Limited Şirketlerin Amme Borçları

5) Birinci Kısım İkinci Bölümünün “VII. Limited Şirketlerin Amme Borçları” başlıklı alt bölümünün;

a) (3) numaralı bölümünün sonuna aşağıdaki paragraflar eklenmiştir.

“14/2/2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununu mülga eden 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 573 ve müteakip maddelerinde limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş, Kanunun 587 nci maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında; ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları, müdürlerin ve şirketi temsile yetkili diğer kişilerin kimliği, temsil yetkisinin kullanılma şekli yer almış, 589 uncu maddesinde şirket esas sözleşmesinde yapılan her değişikliğin ilk sözleşmede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 594 üncü maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların adlarının, her ortağın sahip olduğu esas sermaye pay sayısının, esas sermaye paylarının devirleri ve geçişleri itibari değerlerinin, grupları ve esas sermaye payları üzerindeki intifa ve rehin haklarının, sahiplerinin adlarının ve adreslerinin bu deftere kaydedileceği vukuu bulan ödemelerin, payların devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği hükme bağlanmıştır.

6102 sayılı Kanunun 595 inci maddesinde ortaklık payının devri düzenlenmiş ve madde hükmüne göre ortaklık payının/esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı ve tarafların imzalarının noterce onaylanacağı, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğu ve devrin bu onayla geçerli olacağı, başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde devre onay vermiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Buna göre, ortaklık payının devri; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse ortaklar genel kurulunun onayı bu onayın bulunmadığı halde üç aylık sürenin geçmesi ile hüküm ifade etmektedir. Bu durumda ortaklık payının devredildiği tarih olarak noter tasdikli devir sözleşmesi tarihinin esas alınması gerekmektedir.

Diğer taraftan, ortaklık payının noter tasdikli devir sözleşmesi ile devredilmesine rağmen devrin genel kurul tarafından reddedilmesi halinde, ortaklık payı devredilmemiş sayılacak ve ortağın ortaklık sıfatı devam edecektir.

Bu itibarla, limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgiler; şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde ise 6102 sayılı Kanunun 594 üncü maddesine göre tutulan pay defterinde ya da devrin genel kurul tarafından onaylanmış veya onaylanmış sayılması halinde noter tasdikli devir sözleşmesinde yer almaktadır.

Diğer taraftan, 6102 sayılı Kanun 14/2/2011 tarihinde yayımlanmış ve istisnai düzenlemeleri hariç olmak üzere 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aynı tarihte yürürlüğe giren 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ile de yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin yürürlüğe girmesi ve uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir. Yapılan düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, amme alacağının ödenmesinden 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi çerçevesinde sorumluluğu bulunan ortakların tespitinde amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihte yürürlükte bulunan ilgili Kanun hükümleri dikkate alınacaktır. Aynı şekilde ortaklık payının devri ile ilgili olarak da payın devredildiği tarihte yürürlükte olan Kanun hükümlerinin uygulanacağı tabiidir.”

b) (8) numaralı bölümünün sonuna aşağıdaki paragraflar eklenmiştir.

“6102 sayılı Kanunun, limited şirketlerin yönetim ve temsiline ilişkin hükümlerinin yer aldığı 623 üncü maddesinde ise “(1) Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.

(2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.

(3) Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler.” düzenlemesi yer almaktadır.

6102 sayılı Kanuna göre, limited şirketin kanuni temsilcisi, şirket sözleşmesi ile tayin edilmiş müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortak veya tüm ortaklar ya da üçüncü kişiler olabilecektir. Ancak üçüncü kişilere şirketin yönetim ve temsilinin verilebilmesi için ortaklardan en az birinin şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekmektedir.

Buna göre, limited şirket ortakları hakkında 6183 sayılı Kanun uyarınca yapılacak takip; 35 inci madde hükümlerine göre sermaye hisseleri oranında, 6102 sayılı Kanun hükümlerine göre tespit edilen kanuni temsilcileri hakkındaki takip ise 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesine göre amme alacağının tamamından, müşterek ve müteselsil sorumluluk esasına göre yürütülecektir.

Diğer taraftan, 6102 sayılı Kanun 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup amme alacağının ödenmesinden müşterek ve müteselsil sorumluluğu bulunan kanuni temsilcilerin tespitinde amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihte yürürlükte bulunan ilgili Kanun hükümleri dikkate alınacaktır.”

Yapı denetim bedeli kooperatiflerde ne zaman nasıl ödenir ?

 

Yapı denetim hizmet bedeli nasıl ödenir?                                

Toplam inşaat alanı 1000 m2’yi (dâhil) geçmeyen yapıların denetim hizmeti bedeli defaten, 1000 m2’nin üzerindeki yapıların denetim hizmet bedeli defaten yada aşağıdaki tablodaki oranlarda yapı denetim hizmet sözleşmesinde belirtilen taksitlerle yapı denetim hesabına yatırılır.

1-Ruhsat alınması aşamasında ödenecek olan proje inceleme bedeli %10

2-Kazı ve temel üst kotuna kadar olan kısım %10

3-Taşıyıcı sistem bölümü %40

4-Çatı örtüsü, dolgu duvarları, kapı ve pencere kasaları, tesisat alt yapısı dâhil yapının sıvaya kadar hazır duruma getirilmiş bölümü %20

5-Mekanik ve elektrik tesisatı ile kalan yapı bölümü %15

6-İş bitirme tutanağının ilgili idare tarafından onaylanması %5

Macaristan’a vize kalktı-2013 Eylül

9 Eylül 2013 PAZARTESİ
Resmî Gazete
Sayı : 28760

MİLLETLERARASI ANDLAŞMA

Karar Sayısı : 2013/5271
19 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da imzalanan ekli “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Macaristan Hükümeti Arasında Diplomatik, Hizmet ve Hususi Pasaport Hamillerinin Vizeden Muaf Tutulmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığının 7/8/2013 tarihli ve 602049 sayılı yazısı üzerine, 5682 sayılı Pasaport Kanununun 10 uncu ve 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 19/8/2013 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Abdullah GÜL
CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan

B. ARINÇ M. ŞİMŞEK B. ATALAY B. BOZDAĞ
Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı V. Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı

S. ERGİN F. ŞAHİN E. BAĞIŞ N. ERGÜN
Adalet Bakanı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Avrupa Birliği Bakanı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı

F. ÇELİK E. BAYRAKTAR A. DAVUTOĞLU M. Z. ÇAĞLAYAN
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çevre ve Şehircilik Bakanı Dışişleri Bakanı Ekonomi Bakanı

T. YILDIZ S. KILIÇ M. M. EKER H. YAZICI
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Gençlik ve Spor Bakanı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Gümrük ve Ticaret Bakanı

M. GÜLER C. YILMAZ Ö. ÇELİK M. ŞİMŞEK
İçişleri Bakanı Kalkınma Bakanı Kültür ve Turizm Bakanı Maliye Bakanı

N. AVCI İ. YILMAZ V. EROĞLU
Millî Eğitim Bakanı Millî Savunma Bakanı Orman ve Su İşleri Bakanı

Baz istasyonu nasıl kurulur

Ayrıca kamuya ait umumi hizmet alanları ile ilgili idarelerin tasarrufu altındaki yol, otopark, yaya bölgesi gibi yerlerde kamu hizmetinin yürütülebilmesi ve iletişimin sürdürülebilmesi için gerekli tedbirler ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü alınmak suretiyle elektronik haberleşme istasyonu kurulabilir. Özel mülkiyete tabi arsa ve binalarda ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü ile beş yılda bir yenilenmek ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa göre kat maliklerinin muvafakatı alınmak şartıyla ilgili idarelerden ruhsat alınarak elektronik haberleşme istasyonu kurulabilir. Elektronik haberleşme istasyonları 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili diğer mevzuata göre kuruluş izni verilen alanda ve imar planı kararı aranmaksızın kurulur. Elektronik haberleşme istasyonlarının kurulabilmesi için, elektronik haberleşme hizmetinin gerekleri dikkate alınarak yer seçim belgesinin düzenlenmiş olması, yatayda ve düşeyde gerekli ve yeterli koruma mesafesinin bırakılması, koruyucu tedbirler alınması, tasarımının kent ve yapı estetiği ile uyumlu olması zorunludur. Büyükşehir sınırları içerisinde yer seçim belgesi vermeye ve ücretini almaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Ücreti yatırılmasına rağmen yirmi gün içerisinde verilmeyen yer seçim belgesi verilmiş sayılır. Uygulamalar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun sorumluluğunda yürütülür.”

Davacıya karşı yürütülen psikolojik tacizin ( mobbing )manevi yapısını olumsuz olarak etkileyecek ağırlıkta bulunduğu anlaşılmıştır; idarenin, hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle üzüntü ve sıkıntı yaşayan davacının zararını tazmini gerekir. (Karar Tarihi : 16.04.2012)

Davacıya karşı yürütülen psikolojik tacizin ( mobbing )manevi yapısını olumsuz olarak etkileyecek ağırlıkta bulunduğu anlaşılmıştır; idarenin, hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle üzüntü ve sıkıntı yaşayan davacının zararını tazmini gerekir.
(Karar Tarihi : 16.04.2012)
” A. Ü. Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı öğretim üyesi olan davacıya verilen üç ayrı disiplin cezasının yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine, bu işlemler ve anılan göreve yargı kararı ile atandığı 17.9.2001 tarihinden bu yana kendisine karşı yürütülen taciz (mobbing), bıktırma ve yıldırmaya yönelik eylem ve işlemler nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00 TL manevi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada; Erzurum Valiliği İl İnsan Hakları Kurulunca yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapor, yargı kararları ve davacı hakkında tesis edilen işlemlerin incelenmesinden, davacının haksız bir takım uygulamalara maruz kaldığı ve bu uygulamaların manevi yapısını olumsuz olarak etkileyecek ağırlıkta bulunduğu anlaşıldığından, idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle üzüntü ve sıkıntı yaşayan davacının zararının tazmini gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat isteminin ise reddine karar veren Erzurum 2. İdare Mahkemesinin 18.6.2008 gün ve E:2007/1642, K:2008/688 sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakiminin Düşüncesi : İstemin reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısının Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR : İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.

İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından,

KARAR : Temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına ve yargılama giderlerinin temyiz isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 16.04.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. ”
İlgili Mevzuat Hükmü : Türk Borçlar Kanunu (Yeni) MADDE 58 :Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Finansal kiralama yoluyla kiralanan binek oto için ödenen kdv\’nin indirimi hk.

Başlık Finansal kiralama yoluyla kiralanan binek oto için ödenen kdv\’nin indirimi hk.
Tarih 19/04/2013
Sayı 39044742-KDV.30-602
Kapsam

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

Sayı

:

39044742-KDV.30-602

19/04/2013

Konu

:

Finansal kiralama yoluyla kiralanan binek oto için ödenen kdv’nin indirimi

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, serbest muhasebeci mali müşavir olarak faaliyette bulunduğunuz; leasing (finansal kiralama) yöntemi ile 4 yıl vadeli binek aracı almak istediğiniz ve söz konusu araçların 4 yıl süresince finansal kiralama şirketi üzerinde kayıtlı olacağı belirtilerek bu araca ait amortisman ile tamir, akaryakıt ve diğer giderlerin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN :

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde, Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır… ”

68 inci maddesinde ise,” Serbest meslek kazancının tespitinde aşağıda yazılı giderler hasılattan indirilir:

4. Mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanlar (amortismana tabi iktisadi kıymetlerin elden çıkarılması halinde aynı Kanunun 328 inci maddesine göre hesaplanacak zararlar dahil).

5. Kiralanan veya envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri.

…” hükümleri yer almaktadır.

Bu hükümlere göre, bakım onarım ve benzeri giderlerin kimin tarafından karşılanacağına ilişkin bir düzenlemenin olmaması kaydıyla finansal kiralama yöntemi ile kiralanan aracın mesleki faaliyette kullanılması halinde kullanım aşamasındaki akaryakıt, bakım ve benzeri giderlerinin serbest meslek kazancının tespitinde hasılattan indirim konusu yapılması mümkün bulunmakta olup envantere kayıtlı olmayan araca ait ayrılan amortismanların indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN :

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 189 uncu maddesinde “Üzerinden amortisman yapılan kıymetler ve bunların amortismanları aşağıda yazılı şekillerden herhangi biri ile gösterilir:

1. Envanter defterinin ayrı bir yerinde;

2. Özel bir amortisman defterinde;

3. Amortisman listelerinde.

Amortisman kayıtları, amortismana başlandığı tarihten itibaren her yılın amortismanı ayrı ayrı gösterilmek şartıyla birbirine bağlanır. İşletmeye yeniden giren iktisadi kıymetlerle bunların amortismanlarının evvelki yıllara ait kayıtlarda devam ettirilmesi caizdir.

Amortisman defteri veya listelerinin kayıtları envanter kaydı hükmündendir. Yukarıdaki esaslara göre kayıtlarda gösterilen iktisadi kıymetlere ait değerler envanter defterine toplu olarak geçirilebilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan Kanunun 211 inci maddesinde ise, “Serbest meslek erbabı, işlerinde bir yıldan fazla kullandıkları ve amortismana tabi tuttukları tesisat ve demirbaş eşyanın kıymetleri ile amortismanlarını 189’uncu maddede yazılı şekilde tutulan “Amortisman kayıtlarında” gösterirler.” hükmü bulunmaktadır.

Aynı Kanunun Mükerrer 290 ıncı maddesinde de; “1.Finansal kiralama işlemlerinde, finansal kiralamaya konu iktisadi kıymet ile sözleşmeden doğan hak, borç ve alacakların değerlemesi aşağıdaki esaslara göre yapılır.

Kiracı tarafından finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenir.

2. Kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, bu Kanunun mükerrer 298 inci maddesi ve üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümünde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş esaslar çerçevesinde yeniden değerlemeye ve amortismana tabi tutulur.

….

Kiracı tarafından finansal kiralama sözleşmesine göre yapılan kira ödemeleri, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılır. Ayrıştırma işlemi, her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapılır.

3. …

Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kira süresi boyunca yapılması gereken kira ödemeleridir. Kira süresi sonunda, kiralama konusu iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması halinde bu değer de kira ödemesi kabul edilir.

Kira süresi sonunda kiracıya düşük bir bedelle iktisadi kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme tarihinde bu hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda kira ödemeleri kira süresi boyunca yapılan kira ödemeleri ile satın alma hakkının kullanılması durumunda ödenmesi gereken bedelin toplamıdır.”

hükümleri yer almaktadır.

Diğer taraftan, 319 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “I.TANIMLAR” bölümünün (5) numaralı bendinde, “Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kiralama süresi boyunca yapılması gereken kira ödemeleridir. Sözleşme hükümlerine göre kiracının kiralama süresi başlangıcında kiralayana ödediği ve kendisine geri dönüşü olmayacak depozito veya peşin ödenmiş kira bedellerinin de kira ödemeleri içinde sayılacağı tabidir.

Aşağıda sayılan değerler de kira süresi boyunca yapılan kira ödemeleri kapsamında değerlendirilecektir;

a) Kira süresi sonunda kiralama konusu iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması halinde bu değer,

b) Kira süresi sonunda kiracıya düşük bir bedelle iktisadi kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme başlangıç tarihinde bu hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda bu satın alma hakkının kullanılması durumunda ödenmesi gereken bedel.”

“II- DEĞERLEME VE AMORTİSMAN UYGULAMASI” başlıklı bölümünün B-Kiracıya İlişkin Hükümler alt başlıklı kısmında;

1 – Finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenecektir. Finansal kiralama konusu iktisadi kıymet, kullanma hakkı olarak aktife alınacak karşılığında ise kiralayana olan borç pasife kaydedilecektir.

2- Kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, Vergi Usul Kanununun üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümü ve ilgili genel tebliğlerde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş usul ve esaslar çerçevesinde amortismana ve Kanunun Mükerrer 298 inci maddesi uyarınca da yeniden değerlemeye tabi tutulacaktır. Diğer bir ifadeyle, kullanım hakkı, Vergi Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde bu iktisadi kıymet için tespit edilmiş amortisman sürelerinde amorti edilecektir. Sözleşmenin fesholması halinde kalan dönemler için iktisadi kıymetle ilgili olarak amortisman ayrılma ve yeniden değerleme işlemleri yapılmayacaktır.”

açıklamaları yer almaktadır.

Öte yandan, Vergi Usul Kanununun 320 nci maddesinde; “Amortisman süresi, kıymetlerin aktife girdiği yıldan başlar. Bu sürenin yıl olarak hesaplanması için (1) rakamı mükellefçe uygulanan nispete bölünür.

Her yılın amortismanı ancak o yıla ait değerlemede nazara alınabilir.

Amortismanın herhangi bir yıl yapılmamasından veya ilk uygulanan nispetten düşük bir hadle yapılmasından dolayı amortisman süresi uzatılamaz.”

hükmü yer almaktadır.

Buna göre, finansal kiralama (leasing) yöntemiyle aktifinize kaydedilen iktisadi kıymetin iktisap edildiği tarih itibarıyla kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı olarak belirleyeceğiniz kullanım hakkı üzerinden iktisadi kıymetin faydalı ömrüne göre amortisman ayırmanız mümkün bulunmakta olup, ilgili yılda ayrılmayan amortismanın daha sonra ayrılması mümkün bulunmamaktadır.

Ayrıca, kira ödemelerinizi, borç anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırmanız gerekmekte olup, ayrıştırma işlemini, her bir dönem sonunda kalan borç tutarına sabit bir dönemsel faiz oranı uygulanmasını sağlayacak şekilde yapmanız gerekir.

Diğer taraftan; iktisadi kıymetlerin aktife alındığı yılda amortisman ayrılmaya başlanacağından aktifinize aldığınız kullanım hakkıyla ilgili ödemelerin yapılıp yapılmamasının amortisman ayrılmasına bir etkisi bulunmamaktadır.

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN :

3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununun 4 üncü maddesinde, finansal kiralama sözleşmesinin, kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğinin, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakılmasını öngören sözleşme olduğu; 9 uncu maddesinde de; finansal kiralama konusu malın mülkiyetinin kiralayan şirkete ait olduğu; ancak taraflarca sözleşmede, sözleşme süresi sonunda kiracının malın mülkiyetini satın alma hakkını haiz olacağının kararlaştırılabileceği hüküm altına alınmıştır.

KDV Kanununun 30/b maddesinde ise; faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, işletmelere ait binek otomobillerinin alış vesikalarında gösterilen KDV nin, mükelleflerin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV den indirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, finansal kiralama işleminin süre bitiminde malın mülkiyetinin kiracıya geçmesi durumunda, binek otomobillerine ait yüklenilen KDV nin indirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Sözleşme sonunda malın kiraya verende kalması durumunda ise söz konusu işlem bir kiralama hizmeti olarak değerlendirileceğinden, kira tutarları üzerinden ödenen KDV indirim konusu yapılabilecektir.

Öte yandan, finansal kiralama yöntemi ile kiralanan aracın mesleki faaliyette kullanılması şartı ile kullanım aşamasındaki akaryakıt, bakım ve benzeri giderler nedeniyle yüklenilen KDV nin indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Arsa sahibinin yükümlülükleri

İnşaat yapılacak olan taşınmaz, çeşitli sebeplerle hemen inşaat yapımına başlanabilecek koşullarda/inşaata elverişli olmayabilir.
Örneğin;
– taşınmazın üzerinde yıkılması gereken bir bina olabilir,
– taşınmaz üzerindeki binada oturan kiracılar ve bu kiracıların tahliyesi gereği söz konusu olabilir,
– taşınmaz üzerindeki binada ipotek olabilir ve bu ipoteğin kaldırılması, akabinde binanın yıkılması gerekebilir,
– arsada, inşaata başlanmazdan evvel ifraz, tevhit, yola terk gibi birtakım hukukî işlemlerin ifası gerekiyor olabilir, v.b..
Örneklenen ve benzeri durumlarda; KKİS’de taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa ve/veya arsanın inşaat yapımına elverişli duruma getirilebilmesi için müteahhide vekalet verilmemişse; tüm işlemleri yapıp taşınmazı boş ve ayıpsız/inşaat yapımına elverişli olarak müteahhide teslim etmek arsa sahibinin yükümlülüğündedir

Bu durumda KKİS’nin resmî şekilde akdedilmesi gereğinin mesnedi olan satım vaadi ayağını oluşturan taşınmaz satış vaadine ilişkin sözleşme bedelinin taahhüdü, fiili olarak tapuda devir olarak ifa edilmektedir.

KKİS’de tarafların belirledikleri paylaşım şekli, tapuda kat irtifakı kurulması aşamasında KKİS’nin taraflarının iradeleri ile değiştirilirse; bu değişikliğin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Çünkü yukarıda izah ettiğimiz şekilde kat irtifakı, resmi senetle ve tapu siciline tescil ile kurulmaktadır (634 S.K. m.10). Bu durumda KKİS’nin resmî şekilde akdedilmesi gereğinin mesnedi olan satım vaadi ayağını oluşturan taşınmaz satış vaadine ilişkin sözleşme bedelinin taahhüdü, fiili olarak tapuda devir olarak ifa edilmektedir. Yalnız bunun kabulü için arsa sahibinin iradesinin bu yönde olduğunun imzası ile tasdik edilmiş olması gerekir. Aksi takdirde; yani, arsa sahibi müteahhide bu konuda vekalet vermiş ve müteahhit, verilen vekalete mesnetle işlem yapmışsa veya arsa sahibi sözleşme dışı üçüncü bir kişiyi temsilci atamış ve tapudaki işleme dair imzalar, bu temsilci tarafından atılmışsa arsa sahibi sözkonusu değişikliğin geçerli olmadığını ileri sürme imkanını haiz olacaktır. Bu durumda değişikliğin bağlayıcı olup olmadığının duruma göre değerlendirmesi yapılır.

Kooperatif kat karşılığı Yargıtay

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 14.03.2005 T., E: 2004/4510, K: 2005/1405: “…Yanlar arasında düzenleme biçiminde yapılan 30.7.1997 tarihli daire karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin 6. maddesinde arsa sahibine ait dairelerin iskân ruhsatının kooperatif tarafından alınacağı ve dairelerin anahtar teslimi olarak teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmede inşaatın süresi ve teslim tarihi ile ilgili hüküm bulunmamaktadır. Kooperatif yönetim kurulu üyeleri 30.9.2000 tarihli “taahhütnamedir” başlıklı belge ile arsa sahibine ait dairelerden başlamak üzere inşaatı 2001 yılı inşaat sezonu sonuna kadar bitireceklerini kabul ve taahhüt etmişlerdir. Taahhütnameyi imzalayanlar, sözleşmeyi imzalayanlarla aynı kişiler olup kooperatifi temsil ve ilzama yetkileri bulunmaktadır. BK.nun 12. maddesine göre, geçerliliği resmi şekle bağlı eser sözleşmelerini tâdil eden sözleşmelerin de resmi biçimde yapılması gerekir. Sözleşmenin tâdilinden maksat; tarafların ana sözleşmeyle yükümlendikleri borçları ağırlaştıran değişikliklerdir. Bu nitelikte olmayan, yani sözleşmeyi bozmayan ve değiştirmeyen fer’i ve mütemmim koşulların resmi biçimde yapılma zorunluluğu yoktur. Kooperatifi temsil ve ilzâma yetkili kişilerce adi yazılı olarak düzenlenen taahhütname, ana sözleşmedeki borçları ağırlaştırıcı nitelikte değişiklikleri içermediğinden geçerlidir ve kooperatifi bağlar. Taahhütnameye göre davacıya ait dairelerin 2001 yılı inşaat sezonu sonunda yani en geç 31.12.2001 tarihinde teslimi gerekmektedir…”

KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HALİNDE GEÇERLİK ŞEKLİ

KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HALİNDE GEÇERLİK ŞEKLİ:

Taraflar, akdettikleri KKİS’deki hükümlerle bağlı olmakla birlikte bazen, KKİS’ni akdettikten sonra, sözleşmenin bazı hükümlerinde değişiklik yapmak veya sözleşmeye yeni hükümler eklemek isteyebilirler. Taraflar, bu değişiklikleri; bazen asıl sözleşme metnine çıkıntı ile veya metnin altına ek yaparak; bazen de asıl metin dışında başka bir sözleşme akdederek gerçekleştirmektedirler. Bu değişikliklerin ve/veya eklemelerin geçerlilik şeklinde kural: TBK m.13′teki, kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulmasının zorunlu olduğu; sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümlerin bu kurala dahil olmadığı ve bu kuralın, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanacağı, düzenlemesidir. KKİS’nin geçerliliği, resmî şekilde (noter önünde re’sen düzenleme şeklinde) akdedilmesine bağlı olduğuna göre; kuralımızı KKİS’ne uyarladığımızda; KKİS’nin değiştirilmesinde de resmî şekle uyulması gerektiğini; KKİS metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümlerin bu kurala dahil olmadığını söyleyebiliriz.

Evleviyetle belirtmek gerekir ki; KKİS’nin asıl metni üzerine herhangi bir şekilde ek veya metinde değişiklik yapılması halinde bunların geçerliliği için aşağıda belirlenen kurala uymak gerekir:
Noterlik Kanunu m.81: “Noterlik işlemlerinde, ilgilinin imzasını ve noterin onayını taşımıyan çıkıntılar geçerli değildir. Çıkıntılar el yazısı ile yapılamaz. Tamamlanmasından sonra bir noterlik işleminin değiştirilmesi veya fesih ve iptali veyahut evvelki işin nitelik ve değeri değişmemek şartiyle düzeltilmesi, evvelki işlemin yapıldığı şekilde yeni bir işlemle yapılır. Yeni işlemin tarih ve numarası, noterlik dairesinde bulunan evvelki işleme ait kâğıda yazılır.
Şu kadar ki, yeni işlem başka bir noterlikte yapılırsa, bu noterlik, yeni işleme ait kâğıdın bir nüshasını, gerekli açıklama yapılarak ilk işleme ait kâğıda bağlanması için o işlemi yapan noterliğe gönderir.”

Taraflar, resmî şekilde akdettikleri KKİS’de kararlaştırdıkları paylaşımda/sözleşme bedelinde değişiklik yapmak isterlerse; bu değişikliğe dair akdedilecek sözleşmenin geçerliği de, asıl sözleşme gibi resmî şekle tâbidir:
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 11.07.2012 T., E: 2012/4156, K: 2012/5335: “…Taraflar arasında imzalanan 06.03.2007 tarihli arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinde davacı yükleniciye toplam 7 adet bağımsız bölüm verilmesi, bunlardan 6 adedinin inşaatın kabasının bitiminde tapusunun devredilmesi, kalan bir adet tapunun iskan alımından sonra devredilmesi kararlaştırılmıştır. 25.12.2008 tarihinde imzalanan harici sözleşmeyle bağımsız bölümlerin asıl sözleşmeye göre yerleri değiştirilmiş ise de bu değişiklik esaslı nitelikte bulunduğundan ve ek sözleşmede asıl sözleşmenin biçimine uygun olarak re’sen düzenleme şeklinde yapılmadığından BK’nın 12. maddesi uyarınca geçerli olduğu kabul edilemez…”

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi şekil şartı-İstisna

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 30.04.1997 T., E: 1997/15-146, K: 1997/372 sayılı kararında bu husus: “…Ancak geçerli bir sözleşme olmamakla birlikte taraflar karşılıklı olarak edimlerini ifa etmişlerse, yahut yüklenici inşaatı bitirmiş veya çok büyük bir bölümünü yapmış ve arsa sahibi de inşaatın devamı süresince karşı koymamış ve inşaatın yapılmasına rıza göstermiş veya arsa payı yüklenici adına geçirilmiş veyahut taraflar karşılıklı olarak ve kısmen edimlerini ifa etmişlerse bu takdirde sözleşmenin hukuken geçersiz olduğu ileri sürülemez; zira bu, MK’nun 2. maddesi uyarınca iyiniyet kuralları ile bağdaşmaz…” şeklinde ifade edilmiştir.

TMK m.2; herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı hükmünü amirdir. Sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanılması/dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirildiği durumlar:

Yıkım tahliye

Yine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de, 07.12.2009 T., E: 2009/2151, K: 2009/13782 sayılı kararıyla; davacı belediye başkanlığının, bina içine ruhsat ve projeye aykırı olarak yapılan eklerin yıkımını sağlayabilmek amacıyla nüfustan ve eşyadan tahliyesine izin istemine ilişkin davasının hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddi gerektiğine hükmetmiştir: “3194 Sayılı Yasa’nın 32/son maddesine göre projeye aykırı yapının yıkılabilmesi için konuttaki insan ve eşyanın tahliyesine karar verilmesini içeren istemlerin çözümü ilgili belediye ve valiliklere verilmiş; ancak, yıkımdan önce içindeki insan ve eşyanın tahliyesi konusunda mahkemelerden ayrıca karar alınması öngörülmemiştir. Bu yasal düzenlemeye göre eşya ve insandan arındırma işlemlerini kendi yasal kuralları çerçevesinde, yasal yetkilerini kullanarak gerçekleştirebilecek durumda olan davacının, ayrıca mahkemeden karar verilmesini istemekte hukuki yarar bulunmamaktadır”

Yapı Tatil tutanağı

YIKIM KARARI: İmar Kanunu düzenlemeleri kapsamında yapı ruhsatı alınmadan yapılabilecek yapılar hariç olmak üzere; ilgili idare, yapı ruhsatı alınmadan yapıya başlandığını veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığını tespit eder veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olursa o andaki inşaat durumunu tespit eder ve yapıyı mühürleyerek inşaatın yapımını derhal durdurur. Alınan yapı ruhsatına aykırılık yapının bir bölümüne ilişkin ise ilgili idare sadece bu kısmı mühürler. İlgili idarenin yapıyı durdurma işlemi, yapının yapıldığı yere, yapı tatil zaptının asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş olur ve bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır. Danıştay 14. Dairesi, 01.06.2011 T., E: 2011/5192, K: 2011/5 sayılı kararında, herhangi bir şekilde tespit tutanağının değil yapı tatil zaptının tebliği gerektiğini: “3194 sayılı Yasa’nın 32.maddesine uygun şekilde yapı tatil tutanağı düzenlenmeden dava konusu yıkım işlemi tesis edilmiştir. Bu durumda, 3194 sayılı Yasaya uygun olarak düzenlenmeyen tespit tutanağına dayalı olarak tesis edilen dava konusu yıkım işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından,” şeklinde belirtmiştir.
Yapı sahibi; bu tebliğ edilmiş sayılma tarihinden itibaren 1 ay içinde yapı ruhsatını alarak veya yapısını, yapı ruhsatına uygun hale getirerek ilgili idareden mührün kaldırılmasını isteyebilir. Bu istem üzerine ilgili idare, yapı ruhsatının alındığını veya ruhsata aykırılık durumu sözkonusu ise bu aykırılığın giderildiğini tespit ederse mührü kaldırıp inşaatın devamına izin verir. Bu 1 aylık sürede yapı ruhsatı alınmaz veya yapı, ruhsata uygun hale getirilmez ise ilgili idare, yapı ruhsatını iptal eder ve ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan binayı, ilgili idare kurullarınca alınacak kararı müteakip yıktırır ve masrafını da yapı sahibinden tahsil eder. İdarenin aldığı bu kararlar hukuka aykırı ise ilgililer, alınan kararların iptali için idare mahkemesinde dava açabilirler.

Yapı ruhsatı alındıktan sonra ne kadar sürede inşaata başlanması gerekmektedir

Yapıya başlama müddeti, yapı ruhsatı tarihinden itibaren 2 yıldır. Bu müddet zarfında yapıya başlanmadığı veya yapıya başlanıp da her ne sebeple olursa olsun, başlama müddetiyle birlikte 5 yıl içinde yapı bitirilmediği takdirde verilen ruhsat hükümsüz sayılır ve bu durumda yeniden yapı ruhsatı alınması mecburidir. Ruhsat yenilenmesi ve plan tadili sırasında ayrıca harç alınmaz ise de; inşaat sahasında artış, bağımsız bölümlerin brüt alanında veya niteliğinde değişme olması hallerinde yeniden hesaplanacak harçtan, evvelce ödenen harç tutarı tenzil edilir. Yeni durumda hesaplanan harç tutarında azalma olması halinde iade yapılmaz. Ruhsat ve eklerinin yapı yerinde bulundurulması mecburidir.

Yapı ruhsatı

Yapı sahipleri veya vekilleri; yeni inşaat, ilâve ve esaslı tadilat yapmak üzere parsele ait imar durum belgesi, yol kotu tutanağı, kanal kotu tutanağı ve uygulama imar planına esas onaylı jeolojik ve jeoteknik etüt raporunun parselin bulunduğu alana esas bölümünü almak için; başvuru dilekçelerine aplikasyon krokisini ve tapu kayıt örneği veya istisnaî hallerde tapu kayıt örneği yerine geçen belgeleri ekleyerek ilgili idareye müracaat ederler. Tapu yerine geçen belgelerden kasıt; özel kanunlara göre tahsis yapılmış olmakla beraber henüz tapu siciline malik adına mülkiyet olarak kaydedilmemiş olan gayrimenkuller için özel kanunlarda mülkiyet belgesi yerine geçeceği hükme bağlanmış olmak kaydı ile ilgili kamu kuruluşlarınca verilmiş olan tahsis belgesi, mülkiyete dair kesinleşmiş mahkeme kararı ve bu mahkeme kararına dayalı olarak yetkili makamlarca verilen belge ve kesinleşmiş kamulaştırma kararlarıdır.

Başvurulan ilgili idare, bu başvuru tarihinden itibaren imar durum belgesi (çap) ve onaylı jeolojik ve jeoteknik etüt raporunun bir örneğini en geç 2 iş günü; yol kotu tutanağı ve kanal kotu tutanağını en geç 5 iş günü içinde verir. Kanal kotu tutanağı idare dışında ayrı bir su ve kanalizasyon idaresi tarafından düzenleniyor ise, bu süre 3 iş günüdür. Bu belgelerin bu süreler içinde verilmemesi halinde gerekçesinin, başvuru sahibine aynı süreler içinde yazılı olarak bildirilmesi zorunludur.

Uygulama imar planı olmadan yapıya, yapı ruhsatı verilemez; başka bir deyişle yapının yapılabimesi için uygulama imar planına uygun olarak ve bu planın uygulanması yolunda yapı ruhsatı alınıp inşaatın bu şekilde yapılması gerekmektedir (Danıştay 6. Daire, 03.05.2010 T., E: 2008/7572, K: 2010/4351).

Uygulama imar planı olmadan yapıya, yapı ruhsatı verilemez; başka bir deyişle yapının yapılabimesi için uygulama imar planına uygun olarak ve bu planın uygulanması yolunda yapı ruhsatı alınıp inşaatın bu şekilde yapılması gerekmektedir (Danıştay 6. Daire, 03.05.2010 T., E: 2008/7572, K: 2010/4351).

Bir parsel üzerinde birden fazla bina ve tesislerin yapımı gerektiğinde (kooperatif evleri, siteler, toplu konut inşaatı gibi) imar parselasyon planları ifraza gerek kalmadan bu ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenlenir veya değiştirilir ve burada, talep halinde, Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri uygulanır. Bir parselin bulunduğu imar adasına ait parselasyon planı yapılıp idarece kabul edilip tapuya tescil edilmeden o adadaki herhangi bir parsele yapı ruhsatı verilemez.

Bir parsel üzerinde birden fazla bina ve tesislerin yapımı gerektiğinde (kooperatif evleri, siteler, toplu konut inşaatı gibi) imar parselasyon planları ifraza gerek kalmadan bu ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenlenir veya değiştirilir ve burada, talep halinde, Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri uygulanır. Bir parselin bulunduğu imar adasına ait parselasyon planı yapılıp idarece kabul edilip tapuya tescil edilmeden o adadaki herhangi bir parsele yapı ruhsatı verilemez.

İmar planı olmayan yerler

Veraset yolu ile intikal eden, İmar Kanunu’na göre şûyulandırılan Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç olmak üzere; imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları ve satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz.

18 uygulamasının birden fazla kez yapılması mümkün müdür ?

3194 sayılı İmar Yasasının 18/6. maddesi uyarınca, herhangi bir parselden bir defadan fazla Düzenleme Ortaklık Payı kesilemez. Dava konusu taşınmaz, 1986 yılında parselasyona tabi tutulmuş ve DOP oranı sıfır olarak gösterilmiştir. Bu nedenle ikinci kez imar uygulamasına tâbi tutularak 34 m2′lik kısmın Düzenleme Ortaklık Payı olarak kesilmesi yasaya aykırı olduğundan” şeklinde belirtmiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 12.06.2012 T., E: 2012/6433, K: 2012/12582).