri için öngörülen farklı işlemler, nesnel, makul, inandırıcı, kısacası “haklı” nedenlere dayanıyorsa ayrımcı sayılmaz.
Dördüncü ve sonuncu öge, eşitlikle bağdaşmayan ayrımcı eylemlere ilişkindir. Haklı nedenlere dayanmayan ayrımcı bir eylem ya da farklı işlem, hak ve özgürlüklerin eşitlik koşullarına uygun biçimde kullanılmasını doğrudan yasaklama ve/veya kısıtlama biçiminde gerçekleştirilebileceği gibi, hak öznelerinin dışlanması ya da yeğlenmesi biçiminde de kendini gösterebilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağı öngören 14. maddesinde, gerekse de 12 sayılı protokolün 1. maddesinde eşitlik ilkesine doğrudan ve açık bir gönderme yapılmamış olmasına karşın, “işlem eşitliği” ve “cinsiyetlerin eşitliği” ilkelerine göndermelerde bulunmuş, sözleşme ve protokolün anılan maddelerinin bu ilkeleri içerdiğine karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ayrımcılık kavramını tanımladığı gibi, sözleşmenin sağladığı korumanın doğrudan ayrımcılıkların yanı sıra dolaylı ayrımcılıkları da kapsadığını belirtmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrımcılık kavramını, “bir birey ya da gruba, uygun haklı gösterme olmaksızın, sözleşme daha elverişli bir işlem gerektirmese bile, bir başkasına oranla daha az iyi davranıldığı durumları kapsar.” (Affaire Abdulaziz) şeklinde tanımlamış ve bir çok kararında bu tanımlamayı uygulamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamaları ile, 1982 Anayasası’nın 10. maddesinde tanımlanan kanun önünde eşitlik ilkesinin yanı sıra, Anayasa’nın Başlangıç bölümü ve sistematiği de hep birlikte göz önüne alındığında, 1982 Anayasası’nın, genel olarak “eşitlik” ilkesini ve aynı zamanda “sosyal adalet” ilkesini, “kanun önünde eşitlik” ile sınırlı olmaksızın Cumhuriyetin “değiştirilemez” niteliklerinden biri (m.4) düzeyine yükselttiği sonucuna varılmaktadır.
Şöyle ki; 1961 Anayasası’nda olduğu gibi 1982 Anayasası da, “Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dahil” olduğunu (m. 176) ve 2. maddesinde de, “Türkiye Cumhuriyeti’nin … başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan … sosyal bir hukuk devleti” niteliği taşıdığını öngörmüştür. Başlangıç’taki ilkeler arasında ise, “Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak (…) onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu” da bulunmaktadır.
1982 Anayasası’nın, 1961 Anayasası’ndan ayrılarak, yasa önünde eşitlik ilkesine “Genel Esaslar” içinde yer vermiş olmasının, bu ilkeye “Anayasa’nın tümüne ve Devlet’e egemen bir ilke” niteliği kazandırdığı; bu düzenleme biçiminin, yani ilkenin Anayasa’daki yerinin, “eşitliğin temel bir Devlet yönetimi ilkesi olarak düşünülmesi gerektiği görüşüne güç kattığı belirtilmiştir. Yasa önünde eşitlik ilkesinin demokrasinin vazgeçilmez üç ilkesinden birini oluşturduğunu vurgulayan 10. maddenin gerekçesi göz önüne alındığında, “eşitlik ilkesinin Genel Esaslar kısmındaki Devlet’in kuruluş unsurları ve dayanaklarından biri olduğunu söylemek gereklidir, tıpkı 2. ve 5. maddelerde belirtilen Demokrasi, Hukuk Devleti ve İnsan Hakları gibi.”
Mevcut açıklamalar ışığında, somut olayda, sanık … ile sanıklar … ve …’ın eylemlerine farklı yasal düzenlemelerin tatbikinin, “haklı sayılabilecek gerekçelere ve ölçütlere” dayanmadığı, sanıkların aynı hukuki statüde bulundukları ve aralarında statüler eşitliğin de bulunduğu, mevcut yasal mevzuat ile hak özneleri arasında ayrımcılık oluşturulduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu arasında, özel yasa – genel yasa ilişkisinin bulunduğu, bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren ve Kooperatifler Kanunu’ndaki yasal düzenlemeyi açıkça yürürlükten kaldırdığını ifade etmeyen genel yasa hükmü ile, özel yasa hükmünün çelişmesi durumunda, bu çelişkinin Hukukun genel ilkeleri ile giderilemeyeceği, özel yasanın genel yasaya karşı üstünlüğünü koruyacağı ve somut olayda sorumluluğun konusu aynı olan (hatta yönetim kurulu üyelerinin eylemine nazaran, denetim kurulu üyelerinin eylemi, kusuru, sorumluluğu ikincil nitelikte kalmaktadır, eylemi ve sorumluluğu doğuran asıl davranış yönetim kurulu üyelerinin davranışıdır.) sanıklar hakkında, eylemi daha ağır olan sanık …’nın eyleminin suç olmaktan çıkartılıp, hakkında yargılama yapmayı dahi gerektirmeyen ve idari mülki amir tarafından uygulanacak idari para cezasına çeviren 6102 sayılı Yasanın 562. maddesi karşısında, 1162 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun Ek 2/3 maddesinin Anayasa’nın 10. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde tanımlanan kanun önünde eşitlik ilkesine, Anayasa Mahkemesi’nin “aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı kurallara bağlı tutulacağı” ve “Anayasa’nın 10. maddesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin arasında haklı nedene dayanmayan ayrımları önleyerek eşitliği sağlamaktır” şeklindeki yorum ve uygulamaları ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağını öngören 14. maddesine, 12 sayılı protokolün işlem eşitliğine yer veren ilgili hükmüne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar ve uygulamalarına konu ve kaynak olan, Hukukun evrensel ilkesi, “eşitlik ilkesi”ne aykırılık teşkil ettiği anlaşılmakla, somut norm denetimi açısından Anayasa Mahkemesine müracaat edilmesi gerektiği kanaatine varılmakla, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi uyarınca dosyanın ilgili belgeleri dizi pusulasına bağlanarak ekli gönderilmiş olup, Mahkemeniz kararının bekletici mesele yapılmasına karar verilmiştir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
24.4.1969 günlü, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren “Cezai sorumluluk” başlıklı ek 2. maddesi şöyledir:
“Ek Madde 2- (Ek: 6/10/1988 – 3476/26 md.; Değişik: 23/1/2008-5728/340 md.)
1. 8 inci maddenin üçüncü fıkrasına, 16 ncı maddenin beşinci fıkrasına, 56 ncı maddenin altıncı fıkrasına, 59 uncu maddenin dördüncü, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarına ve 90 ıncı maddenin beşinci fıkrasına aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ve memurları üç aydan iki yıla kadar hapis ve elli günden beşyüz güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar.
2. Genel kurulu olağan toplantıya çağırmayan yönetim kurulu üyeleri ile 2 nci maddenin dördüncü fıkrasına, 8 inci maddenin ikinci fıkrasına, 16 ncı maddenin birinci fıkrasına, 66 ncı maddenin ikinci fıkrasına ve 90 ıncı maddenin üçüncü fıkrasına aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri altı aya kadar hapis ve otuz günden üçyüz güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar.
3. 56 ncı maddenin ikinci ve dördüncü fıkralarına, 66 ve 67 nci maddeye aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının denetim kurulu üyeleri bir aydan altı aya kadar hapis ve otuz günden üçyüz güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar.
İlgili bakanlık, kooperatifler ve üst kuruluşlarının yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile memurları hakkında görevlerine ilişkin olarak işledikleri suçlardan dolayı açılan kamu davalarına katılma talebinde bulunabilir.”
B- İlgili Yasa Kuralları
1163 sayılı Kanun’un ilgili görülen “Üyelik şartları ve ücret” başlıklı 56., “İnceleme yükümlülüğü” başlıklı 66. ve “Rapor düzenlenmesi” başlıklı 67. maddeleri şöyledir:
“Madde 56- (Değişik: 6/10/1988 – 3476/14 md.)
Yönetim kurulu üyelerinde aşağıdaki şartlar aranır.
1. Türk vatandaşı olmak.
2. Aynı türde başka bir kooperatifin yönetim kurulu üyesi olmamak.
3.(Değişik: 23/1/2008-5728/338 md.) Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (…) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından ya da bu Kanun hükümlerine göre mahkum olmamak.
Üyelik şartları denetçiler tarafından araştırılır. Bu şartları taşımadıkları halde seçilenler ile sonradan kaybedenlerin görevlerine yönetim kurulunca son verilir.
Haklarında yukarıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davası açılmış olanların görevleri ilk genel kurul toplantısına kadar devam etmekle beraber, yönetim kurulunca bu durumdaki üyelerin genel kurulca azli veya göreve devamı hakkında karar alınmak üzere yapılacak ilk genel kurul gündemine madde konulur.
Bu veya anasözleşmede gösterilecek diğer bir sebeple yönetim kurulu toplantı nisabını kaybederse, boşalan yönetim kurulu üyeliklerine denetim kurulu üyeleri tarafından gecikilmeksizin yeteri kadar yedek üye çağrılır.
Yönetim kurulu üyelerinden bir veya bir kaç kooperatifi temsil yetkisini haiz murahhas üye seçilebilir. Murahhas üyelerin seçilmesi ve değiştirilmesi Ticaret Siciline tescil ettirilir.
Yönetim kurulu üyelerine genel kurulca belirlenen aylık ücret, huzur hakkı, risturn ve yolluk dışında hiç bir ad altında başkaca ödeme yapılamaz.
Madde 66- Denetçiler, işletme hesabiyle bilançonun defterlerle uygunluk halinde bulunup bulunmadığını, defterlerin düzenli bir surette tutulup tutulmadığını ve işletmenin neticeleriyle mameleki hakkında uyulması gerekli olan hükümlere göre işlem yapılıp yapılmadığını incelemekle yükümlüdürler. Ortakların şahsan sorumlu veya ek ödeme ile yükümlü olan kooperatiflerde denetçiler, ortaklar listesinin usulüne uygun olarak tutulup tutulmadığını da incelemek zorundadırlar.
Yöneticiler, bu maksatla denetçilere defterleri ve belgeleri verirler. Denetçilerin istekleri üzerine müfredat defteri ve bu defterin hangi esaslara göre düzenlendiği ve istenilen her konu hakkında bilgi verilir.
Ortaklar gerekli gördükleri hususlarda denetçilerin dikkatini çekmeye ve açıklama yapılmasını istemeye yetkilidirler.
Madde 67- Denetçiler her yıl yazılı bir raporla beraber tekliflerini genel kurula sunmaya mecburdurlar.
Denetçiler, görevleri çerçevesinde işlerin yürütülmesinde gördükleri noksanlıkları, kanun veya anasözleşmeye aykırı hareketleri bundan sorumlu olanların bağlı bulundukları organa ve gerekli hallerde aynı zamanda genel kurula haber vermekle yükümlüdürler.
Denetçiler yönetim ve genel kurul toplantılarına katılırlar. Ancak, yönetim kurulunda oy kullanamazlar.”
C- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. maddesine dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri gereğince Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 22.11.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hasan Mutlu ALTUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, kooperatif denetçileri ile ilgili olarak uygulanacak yaptırımları gösteren itiraz konusu kuralda yer alan hükümlerin, aynı görevi yapan ve bu görevin asli ve tali sorumluluklarını paylaşan kişiler arasında eşitsizliğe yol açabileceği, değişik görevleri ifa eden kişiler ile ilgili olarak sorumluluk belirlenirken haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım yapılmasının da eşitsizlik doğuracağı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, ticari defterlerden olan yevmiye defterinin kapanış onaylarının notere yaptırılacağı kural altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 562. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde ise bu kurala uymayan şirket yöneticilerinin idari para cezası ile cezalandırılacakları belirtilmiştir. Söz konusu kural, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesi gereğince kooperatif yönetim kurulu üyeleri hakkında da uygulanmaktadır.
1163 sayılı Kanun’un 56. maddesinde, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin üyelik şartlarının ve sayılarının; 66. maddesinde, kooperatif defter ve hesaplarının düzenli tutulmasının; 67. maddesinde ise kooperatif raporlarının düzenli olarak genel kurula sunulmasının denetlenmesi yükümlülükleri düzenlenmektedir.
İtiraz konusu kuralda, bu maddelerde belirlenen görevlere aykırı hareket eden kooperatif ve üst kuruluşlarının denetim kurulu üyelerinin bir aydan altı aya kadar hapis ve otuz günden üçyüz güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda kimlerin hangi eylemlerinin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahiptir.
İtiraz konusu kuralda, Kanunla belirlenen bazı görevleri yapmada ihmali bulunan denetim kurulu üyelerine verilecek cezalar düzenlenmiştir. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, kooperatif yönetim kurulu üyelerine uygulanan yaptırım ile denetim kurulu üyeleri hakkında uygulanan cezayı karşılaştırarak, bu hususun suç ve ceza dengesini bozduğunu ileri sürmüş ise de, kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile denetim kurulu üyelerinin görev ve sorumluluklarındaki farklılıkları dikkate alarak, itiraz konusu kural uyarınca denetim görevinin ihmal edilmesi durumunu yaptırıma bağlamak ve bunun karşılığında verilecek cezayı belirlemek kanun koyucunun takdirindedir.
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen “kanun önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
1163 sayılı Kanun’da, yönetim kurulu ve denetim kurulu arasında bir astlık ya da üstlük ilişkisine yer verilmemiştir. Ancak bu durum iki organın birbirine eşit olduğu anlamına gelmemektedir. Kooperatiflere özgü işbölümü esaslarına göre her iki organa farklı işlev ve statüler tanınmıştır. Bu durumuyla her iki organın birbiriyle eşit değil, birbirini tamamlayıcı statüde olduklarını kabul etmek gerekir. Dolayısıyla farklı hukuksal konumda bulunan kişiler hakkında farklı yaptırımların uygulanmasını öngören itiraz konusu kuralda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI- SONUÇ
24.4.1969 günlü, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ek 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 28.2.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN

Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN

Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN

Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal TERCAN

Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN